|
||
| Nereye?.. Perihan Mağden yazdı, Can Dündar yazdı. Hrant Dink kardeşimize ilişkin duyduğumuz derin acı bu yazılardan daha duyarlı bir şekilde ifade edilebilir mi, bilmiyorum. İyi ki böyle güçlü yazarlarımız var, iyi ki susmayan, susturulamayan yürekler var diye insan biraz olsun teselli buluyor. Öte yandan, şimdi ah vah eden, taziyetlerini bildiren bizler, hepimiz, acaba Hrant Dink’in katledilmesinde küçük de olsa bir sorumluluğumuz var mı diye düşünüyor muyuz? Acaba Ermeni düşmanlığına biz de bir yerinden bulaştık mı diye vicdanımıza danışıyor muyuz? Ya medya, ya hükümet vb… Yoksa, yürekleri olduğu gibi, vicdanları susturmak da kolay mı? Bir süredir körüklenen milliyetçi dalga, ya devlet başa ya kuzgun leşe mantığıyla, Türkiye’yi dış maceralara ve iç kargaşalıklara sürükleme peşinde. Kendisini, Irak işgalinden bu yana doğuda yükselen Kürt unsuru ve Avrupa’nın baskısı karşısında güvenlikte hissetmeyen devlet ve hükümet de bu dalgaya cevaz veriyor, denetim altinda da olsa, onun akışına rahat kanallar hazırlıyor. Türkiye, yaklaşık beş yıldır yeni bir saflaşma içinde: Bir yanda, eski solcuların önemli bir bölümünü de içine alan bir milliyetçi cephe var. Bu cephede CHP, İP, MHP, TKP, DYP gibi partiler de yer alıyor, cephenin başını ideolojik bakımdan çeken ise esas olarak, ne yazık ki, eski sol entelejensiya. Bu cephenin karşısında, liberaller, sivil toplumcular, Kürtler, milliyetçiliğe kapılmamış solcular, anarşistler vb. yer alıyor. Ilımlı İslam ve Ordu ise bu çatışmada ara güç konumunda. Bu ara güçler, bir yandan milliyetçiliğe destek verirken, bir yandan da milliyetci dalganin Türkiye’yi istikrarsizlığa ve dış maceralara sürükleme potansiyelini görüp onu kontrol altında tutmaya çalışıyorlar (Bu bakımdan, Koxuz’un, Hrant Dink cinayetinin ardında Genel Kurmayı araması, bir ajitasyon olarak kalıyor ve hiç inandırıcı değil. Cinayetin ardında, devletin bir kesiminin olduğu soylenseydi bu doğru olurdu, ama Genel Kurmayın böylesi, istikrarı tamamen ortadan kaldırmaya yönelik bir cinayetten hoşlandığını hiç sanmıyorum.) Milliyetci cephenin amacı, Türkiye’yi ne pahasına olursa olsun iç catışmalara ve Irak’a girmek gibi dış maceralara sürüklemek yoluyla, ülkeyi Franko tipi bir milliyetçi demir diktatörlüğün pençesine almak. Amerika ve Avrupa böylesi bir gelişmeden hoşnut değiller, ama ortadoğu’da istikrarsızlığa ve çatısmaya oynadıklarından Türkiye’deki olumsuz gelişmelere seyirci kalmaları çok muhtemel. Geriye tek umut, Hrant’ın öldürüldüğü günün akşamı aniden toplanıveren o beş-on bin kisilik potansiyel kalıyor. Bu, 12 Eylül’lerden, Susurluk deneylerinden geçmis kamuoyunun. “hepimiz Hrant’ız” diye haykıran en duyarlı kesimidir. Bu duyarlılık milliyetçi komplolara dur diyebilecek midir? Umut edelim. Çocuklarımızın adı da Hrant olsun. Onun gibi yürekli, onun gibi geleceğe cesaretle bakan, onun gibi mangal yürekli ve bir güvercin duyarlılığında… Gün Zileli |
||