SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Siyaset Felsefesi

Konu: devletin ideolojisi olur mu?

Sayfa: [ 1 ] 2 3

deniz 02.02.2007 11:21:05
devletin dini olmadığı gibi ideolojisi de olmaz. çünkü devletin asli görevi ideoloji savunuculuğu değildir.
devlet tüm görüşlere aynı uzaklıkta olmalı ve vatandaşlarını bu kıstasa göre ayırt etmemelidir.

prensesistar 02.02.2007 13:53:54
ayy tabıkı olmaz devlet sonucta buyuk bır cogunlugun sesı bu durumda
topluluklarda dın dıl ırk ıdeollojı farklılıkları olabıılır
yanı demokratık devlet sosyal devlet mıllı devlet ne bılım anarsıst bır mıllet demek yanlıs devlet
tum ulkedekı ınsanalrın temsılı onları boyle sınıflandırmak kategorıze etmek olanaksız

KARGA 27.02.2007 20:47:30
Devlet varlığını ancak ideolojiyle meşrulaştırabildiği için hem o sözkonusu ideolojiyi üretir ve yeniden üretir, hem de bekçiliğini yapar.

keçi 27.02.2007 22:25:53
resmi ideoloji denir. zımni bir anlaşma gerektirir. amerikalılar bunu kurucu atalarında bulurlar, fransızlar sanayi devriminde, biz de kurtuluş savaşında buluyoruz-sanıyorduk. ama dinamitlendik, 50 lerden beri ortalıkta dolaşıyoruz.

kızıl_gül 15.03.2007 14:31:55
1.köleci toplumda devlet köle sahiplerini mi korurdu? köleleri mi?
2.feodalizmde devlet toprak ağalarından mı azap ve çiftçilerden mi yanaydı?
3.kapitalizmde egemen sınıfların mı yoksa ezilen çoğunluğun mu hakları güvence altındadır?
4. sosyalizm de bir diktatörlük biçimi değil midir sizce?

ben bir konu açtım kapatilizm diye onu okuyan devletin ideolojisinin oldugunu apacık görebilir=)

denge 15.03.2007 14:52:09
Alıntı
TÜM DEVLETLER TERORİSTTİR..

Olay budur arkedeş.  afro

15.03.2007 15:05:07
Alıntı sahibi:
devletin dini olmadığı gibi ideolojisi de olmaz. çünkü devletin asli görevi ideoloji savunuculuğu değildir.
devlet tüm görüşlere aynı uzaklıkta olmalı ve vatandaşlarını bu kıstasa göre ayırt etmemelidir.

Bana göre tamamen yanlış bir saptama. Her devletin bir ideolojisi vardır dahası devlet kendisini bu ideoloji ve diğer ideolojik araçlar üzerinden vareder. Bir zor ve iktidar mekanizması olarak devlet kitleleri yönetirken sadece zora başvurmaz aynı zamanda icraatlarının yada yasalarının haklılığını yada kitleler nezninde meşruiyetini sağlayacak politik icraatları için gereken kamuoyu desteğini oluşturacak ideolojik açılımlara ihtiyacı vardır. Mesela T.C. devletinin resmi ideolojisi Atatürk milliyetçiği, gayrıresmi ideolojisi ise "kemalizm" dir. Yine eski SSCB de resmi ideoloji Marksizm Leninizm ve bilimsel sosyalizm iken İsrail devletinde resmi ideoloji siyonizm resmi din ise yahudiliktir. İran İslam Cumhuriyetinde ise resmi ideoloji Şii islamıdır. Bu örnekleri daha da genişletebiliriz. Her devletin resmi ideolojisi onun anayasasında ya ismen belirtilir yada belirtilmese bile anayasasında yapılan tanımlamalar o devletin ideolojisini ele verir. Bunların hiçbirini saymazsanız bile her devletin ulus-devlet olma süreci sırasındaki tarihi ve hikayesi onun ideolojisini ortaya koyar ki bu da genellikle milliyetçiliktir. Devleti kitlelerin gözünde devlet yapan ulus tahayyülü iken ulusu ulus yapan milliyetçilik ideolojisidir.

sağlıcakla,  
 

BlackSun 15.03.2007 16:23:29
devlet toplumun üzerine bina olur. ideolojiler de toplumu bir arada tutan tutkal misalidir.
ancak ideolojisizlik ideolojisi de mümkündür ve bu durumda devlet ilk mesajdaki niteliğe bürünebilir.

15.03.2007 18:10:12
ideolojisizlik ideolojisine sahip bir devlete dair örnek verebilirmisin?

kızıl_gül 15.03.2007 21:52:41
feodal diildir devlet kuzeys

kızıl_gül 15.03.2007 22:13:05
çünkü;dünya şuanda üç sınıflı yapıda dogdu
ilk kominal sistem
ikincisii kölecilik
üçüncüsü feodal sistem(dere beyler=feodal beyler topragın sahibi ve üstündeki köylülerindende br kısmına sahip olur.halan daha ingilterede kullanılır lord falan...)

kapitalizm öncesinde toplumsal sistemi anlatıyor feodal.kapatalizm üretim yapısından farklıdır.feodalin sınıf yapısı kapatalizmden farklıdır feodalizmde üretim tarımsaldır.

anlatamamdım derdimi ben bugün bunla ilgili yazı yazmaya çalışacagım yazarsam buraya yüklerim=)

torq 16.03.2007 00:45:45
İdeolojileri bir dogmatik yapı ve katı kuralların yönlendirdiği bir değişmezlik abidesi olarak kabul etmek gerekir. Devletler kendilerine böyle bir ideolojiyi yönetim biçimi olarak seçebilecekleri gibi, toplumların içindeki dinamikler, değişimi bu ideoljilerin yardımıyla gerçekleştirebilir, devrimci bir hareketi örgütleyebilir.

Bu açıdan bakıldığında devlet denilen kavramı irdelemek ve bir tanımlamayla başlamak gerekir. Devlet, gücü elinde bulunduranların baskısıyla toplumdaki insanları kendi koydukları kurallara uymaya zorlayan ve karşılığında düzeni sağlamayı öneren bir organizmadır. Bu düzenek kaostan uzaklaşma ve anti anarşist bir yapılanmayı da ifade eder.

Platon devlet kavramını ortaya attığında bugünkü devlet anlayışının ilkel konumunu tanımlamaya, insanların düzen içinde yaşamalarını sağlayacak bir düzeneği tasarlamaya çalışıyordu. İlkel toplulukları bu anlamda devlet yapısı içinde değerlendirmenin olanak dışı olduğunu , imparatorluklarla başlayan ve yasaların egemenliğinde kurulan organizasyonları, ilk devlet örneği olarak kabul etmek gerekir. Roma İmparatorluğunu devlet mekanizması açısından değerlendirdiğinizde, yurttaş kavramını ve yasalara uyma zorunluluğunu getiren, vergiyi devletin gelişimi ve büyümesi için kullanan önemli bir örnek olarak görebiliriz.

Aydınlanma çağına gelinceye kadar geçen sürede toplumların gelişimini engelleyen kurallar, düşüncenin açık bir biçimde söylenebildiği ortamlarda, toplumların dinamikleriyle gelişerek farklılıklara uğradı, bölündü, parçalandı. Ancak temel olarak insanların bir arada tutulabilmesi ateş hırsızının da belirttiği gibi bir inanç birliğini gerektiriyordu. Eğer bir devletleşme yeteneğiniz yoksa, böyle bir düşünce akımına da gereksiniminiz yoktur. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, klasik toplum tanımlamalarının artık kesin çizgilerle ayrılmasının olanak dışı olduğudur. Örneğin Türkiye Cumhuriyeti Devletinin resmi bir ideoljisi ve dini olmamakla birlikte, net bir biçimde dinin islam ve ideolojinin kemalizm olduğu görülmektedir. Öte yandan toplumun büyük bir bölümünün demokrasiyi benimsemiş olması, katı ideoljik kuralların yıkılmasına olanak tanımış, toplumsal sıkıntıların siyasete aktarılarak çözümü için çaba harcanmaya başlanmıştır.

Son olarak sosyolojik açıdan bakıldığında Türkiye'nin bir bölümünde fedoal ilişkilerin egemenliği nedeniyle yaşanan sıkıntıları, başka bir bölümünde sanayi toplumunun tipik gelişimini görmek olasıdır. Yani toplumlar ya da devletler aynı coğrafyada bile olsalar eşit şekilde değişmiyor, gelişmiyorlar.



16.03.2007 12:36:05
Devlet iktidar sahiplerinin egemenliklerini pekiştiren güçsüzleri yönetip yönlendiren, güçsüzlerin güçlerini biraraya getirerek (örgütlenerek) güçlenme eğilimi gösterdikleri dönemlerde de onların eylemini durduran yokeden o güçlülük durumunu ortadan kaldırarak eski istikrar ortamını yeniden tesis etmek durumunda olup ideolojik araçları (düzen, istikrar,barış, zenginlik, mutluluk, refah vs.) vasıtasıyla kitlelerin gözünde bir meşruiyete dayanmak durumunda olan devasa bir iktidar (hükmetme) mekanizmasıdır. Devlet iktidarını  elinde bulunduran herkes devlet hiyaerarşisi içindeki konumu ile dopru orantılı olarak bu iktidardan payını alır. Ancak tüm bunların dışında devlet bir zor aygıtından yada onun hiyerarşisi içinde yeralan devlet görevlilerinin toplamından yada onların bireysel irade ve isteklerinden daha fazla birşeydir.  Nasıl ki Roma'da sezar senatoya rağmen bir savaş yada barış kararı alamazsa aldığı durumlarda da sistem tarafından yalnız bırakılma riski büyüse devletin en tepesinde olan kişiler için de durum pek farklı değildir. Bu aynen askeri hiyerarşi içerisinde mantıksız olsa bile emredileni yapmak zorunda kalmak bir emri sorgulamanın bile tüm sistemi karşına almak anlamına gelmesine benzer.

Devlet ekonomi politiğin ihtiyaçlarına göre örgütlenmiş bir tahakküm aygıtıdır ve kendi organizasyonu ve işbölümü içerisinde kendisini hiyerarşik silsile içinde fiziken var eden devlet görevlilerine dahi son tahlilde yabancıdır. O bir ideoloji, bir aygıt, bir külttür. Bu yüzden devlet dışı hayat yada devlet karşıtlığı felsefi alan dışında tartışma gündemine bile gelemez. Çağımızdaki faşizm ise devletin bu kült olma halinden beslenerek onu fetişleştiren bir ideolojidir.

sağlıcakla,
     

kızıl_gül 19.03.2007 01:07:36
İdeoloji kelimesinin nerden çıktığını da yazayım. İdeoloji Latince bi kelime. İdea (düşünce) ile loji (kuram) kelimelerinin birleşmesiyle oluşuyo. Latince anlamı düşünce kuramı demek.



İdeoloji kavramını Marx yanlış bilinç olarak açıklıyor. İdeolojiye nötr (olumsuz) bir anlam yüklüyor. İdeolojiyi, iktidarı elinde tutan burjuvazinin, işçi sınıfının gerçeği görmemesi ve görememesi (kapitalizmin işçi sınıfının artı değerini yani emeğini sömürdüğünü) için varolan sömürü düzenini farklı şekilde gösterdiğini, gerçeği tersyüz ederek gösterdiğini söylüyor. Bu şekilde gerçeğin tersyüz edilmesine (çarpıtılmasına) yönelik burjuva fikirler bütününe ideoloji diyor. Bu anlamda ideoloji, işçi sınıfının sömürüldüğü, kapitalizmin emek sömürüsü üzerine dayandığı; bu nedenlerle ahlaki ve meşru olmadığını gizlemeye ve insanların kafasında bu gerçeğin tam aksini oluşturmaya yönelik burjuva çarpıtmaların tamamı. Burjuvazi sömürü gerçeğini gizlemek ve onu meşruymuş gibi göstermek için yani ideolojisini insanlara kabul ettirebilmek için bi takım araçlara ihtiyaç duyar. Bu araçlar; aile, eğitim sistemi, hukuk kurumları, medya, din ve siyaset gibi kurumlardır.



Devlet sınıflı toplumlara özgü bi kurumdur. Devletin varlık nedeni üretimde emek sömürüsünün olmasıdır. Emek sömürüsü nedeniyledir ki sınıflar ortaya çıkmış, sınıfsal bölünmede sermayeyi elinde bulunduran sınıf (mülk sahibi sınıf – burjuvazi) sömürüsünün devamını sağlayabilmek için devlet denilen organizasyona ihtiyaç duymuştur. Devlet, sömüren sınıfın (burjuvazinin) sömürdüğü sınıfı (işçi sınıfı) baskı altında tutmasını ve bu yolla kendi sömürü koşullarının devamını sağlayan aracıdır.



İdeoloji genel anlamda gerçeğin tersyüz edilmesine, bir şeyin gerisinde yatan gerçek ilişkilerin gizlenmesine, görünürdeki sahtenin gerçekmiş gibi gösterilmesine ait yanılsamalar bütünüdür. Dolayısıyla ideolojiyi zorunlu kılan, bir şeyin gerisindeki asıl gerçeği gizleme, gerçek olmayanı gerçekmiş gibi gösterme ihtiyacıdır. Eğer iktisadi sistem emek sömürüsü üzerine dayanmamış olsaydı, yani gerçekle görünen arasında bi fark olmasaydı ideolojiye de gerek kalmayacaktı.



Devlet ve ideolojinin varlık nedeni Kapitalizmin sömürüye dayanan bir sistem olmasıdır.



Devlet ve ideoloji birbirinden ayrılmaz şeylerdir. Her ikisini de var kılan kapitalizmin emek sömürüsüne dayanan üretim yapısıdır. Devlet ile ideoloji birbirinden ayrılmaz şeylerdir. Kapitalist sistemde devlet ve ideoloji burjuvazinin kendi devamlılığını sağlamasının iki aracıdır. Dolayısıyla devlet ideolojik bir kurumdur. Devlet kapitalist ideolojinin devamı ve sürekliliğini sağlamanın örgütsel koşullarını sağlayan organizasyondur.


kuzeys terörist olmaları ideloji diildir ideloji aracıdır diye düşünüyorum=)

deniz 19.03.2007 04:57:02
kızıl gül eğer alıntı yapmamışsan yaşına göre çok ileri ve olgun düşünceler bunlar.
alıntı yapmışsan da lütfen yerini verebilir misin ?


Sayfa: [ 1 ] 2 3