|
||
| André Kertész (1884-1985) dünyanın en önemli fotoğrafçıları arasında sayılır. Yetmiş yılı aşkın fotoğraf kariyeri boyunca özellikle küçük formatlı kameralar kullanarak, iddiasız bir üslupla günlük yaşama ilişkin fotoğraflar çekmiştir. 18 yaşındayken kendi gündelik yaşamının görsel kaydını tutma merakının doğurduğu biçimsel üslubunu sonraki yıllara da taşımıştır. Budapeşte’de doğan Kertesz, 1912 yılında Paris’e yerleşmiş ve fotoğrafçılığa burada başlamıştır. Küçük fomatlı bir 35mm. Leica kullanarak serbest fotoğrafçı olarak çalışmaya başlayan Kertesz, Picasso, Calder, Mondrian ve “Paris elit grubunun” diğer sanatçılarından etkilenerek, bükümlü aynalar aracılığıyla elde ettiği bir dizi ‘biçimi bozulmuş’ nü fotoğrafla çalışmaya başlamıştır. 1937 yılında fotoğraflarını satabilme umuduyla New York’a giden Kertesz benzersiz “bakış noktası” perspektifiyle bir usta olarak kabul görmüş, patlak veren II. D.S.’nın da nedeniyle yaşamının geri kalan kısmını New York’da geçirmiştir. Emsalleri, eleştirmenler ve küratörler tarafından 1930’ların sonlarından itibaren kendisine yakıştırılan usta sıfatı ve sanat dünyasında kazandığı itibar 40’lı ve 50’li yıllar boyunca, Amerika’da yaptığı ticari işler nedeniyle zarar görmüştür. Özellikle 1937 -1949 yılları arasında Look, Harper’s Bazaar, Vogue, Town and Country gibi magazinlerde moda fotoğrafçılığı yapmıştır. Ancak 1962’de Conde Nast Yayıneviyle yaptığı sözleşmeyi bitirip yeniden kişisel yaratıcı fotoğraflar çekmeye ve yaptığı sanatsal çalışmaları sergilemeye girişince bu haklı itibarı tekrar kazanmıştır. Yazar John Szarkowski Kertesz'in fotoğrafları hakkında "...biçimsel buluşların muhteşem ve orijinal niteliğinin yanında Kertesz’in çalışmalarının daha zor anlaşılabilen ancak kuşkusuz daha az önemli olmayan bir yönü de vardır. Bu da sanatçının yaşamın sevimliliğinden ve dünyanın güzelliğinden aldığı özgür ve çocuksu haz duygusudur. Kertesz, belki tüm diğer fotoğrafçılardan daha çok, küçük kameranın özel estetiğinin farkına varmış ve bunu kullanmıştır. Analitik fotoğraflarla çok ilgilenmemiş, daha çok eliptik görüşün ortaya çıkarılmasının peşine düşmüş, beklenmedik detayların, geçici anların fotoğrafını çekmiştir. Daha çok üst açıyla çektiği fotoğrafları yatay olarak ortadan ikiye bölen ufuk çizgisinin üstünde daha sakin, tenha bir alan bırakırken, altında, örümcek ağındaki sinekler gibi insanları yakalamış, küçük figürler halinde onlara yer vermiştir. Kertesz, epik değil, lirik doğrunun peşindedir. Portrelerden still-life fotoğraflara, bükeyli aynalar kullanarak çektiği bozulmuş nü fotoğraflardan foto röportajlara birçok farklı tarz ve yöntem deneyen Kertesz dünya fotoğrafçılığının biçimlenmesinde etkili olmuş, özellikle Fransa’da Henri Cartier Bresson, Robert Capa ve Brassai gibi fotoğrafçıların üsluplarının oluşmasında rol oynamıştır. Bresson, ustası Kertesz için “Yaptığımız herşeyi, o çok daha önce yapmıştı” diyerek Kertesz’e hakkını teslim eder. |
||
|
||
bi yakın bide uzak gözlüğü olamaz mı? bazen derin sandığımız seyler cok sığda olabiliyor.. ![]() fakat,güzel fotoğraflar var..kadın konusundaki çalışmalarını daha başarılı bulduğumu söylemeliyim..tşkkrlr içtimbiLe.. |
||
|
||
özellikle funda arar' ı çok beğendim, bi de eline yastık verseleymiş daha iyi olurmuş ![]() neyse ya yine geyik yapıyo demesinler, gerçekten güzel resimler var.. belki de gözlüklerden birisi onu terkeden sevgilisinindir: "madem gözlerimiz uzak birbirinden bari gözlüklerimiz yakın olsun" gibi bi anlayışın sonucu olabiliri bu fotoğraf..
|
||
|
||
| içtimbiLe,bende o resme bakınca,dış bükey aynaları kullanarak nie kadınları yamultmak istemiş acaba die düşünmüştüm? bir yandan onların masumiyetini vermeye çalışırken bi yandan da deformasyona çalışmanın anlamını bulamadım.. haaa,funda,bu kategoride diil,onu başka bölümde konuşalım
|
||
|
||
| ben O'nun fotograflarıyla İstanbul modern'de tanıştım ve hayran kaldım kadınlarını çok seviyorum,harikalar. | ||
|
||
![]() ![]() ![]() |
||
|
||
| Uyumsuz bir onbeşin karanlık bir deliğe bakmasından ne görünür? Sürekli o kareye bakıyorum, ne kadar çok ayrıntı var, o karede... Şehrin en eski mahallesinin, en yüksek binasının teras katında bir pencere. Tam pencereyi seçmeye çalışıyorum, gözüm o esrarangiz deliğe ve karanlığa kaçıyor. Onca yapı var karede, büyüklü küçüklü, eski yeni. Onca pencere boy boy. Tam onlara bakmak istiyorum. çatılara bakmak istiyorum, bacalara bakmak istiyorum. olmuyor. Gözüm o karanlık esraraengiz deliğe gidiyor. Engelleyemiyorum. Kilise tam karenin üst ortasına yayılmış duruyor. Bağırıyor yazılmak için, bakamıyorum, o karanlık delikten kurtulamıyorum. Belki öyküler, hikayeler, romanlar yazılır bu kare için. Ama ben o yazılmamış şeylerin bilinmez noktasından kaçamıyorum. Sırrı, onbeş parçaya bölünmüş oratsına özenle yerleşmiş, o zındanda arıyorum. |
||