SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Din Felsefesi

Konu: Dini Mekanlar

Sayfa: [ 1 ]

26.09.2004 17:32:25
Camiler,Külliyeler

Süleymaniye Külliyesi
 
Eminönü ilçesinde, kendi adıyla anılan semttedir. Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan caminin inşasına 1550 yılında başlanmış ve 1557’de tamamlanmıştır.
Daha önce hiç rastlanmayan bir büyüklük ve mimari tasarıma sahip olan Süleymaniye Külliyesi, merkezde bir cami, medreseler, tabhane, darüşşifa, bimarhane, türbeler, hamam, çarşılar ve sıbyan mektebinden oluşmaktadır. İstanbul siluetinin en önemli öğelerinden olan cami, sadece bir ibadethane değil etrafındaki külliye ve ekabirin yerleştiği mahalleyle birlikte sosyal ve kültürel bir merkez olma özelliği taşımaktadır.
Caminin inşası sırasına, mimari tarihinin en büyük şantiye organizasyonlarından biri gerçekleştirilmiştir. Caminin yapı malzemeleri ülkenin dört bir yanından getirilmiştir. Antik kalıntılardan bazı sütunlar da bulundukları yerlerden sökülerek İstanbul’a getirilmiş ve cami içerisinde kullanılmıştır.
Bir dış avlu tarafından kuşatılmış bulunan cami, kıble yönünde ve içinde türbeyle mezarların bulunduğu bir hazire ile tam tersi yöndeki bir iç avluya sahiptir. Mermer kaplı iç avluya, üç katlı muhteşem bir kapıdan girilir. Avluda fıskiyeli bir havuz yer alır. Diğer camilerden farklı olarak, caminin dört minaresi avlunun dört köşesine yerleştirilmiştir. Minarelerin birbirleriyle ve kubbeyle olan orantıları, tam bir deha ürünüdür.
Caminin bir büyük kubbe ile, bunu destekleyen iki yarım kubbesi vardır. Kubbelerdeki dizayn sayesinde, cami içerisindeki ses, akustik kurallara göre oldukça berrak bir şekilde yayılmaktadır. Yine camii içerisinde mükemmel bir hava dolaşım sistemi oluşturulmuş, giriş kapısı üzerindeki boşlukta aydınlatma için kullanılan 4000 mumun isi toplanmıştır. Bu isler hat yapımında kullanılan mürekkebe hammadde temin etmiştir.
Külliyenin medreseleri caminin doğu ve batı yönlerinde, dış avlu duvarlarına paralel olarak uzanır. Batı yönünde Evvel Medresesi, Sani Medresesi, Sıbyan Mektebi ve Tıp Medresesi, doğu yönünde ise Rabi Medresesi ve Salis Medresesi yer alır. Darülhadis Medresesi ise caminin kıble yönünde ve İstanbul Üniversitesi bahçe duvarına paralel olarak uzanır. Rabi Medresesi ile Darülhadis Medresesi`nin kesiştikleri kavşağın karşısında ise külliyenin hamamı vardır. Daha önce atölye olarak da kullanılan hamam, 1980`de restore edilmiştir.
Külliyenin tabhanesi, darüzziyafesi, imareti ve akıl hastalarının tedavi edildiği bimarhanesi kuzeybatıda, kıbleye paralel olarak yerleştirilmişlerdir. Darüzziyafe, günümüzde klasik Türk mutfağına yer veren bir restorant tarafından kullanılmaktadır.
Caminin kıble yönündeki haziresinde çok sayıda mezar ile Kanuni Sultan Süleyman ve eşi Hürrem Sultan`a ait iki türbenin yanı sıra bir türbedar odası yer almaktadır. Kanuni‘ye ait türbede, Sultan II. Ahmed, eşi Rabia Sultan, kızı Mihrimah Sultan ve Asiye Sultan, Sultan II. Süleyman ve annesi Saliha Dilaşub Sultan da gömülüdür.

Ayasofya Camii
 Mimarisi, ihtişamı, büyüklüğü ve işlevselliği yönünden ilk ve son ünik uygulama olarak görülen Ayasofya; Osmanlı camilerine fikir bazında da olsa esin kaynağı olan, doğu-batı sentezinin bir ürünüdür. Bu eser dünya mimarlık tarihinin günümüze kadar ayakta kalmış en önemli anıtları arasında yer almaktadır. Bu nedenle, Ayasofya, tarihi geçmişinin yanı sıra, mimarisi, mozaikleri ve Türk çağı yapıları ile yüzyıllar boyunca tüm insanlığın ilgisini çekmiştir. Ayasofya 916 yıl kilise, 481 yıl cami olmuştur; 1935`ten bu yana müze olarak tarihi işlevini sürdürmektedir. Bizans tarihçileri (Theophanes, Nikephoros, Gramerci Leon) ilk Ayasofya`nın İmparator I. Konstantinos (324-337) zamanında yapıldığını ileri sürmüşlerdir. Bazilika planlı, ahşap çatılı bu yapı, bir ayaklanma sonunda yanmıştır. Bu yapıdan hiçbir kalıntı günümüze gelmemiştir. İmparator II. Theodosius, Ayasofya`yı ikinci defa yaptırmış ve 415`te ibadete açmıştır. Yine bazilika planlı bu yapı 532`de Nika ihtilali sırasında yanmıştır. 1936 yılında yapılan kazılarda bununla ilgili bazı kalıntılar ortaya çıkmıştır. Bunlar mabede girişi gösteren basamaklar, sütunlar, başlıklar, çeşitli mimari parçalardır. İmparator Iustinianus (527-565) ilk iki Ayasofya`dan daha büyük bir kilise yaptırmak istemiş, çağın ünlü mimarlarından Miletos`lu İsidoros ve Tralles`i Anthemios`a günümüze ulaşan Ayasofya`yı yaptırmıştır. Anadolu`nun antik şehir kalıntılarından sütunlar, başlıklar, mermerler ve renkli taşlar Ayasofya`da kullanılmak üzere İstanbul`a getirilmiştir. Ayasofya`nın yapımına 23 Aralık 532`de başlanmış, 27 Aralık 537`de tamamlanmıştır. Mimari yönden incelendiğinde büyük bir orta mekân, iki yan mekân (nef), absis, iç ve dış nartekslerden meydana gelmiştir. İç mekân, 100 x 70 m. ölçüsünde olup, üzeri dört büyük ayağın taşıdığı 55 m. yüksekliğinde, 30.31 m. çapında kubbe ile örtülmüştür. Ayasofya`nın mimarisinin yanı sıra mozaikleri de büyük önem taşımaktadır. En eski mozaikler iç narteks ve yan neflerde altın yaldızlı geometrik ve bitkisel motifli olan mozaiklerdir. Figürlü mozaikler IX.-XII. yüzyıllarda yapılmıştır. Bunlar İmparator kapısı üzerinde, absiste, çıkış kapısı üzerinde ve üst kat galeride görülmektedir. Ayasofya İstanbul`un fethiyle başlayan Osmanlı döneminde çeşitli onarımlar görmüştür. Mihrap çevresi, Türk çini sanatı ve Türk yazı sanatının en güzel örneklerini içerir. Bunlardan kubbedeki ünlü Türk Hattatı Kazasker Mustafa İzzet Efendi`nin Kuran`dan alınma bir suresi ile 7.50 m. çapındaki yuvarlak levhalar en ilgi çekici olanıdır. Sultan II. Selim, Sultan III. Mehmet, Sultan III. Murat ve şehzadelerin türbeleri, Sultan I. Mahmut`un şadırvanı, sıbyan mektebi, imareti, kütüphanesi, Sultan Abdülmecid`in hünkar mahfeli, muvakkithanesi, Ayasofya`daki Türk çağı örnekleri olup türbeler, iç donanımı, çinileri ve mimarisiyle klasik Osmanlı türbe geleneğinin en güzel örneklerini oluşturmaktadır.
 Atik Ali Paşa Külliyesi
 Çemberlitaş`ta, Yeniçeriler Caddesi üstünde bulunan Atik Ali Paşa Külliyesi, İstanbul`daki en eski Osmanlı eserleri arasındadır. 1496 yılında Osmanlı Sadrazamı Hadım Atik Ali Paşa tarafından yaptırılmıştır. Şu an camii, medrese ve türbesi bulunan külliyenin imaret, kervansaray ve tekkesi günümüze kadar ulaşmamıştır.
Sedefçiler Camii , Eski Ali Paşa Camii, Çemberlitaş Camii , Dikilitaş Camii, Vezirhanı Camii, Sandıkçılar Camii adlarıyla da anılan Atik Ali Paşa Camii, kesme küfeki taştan yapılmıştır ve ters T planlıdır. 24 m. yüksekliğindeki 12.50 m. çaplı büyük kubbenin eteğinde 16 pencere yer alır. Kubbe dört fil ayağına oturur. Bu kubbeyi küçük dört kubbe ile mihrap tarafından büyük bir yarım kubbe destekler. Mihrap ve minberi beyaz mermerdendir. Cemaat yeri 5 kubbelidir. Sağda tek şerefeli bir minaresi vardır. Haziresinde kime ait olduğu bilinmeyen bir türbe ve XVII. yüzyıla ait mermerden mezarlar bulunmaktadır. Medrese ise caminin karşısında yer almaktadır.

Sultanahmet Külliyesi
 
 Adres : Sultanahmet Meydanı
Sultanahmet Meydanı’nda, Ayasofya Camii’nin karşısındadır. Sultan I.Ahmet tarafından mimar Sedefkar Mehmed Ağa’ya yaptırılmıştır. Külliyenin yapımına 1609 yılında büyük bir törenle başlanmıştır. İnşaatı oldukça uzun sürmüş, 1617`de cami, 1619 yılında ise külliyenin geri kalan kısımları tamamlanabilmiştir.
İstanbul’daki en büyük yapı komplekslerinden biri olan külliye, bir cami, medreseler, hünkar kasrı, arasta, dükkanlar, hamam, çeşme, sebiller, türbe, darüşşifa, sıbyan mektebi, imarethane ve kiralık odalardan oluşmaktadır. Bu yapıların bir kısmı günümüze ulaşamamıştır.
İçindeki 20.000’i aşkın çininin renginden ötürü yabancılar tarafından “Mavi Camii” olarak adlandırılan cami, külliyenin merkezinde yer almaktadır. Cami, geniş bir avlu ve ona eş büyüklükte bir iç mekandan oluşur. Zeminden yükseltilmiş avluya basamaklarla ulaşılır. Avluda üzeri kubbeyle örtülü, fıskiyeli bir havuz vardır. Sultanahmet Camii’nin bir diğer ayırt edici özelliği de minareleridir. İstanbul’daki altı minareli tek camidir. Bu minarelerden dördü cami gövdesine bitişik ve üç şerefelidir. Diğer iki minaresi ise avlunun köşelerinde olup, iki şerefelidir.
Caminin büyük kubbesi yaklaşık 34 m. çapında ve yerden 43 metre yüksekliğinde olup, 5 metre çapında dört fil ayağının üzerine oturmaktadır. Bu büyük kubbeyi destekleyen dört tane de yarım kubbe vardır. Camiyi yerden kubbeye kadar 5 kat halinde ve renkli camlarla kaplı 260 pencere aydınlatır. Cami, çinilerin yanı sıra, sedef kakmalı mermer minber, işlemeli mermer mihrap, kalem işi süslemeler, sedef kakmalı ahşap kapı, pencere kapakları ve rahleler, kubbeye asılan devekuşu yumurtaları gibi dönemin başyapıtları sayılan öğelerle donatılmıştır.
Külliyenin bir diğer yapısı Hünkar Kasrı’dır. Padişahın namaz öncesi veya sonrasında dinlenebileceği bir yapı olarak tasarlanan bu bina bir cami etrafına yapılan ilk sultan kasrıdır. Külliyenin dış avlusunda yer alır. Külliyenin kuzeydoğu köşesinde türbe yer almaktadır. Bu türbede Sultan I.Ahmed, eşi Kösem Sultan, oğulları Sultan II.Osman ve Sultan IV.Murad ile bazı torunları gömülüdür. Türbenin yakınında ise medrese yer alır. Bu medrese günümüzde Başbakanlık arşiv deposu olarak kullanılmaktadır.
Külliyenin dört sebilinden üçü günümüze ulaşmış bulunmaktadır. Bunlardan biri arastanın içinde, diğeri dış avlu kapısı yanında, üçüncüsü ise türbe civarındadır.

İstanbul.NEt

26.09.2004 17:33:32
Sinegoglar

Aşkenazi Sinagogu
 Adres : Yüksekkaldırım Yokuşu Karaköy
Doğu Avrupa kökenli İstanbul Yahudileri`nin ana ibadethanesidir. Döneminin seçkin semtleri arasında bulunan Yüksekkaldırım Yokuşu`nda 1900 yılında kurulmuştur.

Ahrida Sinagogu
  Adres : Gevgili Sokak Balat
1400`lü yıllarda Makedonya`nın Ohri kasabasından gelen Yahudiler, Balat`ta bir sinagog inşa ettiler. Teva`sını da (dua okuma kürsüsü) bir rivayete göre Nuh`un Gemisi`ni, bir başka rivayete göre de Sefarad`ları (İspanya`dan göç eden Yahudilere verilen ad) İspanya`dan Osmanlı topraklarına getiren kadırgaları simgelemek için gemi pruvası şeklinde yaptılar. Sinagogun Barok ihtişamını yansıtan rengarenk boyalı tavan ve duvarları 17. Yüzyıl sonunda restore edilmiştir. En dikkate değer olansa ortada duran, goblen örtülerle kaplı ve içinde nadide parşömenlerin saklandığı Kutsal Sandık’tır. Günümüze kadar aralıksız hizmet veren bu sinagog yıllar içinde dini ve sosyal açıdan pek çok önemli olaya mekan oldu.
17.yy.da kendisini Mesih ilan eden Sabetay Sevi`nin İstanbul`a geldiğinde vaaz verdiği iddia edilen Ahrida Sinagogu`nda, Osmanlı-Rus savaşına (93 seferi) katılan Osmanlı Ordusu`nun zaferi için 18 Mayıs 1877`de düzenlenen ve Sadrazam İbrahim Edhem Paşa ile üst düzey görevlilerin de katıldığı bir dua töreni yapıldı. 2. Dünya Savaşı`nda da, seferberlik döneminde bir süvari müfrezesi Ahrida Sinagog`unda barındı.
Yıllar boyunca sayısız Bar-Mitzva (13 yaşına gelen Musevi erkek çocuğun ibadet topluluğuna kabulü ve ergenlik töreni) töreninin yapıldığı Sinagog`taki düğünler unutulmayacak anlara sahne olurdu. Gelinin denizdeki balıklar gibi doğurgan olması için, sinagog içindeki görkemli düğün töreninden sonra kapı dışına serilen bir halı üzerine, içinde levrek balığı olan bir tepsi konur, gelin bunun üzerinden atlayarak dışarı çıkardı. İsrail`e ve Yahudiler`e karşı olan bir terörist grubun, Karaköy`deki Neve Şalom`a düzenlediği kanlı baskından sonra, İstanbul`daki tüm sinagoglarda olduğu gibi Ahrida Sinagogu da sadece hafta içi ve randevu alınarak geziliyor. Bütün sinagoglarda her Cumartesi sabahı ayin var. Çünkü her Cumartesi Museviler için Şabat yani en kutsal gün. Cumartesi günleri Museviler çalışmıyor, günü ibadetle geçiriyor, akşam da bütün aile toplanıp dua ediyor ve birlikte yemek yiyor.
Ahrida Sinagogu`nda, Hanuka (Işık) Bayramı kutlamalarını da görürsünüz. Hanuka Bayramı, Kislev ayının 25. gününden başlayarak sekiz gün boyunca kutlanır. Hanuka Bayramı`nda yakılan Hanukiya`daki (dokuz kollu şamdan) ilk mum Şamaş adını taşıyor. Dualar eşliğinde yakılan Şamaş`ın yanısıra sekiz gün boyunca her gün bir mum yakılır ve Hanukiya ışıl ışıl olur. Birinci mum Tanrı`nın "ışık olsun" deyişini anımsatır, 2. mum Tora`yı (Kutsal kitap) simgeler, 3. mum "Adalet", 4. mum "Merhamet", 5. mum "Kutsallık", 6. mum "Sevgi", 7. mum "Sabır", 8. mum da "Cesaret" ışığıdır.

Neve Şalom Sinagogu
 Adres : Büyükhendek Caddesi No:67 Kuledibi / Beyoğlu
Sinagog Beyoğlu Kuledibi`nde Büyük Hendek Caddesi üzerindedir. "Barış Vahası" anlamına gelen Neve Şalom Sinagogu bir Musevi ilkokulundaki jimnastik salonunun yeniden düzenlenmesiyle inşa edilmiştir. İlk olarak bu salon 1938 yılında ibadethane haline getirilmiş, ama gerekli izinler alınamadığı için kullanılamamıştır. 1949`da izin alınmış ve projesi İstanbul Teknik Üniversitesi`nden yeni mezun olmuş iki Musevi olan Elio Ventura ve Bernard Motola tarafından hazırlanmıştır. Neve Şalom Sinagoğu 1951 yılında ibadete açılmıştır.
8 ton ağırlığındaki bir avizeyi taşıyan kubbesi, camları özel olarak İngiltere`den ithal edilen vitrayları ve mermer bölmeleri çok dikkat çekicidir.
1986 Eylül`ünde bir terörist tarafından bombalı saldırıya uğrayan sinagog, 1987 Mayıs`ında onarımı tamamlanarak yeniden hizmete açılmıştır.
İstabul.Net

26.09.2004 17:34:46
Kiliseler

 Stephan (Bulgar) Kilisesi
 Bulgar azınlığa ait bu kilise belki de İstanbul`un en ilginç kilisesidir. Osmanlı Devleti`nin Bulgar uyrukları daha önceleri Fener Ortodoks Patrikhanesi`ne bağlı kiliselerde ibadet ederlerdi. 19. Yüzyıl`da Bulgarlar kendi kiliselerine sahip olmak için devletten izin aldılar. Kilisenin bugün bulunduğu yer olan Balat`la Fener arasında ve Haliç kıyısındaki alanda ilk önce küçük ve ahşap bir kilise inşa edildi. Daha sonra büyük bir kilise yaptırmak için çalışmalar başlatıldı. Zeminin zayıf olmasından ötürü betonarme yerine daha hafif olduğu için demir iskelet yöntemi tercih edildi. Kilisenin projesini İstanbul`lu bir Ermeni olan Hovsep Aznavur yaptı. Kilisenin prefabrik parçalarının yapılması için uluslararası bir yarışma açıldı ve R. Ph. Wagner adlı bir Avusturya firması bu yarışmayı kazandı. Viyana`da imal edilen parçalar Tuna Nehri ve Karadeniz üzerinden gemiyle İstanbul`a taşındı. Yaklaşık 1.5 yıllık bir çalışmadan sonra, kilise 1898 yılında şimdiki yerine kuruldu. Kilisenin taşıyıcı profilleri çelikten yapılmış ve üzeri saç ve döküm levhalarla kaplanmıştır. Bütün parçalar birbirlerine civata, somun, perçin veya kaynakla birleştirilmiştir. Mimari stil açısından neogotik ve neobarok öğeler içermektedir.

Meryem Ana Süryani Kadim Kilisesi
 Adres : Karakurum Sokak Tarlabaşı /Beyoğlu
Beyoğlu`nda, Tarlabaşı semtinde, Karakurum Sokağı`ndadır. İstanbul`da Süryanilerce yaptırılan tek kilisedir. Süryaniler, kullandıkları diğer kiliseleri öteki mezheplerden ödünç almakta veya kiralamaktadırlar.
Meryem Ana Kilisesi 1960 yılında, Süryaniliğin Türkiye`deki merkezi olan Mardin`den getirilen taşlarla yaptırılmıştır. Taştan büyük bir binadır. Kilise dışında idare ve okul gibi bölümleri de vardır.

Anglikan Kilisesi
 Adres : Serdar-ı Ekrem Sokak No: 83 Galatasaray / Beyoğlu
Beyoğlu`nda, Serdar-ı Ekrem Sokağı No.83’tedir. Kırım Kilisesi olarak da anılan bu yapının mimarı G. E. Street`dir.
Kınm Savaşı`na katılan İngiliz askerlerinin anısına inşa edilen kilisenin arsası Sultan Abdülmecid tarafından temin edilmiştir. Yapımına 1858 yılında başlanmış ve ancak 10 yıl sonra tamamlanmıştır.
1971 yılında cemaati iyice azaldığı için kapatılan kilise, 1991 yılında yeniden ibadete açılmıştır. Neogotik bir mimarisi olan kilisenin, inşa sırasında kullanılan bütün taş malzemesi Malta`dan getirilmiştir.
İstanbul.Net
 

26.09.2004 17:35:35
Cemevleri

Karacaahmet Sultan Dergahı
Üsküdar sınırları içinde Selimiye Kışlası'nın üst tarafında Gündoğumu Caddesi ile Nuhkuyusu Caddesi'nin birleştiği köşede Karacaahmet Sultan Dergahı ve türbesi yer alır.
Karacaahmet Sultan Dergahı, Şahkulu Sultan Dergahı gibi köklü ve eski bir dergahtır. Asıl merkezi İstanbul- Üsküdar olan bu dergahta uzun süre hizmet veren Karacaahmet Sultan, hakka yürüyünce, naaş, dergahın bulunduğu yerde toprağa verilmiştir.Karacaahmet Sultan 'ın Türbesi 'ni, yıllar sonra Kanuni Sultan Süleyman'ın eşi Gülfem Hatun yaptırmıştır. Denilmektedir ki , bir gece rüyasında Karacaahmet Sultan 'ı gören Gülfem Hatun uyandığında, gördüğü rüyasını etkisiyle sabahın erken saatinde Üsküdar'a kadar giderek üstü açık bulunan türbeyi görmüş ve yazdırdığı bir fermanla türbenin üstüne bir tavan yaptırmıştır. Türbenin içine de Karacaahmet Sultan 'ın sancağını , deve tüyünden örülmüş hırkasını ve tespihlerini koydurmuştur. Zamanla türbenin etrafı da mezarlara la dolmuş ve büyük bir hazire olmuştur. Daha sonraki yılarda bu çerçevede kurulan hazireye kendi adı verilmiştir.
Karacaahmet Sultan, hakka yürüdükten sonra, türbesi ve kurduğu dergahı, bu işlevini yürütmeye devam etmiştir. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de kurbanlar kesilmekte, lokmalar verilmekte ve cemler yapılmaktadır.
Akan zaman içinde etrafında yapılan mezarlarla büyük bir hazire oluşmuş ve bu hazirenin içinde" Hasırcı Baba " ile " Asuman Dede" gibi pek çok ünlünün ve ermişin mezarları da vardır.
Türbenin dış kapısından içeri girildiğinde 2.5 metre eninde, 8 metre boyunda bir koridor ve koridorun sonunda türbe kapısı görünmektedir. Bu kapı gündüzleri sürekli açıktır. Dış kapının yanından türbenin içi görülebilir konumdadır. Türbe kapısının üstünde mermer üstüne yazılmış eski bir yazı göze çarpar. Bu yazıda :
"Revza-i feyz-i fütuh Karacaahmett'dir
Gel erenler, oku bir fatiha, kıl istimdat
Eyledi zevcesi Fehmiye Hanım ruhu için
Matbah-ı amire memuru Ziya Bey Banyad
Geniş ve uzun bir koridordan sonra türbeye girilir. Ortalama 40 metre kare dolayında olan türbenin doğu cephesinde üç ve güney cephesinde de dört adet olmak üzere yedi büyük pencere İslam 'i tarzda mimari özelliğe sahip olup üstleri yarım daire biçimindedir. Tavan kısmı kubbeli olup, ortasında büyük ve renkli bir avize sarkıtılmıştır. Kuzey cephesindeki duvar kısmı, pencereler, altın renkli yaldızlı boya ile boyanmıştır.
Orta yerdeki büyükçe sanduka, yeşil renkli çuha ile kaplanmış ve duvarlar da yağlı boya ile yeşile boyanmıştır. Duvarların alt kısımları beyaz mermer lambrilerle kaplanmış olup, zemin kısmı halılarla döşenmiştir. Sanduka, sarı pirinç çubuklarla kafes içine alınmış olup köşelere de ve yanlarda iri tespihler bağlanarak sarkıtılmıştır.
Doğu cephesi pencerelerinin iki başında altışar ampullü , ayaklı aplikler süslemektedir.
Giriş kısmının sağında bir pencere koridora bakarken, solunda da duvar dibinde demirli bir camekan içinde Karacaahmet Sultan 'ın deve yününden örülmüş hırkası ve uzunca iri 99'luk tespihi asılıdır. Camekanın hemen yanından uzunca bir dolap içinde o zamanlardan kalma sarkaçlı eski bir saat ve eski yazılı bir manzum bir tablo bulunmaktadır.
 Karaca Ahmet Sultan Kültürü Tanıtma dayanışma ve Türbesini Onarma Derneği
   
  Şahkulu Sultan Dergahı
Şahkulu Sultan Dergahı  | araştırmalar | | anasayfa |
Eline ,Diline, Beline Sahip Ol.
Çalışmadan Geçinenler Bizden Değildir.
En Yüce Değer Emektir.
Asıl körlük Nankörlüktür.
ŞAHKULU SULTAN’IN
AYDINLATTIĞI 600 YILLIK
IŞIK YUVASI
Şahkulu Sultan Dergahı; Osmanlı Dönemi’nde
kurulu bulunan yaklaşık 20 Alevi-Bektaşi Dergahın’dan sadece biridir.Horasan erenlerinden kabul edilen Şahkulu Sultan Bizans’ın son dönemlerinde; yaklaşık 1370-1380 yıllarında İstanbul’a gelip dergahını kuran ve kapısını 72 millete, 18 bin aleme açıp, çevresini aydınlatan bilge bir yol eri’ dir.
Şahkulu Sultan ile birlikte aynı yılda dergahlarını
kurup halkı ; barış, kardeşlik ,insan severlik ve halkça bölüşüm düşüncesi ile eğiten diğer gönül erleri ise; Karacaahmet Sultan ,Gözcü Baba , Eren Baba , Sancaktar Baba , Kartal Baba gibi isimlerdir. Bu ‘yol erenleri’ kurdukları dergahlarda halkı aydınlığa yönelten çalışmaları ile ölümsüzleşmişlerdir. Bu ‘gönül erleri’,dünyamızdan göçüp gittikten sonra da kurdukları dergahlarda isimlerini verdikleri semt adları ile yaşamaktadırlar.
Eren Baba’dan Erenköy, Kartal Baba’dan Kartal, Gözcü Baba’dan Göztepe, Karacaahmet Sultan’dan Karacaahmet semti adını almıştır.
  Karaca Ahmet Sultan Kültürü Tanıtma dayanışma ve Türbesini Onarma Derneği
 


Sayfa: [ 1 ]