SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => İnsan

Konu: Hayata ve insana dair...

Sayfa: [ 1 ]

09.02.2007 20:37:59
Dinleyin çocuklar!
Müfredata girmemiş şeyler anlatacağım size. Hazır okullar da açılıyorken bilmeniz gerektiğini düşündüğüm konular...
Milli Eğitim Bakanlığı’nın tavsiye kararı almadığı, ders kitaplarına girmeyen, öğretmenlerin anlatmadığı konular.
Öncelikle şunu bilin ki hayat dediğimiz, ders kitaplarından öğrenilebilir bir şey değildir. İyi vatandaş olmakla iyi insan olmak arasında, söylenmemiş, üstü örtülmüş bir fark vardır. Uygar ve uysal olmak adına anlatılan şeyler, hayatın derin anlamına nüfuz edemezler. Bu yüzden hayat çoğu zaman gayrı resmi bir yolculuktur. Çok zaman kaçak kalırsın yaşamak kompartımanında.
Sana hayat bilgisi diye yutturulan konular gerçekte seni sıkıştıracakları dar bir elbisedir. Ve asla elbiseyi sana uyduracak değiller bunu unutma.

Sana yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağmurlu bir coğrafyada yaşadığımızı söyleyecekler. Gerçek olan senin mevsimindir oysa. O günün nasıl geçeceğini anlayabilmek için gökyüzüne bakman gerekmez. Dönüp yüreğine bak. Yağmurlar ve güneş yüreğinden süzülür. Gerçek olan yüreğinin mevsimidir, senin mevsimindir. Her sabah uyandığında gözlerinden dünyaya saçılandır mevsim. Güneş senden doğar ve yağmur senin gözlerinden düşer yeryüzüne.
Sana atlaslar, haritalar gösterecekler. Adına sınır dedikleri bazı çizgilerle çevrildiğini göreceksin yaşadığın yerlerin. Bütün bunlar kurmaca. Gerçekte tüm yeryüzü Allah’ındır ve gerçekte yürüyebildiğin kadar senindir tüm coğrafyalar.

Haritalar da gerçeği söylemez. Kuzey Amerika’yı Afrika’dan büyük gösterecekler sana. Doğru değil. Afrika altı milyon kilometrekare daha büyüktür. Avrupa’ya kıta deyip duracaklar. Doğru değil. Asya’nın uzantısından başka bir şey değil Avrupa dedikleri.

Bazı şehirlerin uzakta olduğunu anlatacaklar sana.
Uzaklık ve yakınlık aslı astarı olmayan ölçütlerdir.
Kudüs’ü öğren mesela. Saraybosna’yı, Şam’ı, Bağdat’ı, Mekke’yi, Medine’yi, Hicaz’ı, Caharkale’yi...
Öğren buralarda ne yetişir, insanlar ne yer ne içer, denizleri nasıldır, tarihte neler yaşamışlar, çocukları hangi oyunları oynar, anneler hangi ninnileri söyler, genç kızlar ne işler, erkekler ne işe koşar.
Öğren hangi şarkıları söyler buraların halkları. Neye ağlar, neye gülerler.
Öğren bu şehirler, ne zamandır senden uzakta.
Öğren bu şehirler senden niye uzakta.

Okuduğun yazıların, şiirlerin sonunda yabancı olduğunu söyledikleri kelimeleri sıralayacaklar. Dikkatli oku bu kelimeleri. Bil ki çoğu senindir bu kelimelerin. Bir hayata, bir medeniyete yabancılaşmış insanların, yeryüzüne yabancılaşmış insanların bir kenara bıraktığı kelimelerdir bunlar.
Senin kelimelerin...
Bir hayatı, bir düşünüşü, bir duyumsamayı, bir hayali, bir rüyayı anlatabileceğin kelimeler var bunların içinde. Kendi yabancılaşmalarını gizleyebilmek için bizim kelimelerimizi çalan insanlar göreceksin.

Kitaplara girmemiş adamlar var bir de.
Şiirlerini, öykülerini, romanlarını, piyeslerini müfredatlarda göremeyeceğin iyi ve sıkı adamlar. Gelecek güzel günlerin habercileri...
Onları itinayla okumalısın. Yedi güzel adamı tanıyıp, Hızır’la kırk saatin nasıl geçtiğini öğrenmelisin. Derviş hüneri nasıl olurmuş onlardan öğreneceksin. Bir de kalem kalesini inşa etmeyi...
Okumaya nasıl başlayacağını Kitap’tan öğrenebilirsin ancak.

Yaradan Rabbin adıyla oku!
Böyle okursan varlığının anlamı kalın harflerle yazılır yeryüzünde. Böyle okursan insan olmanın ne demek olduğunu bilirsin.
Böyle okursan anlarsın Hasan ve Hüseyin’in dedesi neden omuzlamış ağır bir yükü...

Bir tarık tufan yazısı
buda söylenmeli dediğiniz ne varsa..

Işıklı 26.09.2008 07:53:30
İNAM ATA
(Asif Ata)

Dünyayla görüş
“Mutlaka inam” 1. Kutsal Kitapdan

İnsan ana karnından dünyaya uçuruma düştüğü kibi düştü. Yadlık, namalumluk, meçhulluk onun yüreğini korkuyla, telaşla doldurdu. Uzaklığın büyüsü insanda hem de derin ve gözlenilmez bir hayret uyatdı.
Dünya insana yad idi; ancak bu yadlıkta anlaşılmaz bir çekimlilik vardı.
Dünyayla ilk görüşde yadlık insana korkulu görünüyordu. O, dünyaya gelişini korkunç yaygara ile bildirdi. Bu yaygarada acı feryat da var idi, sonsuz merak da.
Uçurum korkunç idi, ancak hem de çekimli, tılsımlı, mucizeli idi. İnsan dünyada yaşıyordu ve büyüdükce dünyaya yanaşması da büyüdü. İnsanı yalkızlık felaketinden Ana kurtardı. O, yavrusunu bağrına bastı, okşadı, sevdi ve insan anasını dünya saydı.
Uçurumun korkusu yok oldu, çekimliliği kaldı. Ana karnından kopup dünyaya düşmüş insan ana muhabbetinde öz ilkin manevi konutunu buldu ve bu konutu aklında, tahayyülünde yeniden yaratmaya başladı.
Dünyayla ilk temasta yüreğinde yaranan merak, hayret duygusu çiçeklendi. Ana adlanan sıradan varlık yere-göke sığmayan kudrete dönüştü.
Anayla görüşmekle insan dünyayla görüştü. Ananın yüzünde, gülüşünde, şevkatında dünya başlanıyordu  ve kurtarmıyordu.
İnsan anladı ki, ana dünyası mucizeli dünyadır. Ananın elleri sıradan el değil, gözleri sıradan göz değil, analıkta sonsuz güzellik var. Demek, insanın düştüğü uçurum da sıradan uçurum değil ve dünya insana yad değil, dünya ile insan birdirler. Ana ile yavru bir olan kibi. Dünyayla insan arasında ilişkilerin anlamını duygulu cocuk yüreği çok tez duydu. Ana sıradan kadındırmı? YOK. Demek, dünya da sıradan dünya değil. Ana evlatından ayrıdırmı? YOK. Demek, dünya da insandan ayrı değil. Ana her kesin gördüğü, bildiği adamdırmı? YOK. Anayla yavrunun temasda olduğu oda her kesin gördüğü, bildiği odadırmı? YOK. O, masaldır, büyükdür, mucizedir. Dünyanın asil anlamını yavru anasında buldu.
Sonralar o, büyüdü, yetkinleşti, dünyada yalan, edaletsizlik, çirkinlik, gaddarlık, hile, riya gördü, gamlendi, göz yaşı dökdü, ancak dünyanın ana ulviyyetinden ayrılmadı! İnsanlara bigane dünya – dünya değil! Yalanı tahta bindiren dünya – dünya değil! – dedi. Çirkinliği dağ başına çıkaran dünya - dünya değil! - dedi. Her görünen dünya – dünya değil! – dedi. Her yaşayan dünya – dünya değil! - dedi.
Eğer insanların göz yaşı denizin sularından çoktursa, eğer coşgun istekler insana mutluluk yok, felaket getiriyorlarsa, eğer dünyanın yüreği çirkefle doludursa, mazlumlar cellatlara secde kılıyorsa, eğer hamlık bilgeliği üsteliyorsa, eğer hile sadakata gülüyorsa, demek, dünya – dünya değil!
Uçurumun dünya olduğunu bildikden sonra insan uçuruma benzer dünyanı dünya saymadı! Çünki o, dünyanın asil anlamına kavuştu. Ana şevkati insanı dünyaya yakın etmişti.
İnsan anladı ki, onu kapsayan dünya asil dünyanın özü değil!
Burada asil dünyanın yalnız ayrı-ayrı belirtileri var. Ulvi muhabbet adlanan belirtisi! Yigitlik, özverililik adlanan belirtisi! Güzellik adlanan belirtisi! İdrak aşkı adlanan belirtisi!
İnsanın gerçeklikte yeni yadlığı başladı. O, başkasıyla bütün manevi birliğe can attı, ancak becermedi, mutlak manevi birlik yaranmadı, yadlık ortadan kalkmadı. İnsan hakikat yolu tutdu, ancak hakikatseverlik sevilmedi, yalan hakikati bedel yaptı. İnsan sadakat istedi – ona ihanet verdiler, muhabbet istedi – nefret verdiler, içtenlik istedi – hileyle öğündüler. Yırtıcılık, şehvanelik, zalimlık yere-göke sığmadı! Yürekle yürek arasında uçurum yarandı! Dünyadan korktular, küstüler, koştular!
“Bu, dünya değil!” – diye İnsan dillendi! Dünyanı özünde ara! Dünya murdardır, sen murdar olma! Dünya hamdır, sen ham olma! Dünya çirkindir, sen çirkin olma! Özünü halisleştir, ulvileştir, dünyalaştır! Nakıs dünyanı kanınla temizle! Öl – dünyanı diriltmek için! Koy seni assınlar, koy derini boğazından çıkarsınlar, bedenini ocakta yaksınlar! Bununla sen asil dünyanı tasdik edeceksin! Toprağı, yeri, gökü, çimeni, çayı şiirinle beze, ilahileştir, musikinle asil dünyanın sesini işit.
İnsan çevresindeki dünyanın dünya olduğuna inanmadı, gerçekliğe sığmadı. Hayatda yalnız o, bir kere dünyaya sığmıştı: Anasının kucağında. Ancak o zaman  dünya sıradan dünya değildi, ondan son derece büyük, ali, sırlı idi!
Kısası, İnsan dünyaya öz dünyasını özüyle, ruhunda getirmişti.
İnsan dünyaya atılmıştı. Gerçeklikte o, hiç zaman yadlıktan ayrılamamıştı. Ancak yadlık onu öldürmemişti. Çünki öz dünyası vardı. Gerçeklikle insan savaşmıştı, onun üzerinde uğur kazanmıştı, ancak dünya yadlığından bütün ayrılamamıştı.
İnsan anlamıştı ki, ilkbahar onun için açılmıyor, sonbahar onun için ağlamıyor, kış onun için toprağı kara kark etmiyor, yaz onun için Yeryüzünü isitmiyor, gök onun için karanlığa bürünmüyor! Ancak o, gecede de, tan yerinde de, kışta da, ilkbaharda da öz dünyasını görüyordu, yüreği doğayla konuşuyordu. O, gerçek dünyada asil dünyanın belirtilerine kavuşuyordu. Böylelikle de dünyada iki dünya yaranıyordu: İnsana yad  ve İnsana yakın olan dünya! Tan yerinin açılması doğanın insandan bağımlığı olmayan kanunlarına göre oluşuyordu. Ancak insan onda özünün iç talepine uyarlı olan nitelikler görüyordu: doğal olay insan için yakın oluyordu. Tan yeri insana yad bir nedenden açılıyordu, ancak onun açılması insana son derece kaçınılmaz görünüyordu. İlkbahar insana sevinç vermek için gelmiyordu, ancak sevinç veriyordu.
Böylelikle de insan alğıladı ki, dünya büyük, ali anlamına göre İnsana yakındır, dünya ile İnsan arasında kırılmaz birlik var.  Dünya dağı, çayı  insanı sevindirmek, esinlendirmek, vecte getirmek için yaratmamıştı. Ancak dağsız, çaysız insan hayatı sönmüş, anlamsız olurdu. Dünyayla insanın yakınlığı  insanın yalkızlığını, yadlığını azaltıyordu. Ancak insan dünyaya geçici bakımdan yanaşanda yalkızlık korkusu yeniden uyanıyordu.
Dağdan, çaydan maddi yararlandıkta insan doğa ile ulvi birliğini yitiriyordu.
Adamların birbirleriyle ilişkilerinde de bu yön özünü gösteriyordu, kumandanın askere, fatihin tuttuğu ülkeye, yetkililerin rayete yanaşmasında yadlık tasdik olunuyordu. Böylelikle de insan onu kapsayan dünyada daim yalkızlığa dönüyordu. Ancak hiç zaman gerçeklikle yeterlenmiyor, ona göre de yadlık bütünlükle üstün gelmiyordu. Bir çok hallerde İnsan yapay birliğin tanığı oluyordu.
Adamlar gaddar, zalim, kaniçenleri özüne yakın bilip, onların kudretiyle öğünüyordu. İnsan bu “yakınlığı” en çirkin yadlık olduğunu biliyordu, o anlamıştı ki, dünya üzerinde hakimiyet aslında dünyadan uzak olmak demektir.
Bir çağlar dünyada saysız hayvanlar vardı. İnsan aklının güçüyle onları yendi, öldürdüğünü öldürdü, koruduğunu korudu, Yeryüzünün ağası oldu ve bununla da öz yalkızlığını sonsuz derecede artırdı. Şimdi yer-gök insanın elindedir, ancak dünya insandan uzakdır. İnsanın dünya üzerinde zaferleri ona muhtaşemlik kazantırdı, yakınlık kazantırmadı. İnsanın yalkızlığı, yadlığı durmadan arttı.
Ancak insan sarsılmadı. O, yakınlığı, uyumluluğu, birliği gerçeklikte yok, öz dünyasında aradı ve buldu. O, çevredeki dünyaya sığmadı. İnsan özünü öğrendi, özünü beğenmedi, özüyle yakın olamadı, özünden uzaklaştı...
O gördü ki, içerisinde ulviyetle beraber, kabahat da yaşıyor. Duygu alemi yırtıcı sevkıtabiiliklerle doludur.
İç dünyaya indikce insan özünü lanetledi, dövdü, ancak özüne ve dünyaya inamını yitirmedi. “Sen asil insan değilsin, ona göre nakıssın!” – dedi. Asil olmak için özünü yeniden yaratmalısın! Özünü öldürmelisin ve yeniden diriltmelisin! Asil dünyanın talepleriyle yaşamalısın!
İnsan gördü ki, dünyada sonsuz belalar, yaşlılık korkusu, ölüm sonluğu var. İnsan gördü ki, bugün çirkin yaşlıdır, yarınsa soneve (-mezara) gömülen meyyit! İstekler, niyyetler ulaşılmazlık zirvesinde ulvi görünüyordular, gerçekleşdiğinde küçülüyor, bayağılaşıyordular, insan çok arayıp az buluyor, yaşadıkca ölüme yakınlaşıyor, hayat bahçesinde zehirli çiçekler de bitiyor, mutluluğun ömrü çok kısa, felaketinki uzun oluyor. Dünyadakılar çalışıyor, çabalıyor, neyse yaratıyor, sonra yarattığını öz eliyle dağıtıp yok ediyor, sonra yenisini yaratıyor, ancak onu da dağıtıyor, daim yeniden başlıyorlar.
İnsan bunları gördü, kederlendi, ağladı, ancak iradesini toparladı, göz yaşlarını sildi ve gerçek dünyaya dedi: “Bil ki, sen – bu muhtaşem, büyük, sonsuz dünya – ben İNSAN için dar, küçük, bucuklu ve nakıssın. Ben buraya özüm gelmedim. Beni buraya getirdiler ve dediler: yaşa! Ancak bu benim, İnsanın dünyası değil! Benim dünyam özümde, ruhumda, tahayyülümde, isteklerimdedir. Benim dünyam senden sonsuz derecede güzeldir, yetkindir, ulvidir, anlamlıdır. Sen yalnız onun çok zaaf ve sönmüş bir gerçekliğisin! Asil dünya olacak, olmalı, ulaşılmaz, mutlak dünyadır. İnsanın mekanı odur.
Asil dünya, benim dünyam  - ebedi yarındır, hiç zaman bugün olmayan, bugüne tamamen dönüşmeyen, bugünle sınırlanmayan, bugne sığmayan, sonsuz, hadsız, mutlak YARIN!”
İnsan bugünle hiç zaman yeterlenmeyip! İnsanı bugünde saklayan, bugünde durduran, bugünle barıştıran güç yoktur. İnsanın dünyası sonu görünmeyen uzaklıktır.
İnsan yakınlıkta oluşuyor, uzaklıkta yaşıyor. O, ana karnından dünyaya öz dünyasını aramak için düşüp. O, ana karnına sığmadı, dünyadan kenara çıktı, hiç yerde durmadı, meçhulluğa, yetkinliğe, asilliğe doğru durmadan adımlıyor.
İnsan sözünü bitirdi ve yola yöneldi.
Gök yere serpilen yağmuruyla İnsanı uğurladı.
 
Azerbaycan türkcesinden Türkiye türkcesine uyarlayan Yolruh Atalı


26.09.2008 09:04:48
çok güzel.

... Demek, insanın düştüğü uçurum da sıradan uçurum değil ...
İnsan anladı ki, onu kapsayan dünya asil dünyanın özü değil!
 ...
İnsanın gerçeklikte yeni yadlığı başladı.
... İnsan hakikat yolu tutdu, ancak hakikatseverlik sevilmedi, yalan hakikati bedel yaptı. İnsan sadakat istedi – ona ihanet verdiler, muhabbet istedi – nefret verdiler, içtenlik istedi – hileyle öğündüler. Yırtıcılık, şehvanelik, zalimlık yere-göke sığmadı! Yürekle yürek arasında uçurum yarandı!
– dünyanı diriltmek için! Koy seni assınlar, koy derini boğazından çıkarsınlar, bedenini ocakta yaksınlar! Bununla sen asil dünyanı tasdik edeceksin! Toprağı, yeri, gökü, çimeni, çayı şiirinle beze, ilahileştir, musikinle asil dünyanın sesini işit.
... İnsan dünyaya öz dünyasını özüyle, ruhunda getirmişti.
... yüreği doğayla konuşuyordu. O, gerçek dünyada asil dünyanın belirtilerine kavuşuyordu.
...Dağdan, çaydan maddi yararlandıkta insan doğa ile ulvi birliğini yitiriyordu.

...
 Ancak hiç zaman gerçeklikle yeterlenmiyor, ona göre de yadlık bütünlükle üstün gelmiyordu. Bir çok hallerde İnsan yapay birliğin tanığı oluyordu.

... İnsanın yalkızlığı, yadlığı durmadan arttı.

... özünden uzaklaştı...
... mutluluğun ömrü çok kısa, felaketinki uzun oluyor.
...sonsuz dünya – ben İNSAN için dar, ...
İnsan yakınlıkta oluşuyor, uzaklıkta yaşıyor.


teşekkürler.

Işıklı 27.09.2008 07:47:25
İNAM ATA
(ASİF ATA)

DOĞAYA İTİRAF

“Mutlaka inam” 1. Kutsal Kitapdan

- Sen beni başka canlılar kibi yaratmışdın. Ancak senın isteğine sığmadım, görünmemiş, bilinmemiş, gözlenilmez bir varlık kibi hayata geldim. Öz gelişimle seni şaşırtdım. Anam doğanın ahenkini bozdum. Sağ kalmak, yaşamak, yaşatmak için ben bütün canlıların, doğanın üzerinde hakim olmalıydım, yeri, gökü, direyi, biteyi bağımlı etmeliydim, ya da yoketmeliydim!
Başka canlıların hiç birinin akıbetinde böyle keskin tezat olmamıştı. Aslan meralı parçalıyordu. Ancak bütün hayvanları öldürmüyordu. Kurt kuzuyla yemleniyordu. Ancak canlıların hepsini özüne boyun eğdirmeye çalışmıyordu. Büyük balıklar küçük balıkları yutuyordular. Ancak bütün su hayvanlarını öldürmüyordular. Dünyada insandan başka hiç bir canlı bütün doğaya hakim olmaya çalışmıyordu. İnsan çalışıyordu, çünki başka tür sağ kalamazdı. O, aslanları, kaplanları, canavarları öldürmeliydi, çaylara, ormanlara, toprağa sahip olmalıydı.
Öyle bil ki, sen – doğa ben – insanı özünün üzerinde hakim olmak için dünyaya getirdin. Doğanın öyle bir kesimi olmadı ki, ben oraya hüküm etmeyim, öyle bir canlısı olmadı ki, onu yenmeyim. Yeryüzünde ne vardısa, benim hükmümü kabul etti. DÜNYANIN AĞASI OLDUM.
Doğanın çaylarında, denizlerinde çimdim, ormanlarından, çimenlerinden yararlandım, doğanı öz hüzmetçime çevirdim. Bunun için sen bene olanak yaratmıştın - akıl vermiştin.
Akıl vasıtasıyla emek aletleri yarattım, özümü korudum, doğanı zapt etdim. ANCAK HAKİM ÖLÇÜSÜNE SIĞMADIM.
Doğa üzerinde ağalığın en korkunç makamında bile, doğaya aşık oldum, doğanı, dövdüm, hem de vasıf ettim, ilahileştirdim. Canavarı öldürdüm, hem de özüme semböl olarak başçı seçtim! Aslanı pusuya soktum, ancak evlatlarımın adını Aslan koydum. Atı ehlileştirdim, hem de özüme dost ettim. Dağa, çaya, çöle, çimene, güneşe şarkılar besteledim. Doğayla yitirilmiş birlik hasretini gamimde, bitkinimde buldum. Sevdiğim kadını “Gül” – diye çağırdım.
Ne acılar ki, doğa beni başka canlılar kibi yırtıcı yaratmıştır. Hatta yırtıcılıktan kurtulmak için hiç bir olanak yok idi. Ben çevremdekileri kaniçenlikle kırmalıydım. Doğal durumum bunu benden talep ediyordu. Ben tüfek yaratmalıydım, çünki kollarım çok güçlü değildi, gerçek kudretim yetmiyordu: bene kaplan pençesi, canavar dişi verilmemişti. Ben yırtıcıları öldürmezsem, onlar beni öldüreceklerdi! Ben çok kanlar akıttım, doğaya çok yaralar vurdum, doğadan çok uzaklaştım.
Ancak bu yadlık yüreğimde kederle seslendi. İlk gamli şarkılarım doğa hasretinin ifadesiydi! Ben öz hakimiyetimle kururlanmadım, aksine, fatihliğim bene çile getirdi ve ben yeniden doğanın asıl ulvi anlamına döndüm. Bunu benden ruh talep etti. En yırtıcı makamda insanı terketmeyen ali kudret! 
Şimdi ben doğada özümün asil mahiyetime kavuştum! Anladım ki, doğa ona hakim olmak için yaranmayıp, onun olağanüstü anlamı var ve bu anlam insanlığa çok yakındır.
Alğıladım ki, dövülen, ezilen, çiğnenen, insana havale edilen doğa öz ezeli, güzelliğinden, şiiriyetinden uzaklaşıyor. Duydum ki, bu sonu görünmeyen dağların başına dolanan yollar, yamaçlar, deniz azemeti, gece çilesi, gurup sessizliği, yıldız ulviyeti – insanın ali anlamını ifade ediyor! Sen bu geniş gökün, gülün, çiçeğin, ilkbaharın, tan yerinin, ceylanlı, kaplanlı dünyanın bir parçasısın! Bu ruhsal hikmete yükseldim ve benimle Doğa arasında yadlık ortadan kaldırıldı. Ancak ruhsal hayat ile adi hayat arasındaki tezat aradan kaldırılmadı. Adi hayatda ben yene de doğanı dövdüm, ruhsal hayatda ona şarkılar besteledim. Böylelikle de ben – ikileştim, iki tür oldum...Sıradan adam kibi doğa üzerinde hükümü artırdım, ruhsal İNSAN kibi doğayla özüm arasında uyarlık gördüm, doğayı insanlaştırdım, insanı doğalaştırdım. Öz asil üstünlüğümü de doğayla ruhsal kavuşma makamında duydum.
Ağalık makamında üstünlük bilinmiyor, çünki insanlık yok oluyor. Doğayla kavuşmada ben doğayla yarışıyordum. Sene karşı yanaşmamda karışıklık oluşuyordu. Sene has olan bilgelik, uyarlık, revanlık beni çekiyordu. Ancak senin bütün canlılara has olan çıplak yırtıcılığını ruhum istemiyordu. Ona göre de ruh seni taklit etmiyor, seni bütünleştiriyor, senin üzerinde yükseliyordu.
Seslerinden musiki, renklerinden resim eserleri, taşlarından anıtlar yarattım. Özümü de dikkatla öğrendim. Gördüm ki, doğallığımda iki yön var: yırtıcılık ve ulvilik. Yırtıcılığımla, şehvaniliğimle, acgözlüğümle, gaddarlığımla, bencilliğimle kavğa ettim. Hem doğallığıma yakınlaştım, hem de ondan uzaklaştım! Senin güzelliğinle öz güzelliğim arasında uyarlığı da gördüm, uyarsızlığı da. Benim yüzümde doğal güzellik var. Ancak o, ruhsal güzelliğin ifadesi kibi çok güzeldir! Benim yüzümde senin verdiğinden çok ruhun verdiği var! Ruhu bana sen verdin.
Ancak o, senden ayrılandan sonra durmadan artdı, büyüdü ve beni büyütdü, ben de dünyanı yarattığım güzelliklerle bezedim. Senin güzelliklerini de ortaya çıkaran ben oldum. Senin en amansız düşmanın da ben oldum, en alevli sevenin de! Ne büsbütün düşmanın olamadım, ne de büsbütün dostun! Bir elimle düşmanlık yaptım, bir elimle dostluk! Belki de hayatda benim en büyük faciam budur! Yaşamak, ölmemek için ben kentler kurmalıydım, evler yapmalıydım, tahıl yetştirmeliydim, buna göre de sene zulüm etmeliyim. Ancak seni hem de özüm kadar seviyorum, seninle yaşıyorum, senden üstün oluyorum, senin bedelin olacak makine yaratmak istiyorum. Ancak ruh bana diyor ki, sen doğanın parçasısın! Bunu biliyorum. Fakat sende kalamıyorum. Sene sığamıyorum. Büyüklüğünle, aliliğinle, şiiriyetinle, yetkinliğinle, muhteşemliğinle, bilginliğinle – benim için azsın! Sende duramıyorum. Bağışla beni, ANAM!

Azerbaycan türkcesinden Türkiye türkcesine uyarlayan: Yolruh Atalı


Işıklı 27.09.2008 07:51:31
İNAM ATA
(ASİF ATA)

İNSAN ÖLÇÜTÜ

(“Yol. Ata sözü” 3. Kutsal Kitapdan)

Zorlu İnsan yok, Nurlu İnsan!
Varlı İnsan yok, Vakarlı İnsan!
Dünyaya Sahip olmakdansa–Özüne Sahip olmak!
Ülkeleri feth etmekdense–yürekleri feth etmek!
Hakimlik yok–Atalık!
Hanımlık yok–Analık!
Yüksek Görev yok–Alı Amaç!
Maddi Zenginlik yok–Kutsallık!
Yırtıcını İçeriden kovmak!
İblisi İçeriden kovmak!
Katili İçeriden kovmak!
Ham Değeri İçeriden kovmak!
Hercai Kısmeti İçeriden kovmak!
Ham İsteği İçeriden kovmak!
Öldürmek yok–Diriltmek!
İndirmek yok-Kaldırmak!
Büyük Rütbe yok-Büyük Sevgi!
Büyük Gıpta yok–Büyük Secde!
Sahipkarlık yok–Fedakarlık!
Şehvanelik yok–Ruhsallık!
Neşeseverlik yok-İbadet!
Zamana tapınmak yok-İdeala tapınmak!
Nispiye alışmak yok–Mutlaka kavuşmak!
Özünü beslemek yok–Özünden geçmek!
Acgözlük İhtirası yok–İmtina Kesinliği!
Şeytanla Görüş yok–Özüyle Dövüş!
Engeller Sevinçi!
Tehlikeler Sevinçi!
İşgenceler Sevinçi!
Ulviyet İhtirasından mest olmak!
Nakıs Halise beraber olmaz!
Cahil Kamile beraber olmaz!
Alçak Yükseye beraber olmaz!
Korkak Yigite beraber olmaz!
Soğuk Vectliye beraber olmaz!
Zalim Adile beraber olmaz!
Özüyle barışan Özüyle savaşana beraber olmaz!
Celallı Amaçlıya beraber olmaz!
Buçuklu Bütöve beraber olmaz!
Eğri Doğruya beraber olmaz!
Çirkli Temize beraber olmaz!
Haksız Haklıya beraber olmaz!
Köle Canlıya beraber olmaz!
Miskin Metine beraber olmaz!
Geçimçi Yaradana beraber olmaz!
Evlatın Atadan Bağımlılığı!
Öğrenicinin Öğretmenden Bağımlılığı!
Sıradanın Yüceden Bağımlılığı!
Erkeğin Gayretden Bağımlılığı!
Kadının İsmetden Bağımlılığı!
Nispinin Mutlakdan Bağımlılığı!
Varlını Yoksuldan Üstün saymak Suçdur!
Rütbelini Rütbesizden Üstün saymak Suçdur!
Yetkiliyi Yetkisizden Üstün saymak Suçdur!
Maddi Servet Üstünlüğü–Kabahatdır!
Yüksek Tabaka Üstünlüğü–Kabahatdır!
Zor Üstünlüğü–Kabahatdır!
Maddinin yaratdığı üstünlük–Aldanışdır.
Asillik–Ruhsallığa beraberdir!
1984








Işıklı 27.09.2008 07:56:48
İNAM ATA
(ASİF ATA)

HAYAT ÖLÇÜTÜ

(“Yol. Ata sözü” 3. Kutsal Kitapdan)

Maddi Nimet Ölçütü yok, Manevi Servet Ölçütü!
Maddiyata, Geçime, Var-Devlete, Eyş-İşrete, Cismani Neşeye, Hakimliğe, Fatihliğe yok, Maneviyata, Ulviyete, Paklığa, Kutsallığa, Ruhsallığa, İnsanlığa, Özverililiğe Hizmet.
Bedeni Ruhla yenmek!
Duyguları İradeyle yenmek!
Maddini Yüce Nimet saymamak!
Cismanini Yüce Amaç saymamak!
Maddiyle övünmemek, sevinmemek!
Maddini Uğur saymamak, Zafer saymamak!
Haramsızlık, Yalansızlık, Yamansızlık, Zulimsizlik!
İşret bolluğu yok, Gayret bolluğu!
Zengin odalar yok, Zengin Gönüller!
Büyük Korkular yok, Büyük Duygular!
Eşya İhtirası yok, Ülfet İhtirası!
Erkec Bolluğu yok, Erkek Bolluğu!
Dişi Bolluğu yok, Kadın Bolluğu!
Maddi Azemet yok, Manevi Erdemlik!
Ekonomi yarışı yok, Manevi Yarış!
Maddinin Maneviden bağımlılığı!
Manevinin birinciliği, Maddinin ikinciliği!
Duygu Zirvesini zapt etmek!
Zeka Zirvesini zapt etmek!
Utanc Zirvesini zapt etmek!
Korkaklığı öldürmek!
Alçaklığı öldürmek!
Gaddarlığı öldürmek!
Hayvandan ayrılmak!
Şeytandan ayrılmak!
Kabahatla Dövüş.
Hakaretle Dövüş.
İnsani Hayat – Manevi Hayatdır.
Ona göre de asil değer – Manevi değerdir.
Maneviye bağlanan Hayat – Güzeldir!
Maddiye bağlanan Hayat – Çirkindir!
İnsan Maneviye yükseliyor, Maddiye iniyor!
Ruhsallığa yükseliyor, Şehvete iniyor!
Ulviyete yükseliyor, Maddi Nimete iniyor!
İmtinaya yükseliyor, Acgözlüğe iniyor!
Ölümsüzlüğe yükseliyor, Şöhrete iniyor!
Yigitliğe yükseliyor, Geçime iniyor!
Ruhsal Vecte yükseliyor, Dünya Malına iniyor!
Sadakata yükseliyor, Bağımlılığa iniyor!
Paklığa yükseliyor, Bağımlılığa iniyor!
Hayrete yükseliyor, Kıskanclığa iniyor!
Vakara yükseliyor, Köleliğe iniyor!
Özverililiğe yükseliyor, Neşeseverliğe iniyor!
Kutsallığa yükseliyor, Hercailiğe iniyor!
İnama yükseliyor, Kuşkuya iniyor!
Sevgiye yükseliyor, Şehvete iniyor!
Kudsiyete yükseliyor, Kabahata iniyor!
Manevi – İnsanı Yüceye kaldıryor.
Maddi – İnsanı Yüceden indiriyor!
Yalnız Manevi yaşayan – yaşıyor.
Maddide duran, yaşayan – yaşamıyor.

1984







İNAM ATA
(ASİF ATA)

MUTLULUK ÖLÇÜTÜ

(“Yol. Ata sözü” 3. Kutsal Kitapdan)

Mutlakla Görüş Sevinçi!
Özüyle Dövüş Sevinçi!
Amaçda Yitmek Sevinçi!
Canından Geçmek Sevinçi!
Ruhdan Yoğrulmak Sevinçi!
Yeniden Doğulmak Sevinçi!
İşgenceler Sevinçi!
Ulvi Gamlar Sevinçi!
Kurtarıcılık Sevinçi!
Düz İlgarlık Sevinçi!
Dayanak olmak Sevinçi!
Uyak olmak Sevinçi!
Felaketler Sevinçi!
Musibetler Sevinçi!
Dikenden Gül bitirmek!
Şerden Hayır yetirmek!
Parçalanmak-Yaşamak!
Doğranılmak-Yaşamak!
İdeala vurulmak.
Yarına vurulmak.
Zindanda Vakar Sevinçi!
Korkuda Kemal Sevinçi!
Eşyaseverlere benzememek.
Neşeseverlere benzememek.
Kötümserlere benzememek.
Bencillere benzememek.
Kolaylığı sevmemek-Kanatlığı sevmek!
Değişkenliği sevmemek-Değişmezliği sevmek!
Şirinliği sevmemek–Acılığı sevmek!
Alçak Sevinçi sevmemek–Mert  Kederi sevmek!
Alçak Dermanı sevmemek–Mert  Derti sevmek!
Hercai Akgünlüğü sevmemek–Utangaç Karagünlüğü sevmek!
Liyakatsız Gülüşü sevmemek–Liyakatlı Feryatı sevmek!
Ya her şey, ya hiç ne.
Ya Zirve, ya Uçurum. 
Ya Gök, ya Yer.
Ya Yüce, ya Basit. 
Ya Hayat, ya Ölüm. 
Ya Büyük Ben, ya Hiçlik.
Ya Ruhsallık, ya Hiçlik. 
Ya Özündengeçen, ya Amaçdangeçen.
Ya Sevgi, ya Nefret.
Ya Liyakat, ya Kabahat.
Ya Arkadaşlık, ya Yalkızlık. 
Ya Galip, ya Mağlup.
Ya Ebedi, ya Geçici.
Ya Ruhu sevmek, ya Zülmeti.
Ya Hakkı sevmek, ya Yalanı.
Ya  Ulusu sevmek, ya Özünü.
Söğüş Yağmurundan geçmek.
Kınama Yağmurundan geçmek.
Bühtan Yağmurundan geçmek.
Leke Yağmurundan geçmek.
Ham Kargışından (-beddua) geçmek.
Ölüm Karşısından geçmek.
Göğüşün Dağı.
Yüzün Kırışığı.
Belin Bükümü.
Ellerin Merhemi.
Ayağın Yağırı.
Ömrün Yükü.
1984



İNAM ATA
(ASİF ATA)

DÖNME

 (“Yol. Ata sözü” 3. Kutsal Kitapdan)

İnsan Özünden ayrılıp–onu Özüne döndürmek gerekdir!
Doğu Özünden ayrılıp–onu Özüne döndürmek gerekdir!
Azerbaycan Özünden ayrılıp–onu Özüne döndürmek gerekdir!
İnsanı Özüne döndürmek için Ona normal maddi ortam yaratmak gerekdir.
Bu, ilkin ve başlanğıç talepdir!
İnsanı Özüne döndürmek için Ona Yeni İdrak, Yeni Maneviyat, Yeni Duygu, Yeni Yaşam İdealı gerekdir. Bunun için geçmişe dönmek gerek.
Kutsallığa sevgi duygusunu yeniden kurmak gerekdir. Bunun için Dinin alegorik şekilde ifade etdiği İdealara, Duygulara dönmek talep olunuyor.
İnsanseverliğe, Sevgiye dönmek gerekdir. Bunun için idealizmin Ruhsal Paklığına, Fuzulilerin, Nesimilerin ihtizazına, Vectine dönmek talep olunuyor.
Yigitlik, Özverililik, Özündengeçme İhtirasına dönmek gerekdir. Bunun için Babeklerin, Cordono Brunoların, Yan Kusların Dünyasına dönmek talep olunuyor.
Aile Kutsallığını yeniden kurmak gerektir. Bunun için eski Göreneklere,  Kurallara dönmek talep olunuyor.
Kadınlık Liyakatını yeniden kurmak gerekdir. Bunun için Eski Kadınlığa dönmek talep olunuyor.
Erkeklik Azametini yeniden kurmak gerekdir. Bunun için Eski Erkeklere benzemeliyiz.
İnsanın Toprakla Yakınlığını yeniden kurmak gerekdir. Bunun için ona toprakdan neyse verilmelidir.
İnsanı Hayvansal Yaşam yolundan, eşyalaşma felaketinden, var-devlet bağımlılığından kurtarmak gerekdir. Bunun için Budaların, C.Rumilerin Ruhuna dönmek talep olunuyor!
İnsanın Güzellikle, Bediyatla temasını yeniden yaratmak gerekdir. Bunun için Doğaya Ruhsal yanaşmaya, Eski, Ebedi Bediyata dönmek talep olunuyor.
İnsanın Yurtseverlik İhtirasını yeniden kurmak gerekdir. Bunun için Yurtla bir olmak Ulviyeti talep olunuyor.
İnsanın Manevi Bağımsızlığını yeniden kurmak gerekdir. Bunun için onu çevrenin etkisinden kurtarmak talep olunuyor.
İnsanın içinde yaşayan Şerden, Çirkinlikden, Nakıslıkdan kurtarmak gerekdir. Bunun için Özüyledövüş Hikmetine dönmek talep olunuyor.
Doğu Özünemahsus Devlet Kuruluşu, Toplumsal-Siyasi Öğreti, İdeal, Felsefe, Bediyat yaratanda, Batıyı taklit etmekden vaz geçende, öz Görenek-Geleneklerine arkalananda Özüne dönücek.
Doğu özünün Dününü Bugününden, Eskiliğini Çağdaşlığından, Tarihini şimdiki uğurlarından Üstün sayanda Özüne dönücek. Bunun için ardıcıl, devamlı ve derin Özünüalğılama ve Özünüdeğiştirme Kudreti talep olunuyor.
Azerbaycanın özüne dönmesi–Özünü Bağımsız Toplumsal, Manevi Varlık kibi alğılaması ve tasdik etmesile ilgilidir.
Azerbaycan–Bağımsız Toplumsal, Manevi varlığa dönüşmeden, Eski Gelenekleri üzerinde Özünün Ruhsal Servetlerini yaratmadan, Yazgısını özü belirlemeden, Özünün Doğu, Türk Hasletini yeniden kurmadan, kayyumluk Ayrıcalıklarını biryolluk yok etmeden Öz Ulusal Mahiyetini tasdik edemez.
Ulusu Özüyle ilgili düşünmeğe, Özüne sahip olmağa çağırmak gerekdir.
Onu yanlış fikirlerden, avam hülyalardan, yalançı yurtseverlerden korumak gerekdir.
Azerbaycanı soyutluğun birliği kibi yok, orijinal, canlı, somut olay kibi Ulusa öğretmek gerekdir.
Ulusu Bağımsız Yaşama çağırmak, olğunlaştırmak ve yetirmek gerekdir.
Üç Büyük Dönmeni sağlamak için dörtüncü bir Dönmeğe de gerek duyulur.
Eskide Dini, Felsefi ve Bedii Fikir birdiler.
Sonralar onlar ayrıldı, her biri öz yoluyla gitti. Şimdi yeniden bir-birine kavuşmalıdırlar. Şimdi Ayrıca Din, Ayrıca Felsefe, Ayrıca Sanatla beraber, onları özünde birleştiren, onların uzvi, doğal Birliği olan Yüce Söz yaranıyor.
Hemin Söz Ulusal, Doğusal, Beşeri Uyanışa Başçılık edecek!
1984
 

 




Işıklı 27.09.2008 08:19:56
İNAM ATA
(ASİF ATA)

“Mutlakleşmek-Var olmak” 2. Kutsal Kitapdan
 
ÖZÜMLEŞEN İNSAN

Özümleşen-Ömrüne sahip olandır.
Ömre sahip olmak-ömür üzerinde insanın hakimliği, ömrü istenilen yana yöneltmek, istenilen isteğe hasretmektir.
Ömür insanın servetidir. O, onu istediği kibi harclıyor.
İnsanın aklından, duygularından, iradesinden kenarda ömre sahip olan Kuvvet yoktur.
Ömre sahip omak–ömrün dizginini öz eline almak demektir.
Ömrün sahipi ve mimarı insan özüdür.
Ne toplum, ne Başkası, ne kanun-kurallar İnsanın bu ezeli yetkisini inkar edemezler.
Hemin hakkın tasdiki insanla toplum arasında hakiki birliğin yaranmasını sağlıyor.
Heç kim başkasının ömrüne sahip olamaz, hiç bir kanun insanın öz ömrü üzerinde Mutlak hakkını sınırlayamaz.
Ömrüne sahip olan–ömrünü başkasına gönüllü şekilde hasr ede, feda vere bilir.
Hemin gönüllülük insanla toplum arasında asil ruhsal birliğin esasını yaratıyor.
Ömrün Sahipi ömrünü Amaça, Sevgiye, Arkadaşlığa, Gayrete gönüllü şekilde feda veriyor, öz Önemli, Mutlak hakkından geçiyor ve bununla  da özünün İnsani kudretini tasdik ediyor. 
Zorla alınan ömür–antiruhaniliyin tasdikidir.
İç ihtiyacın, ihtirasın gerçekliyi olan gönüllü ömürdengeçme-Kutsallığın tasdikidir.
Ömrüme sahipim, ancak sahipliğimden geçirim, çünki İnsanım, Mutlaka bağlıyım, özverililik düzeğine yüksele biliyorum.
Ömrün üzerinde Mutlak hakkım var, ancak hemin hakdan geçiyorum, çünki İnsanım, Amaça hizmet–İnsani akıbetimdir.
Ömrümü hiç kimden bağımlı etmemişim, Amaça bağımlı ediyorum, çünki İnsanım,-bu bağımlılığın kutsallığını anlıyorum.
Ömrümü ölüme yok, hayata hazırlamışım, ancak akıde uğrunda ölüme gidirim, çünki bu ölüm-ömrün en büyük uğurudur.
Ömür benimkidir, onu hiç kim benim elimden alamaz, ancak ben onu Kutsallığa hasrediyorum. İnsaniliğin ülvi Mantıkı bunu diyor.
Ömrün üzerinde Zorlu, kenar hakimlik-İnsaniliğe karşıdır.
Çünki burada İnsan bağımsızlığını, özünemahsusluğunu, özelliklerini yitiriyor.
İnsan ömrünü tutan, ezeli hakkını ayakalayan Zor sonuçta yapay birlik, yapay özverililik, yapay cefakeşlik kazanıyor.
Zor güçüne yaranan özverililik–aslında korkaklıkdır.
Zor güçüne yaranan birlik-aslında derebeylikdir.
Zor güçüne yaranan uğur-aslında uğursuzlukdur.
Ömrü feda vermeğin en büyük ödülü-özverililikdir.
Buna göre de ödül uğrunda özverililik-aslında Zorun başka biçimde tasdikidir.
Ödül-neredeyse Zordur.
Ödül almak, ödüllenmek-aslında Zora boğun eğmekdir.
Ödül-Zorun ikinci yüzüdür.
Ona göre de ödüllenme çekimi-Zorakılık kasıtıdır.
Hemin kasıtı yok etmeden-özümleşmek olmaz.
Ömrü İnsana havale etmeden onu İnsandan almak suçtur.
Özümleşmek-ömrü İnsana havale etmektir.
Özümleşen–Aklına sahip olandır, öz aklı üzerinde başkasının ağalığını istemeyendir.
Aklına sahip olan-dünyaya, doğaya, topluma, insana öz aklının hükmüyle yanaşıyor, bağımsız düşünce adlanan Kudrete arkalanıyor, güveniyor. 
Başkasının fikrini, genel ideanı-o, Zorla yok, aklın kanısına göre kabul ediyor.
Aklına sahip olan-aklın talepine yanıt vermeyen fikirleri reddediyor.
Aklın inanmadığına inanmak-kabahatdır.
Aklına sahip olan-Zorun akıl üzerinde hakimliyini reddediyor, hipnoz adlanan Zoru inkar ediyor, ölü fikir ayniyetini, akli köleliği kabul etmiyor.
Bağımsız düşünce hakkı olamayan İdeaların hakiki tasdiki mümkün değil.
Benim bağımsız düşünceye hakkım olduğumdan hakikati yalandan ayıra, seçe biliyorum, hakikati kabul ediyorum, yalanı inkar ediyorum.
Bağımsız düşünce hakkım olmasaydı, ben yalanı hakiket kibi kabul edirdim, böylelikle de özümü, başkasını ve bütövlükde toplumu kandırmış olurdum.
Bağımsız düşünce hakkım olmasaydı, ben yad hakiketler, yadlaşmış kelamlar dünyasında yaşıyordum, yani aslında hakiketsizleşirdim.
Bağımsız düşünce hakkım olmasaydı, ben cansızlaşır, özümsüzleşirdim.
Toplum beni istediyi kibi oynadırdı.
İnamsızlaşırdım, hayat yollarında daim sendeleyirdim.
Maddileşirdim: otdan, taşdan farklanmazdım.
Aklına sahip olmayan-özüne sahip olmaz.
Özümleşmek-aklı İnsana havale etmek demekdir.
Özümleşen-Yüreğine sahip oluyor.
Yüreğini Zordan koruyor, toplumun, başkasının yürek üzerinde Ağalığını reddediyor.
Zorakı sevgi-reddolunuyor.
Toplum, Başkası zorla sevilmek istedikde-Yürek bu isteği reddediyor.
Zorakı Secde reddolunuyor.
Toplum, Başkası zorla Secde talep edende, Yürek bu talepi reddediyor.
Zorakı İnam reddolunuyor.
Toplum, Başkası zorla İnam talep edende, Yürek bu talepi reddediyor.
Zorakı Sevinç reddolunuyor.
Toplum, Başkası zorla Sevinç talep edende, Yürek onu reddediyor.
Zorakı Keder reddolunuyor.
Toplum, Başkası zorla Keder talep edende, Yürek onu reddediyor.
Zorakı Sadakat reddolunuyor.
Toplum, Başkası zorla Sadakat talep edende, Yürek onu reddediyor.
Zorakı Hayret reddolunuyor.
Toplum, Başkası zorla Hayret talep edende, Yürek onu reddediyor.
Özümleşen İnsan-yüreği çirkinliğin baskısından kurtarıyor, onun temizliğini, somluğunu, büyüklüğünü koruyor.
Zorakı Sevgiyi reddeden Yürek-asil Sevgiyi yaşatıyor. 
Zorakı Secdeni reddeden Yürek-asil Secdeni yaşatıyor. 
Zorakı İnamı reddeden Yürek-asil İnamı yaşatıyor. 
Zorakı Sevinçi reddeden Yürek-asil Sevinçi yaşatıyor. 
Zorakı Kederi reddeden Yürek-asil Kederi yaşatıyor. 
Zorakı Sadakatı reddeden Yürek-asil Sadakatı yaşatıyor. 
Zorakı Hayreti reddeden Yürek-asil Hayreti yaşatıyor.
Özümleşen-öz İradesine sahip oluyor.
Öz İradesine sahip olan-Başkasının İradesinin bağımlılığını kabul etmez, öz iradesinin güçüyle hemin bağımlılıqdan kurtulur.
İradeye Sahip olan öz iradesinin bağımsızlığını koruyur, ona dayanır, güvenir,  onu işidir.
İradeye Sahip olan-İnsani liyakatı tasdik edir, özünü özüne havale edir.
İradeye sahip olan-azapa eğilmez, madiiye baş eğmez, neşeye uymaz, bedene yaltaklanmaz.
İradeye sahip olan-tabakalaşmaz, sınıflaşmaz-insanileşir.
İradeye sahip olan-özüyle barışmaz, gerçeklikle barışmaz, özünden yükseye kalkır, gerçeklikden yükseye kalkır.
İradeye sahip olan-ortama perçinlenmez, toplumda itmez, özüne benzer.
İradeye sahip olan-Amaçın Mantıkını Hayatın Mantıkından üstün sayır, hemin Mantıkın esasında yaşar.
Özümleşen-özüne sorumlu oluyor, özü karşısında sorumluluk taşıyor, özünün hakimine dönüşüyor.
Uğurun da nedeni odur, uğursuzluğun da, büyüklüğün de nedeni odur-küşüklüğün de, güzelliğin de nedeni odur-çirkinliğin de, liyakatın da nedeni odur-kabahatın da.
Kazanan da odur, yitiren de.
Yalnız özüne sorumlu olmağı beceren-topluma sorumlu ola bilir.
Özüne sorumlu olamayan-topluma sorumlu olamaz.
Öz omuzunda sorumluluk yükü taşımayan-toplum yükü taşıyamaz.
Özüne sorumlu olmak-topluma gerek olmakdır.
En çok özü olan-en çok kamusal olandır.
Bu bakımdan Özümleşen-toplumdan çıkmak hakkına yetiyor.
Bu hakk İnsana toplumla asil, insani, ruhani, liyakatli birlik yaratmak olanağı veriyor.
Benim toplumdan çıkmak hakkım var, ancak ben toplumdan çıkmıyorum.
Çünki toplumla özüm arasında yakın bağlılık, elaka görüyorum.
Ben gönüllü olarak, yüreğimin, idrakımın hükmüyle topluma kavuşuyorum, toplumsuz yaşıyamıyorum.
Toplumla benim ilişkilerimde zorakılık yoktur, çünki ben istediyim zaman toplumu terk ede bilirim, buna benim hakkım var.
Hemin hakk olmadıkta insanla toplum arasında yadlık, düşmançılık yaranıyor.
Böyle toplum tutsaklığa, ceza evine benziyor, buradan öz isteğinle çıkamazsın, seni bura sokmuşlar...
Toplumdan çıkmak hakkı olmadıkda-toplum insanla istediği kibi davranır, onu istediği biçime, duruma sokur.
İnsanın toplumu terketmek hakkı olmalıdır, bunsuz onun toplumda varlığı aşağılana bilir. 
Özümleşmenin gerçeklik düzeyinde-insan Nispi Sahipliğe yetiyor, yalnız gerçeklik düzeyinden üstün olan Mutlak Özümleşmede İnsan özüne tamamen sahip oluyor.
Mutlak Özümleşme-Amaça yetmekdir. 




İNAM ATA
(ASİF ATA)

“Mutlaka inam” 1.Kutsal Kitapdan

İNSAN SEVİNÇİ

Secde sevinçi.
Sevda sevinçi.
Gök sevinçi.
Ümit sevinçi.
Işık sevinçi.
İnam sevinçi.
Beşer sevinçi.
Vatan sevinçi.
Baba sevinçi.
Evlat sevinçi.
İdrak sevinçi.
Vect sevinçi.
Ulvi ses sevinçi.
Ali saflık sevinçi.
Hayırseverlik sevinçi.
Cefakeşlik sevinçi.
Korkunun ölümü.
Kıskançlığın ölümü.
Manevi karanlığın ölümü.
Duyguda vahşinin ölümü.
Akılda nadanın ölümü.
Dudakta yalanın ölümü.
Yüzde riyanın ölümü.
Tamahın ölümü.
Suçun ölümü.
Mutlaka kavuşma sevinçi.
Özüyle savaşma sevinçi.
Güneş sevinçi.
Ateş sevinçi.
Dağ sevinçi.
Çay sevinçi.
Gözlerin güzellik sevinçi.
Sözlerin hakikat sevinçi.
Yüzlerin mutluluk sevinçi.
Yüreklerin sadakat sevinçi.
Dahinin düşünce sevinçi.
Alinin işgence sevinçi.
Kanatın yücelik sevinçi.
İnatın engel sevinçi.
Güzellik sevinçi.
Yakınlık sevinçi.
Şehitlik sevinçi.
Yoldaşlık sevinçi.
Temmennasızlık sevinçi.
Özverililik sevinçi.
Som duygular  sevinçi.
Büyük istekler sevinçi.
Bitkinin yürekden gitmesi.
Hasretin ömürden gitmesi.
Tereddüt halinden imtina.
Kölelik halinden imtina.
Cehalet torundan* imtina. (* ağ, file)
Hurafi yolundan imtina.
Ruhsal kamillik sevinçi.
Amaça sadıklık sevinçi.
Vakarı korumak sevinçi.
İlkarı* korumak sevinçi. (*vaat, söz)
Toprağın sevinçi.
Yaprağın sevinçi.
Bulağın* sevinçi. (*pınar)
Budağın* sevinçi. (* dal)
Pervanelik sevinçi.
Divanelik sevinçi.
Mertlik sevinçi.
Doğaya hayranlık.
Güzelliğe hayranlık.
Akideye hayranlık.
İdrak aşkı.
Hüner aşkı.
Kutsal keder aşkı.
İlk adım sevinçi.
Nurlu kadeh sevinçi.
Sağalan yaralar.
Okunan yazılar.
Bestelenen şarkılar.
Büyülü sedalar.
Hayretli haraylar.
Peygamber kelamı.
Senetçi ilhamı. * (esin)
Hayalık sevinçi.
Helallık sevinçi.
Doğruçuluk sevinçi.
Yolçuluk sevinçi.
Yaz kademi!
Şair kalemi!
Aydınlık sevinçi!
Kahramanlık sevinçi!
Çeşit - çeşit sevinçi var İnsanın!
Hem de çeşit-çeşit Kederi!

Azerbaycan türkcesinden Türkiye türkcesine uyarlayan Yolruh Atalı






İNAM ATA
(ASİF ATA)

İNSAN KEDERİ
“Mutalaka inam” 1. Kutsal Kitapdan

Bağımlılık.
Durğunluk.
Alçaklık.
Ruhsuzluk.
İnsansızlık.
Babasızlık.
Anasızlık.
Sırsızlık.
İnamsızlık.
Yolsuzluk.
Mutlaksızlık.
Kısmetsizlik.
Muhabbet azlığı.
Cesaret azlığı.
Mutluluk azlığı.
Pervane azlığı.
Peygamber yokluğu.
Erenler yokluğu.
Diriler yokluğu.
Ölüler çokluğu.
Duygu kabiristanlığı.
Fikir kabiristanlığı.
Amaç kabiristanlığı.
Vicdan kabiristanlığı.
İdrak kabiristanlığı.
İnam kabiristanlığı.
Fikirde eğrilik.
Amelde eğrilik.
Gözlerin ters görmesi.
Kulakların ters işitmesi.
Yüreğin eğri dövünmesi.
Köleliğe sevinmek.
Sakatlığa sevinmek.
Aldanışa alışmak.
Cehalete kavuşmak.
Sevgi yitkisi.
Tılsım yitkisi.
Vect yitkisi.
Sırr yitkisi.
Selam yalanı.
Sevinç yalanı.
Yakın yalanı.
Dost yalanı.
Nefretin muhabbeti üstelemesi.
Kabahatın erdemliği üstelemesi.
İhanetin sadakatı üstelemesi.
Düşüncede ulviyet azlığı.
Duyguda kudsiyet azlığı.
Kuduz debdebe.
Cılız muhteşemlik.
Alçakın yücelik hipnozu!
Ayyaşın aşıklık hipnozu!
Çirkinin güzellik hipnozu!
Asılsızlar çokluğu!
Soysuzlar çokluğu!
Döyüşken canavar çokluğu!
Sürüşken amaçlar çokluğu!
Dişiler, erkeçler çokluğu!
İzzetin yitmesi.
Kudretin yitmesi.
Bağlarda zehirli miyveler bitmesi.
Kaplanın kediye dönüşmesi.
Beşiksiz körpeler.
Fikirsiz idrak.
Papağan bilginliği.
Biçimin anlamı öldürmesi!
İşretin gayreti öldürmesi!
Bin nakıs içinde bir halis!
Bin düşüncesiz içinde bir düşünceli!
Bin eğri içinde bir doğru!
Bin sahte içinde bir asil!
Bin hami içinde bir yakın!
Güçle sevilmek.
Güçle düşünmek.
Güçle ağlamak.
Güçle büyütmek.
Güçle yükseltmek.
Meddah akrobasisi.
Yaltak akrobasisi.
Rütbe akrobasisi.
Görev akrobasisi.
Eğilmiş beller.
Yalançı diller.
Kaldırılmışlar.
Satılmışlar.
Atılmışlar.
Ehlileşmiş şecaat.
Ehlileşmiş liyakat.
Gedanın bey edası.
Karabaşın hanım edası.
Sineğin fil bencilliği.
Böceğin aslan bencilliği.
Cellat  mülayimliği.
Tilki mertliği.
Gaddar acıması.
Hasis eliaçıklığı.
Habis muhabbeti.
Kadında kuş güzelliği.
Erkekde kuş yüreği.
Sevilen eyyaşlar.
Herçai alkışlar.
Şehvet meyi.
Şöhret meyi.
Ciddi şaklabanlar.
Ahlaksz ahlaksızlar.
İkiyüzlüler.
Haya kıtlığı.
Vefa kıtlığı.
Ünsiyyet oyunu.
Mutluluk oyunu.
Sakat gençlik.
Özgür nadanlık.
Yarımkadınlık.
Yarımanalık.
Özüne benzemeyen dünya.
Özüne benzemeyen ulus.
Özüne benzemeyen insan.
Taklit çirkefi.
Özüneyadlık çirkefi.
Öncül cehalet.
Öncül kabahat.
Öncül cinayet.
Çeşitli ihanet.
Söz rakkaslığı.
Göz rakkaslığı.
Yüz rakkaslığı.
Dil rakkaslığı.
Kelek yayanlar.
Fesata uyanlar.
Pusuda duranlar.
Zavallı karğışlar.
Zarerli gülüşler.
Mekrli bakışlar.
Çeviri istekler.
Çeviri kurallar.
Çeviri adamlar.
Çeviri aile.
Çeviri ilişki.
Teklik kısmeti.
Özünü koruma kısmetı.
Özüyle sırdaşlık kısmeti.
Aramak – bulmamak!
Koşmak – ulaşmamak!
Lekeli güzellik!
Gölgeli ulvilik!
Yüreğin yürekden iğrenmesi!
Gözlerin bebekden iğrenmesi!
Sahte umutlar!
Bayağı putlar!
Kederlisin, İnsan!
Çünki bilgesin!

Azerbaycan türkcesinden Türkiye türkcesine uyarlayan: Yolruh Atalı



Işıklı 27.09.2008 08:34:32
İNAM ATA
(ASİF ATA)

“Mutlaka inam” 1. Kutsal Kitapdan

İNSAN KÜÇÜKLÜĞÜ

Sürü anlaşması.
Canavar gaddarlığı.
Hakime secde kılmak.
Çevreye sığmak.
Zulimden korkmak.
Ölümden korkmak.
Yırtıcı ihtiras küçüklüğü.
Hileli kısas küçüklüğü.
İnamsız yaşamak küçüklüğü!
Yarınsız yaşamak küçüklüğü!
Vakarsız yaşamak küçüklüğü!
İlgarsız* yaşamak küçüklüğü! (* vaat, söz)
Ayaklar altına serilmek küçüklüğü!
Ayakalar altında sürünmek küçüklüğü!
Kör kalmak, kar kalmak, ham kalmak küçüklüğü!
Alçalıp sevinmek küçüklüğü!
Eğilip öğünmek küçüklüğü!
Halı kibi dövülmek küçüklüğü!
Köleleşmek küçüklüğü!
Gölgeleşmek küçüklüğü!
Esarete salmak küçüklüğü!
Zahire uymak küçüklüğü!
Gafile uymak küçüklüğü!
Değersize sayğı küçüklüğü!
Yüceye lanet küçüklüğü!
Kıskanclık güçüne oynamak küçüklüğü!
Heves güçüne oynamak küçüklüğü!
İblise uymak!
Nakısa uymak!
Işıltını ışık saymak!
Hercaini aşık saymak!
Işığı görmemek!
Aşkı görmemek!
Yokuşta yorulmak!
Dar durumda sarsılmak!
Yakşı günde dostlaşmak!
Yaman günde yadlaşmak!
Azapa eğilmek!
Gazapa eğilmek!
Tamaha eğilmek!
Suça eğilmek!
Silaha eğilmek!
Halisi nakısa değişmek!
Çetini kolaya değişmek!
Ağırı yeğniye değişmek!
Amaçı yalana değişmek!
Yolundan dönmek!
Tez açılıp, tez sönmek!
Zirveden inmek!
Yad kederine sevinmek!
Fatih zaferine sevinmek!
Nadan kınamasından sarsılmak!
Yırtıcı pençesinden sarsılmak!
Başkesen işkencesinden sarsılmak!
Katil görkeminden sarsılmak!
Cahil biganeliğinden sarsılmak!
Geda azemetinden sarsılmak!
Yakılmaktan bıkmak!
Kuşkudan yoğrulmak!
Dikensiz gül isteği!
Yokuşsuz yol isteği!
Şimşeksiz gök isteği!
Sissiz dağ isteği!
Ani coşgunluk!
Ani vurgunluk!
Ani hayranlık!
Ani dayanaklık!
Özünde kıskanclığı öldürememek!
Özünde yırtıcı hasleti öldürememek!
Çirkefi yürekten silememek!
Tereddüt zenciri.
Durğunluk zenciri.
Var-devlet zenciri.
Ruhsuz hayat.
Amelsiz söz.
İdealsız ömür.
Zekasız idrak.
Vicdansız maneviyat.
Tehlikesiz yigitlik.
Iztırabsız peygamberlik.
Kurbansız uğur.
Düz yolda yanılmak.
Eğri yolda yanılmamak.
Suçlamakta yanılmak.
İhtimalda yanılmak.
Adım cılızlığı.
İstek cılızlığı.
Şefkat cılızlığı.
Şafak cılızlığı.
Küçük mertler.
Küçük hiddetler.
Küçük tufanlar.
Küçük isyanalar.
Küçük kadınlık.
Küçük analık.
Küçük yakınlık.
Bilmezlik kuyusu.
Görmezlik kuyusu.
Dinmezlik kuyusu.
Sevinmeden sevinmek.
Sevilmeden sevilmek.
Düşüncesiz düşünce.
Amaçsız amaç.
Duygusuz duygu.
Utanmaz utanc.
Yaşamadam yaşamak.
Özünden küçüksün, İnsan! Hem de büyüksün!



İNAM ATA
(ASİF ATA)

İNSAN MUHTEŞEMLİĞİ
“Mutlaka inam” 1.Kutsal Kitapdan

Peygamberlik.
Cengaverlik.
Istırap zirvesi.
Feda zirvesi.
Aşıklık zirvesi.
Mutlaka secde zirvesi.
Özüyle döyüş zirvesi.
Ulvi keder zirvesi.
İnsana yetmek zirvesi.
Yaktırılmak.
Parçalanmak.
Paralanmak.
İrade metinliği.
Akıl zenginliği.
Duygu derinliği.
Dahi kayğı!
Dahi istek!
Korkusuzluk.
Ölümsüzlük.
Yurdseverlik.
Beşerseverlik zirvesi!
Nakıslığa nefret zirvesi!
Zirve sesi!
Zirve sözü! 
Zirve hikmeti!
Hüner kısmeti!
Kutsal yolçuluk zirvesi!
Nurlu idrak zirvesi!
Sadakat zirvesi!
Zamana eğilmemek!
Rütbeye sığmamak!
Çağdaş sayılmamak!
Zorluya alçalmamak!
Habise yaramamak!
Çirke bulaşmamak!
Hileni önceden görmek zirvesi!
Şeytanı görmek zirvesi!
Yolsuzlar içinde yolundan dönmemek!
Karanlıkta sönmemek!
 Soyukta yürekde güneş zirvesi!
Ölü öğütden imtina zirvesi! 
Diri meyyitden imtina zirvesi! 
Korkak sözünden imtina zirvesi! 
Bedhah gözünden imtina zirvesi!
 Çevreye sığmaktan imtina zirvesi! 
Köleler içinde mağrurluk zirvesi!
 Eğriler içinde doğrulrk zirvesi! 
Sürünenler arasında yürümek!
Ölenler arasında dirilmek!
Körler arasında görmek!
Karlar arasında işitmek!
Geda edasına dözmek!
Matem sedasına dözmek!
Alçak suçlamasına dözmek!
Zail töhmetine dözmek!
Zalim “acımasına” dözmek!
Habis comertliğine dözmek!
Cinssiz yetkisine dözmek!
Ruzgar sertliğine dözmek!
Tilki mertliğine dözmek!
Sinede yara taşımak!
Yürekde acık taşımamak!
Hayıra hasret kalmak!
Şeri yüreğe bırakmamak!
Külden tutuşmamak!
Ölüye karışmamak!
Yalanla barışmamak!
Hakikat görmemek ve hakikata inanmak!
İnsan görmemek ve insana inanmak!
Aldanmamak ve aldatmamak!
Güzellerde yanılmak, güzelliğe inanmak!
Dostlarda yanılmak, dostluğa inanmak!
Putlarda yanılmak, Mutlaka inanmak!
Adamda yanılıp, beşere inanmak!
Bilgede yanılıp, idraka inanmak!
Kadında yanılıp, kadınlığa inanmak!
Erkekde yanılıp, erkekliğe inanmak!
Bugünde yanılıp, yarına inanmak!
Kuşkuyla karşılaşmak, inama tapınmak!
Kötülerle yaşayıp, yakşıya inanmak!
Korkuncu görmek - sarsılmamak!
Vahşeti görmek - sarsılmamak!
Felaketi görmek - sarsılmamak!
Şeri tahtta görmek - sarsılmamak!
Hayırı ayaklarda görmek - sarsılmamak!
Gayretsizler arasında gayreti korumak!
İsmetsizler arasında ismeti korumak!
Yetimler arasında atalı olmak!
Muhtaşemsin, İnsan!
Yoksa dünyada yaşayamazdın!



İNAM ATA

(ASİF ATA)

HAKİKATLAR

Hayat İnsanı yaşatmıyor,- geçindiriyor.
İnsanı yaşatan Amaçtır.

Hayatın yüzünü Amaç ağartıyor...

Resmileşen cesaret korkuyor.
Resmileşen hakikat aldatıyor.
Resmileşen eleştiri övüyor.


Her kes ac kalanda bile yaltakçının yalı var.

Yadlık
Özünden çalmazlar, Yaddan çalırlar. Her kes toplumdan çalıyor. Çünki insanlar toplumu yad sayıyor.

Toplum adamdakı adamlığı yeniyor, adamdakı insanlığa yeniliyor.

Parasal emek – doğayla döyüş.
Ruhsal emek – özüyle döyüş.

Işık –Karanlık
Hakikat ışığı, edalet işığı, cesaret ışığı.
Yalan karanlığı, zulim karanlığı, korku karanlığı.

Hayat
Yakşılığı nispi olduğu için kötülüğe ihtiyacı var.
Güzelliği nispi olduğu için çirkinliğe ihtiyacı var.
Sevgisi nispi olduğu için, nefrete ihtiyacı var.

“Özgürlük”:
Beyinleri akıl yükünden kurtardılar, yüreği duygu yükünden kurtardılar, yüzü utanc yükünden kurtardılar.

Teklik kaçınılmazlığı:
Çağdaş sohbet – dedikoduya bulaşmak.
Çağdaş dostluk – döneklikle karşılaşmak.
Çağdaş sevgi – cinsi temasla geçinmek.

Büyüklüğe eğilmeyen – küçüklüğe eğiliyor.

Yetkin değişmiyor, çünki eskimiyor, yıpranmıyor!

Ruhlanmak – hayatdan yukarıya kalkmak!

“Kimsem yoktur!..” Bes özün özüne kimse değilsin?

Amaç:
Esinti yok, tufan yok – Işık!

Dönemler:
Ruhsal dönemimiz – Zerdüşt.
Cesaret dönemimiz – Babek.
Yaşlı dönemimiz – Korkud.
Özverili dönemimiz – Nesimi.
Hikmet dönemimiz – Makamat.
Sevgi dönemimiz – Füzuli.
Haraylı dönemimiz – Saz.








İNAM ATA

'Mahiyet' kitapından

II
Hayat - Hayatlıktan yaranıp - Hayatlık Durumundan yaranıp.
Hayat – Hayatlığa beraber değil, ancak Hayatlıktan kenarda da mevcut değil; Hayatı Hayatlıktan başka hiç ne yaratmayıp. Hayatlığı da hiç ne yaratmayıp.
Ezeli Durumu yaratmak olmaz.
Hayatlık Durumu – Hayatı yaratıp; Hayatlık Hayatda gerçekleşip.
Doğulmalar Doğulmak Durumundan Yaranıyor, Açılmalar Açılmak Durumundan.
Hayatdakı Doğulanlar ölüyor - Hayatlık ölmezdir.
Hayatdakı Açılanlar soluyor - Hayatlık solmazdır.
Hayatdakılar Değişiyor - Hayatlık Değişmiyor.
Ölmezlik olmasaydı – Ölüm anlayışı da olamazdı; Hayatlık Hayatı belirliyor.
Solmazlık olmasaydı – Solmak anlayışı da olamazdı; Hayatlık  Hayatı belirliyor.
Değişmezlik olmasaydı - Değişkenlik da anlayışı olamazdı; Hayatlık  Hayatı belirliyor.
Hayatdakılar Hayatdan yaranıp, Hayat Hayatlıktan.

III
İnsan İnsanlıktan yaranıp -
İnsanlık Mahiyeti, Durumu – İnsan Yaratıp.
Akıl – Akıllıktan Yaranıp.
Duygu – Duyguluktan Yaranıp.
Beden Bedenlikten Yaranıp.
Yüz Yüzlükten Yaranıp.
Bilge Bilgelikten Yaranıp.
Yigit Yigitlikten Yaranıp.
Kutsal Kutsallıktan Yaranıp.
Gözel Gözellikten Yaranıp.
Anne Annelikten Yaranıp.
Baba Babalıktan Yaranıp. 
Evlat Evlatlıktan Yaranıp.
Aşık Aşıklıktan Yaranıp.
Dost Dostluktan Yaranıp.
El Ellikten Yaranıp.
Kadın Kadınlıktan Yaranıp.
Erkek Erkeklikten Yaranıp.
Akıl - Akıllığa yetmeyip; Akılllık Akıldan Artık olup, Yüksek olup, Büyük olup.
Duygu - Duyguluğa yetmeyip; Duyguluk Duygudan Artık olup, Yüksek olup, Büyük olup.
Beden Bedenliğe yetmeyip; Beden Bedenlikten Artık olup, Yüksek olup, Büyük olup.
Yüz Yüzlüğe yetmeyip; Yüz Yüzlükten Artık olup, Yüksek olup, Büyük olup.
Bilge Bilgeliğe yetmeyip; Bilgelik Bilgeden Artık olup, Yüksek olup, Büyük olup.
Yigit Yigitliğe yetmeyip; Yigitlik Yigitden Artık olup, Yüksek olup, Büyük olup.
Kutsal Kutsallığa yetmeyip; Kutsallık Kutsaldan Artık olup, Yüksek olup, Büyük olup.
Gözel Gözelliğe yetmeyip; Gözellik Gözelden Artık olup, Yüksek olup, Büyük olup.
Anne Anneliğe yetmeyip; Annelik Anneden Artık olup, Yüksek olup, Büyük olup.
Baba Babalığa yetmeyip; Babalık Babadan Artık olup, Yüksek olup, Büyük olup.
Evlat – Evlatlığa yetmeyip; Evlatlık Evlattan Artık olup, Yüksek olup, Büyük olup.
Aşık Aşıklığa yetmeyip; Aşıklık Aşıkdan Artık olup, Yüksek olup, Büyük olup.
Dost Dostluğa yetmeyip; Dostluk Dostdan Artık olup, Yüksek olup, Büyük olup.
El – Elliğe  yetmeyip; Ellik Elden Artık olup, Yüksek olup, Büyük olup.
Kadın Kadınlığa yetmeyip; Kadınlık Kadından Artık olup, Yüksek olup, Büyük olup.
Erkek Erkekliğe yetmeyip; Erkeklik Erkekden Artık olup, Yüksek olup, Büyük olup.
Dünya Dünyalığa yetemez;
Hayat Hayatlığa yetemez;
İnsan İnsanlığa yete bilir; çünki İnsan Ruhsal Varlıktır - Mutlaka İnam, Mutlaka İdrak, Mutlaka Maneviyat, Mutlaka İrade taşıyıcısıdır.
Ona göre de,
Akıl -Akıllığa yete bilir, yetmelidir.
Duygy - Duygulyğa yete bilir, yetmelidir.
Yüz - Yüzlüğe yete bilir, yetmelidir.
Beden - Bedenliğe yete bilir, yetmelidir.
Bilge - Bilgeliğe yete bilir, yetmelidir.
Yigit -Yigitliğe yete bilir, yetmelidir.
Kutsal - Kutsallığa yete bilir, yetmelidir.
Gözel - Gözelliğe yete bilir, yetmelidir.
Anne - Anneliğe yete bilir, yetmelidir.
Baba – Babalığa yete bilir, yetmelidir.
Evlat - Evlatlığa yete bilir, yetmelidir.
Aşık - Aşıklığa yete bilir, yetmelidir.
Dost - Dostluğa yete bilir, yetmelidir.
El - Elliğe yete bilir, yetmelidir.
Kadın - Kadınlığa yete bilir, yetmelidir.
Erkek - Erkekliğe yete bilir, yetmelidir.
İnsan – İnsanlıktan yaranıp -
İnsanlığa  yetmelidir.

3.   Hayatın Mahiyeti

Hayatlık olmasaydı - Hayat olamazdı.
Hayatlık  olmalıydı.
Çünki  Varlık Boş kalamaz, Yok olamaz.
Varlıkta Ezeli Hayatlık var - ona göre de, Varlık Daimidir.
Varlıkta Ebedi Hayatlık var - ona göre de, Varlık Yok olmuyor.
Varlıkta Sonsuz Hayatlık var - ona göre de, Varlık Tükenmiyor.
Varlıkta Kamil Hayatlık var - ona göre de, Varlık Hayatdan üstündür.
Hayatın Mahiyeti Varlığın canıdır, ona göre de, Varlık daimi canlıdır.

4.İnsanın Mahiyeti

İnsanlık olmasaydı- İnsan olamazdı.
İnsanlık olmalıydı.
Varlığa İnsanlık - İnamlık, İdraklık, Maneviyatlık, İradelik gerek idi; yoksa Varlık Varlık olmazdı.
İnsanlık – Varlığın İnamlığıdır, İdraklığıdır, Maneviyatlığıdır, İradeliğidir.
Varlık İnsanlığa yetmeseydi Yarım kalmış olurdu, Nispi olurdu; Ezeli olmazdı, Ebedi olmazdı, Sonsuz olmazdı, Kamil olmazdı.
İnsan İnsanlığa yetmiyor - ona göre de buçukludur, nispidir; İnsan İnsanlığa yete bilir, yetmelidir.
İnsanın Mahiyeti – Varlığın Anlamıdır, ona göre de, Varlık daimi Anlamlıdır.


Işıklı 02.10.2008 15:16:57
Bu da İnam Atanın resimleri
 Merak edenler için...


İnam Ata 1970-lerde dahşetli tagib yıllarında


İnam Ataya sonsuz sevgi şimdi de yaşıyor.

moon 12.10.2008 15:18:47
Guru Meher Baba, son sözlerini 1925'te söylemiş ve 1969'da ölene kadar geçen 44 yıl boyunca sessizliğini bozmamıştı. Son sözleri şöyleydi:

'Takma kafana, mutlu ol!.'


Sayfa: [ 1 ]