SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Şiir

Konu: Sezai Karakoç

Sayfa: [ 1 ] 2 3

denge 03.02.2007 23:17:30
1933’de Diyarbakır/Ergani’de doğdu. İlkokulu Ergani’de, ortaokulu Diyarbakır ve Maraş’ta, liseyi Gaziantep’te okudu. Lise sonda Necip Fazıl Kısakürek’le tanıştı.
Burslu öğrenci olarak girdiği Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni 1955’de bitirdi. 1959-1965 yılları arasında Maliye Müfettiş Yardımcılığı ve Gelirler Kontrolörlüğü görevlerinde bulundu.
1967 yılında İslamın Dirilişi ve Yazılar adlı kitaplarından dolayı yargılandı. Büyük Doğu, Hisar, Akpınar, Dernek, Düşünen Adam, A dergilerinde deneme ve şiirler, Yeni İstanbul, Sabah ve Milli Gazete’de fıkra yazıları yayımlayan Sezai Karakoç, mart-nisan 1960’ta iki, mart 1966 - mart 1967’de on iki, ekim 1969 - ocak 1971’de on altı sayı olmak üzere Diriliş dergisini yayımladı.
1974’ten itibaren düzenli olarak 18 sayı yayınlanan, 1976’dan itibaren gazete biçiminde çıkan Diriliş dergisi yerli düşünce ve edebiyatın en önemli dergilerinden biri oldu. Gazete biçiminde çıkarken 1877’de yayımı aksamaya başlayan Diriliş, 1978’de kapandı.

Şiir Kitapları:
Körfez (1959), Şahdamar (1962), Hızır'la Kırk Saat (1967), Sesler (1968), Taha'nın Kitabı (1968), Kıyamet Aşısı (1968), Mağara ve Işık (düzyazı şiirler, 1969), Gül Muştusu (1969), Zamana Adanmış Sözler (1970), Ayinler (1977), Leyla ile Mecnun (1981), Ates Dansı (1987), Alın Yazısı (1989) , Monna Rosa (1998)


Muazzez Akkaya'yı Buldum/ Akmet Hakan Coşkun

ŞAİR Sezai Karakoç'un meşhur "Mona Roza" şiirinde, Türk edebiyatının en mahrem akrostişi gizlidir.

Şiirin her kıtasının başındaki harfleri yan yana getirdiğinizde "Muazzez Akkayam" çıkar.

Karakoç, 1950'de Mülkiye'de öğrenciyken yazmıştır bu şiiri.

Ancak 2002 yılına kadar hiç yayınlamamıştır.

Buna karşın tam 50 yıl kuşaktan kuşağa aktarılmıştır bu etkileyici şiir.



60'larda daktiloyla, 70'lerde teksirle, 80'lerde fotokopiyle çoğaltılmıştır.

Bu efsane şiir, bir aşk acısının yürek burkan sesidir.

Şöyle başlar:

"Mona Roza siyah güller ak güller / Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak / Kanadı kırık kuş merhamet ister / Ah senin yüzünden kana batacak / Mona roza siyah güller ak güller."

* * *

Ketumluğu, vakarı, onuruna düşkünlüğü, içe kapanıklığı, aşırı kırılganlığı ve küskün bir çiçek oluşuyla tanınan Sezai Karakoç'un, tam 50 yıl Muazzez Akkaya hakkında tek bir kelime etmesi tabii ki beklenemezdi.

Herhangi bir babayiğidin de Muazzez Akkaya konusunu Sezai Karakoç'a sormaya cüret etmesi de düşünülemezdi.

Bundan dolayı Muazzez Akkaya, Türk edebiyatının bir büyük gizi olarak kaldı.

Giz devam ettikçe de, efsane üretmeye meyilli tipler girdi devreye.

Neler neler anlatılmadı ki...

En meşhur hikáye şudur:

Güya Sezai Karakoç, Mülkiye'de okuyan Muazzez Akkaya'ya aşkını itiraf etmiş ama karşılık bulamamış, bunun üzerine "Mona Roza" şiirini yazmış, şiiri okuyan Muazzez Akkaya intihar etmiş.

Bu rivayet, "Sezai Karakoç da bu nedenle hiç evlenmemeyi tercih etmiş" diye bitiyor.

* * *

Dikkat! Dikkat!

Edebiyatımızın büyük sırrı çözüldü.

Nasıl mı?

Anlatayım:

Bundan bir süre önce bir yazımda Sezai Karakoç'un "Mona Roza" şiirine ve Muazzez Akkaya'ya şöyle bir değinmiştim.

O yazının yayınlanmasının ardından New York'tan bir e-posta aldım.

Şunlar yazılıydı e-postada...

"Selam Ahmet Bey... Ben New York'ta doktorluk yapıyorum. Muazzez Akkaya'nın kızıyım. Yazınız ailecek çok hoşumuza gitti. Annemin adını yazınızda geçirdiğiniz için çok teşekkürler. Ayşe."

Okuyunca "Vay be" diye haykırdım. Muazzez Akkaya'nın izini bulmuştum.

Hemen bir yanıt yazdım: "Lütfen anneniz hakkında biraz daha bilgi verebilir misiniz?"

Yanıt şöyleydi:

"Annem Mülkiye'de okumuş. Öğrenciliğinde çok güzel bir kadınmış. Grace Kelly tipinde. Pingpong şampiyonu olmuş okulda. Bugün anneme Sezai Karakoç'un aşkını ve şiirini sordum. Annemin bu aşktan ve şiirden haberi olmamış. Ama şunu anımsıyor: Paltosunun cebinde şairi meçhul aşk şiirleri bulurmuş! Babamla evlenirken babama bu şiirlerden söz etmiş, babam da şiir yazmaya kalkışmış annem için ama tabii ki çocukça şiirler olmuş bunlar. Annem Hazine avukatlığından emekli oldu. Maliye Bakanlığı'nda çalışırken babamla tanışıp aşk evliliği yapmışlar. 48 sene harika bir evlilikleri oldu. Maalesef geçen hafta babamı kaybettik."

* * *

Muazzez Hanım'ın Mülkiye'de okurken "pingpong şampiyonu" olduğunu öğrenince...

Hemen aklıma Sezai Karakoç'un "Ping-Pong Masası" adlı başka bir şiiri geldi.

Şiiri bulup okudum...

Şu dizelere dikkat kesildim:

"Ha Sezai ha ping-pong masası / Ha ping-pong masası ha boş tüfek / Bir el işareti eyvallah ve tak tak / Gözlerin ne kadar güzel ne kadar iyi / Ne kadar güzel ne kadar sıcak / Tak tak tak tak tak."

Gözümün önüne şöyle bir görüntü geldi:

Ezik ama onurlu Ergani çocuğu Sezai, uzak bir köşeden Muazzez'in pingpong oynamasını izlemektedir. Muazzez topa şımarık bir edayla vurdukça "Ha Sezai ha ping-pong masası" diye içlenmektedir.

Ne dokunaklı değil mi?

* * *

Hadi girin internete ve bu çok eski devirlere aitmiş gibi gözüken dokunaklı aşka nüfuz etmek için "Mona Roza" şiirini bulup okuyun.

50 yıllık büyük gizin aydınlanmasının hatırına...

Bir parça kederlenip aşka olan imanınızı tazeleyin.

Okuyun ve içinizi ısıtın:

"Yağmurlardan sonra büyürmüş başak / Meyveler sabırla olgunlaşırmış / Bir gün gözlerimin ta içine bak / Anlarsın ölüler niçin yaşarmış / Yağmurlardan sonra büyürmüş başak."

 


Hürriyet
12/11/2006

denge 03.02.2007 23:19:00
BALKON

 

Çocuk düşerse ölür çünkü balkon

Ölümün cesur körfezidir evlerde

Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların

Anneler anneler elleri balkonların demirinde

 

İçimde ve evlerde balkon

Bir tabut kadar yer tutar

Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen

Şezlongunuza uzanın ölü

 

Gelecek zamanlarda

Ölüleri balkonlara gömecekler

İnsan rahat etmeyecek

Öldükten sonra da

 

Bana sormayın böyle nereye

Koşa koşa gidiyorum

Alnından öpmeye gidiyorum

Evleri balkonsuz yapan mimarların

denge 03.02.2007 23:19:34
Kar Şiiri

Karın yağdığını görünce
Kar tutan toprağı anlıyacaksın
Toprakta bir karış karı görünce
Kar içinde yanan karı anlayacaksın

Allah kar gibi gökten yağınca
Karlar sıcak sıcak saçlarına değince
Başını önüne eğince
Benim bu şiirimi anlayacaksın

Bu adam o adam gelip gider
Senin ellerinde rüyam gelip gider
Her affın içinde bir intikam gelir gider
Bu şiirimi anlayınca beni anlayacaksın

Ben bu şiiri yazdım aşık çeşidi
Öyle kar yağdı ki elim üşüdü
Ruhum seni düşününce ışıdı
Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın

denge 03.02.2007 23:20:43
Kültür ve Sanat Büyük Ödülü Sezai Karakoç’un
Kültür ve Turizm Bakanlığınca her yıl verilen Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nün bu yılki sahibi büyük şair ve düşün adamı Sezai Karakoç.

http://www.ntvmsnbc.com/news/396021.asp

Ödülü kabul etmediği için buradan kendisine teşekkürler...

kiya 05.02.2007 23:24:55
sanırım ödülü reddettiği yönünde bir yanlış anlaşılma olmuş. kendisi ödül olarak verilecek parayı reddetmiş ve bu paranın hayır işlerine harcanmasını istemiştir. bakanlığın verdiği bu "anlamsız" ödülü doğrudan reddetmiş değildir anladığım kadarıyla...

son tango 06.02.2007 00:17:00
evet,ödülümü postayla gönderin demiş..

06.02.2007 22:03:49
Neden  insanlar Sezai Karakoçun paparazisini yapmaktan vazgeçmiyor.Rahat bırakalım artık Mona rozayı.Mesela kaç kişi üstadın İslam Toplumunun Egemonyasını okudu? neden üstadın diğer kitaplarından hiç bahsedilmiyor?

deniz 06.02.2007 22:05:34
ağzına sağlık..

magazin forever Smiley

denge 25.03.2007 15:24:34
Cemal Süreya‘nın Sezai Karakoç için yorumu;"Bulgucu adam. Belki de ülkemizde tek bulgucu. Çok daha yetenekli bir Mehmet Akif’in tinsel görüntüsüyle adamakıllı bir Necip Fazıl’ınkini iç içe geçirin, yaklaşık bir Sezai Karakoç fotoğrafı elde edebilirsiniz. Türkiye’de özellikle sağın, özellikle de mukaddesatçı kesimin içinde yalnız bir başına. Hiçbir ortaklığa girmez. Dışarıda ve yukardadır. Düşüncesini de öfkesini de hemen ortaya koyar… yaşama konumu olarak tek ve benzersiz"

Alıntı

gobilibozo 03.04.2008 00:32:09
LEYLA MECNUN KİTABINDAN MEST EDEN ŞİİRLER SİZLERLE EFENDİM Smiley

DOĞUM

Sonbahar benim ölümüm kırmızı kırmızı yanışım kara ağaçlarda
toplayıp gelişim güzü bütün sarılarımla loşluklarımla
çürüyen solan evrenin karşı koyuşu
senin baharda doğuşunun anısına

Ahh o ne sıtmadır güneşteki sıtma baharda
her an senin doğumu yaşamaktan gelen
ve güzün güneşte bir kuruyuş bir dağılma
benim ölümümden gelen haykırış ve ağlayışlarla
bir ömür boyu oldum salt ölüm kemiği
parlamak için senin doğumundan gelen fotoğraflarla
eve girmekte geç kalan çocuklar görecektire geceleri
aşk baharının sessiz direnişini yanıp duran ışıklarda

gobilibozo 03.04.2008 00:41:44
KARA BASAN (MECNUNDAN LEYLAYA)

Görüntü görüntüyü ses sesi yer
aşk dedikleri işte böyle bir yer
herkes gibi olmak olmamak gibi bir şey
leylayı aklından çıkarmayı her isteyişte
suçtan ve günahtan beter ve öte
bir boşluğa yuvarlanıyordu mecnun
sanki ayda doğuyor güneşte yanıyordu mecnun
gece kıristal bir bıçak gibi
uçmaya hazır ruh güvercini

Ta boğazından yaralıyarak
boynunu kızıl bir gerdanlıkla sarmalıyarak
gündüzün azabına terk ediyordu nöbeti
ve mızraklı ruh zırhlı ruh ışığının iskeleti
her çiğ damlasından kılıç salardı
her kırağı tozunda kalkanı vardı
gün yaraya çekilen bir yakı
gece cehenneme dikilen bir zafer takı


Heee nolmuş ama ülkücü değilki!

gobilibozo 03.04.2008 19:13:12
İyi tamam anlarım inşallah bende Smiley
YILDIZ FALI (LEYLADAN MECNUNA)

Ne onu sevdiğini söyleyebilirdi ne sevmediğini
ne anladığını söyliyebilirdi ne anlamadığını dediğini
içinden çıklımaz dolambaçlı bir vadi
aslında aciz kalırdı onu nitelemeğe aşk kelimesi adı
ırak dağlar yaklaşıp yaklaşıp kabileler obasını bassa
bundan daha büyük olmazdı tasa

Ay zühre merih veya utarit
işte bu periler yada meleklere ait
yerde bile yine karşısında o var
ruhunda ve kafasında yalnız o var
kurtulmak mümkün değil kays tan mecnundan
aşk değil düpedüz bir yazgı bu anlaşılan
ne ondan kaçmak bir şeye yarar
ne ona varmakla dağılır karanlıklar
güneş ve gölge su ve serap şarap ve sarhoşluk
nasıl bir birinden ayrılmassa galiba öyle olduk
dedi kendi kendine leyla o yer ve zaman dışında
Ay güneş ve yıldızların çarpışında

düşen yükselen kayan kaybolan yeniden doğan
ölen dirilen o büyük maddeler ve gizemliliklerin açılımından
ruhunun yarasını dindiren merhemi dermanı aradı
kalbine sükunet verecek meryemi lokmanı aradı
fakat hep karşısına çıkıyordu ehram gibi bir duvar
alın yazısı duvarı sfenks yüzündeki esrar
ozaman sildi ruhundan bütün zamanı ve mekanı
düşünceyi kuşkuyu umudu olanı ve olmayanı
teslim olmaktan başka çare yoktu kesin yazgıya
leylayı bu makama erdirdi ilhamı andıran bu hızırsı rüya...

gobilibozo 17.04.2008 02:28:52
Çölün öyküsü

Çöle selam
çöle övgü
mecnunu sayıklayan çöle selam
mecnunu kucaklayan çöle övgü
çölde gün battığı zaman
mecnuna selam mecnuna övgü
çölde ay doğduğu zaman
mecnuna selam mecnuna övgü
mecnunun öyküsünü bir kez daha başlatan
çöle övgü çöle selam...
ADAK IŞIĞI

Sıcak yaz günlerinde
önde uzanan ovada
birden bir ışık sağdan
birden bir ışık soldan çıkar
ve bunlar
şimşek hızıyla birbirine ulaşırlar
bunu halk adak için uğur sayar
derlerki:leyla ile mecnun bulıştular
bu göz açıp kapama anında
ne varsa dile muradında
mutlak yerine gelir arzun
yerde kavuşamayanlar gökte kavuşurlar
ve bir uğurlu anda
'kavuşmak isteyenleri kavuştururlar'

mutlu son Smiley
Çölden geçmek leylaya ermek içindir

Kuşlar öttü leyla için
güller açtı leyladan ötürü
uyku bir bahara döndü
leyla ayla yıldızların
arasında paylaşıldı
sussun bütün dünya şehir
leyla derin bir uykuda
güller leylanın uykusunda olgunlaşırlar
leylanın düşlerinden renk alır kuşlar

 ne aşk be Smiley
Sevgilim
 çile adlı peri
her ulu değişimin seheri
her sonu bir başlangıç yapan
yüce bir makama çıkaran her seferi

ve yazmayacağım dedi
leyla ve mecnun yaz demedikçe
hayvanat bahçelerindeki
esir geyiklerin gözlerinde
ve şehit karnında bir  ebcet gibi
bir şifre bir parola bana açıklanmadıkça
ben  çağırmadıkça
yeniden
sohbetin en derininde

ve toprak bağırmadıkça
kesilen bir kurban gibi

ve ruh sarsıntılar cehennemini
aşıp geçmedikçe
kanadı ıslanmadan...
LEYLANIN BİR IŞIĞA DÖNÜŞMESİ

Mecnunla aynı andamı

biraz önce biraz sonramı

en yeşil vahalar bereketinde

bir ışığa dönüştü leyla ece

evden yükselen bir ışık sütunu

yükselip tuttu ışık olan mecnunu

gördü herkes gökte yarıştı ik ışık

birbirine kavuştu iki ışık,iki aşık
YILDIZ FALI

Bir gece ay yırttı leylanın çadırını
taşıdı göklere o bakirenin sırrını
alıp ağına sanki onu yumuşak bir şimşek
ipek bir giysi gibi titreyerek

ne giysi merakı ne ufka ait bir telaş
ne baskın korkusu ne yağma ne savaş
ne sevinç ne üzüntü ne azap ne serap ne su
hatta ne varlık bilgisi ne hiçlik duygusu
sanki ruh kıldan ince kılıçlarla kıyıla kıyıla

Aklın düşün uyum ve uyumsuzluğun ilerisine
ulaşılmış son anlama hatta daha ilerisine
vücut paylaşılmış yıldızlar arasında
bir avuç ışık gibi ateşten kızlar arasında
herşey ölümsüz bir dirilikten doğma
pınarlar bengisu kemerler eleğimsağma
geçmişin adeta tümüyle yitip kaybolduğu bu anda bile
vardı gözden ve gönülden gitmeyen bir gölge
cevapsız bir soru kavsi gibi insanı kül eden sesi ve öyküsü
hayat ve ölüm bu kaviste bu sorunun çözümünde
olmak veya olmamak bu yay bükümünde bu çözümün düğümünde
Leyla ile Mecnuna biraz ara verelim Smiley

KÖŞE

Saçlarını kimler için bölük bölük yapmışsın
saçlarını ruhum un evliyalarınca örülen
tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin
gözlerin kaç kişinin gözlerinde gezinir?
sen kaç köşeli yıldızsın? Smiley

Fabrika dumanlarında resmin
kirli temiz haritaları doldurmuşsun
hatırasız ve geleceksiz bir iç deniz gibi
aşka veda etmiş topraklarda durmuşsun

Benim geçmiş zaman içinde yan gelip yattığıma bakma
ben geleceğin karagözlü zalimlerindenim
bir tek köşen bile ayrılmamışken bana
var olan ve olacak olan bütün köşelerin sahibi benim
ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim!!..
SEN KAÇ KÖŞELİ YILDIZSIN?

Evlerinin içi gurur döşeli!
benim aşkım binbir köşeli ahh binbir köşeli!!..


DELİ KÖŞE

Sen geldin benim deli köşemde durdun
bulutlar geldi üstüne durdu
merhametin ta kendisiydi gözlerin
merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu
bulutlar geldi altında durduk

Konuştun güneşi hatırlıyorum
gariptin yepyeni bir sesin vardı
bu ses öyle benim öyle yabancı
bu ses saçlarımı ıslatan sessiz bir kardı

dişlerin öpülen çocuk yüzleri
güneşe açılan küçük aynalar
sert içkiler keskin kokular dişlerin
içinden geçilen küçük aynalar

sen geldin benim deli köşemde durdun
bulutlar geldi üstüne durdu
MERHAMETİN TA KENDİSYDİ GÖZLERİN!!..
İyiki şiir var Smiley

KERVAN

Mecnun bu olgunluk yıllarında
koştu kervandan kervana
hizmet ederek insanlara
erdi teselli pınarına
zamanı hatıraya karşı kullandı
AŞKA KARŞI HAKİKATLE DONANDI

Ve tanrının saltanatı tek saltanat
bu görüşle karışıp insanlara
buldu çoklukta bir tek manzara
her işin sonu başı tanrı
alın yazımızın heykeltraşı TANRI
Tek var olan o gerisi gölgeler

Eşyada alevlenip alevlenip sönüş
dolaşıp dolaşıp tanrıya dönüş
tenha kaldığı an çadırlarda
kalbine inardi bal rengi bir levhayeni bir yazı çözmeye uğraştı
insanlara kapalı harflerdi uğraştığı...
Altın altına gider bakır bakıra doğru
ipek altınla beraberdir
kürk dilberlerin boynunda
dua cennet ülkesine ait
beddua lanetlenmişler için
leylaya karşı akıldan geçen her kara düşünce
cehennemin mimarı olur bizler için
cehennem bizim için biz lanetlenmişler için
kendi elimizle kendimiz
cehenneme çevirdik içimizi
sizi bilmem
ama cehennemimden memnunum ben
belki ateş dökülen pencerelerimden
bir kurtuluş işareti alırım
leylanın ülkesinden
yansın ellerim kollarım ayaklarım
belki böylece
bir kanada kavuşurum beni leylaya götürecek
gözlerimin küle çevrilmesinden
görünmeyen bir dünyanın sağlığına kavuşurum

Gökten yerden
gün ve ay gibi
alın yazımıza yol gösteren
tanrı nimeti yıldızlar gibi
bana gelir leyla
leylanın gözleri

UGraSHAMAN 19.04.2008 18:46:24
Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili

gobilibozo 14.05.2008 01:33:21
Ah UGraSHAMAN ah ne güzel bir şiir bu hiç okumamıştım teşekkür ederim Smiley
BEN KANDAN ELBİSE GİYDİM HİÇ DEĞİŞTİRSİNLER İSTEMEZDİM

Kendinden bir şeyler kattın
güzelleştirdin ölümü'de
ellerinin içiyle aydınlattın
ölüm ne demektir anladım

Yer değiştiren ben değilim
farklılaşan sendin
sendin bana gelen aynalarla
sendin bana gelen sendin

Artık ölebilirdim
bütün istanbul şahidim
ben kandan elbiseler giydim
bundan senin haberin var'mı??



Saman yolunda veba

Aşk siyahın beyazdan ayrıldığı
saman yolunda yürüyen bir karınca
en onulmaz  vebayı kutlayan bir güvercin
sen ırakta samanyolu ırakta
ve ay başka bir ay
sarısı beyazına akmış
bulaşmış bir yumurta...
SESSİZ MÜZİK

Sen kış güneşimisin?
yakarsın ısıtmazsın

Bu dünyada olup bitenlerin
olup bitmemiş olması için
ne yapıyorsun?

sizin evin duvarları taştan
dumanıdamı taştan

TUT
Tut elimden
düşen tüyleri toplayayım
tut
isimsiz çocuk ağlamasın
kuyuda ışık sönmesin

kırk oda iç içe dönmesin
halayıklar sağır
dualar boğuk olmasın

tut elimden kaçalım
kaçalım kaçalım
bizi kimseler görmesin
arayanlar bulmasın
tren duvarları sarsmasın
yürek bu kadar hızlı çarpmasın
kan böylesine hızlı akmasın
aşkın kulakları sağır
sesi boğuk olmasın...
Köşe

Benim geçmiş zaman içinde yan gelip yattığıma bakma
Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim
Bir tek köşen bile ayrılmamışken bana
Var olan ve olacak olan bütün köşelerin sahibi benim
Ben gecelerin kara gözlü zalimlerindenim
Sen kaç köşeli yıldızsın?

Evlerinin içi ayna döşeli
ayna hatıra gözler ve sevmek
benim aşkım binbir köşeli ahh binbir köşeli
bir köşe gidince bin köşe yeniden gelecek
ayna hatıra gözler ve sevmek!

Evlerinin içi gurur döşeli
Benim aşkım binbir köşeli ahhh binbir köşeli...
İLK
Yanlış tranden indin seni şehrin aynasından geçirdiler
sana baktım yıllarca hep aynı özlem penceresinden
yürüyen ve kaçan yalın ve coşkusu özlem penceresinden
şen dünya içinde bir avuç şen dünyaydın sen

Bahar bilgisi güneş rengi at soluğu ve sen
seni çağırıyorum geç gel ağlayan son bakireler içinden
kadınlar taş heykeller gibi gelip geçer sarı kayalardan
hangisine baksam sen kımıldar sen seslenirsin içlerinden

Sen bir el uzanışıyla aydınlanan yeni ay mısın
parlayan denizler gürültüsüz şiirler kapanan kapılar sana gök taşlarını getiriyorlar
seni sayıklıyor
denemesi yanlış yapılmış ilk ok!!..


Sayfa: [ 1 ] 2 3