|
||
| 1933’de Diyarbakır/Ergani’de doğdu. İlkokulu Ergani’de, ortaokulu Diyarbakır ve Maraş’ta, liseyi Gaziantep’te okudu. Lise sonda Necip Fazıl Kısakürek’le tanıştı. Burslu öğrenci olarak girdiği Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni 1955’de bitirdi. 1959-1965 yılları arasında Maliye Müfettiş Yardımcılığı ve Gelirler Kontrolörlüğü görevlerinde bulundu. 1967 yılında İslamın Dirilişi ve Yazılar adlı kitaplarından dolayı yargılandı. Büyük Doğu, Hisar, Akpınar, Dernek, Düşünen Adam, A dergilerinde deneme ve şiirler, Yeni İstanbul, Sabah ve Milli Gazete’de fıkra yazıları yayımlayan Sezai Karakoç, mart-nisan 1960’ta iki, mart 1966 - mart 1967’de on iki, ekim 1969 - ocak 1971’de on altı sayı olmak üzere Diriliş dergisini yayımladı. 1974’ten itibaren düzenli olarak 18 sayı yayınlanan, 1976’dan itibaren gazete biçiminde çıkan Diriliş dergisi yerli düşünce ve edebiyatın en önemli dergilerinden biri oldu. Gazete biçiminde çıkarken 1877’de yayımı aksamaya başlayan Diriliş, 1978’de kapandı. Şiir Kitapları: Körfez (1959), Şahdamar (1962), Hızır'la Kırk Saat (1967), Sesler (1968), Taha'nın Kitabı (1968), Kıyamet Aşısı (1968), Mağara ve Işık (düzyazı şiirler, 1969), Gül Muştusu (1969), Zamana Adanmış Sözler (1970), Ayinler (1977), Leyla ile Mecnun (1981), Ates Dansı (1987), Alın Yazısı (1989) , Monna Rosa (1998) Muazzez Akkaya'yı Buldum/ Akmet Hakan Coşkun ŞAİR Sezai Karakoç'un meşhur "Mona Roza" şiirinde, Türk edebiyatının en mahrem akrostişi gizlidir. Şiirin her kıtasının başındaki harfleri yan yana getirdiğinizde "Muazzez Akkayam" çıkar. Karakoç, 1950'de Mülkiye'de öğrenciyken yazmıştır bu şiiri. Ancak 2002 yılına kadar hiç yayınlamamıştır. Buna karşın tam 50 yıl kuşaktan kuşağa aktarılmıştır bu etkileyici şiir. 60'larda daktiloyla, 70'lerde teksirle, 80'lerde fotokopiyle çoğaltılmıştır. Bu efsane şiir, bir aşk acısının yürek burkan sesidir. Şöyle başlar: "Mona Roza siyah güller ak güller / Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak / Kanadı kırık kuş merhamet ister / Ah senin yüzünden kana batacak / Mona roza siyah güller ak güller." * * * Ketumluğu, vakarı, onuruna düşkünlüğü, içe kapanıklığı, aşırı kırılganlığı ve küskün bir çiçek oluşuyla tanınan Sezai Karakoç'un, tam 50 yıl Muazzez Akkaya hakkında tek bir kelime etmesi tabii ki beklenemezdi. Herhangi bir babayiğidin de Muazzez Akkaya konusunu Sezai Karakoç'a sormaya cüret etmesi de düşünülemezdi. Bundan dolayı Muazzez Akkaya, Türk edebiyatının bir büyük gizi olarak kaldı. Giz devam ettikçe de, efsane üretmeye meyilli tipler girdi devreye. Neler neler anlatılmadı ki... En meşhur hikáye şudur: Güya Sezai Karakoç, Mülkiye'de okuyan Muazzez Akkaya'ya aşkını itiraf etmiş ama karşılık bulamamış, bunun üzerine "Mona Roza" şiirini yazmış, şiiri okuyan Muazzez Akkaya intihar etmiş. Bu rivayet, "Sezai Karakoç da bu nedenle hiç evlenmemeyi tercih etmiş" diye bitiyor. * * * Dikkat! Dikkat! Edebiyatımızın büyük sırrı çözüldü. Nasıl mı? Anlatayım: Bundan bir süre önce bir yazımda Sezai Karakoç'un "Mona Roza" şiirine ve Muazzez Akkaya'ya şöyle bir değinmiştim. O yazının yayınlanmasının ardından New York'tan bir e-posta aldım. Şunlar yazılıydı e-postada... "Selam Ahmet Bey... Ben New York'ta doktorluk yapıyorum. Muazzez Akkaya'nın kızıyım. Yazınız ailecek çok hoşumuza gitti. Annemin adını yazınızda geçirdiğiniz için çok teşekkürler. Ayşe." Okuyunca "Vay be" diye haykırdım. Muazzez Akkaya'nın izini bulmuştum. Hemen bir yanıt yazdım: "Lütfen anneniz hakkında biraz daha bilgi verebilir misiniz?" Yanıt şöyleydi: "Annem Mülkiye'de okumuş. Öğrenciliğinde çok güzel bir kadınmış. Grace Kelly tipinde. Pingpong şampiyonu olmuş okulda. Bugün anneme Sezai Karakoç'un aşkını ve şiirini sordum. Annemin bu aşktan ve şiirden haberi olmamış. Ama şunu anımsıyor: Paltosunun cebinde şairi meçhul aşk şiirleri bulurmuş! Babamla evlenirken babama bu şiirlerden söz etmiş, babam da şiir yazmaya kalkışmış annem için ama tabii ki çocukça şiirler olmuş bunlar. Annem Hazine avukatlığından emekli oldu. Maliye Bakanlığı'nda çalışırken babamla tanışıp aşk evliliği yapmışlar. 48 sene harika bir evlilikleri oldu. Maalesef geçen hafta babamı kaybettik." * * * Muazzez Hanım'ın Mülkiye'de okurken "pingpong şampiyonu" olduğunu öğrenince... Hemen aklıma Sezai Karakoç'un "Ping-Pong Masası" adlı başka bir şiiri geldi. Şiiri bulup okudum... Şu dizelere dikkat kesildim: "Ha Sezai ha ping-pong masası / Ha ping-pong masası ha boş tüfek / Bir el işareti eyvallah ve tak tak / Gözlerin ne kadar güzel ne kadar iyi / Ne kadar güzel ne kadar sıcak / Tak tak tak tak tak." Gözümün önüne şöyle bir görüntü geldi: Ezik ama onurlu Ergani çocuğu Sezai, uzak bir köşeden Muazzez'in pingpong oynamasını izlemektedir. Muazzez topa şımarık bir edayla vurdukça "Ha Sezai ha ping-pong masası" diye içlenmektedir. Ne dokunaklı değil mi? * * * Hadi girin internete ve bu çok eski devirlere aitmiş gibi gözüken dokunaklı aşka nüfuz etmek için "Mona Roza" şiirini bulup okuyun. 50 yıllık büyük gizin aydınlanmasının hatırına... Bir parça kederlenip aşka olan imanınızı tazeleyin. Okuyun ve içinizi ısıtın: "Yağmurlardan sonra büyürmüş başak / Meyveler sabırla olgunlaşırmış / Bir gün gözlerimin ta içine bak / Anlarsın ölüler niçin yaşarmış / Yağmurlardan sonra büyürmüş başak." Hürriyet 12/11/2006 |
||
|
||
| BALKON Çocuk düşerse ölür çünkü balkon Ölümün cesur körfezidir evlerde Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların Anneler anneler elleri balkonların demirinde İçimde ve evlerde balkon Bir tabut kadar yer tutar Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen Şezlongunuza uzanın ölü Gelecek zamanlarda Ölüleri balkonlara gömecekler İnsan rahat etmeyecek Öldükten sonra da Bana sormayın böyle nereye Koşa koşa gidiyorum Alnından öpmeye gidiyorum Evleri balkonsuz yapan mimarların |
||
|
||
| Kar Şiiri Karın yağdığını görünce Kar tutan toprağı anlıyacaksın Toprakta bir karış karı görünce Kar içinde yanan karı anlayacaksın Allah kar gibi gökten yağınca Karlar sıcak sıcak saçlarına değince Başını önüne eğince Benim bu şiirimi anlayacaksın Bu adam o adam gelip gider Senin ellerinde rüyam gelip gider Her affın içinde bir intikam gelir gider Bu şiirimi anlayınca beni anlayacaksın Ben bu şiiri yazdım aşık çeşidi Öyle kar yağdı ki elim üşüdü Ruhum seni düşününce ışıdı Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın |
||
|
||
| Kültür ve Sanat Büyük Ödülü Sezai Karakoç’un Kültür ve Turizm Bakanlığınca her yıl verilen Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nün bu yılki sahibi büyük şair ve düşün adamı Sezai Karakoç. http://www.ntvmsnbc.com/news/396021.asp Ödülü kabul etmediği için buradan kendisine teşekkürler... |
||
|
||
| sanırım ödülü reddettiği yönünde bir yanlış anlaşılma olmuş. kendisi ödül olarak verilecek parayı reddetmiş ve bu paranın hayır işlerine harcanmasını istemiştir. bakanlığın verdiği bu "anlamsız" ödülü doğrudan reddetmiş değildir anladığım kadarıyla... | ||
|
||
| evet,ödülümü postayla gönderin demiş.. | ||
|
||
| Neden insanlar Sezai Karakoçun paparazisini yapmaktan vazgeçmiyor.Rahat bırakalım artık Mona rozayı.Mesela kaç kişi üstadın İslam Toplumunun Egemonyasını okudu? neden üstadın diğer kitaplarından hiç bahsedilmiyor? | ||
|
||
| ağzına sağlık.. magazin forever
|
||
|
||
| Cemal Süreya‘nın Sezai Karakoç için yorumu;"Bulgucu adam. Belki de ülkemizde tek bulgucu. Çok daha yetenekli bir Mehmet Akif’in tinsel görüntüsüyle adamakıllı bir Necip Fazıl’ınkini iç içe geçirin, yaklaşık bir Sezai Karakoç fotoğrafı elde edebilirsiniz. Türkiye’de özellikle sağın, özellikle de mukaddesatçı kesimin içinde yalnız bir başına. Hiçbir ortaklığa girmez. Dışarıda ve yukardadır. Düşüncesini de öfkesini de hemen ortaya koyar… yaşama konumu olarak tek ve benzersiz" Alıntı |
||
|
||
LEYLA MECNUN KİTABINDAN MEST EDEN ŞİİRLER SİZLERLE EFENDİM ![]() DOĞUM Sonbahar benim ölümüm kırmızı kırmızı yanışım kara ağaçlarda toplayıp gelişim güzü bütün sarılarımla loşluklarımla çürüyen solan evrenin karşı koyuşu senin baharda doğuşunun anısına Ahh o ne sıtmadır güneşteki sıtma baharda her an senin doğumu yaşamaktan gelen ve güzün güneşte bir kuruyuş bir dağılma benim ölümümden gelen haykırış ve ağlayışlarla bir ömür boyu oldum salt ölüm kemiği parlamak için senin doğumundan gelen fotoğraflarla eve girmekte geç kalan çocuklar görecektire geceleri aşk baharının sessiz direnişini yanıp duran ışıklarda |
||
|
||
| KARA BASAN (MECNUNDAN LEYLAYA) Görüntü görüntüyü ses sesi yer aşk dedikleri işte böyle bir yer herkes gibi olmak olmamak gibi bir şey leylayı aklından çıkarmayı her isteyişte suçtan ve günahtan beter ve öte bir boşluğa yuvarlanıyordu mecnun sanki ayda doğuyor güneşte yanıyordu mecnun gece kıristal bir bıçak gibi uçmaya hazır ruh güvercini Ta boğazından yaralıyarak boynunu kızıl bir gerdanlıkla sarmalıyarak gündüzün azabına terk ediyordu nöbeti ve mızraklı ruh zırhlı ruh ışığının iskeleti her çiğ damlasından kılıç salardı her kırağı tozunda kalkanı vardı gün yaraya çekilen bir yakı gece cehenneme dikilen bir zafer takı Heee nolmuş ama ülkücü değilki! |
||
|
||
İyi tamam anlarım inşallah bende ![]() YILDIZ FALI (LEYLADAN MECNUNA) Ne onu sevdiğini söyleyebilirdi ne sevmediğini ne anladığını söyliyebilirdi ne anlamadığını dediğini içinden çıklımaz dolambaçlı bir vadi aslında aciz kalırdı onu nitelemeğe aşk kelimesi adı ırak dağlar yaklaşıp yaklaşıp kabileler obasını bassa bundan daha büyük olmazdı tasa Ay zühre merih veya utarit işte bu periler yada meleklere ait yerde bile yine karşısında o var ruhunda ve kafasında yalnız o var kurtulmak mümkün değil kays tan mecnundan aşk değil düpedüz bir yazgı bu anlaşılan ne ondan kaçmak bir şeye yarar ne ona varmakla dağılır karanlıklar güneş ve gölge su ve serap şarap ve sarhoşluk nasıl bir birinden ayrılmassa galiba öyle olduk dedi kendi kendine leyla o yer ve zaman dışında Ay güneş ve yıldızların çarpışında düşen yükselen kayan kaybolan yeniden doğan ölen dirilen o büyük maddeler ve gizemliliklerin açılımından ruhunun yarasını dindiren merhemi dermanı aradı kalbine sükunet verecek meryemi lokmanı aradı fakat hep karşısına çıkıyordu ehram gibi bir duvar alın yazısı duvarı sfenks yüzündeki esrar ozaman sildi ruhundan bütün zamanı ve mekanı düşünceyi kuşkuyu umudu olanı ve olmayanı teslim olmaktan başka çare yoktu kesin yazgıya leylayı bu makama erdirdi ilhamı andıran bu hızırsı rüya... |
||
|
||
| Çölün öyküsü Çöle selam çöle övgü mecnunu sayıklayan çöle selam mecnunu kucaklayan çöle övgü çölde gün battığı zaman mecnuna selam mecnuna övgü çölde ay doğduğu zaman mecnuna selam mecnuna övgü mecnunun öyküsünü bir kez daha başlatan çöle övgü çöle selam... ADAK IŞIĞI Sıcak yaz günlerinde önde uzanan ovada birden bir ışık sağdan birden bir ışık soldan çıkar ve bunlar şimşek hızıyla birbirine ulaşırlar bunu halk adak için uğur sayar derlerki:leyla ile mecnun bulıştular bu göz açıp kapama anında ne varsa dile muradında mutlak yerine gelir arzun yerde kavuşamayanlar gökte kavuşurlar ve bir uğurlu anda 'kavuşmak isteyenleri kavuştururlar' mutlu son ![]() Çölden geçmek leylaya ermek içindir Kuşlar öttü leyla için güller açtı leyladan ötürü uyku bir bahara döndü leyla ayla yıldızların arasında paylaşıldı sussun bütün dünya şehir leyla derin bir uykuda güller leylanın uykusunda olgunlaşırlar leylanın düşlerinden renk alır kuşlar ne aşk be ![]() Sevgilim çile adlı peri her ulu değişimin seheri her sonu bir başlangıç yapan yüce bir makama çıkaran her seferi ve yazmayacağım dedi leyla ve mecnun yaz demedikçe hayvanat bahçelerindeki esir geyiklerin gözlerinde ve şehit karnında bir ebcet gibi bir şifre bir parola bana açıklanmadıkça ben çağırmadıkça yeniden sohbetin en derininde ve toprak bağırmadıkça kesilen bir kurban gibi ve ruh sarsıntılar cehennemini aşıp geçmedikçe kanadı ıslanmadan... LEYLANIN BİR IŞIĞA DÖNÜŞMESİ Mecnunla aynı andamı biraz önce biraz sonramı en yeşil vahalar bereketinde bir ışığa dönüştü leyla ece evden yükselen bir ışık sütunu yükselip tuttu ışık olan mecnunu gördü herkes gökte yarıştı ik ışık birbirine kavuştu iki ışık,iki aşık YILDIZ FALI Bir gece ay yırttı leylanın çadırını taşıdı göklere o bakirenin sırrını alıp ağına sanki onu yumuşak bir şimşek ipek bir giysi gibi titreyerek ne giysi merakı ne ufka ait bir telaş ne baskın korkusu ne yağma ne savaş ne sevinç ne üzüntü ne azap ne serap ne su hatta ne varlık bilgisi ne hiçlik duygusu sanki ruh kıldan ince kılıçlarla kıyıla kıyıla Aklın düşün uyum ve uyumsuzluğun ilerisine ulaşılmış son anlama hatta daha ilerisine vücut paylaşılmış yıldızlar arasında bir avuç ışık gibi ateşten kızlar arasında herşey ölümsüz bir dirilikten doğma pınarlar bengisu kemerler eleğimsağma geçmişin adeta tümüyle yitip kaybolduğu bu anda bile vardı gözden ve gönülden gitmeyen bir gölge cevapsız bir soru kavsi gibi insanı kül eden sesi ve öyküsü hayat ve ölüm bu kaviste bu sorunun çözümünde olmak veya olmamak bu yay bükümünde bu çözümün düğümünde Leyla ile Mecnuna biraz ara verelim ![]() KÖŞE Saçlarını kimler için bölük bölük yapmışsın saçlarını ruhum un evliyalarınca örülen tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin gözlerin kaç kişinin gözlerinde gezinir? sen kaç köşeli yıldızsın? ![]() Fabrika dumanlarında resmin kirli temiz haritaları doldurmuşsun hatırasız ve geleceksiz bir iç deniz gibi aşka veda etmiş topraklarda durmuşsun Benim geçmiş zaman içinde yan gelip yattığıma bakma ben geleceğin karagözlü zalimlerindenim bir tek köşen bile ayrılmamışken bana var olan ve olacak olan bütün köşelerin sahibi benim ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim!!.. SEN KAÇ KÖŞELİ YILDIZSIN? Evlerinin içi gurur döşeli! benim aşkım binbir köşeli ahh binbir köşeli!!.. DELİ KÖŞE Sen geldin benim deli köşemde durdun bulutlar geldi üstüne durdu merhametin ta kendisiydi gözlerin merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu bulutlar geldi altında durduk Konuştun güneşi hatırlıyorum gariptin yepyeni bir sesin vardı bu ses öyle benim öyle yabancı bu ses saçlarımı ıslatan sessiz bir kardı dişlerin öpülen çocuk yüzleri güneşe açılan küçük aynalar sert içkiler keskin kokular dişlerin içinden geçilen küçük aynalar sen geldin benim deli köşemde durdun bulutlar geldi üstüne durdu MERHAMETİN TA KENDİSYDİ GÖZLERİN!!.. İyiki şiir var ![]() KERVAN Mecnun bu olgunluk yıllarında koştu kervandan kervana hizmet ederek insanlara erdi teselli pınarına zamanı hatıraya karşı kullandı AŞKA KARŞI HAKİKATLE DONANDI Ve tanrının saltanatı tek saltanat bu görüşle karışıp insanlara buldu çoklukta bir tek manzara her işin sonu başı tanrı alın yazımızın heykeltraşı TANRI Tek var olan o gerisi gölgeler Eşyada alevlenip alevlenip sönüş dolaşıp dolaşıp tanrıya dönüş tenha kaldığı an çadırlarda kalbine inardi bal rengi bir levhayeni bir yazı çözmeye uğraştı insanlara kapalı harflerdi uğraştığı... Altın altına gider bakır bakıra doğru ipek altınla beraberdir kürk dilberlerin boynunda dua cennet ülkesine ait beddua lanetlenmişler için leylaya karşı akıldan geçen her kara düşünce cehennemin mimarı olur bizler için cehennem bizim için biz lanetlenmişler için kendi elimizle kendimiz cehenneme çevirdik içimizi sizi bilmem ama cehennemimden memnunum ben belki ateş dökülen pencerelerimden bir kurtuluş işareti alırım leylanın ülkesinden yansın ellerim kollarım ayaklarım belki böylece bir kanada kavuşurum beni leylaya götürecek gözlerimin küle çevrilmesinden görünmeyen bir dünyanın sağlığına kavuşurum Gökten yerden gün ve ay gibi alın yazımıza yol gösteren tanrı nimeti yıldızlar gibi bana gelir leyla leylanın gözleri |
||
|
||
| Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır Sevgili En sevgili Ey sevgili |
||
|
||
Ah UGraSHAMAN ah ne güzel bir şiir bu hiç okumamıştım teşekkür ederim ![]() BEN KANDAN ELBİSE GİYDİM HİÇ DEĞİŞTİRSİNLER İSTEMEZDİM Kendinden bir şeyler kattın güzelleştirdin ölümü'de ellerinin içiyle aydınlattın ölüm ne demektir anladım Yer değiştiren ben değilim farklılaşan sendin sendin bana gelen aynalarla sendin bana gelen sendin Artık ölebilirdim bütün istanbul şahidim ben kandan elbiseler giydim bundan senin haberin var'mı?? Saman yolunda veba Aşk siyahın beyazdan ayrıldığı saman yolunda yürüyen bir karınca en onulmaz vebayı kutlayan bir güvercin sen ırakta samanyolu ırakta ve ay başka bir ay sarısı beyazına akmış bulaşmış bir yumurta... SESSİZ MÜZİK Sen kış güneşimisin? yakarsın ısıtmazsın Bu dünyada olup bitenlerin olup bitmemiş olması için ne yapıyorsun? sizin evin duvarları taştan dumanıdamı taştan TUT Tut elimden düşen tüyleri toplayayım tut isimsiz çocuk ağlamasın kuyuda ışık sönmesin kırk oda iç içe dönmesin halayıklar sağır dualar boğuk olmasın tut elimden kaçalım kaçalım kaçalım bizi kimseler görmesin arayanlar bulmasın tren duvarları sarsmasın yürek bu kadar hızlı çarpmasın kan böylesine hızlı akmasın aşkın kulakları sağır sesi boğuk olmasın... Köşe Benim geçmiş zaman içinde yan gelip yattığıma bakma Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim Bir tek köşen bile ayrılmamışken bana Var olan ve olacak olan bütün köşelerin sahibi benim Ben gecelerin kara gözlü zalimlerindenim Sen kaç köşeli yıldızsın? Evlerinin içi ayna döşeli ayna hatıra gözler ve sevmek benim aşkım binbir köşeli ahh binbir köşeli bir köşe gidince bin köşe yeniden gelecek ayna hatıra gözler ve sevmek! Evlerinin içi gurur döşeli Benim aşkım binbir köşeli ahhh binbir köşeli... İLK Yanlış tranden indin seni şehrin aynasından geçirdiler sana baktım yıllarca hep aynı özlem penceresinden yürüyen ve kaçan yalın ve coşkusu özlem penceresinden şen dünya içinde bir avuç şen dünyaydın sen Bahar bilgisi güneş rengi at soluğu ve sen seni çağırıyorum geç gel ağlayan son bakireler içinden kadınlar taş heykeller gibi gelip geçer sarı kayalardan hangisine baksam sen kımıldar sen seslenirsin içlerinden Sen bir el uzanışıyla aydınlanan yeni ay mısın parlayan denizler gürültüsüz şiirler kapanan kapılar sana gök taşlarını getiriyorlar seni sayıklıyor denemesi yanlış yapılmış ilk ok!!.. |
||