|
||
![]() Hırant Dink, Agos Gazetesi önünde silahlı saldırıda öldürüldü Ermeni asıllı gazeteci Hırant Dink, Genel Yayın Müdürlüğü'nü yaptığı Agos Gazetesi girişinde uğradığı silahlı saldırıda öldürüldü... Cumhuriyet Savcılığı’ndan alınan ilk bilgilere göre, Dink’in, gazetenin önünde kafasına aldığı iki kurşunla hayatını kaybetti. Gelen ilk bilgilere göre, silahlı saldırıyı gerçekleştiren kişinin 18-19 yaşında bir genç olduğu ve suikastten sonra Halaskargazi Caddesi üzerinde bir araca binerek olay yerinden uzaklaştığı bildiriliyor. Son zamanlarda yaptığı çıkışlar ile Türkiye Ermenilerinin sağduyulu sesi olan Hrant Dink, Fransa Meclisi'nde Ermeni soykırımı yasası görüşmeleri sırasında en sert karşı çıkışları yapan isim de olmuştu. Hrant Dink Türkiye'de ise 301. maddeden yargılanmış, aydınlar bu mahkemeleri kınarken, bir grup yargılandığı mahkeme önünde Hirant Dink aleyhinde gösteriler yapmıştı. kimdir ? Hrant Dink 15.9.1954’te Malatya’da doğdu. Yedi yaşında ailesiyle birlikte İstanbul’a göçtü. Kısa süre geçmeden anne ve babasının boşanması nedeniyle iki kardeşiyle birlikte ortada kaldılar ve Gedikpaşa’daki Ermeni Protestan Kilisesi’nin çocuk yuvasına kondular. Üç kardeş ilkokulu bu Kiliseye bağlı İncirdibi İlkokulu’nda okuyup, yazları da okulun Tuzla’daki kampında barındılar. Hrant Dink Ortaokulu Becziyan, liseyi ise Üsküdar’daki Surp Haç Tıbrevank yatılı okulunda tamamladı. Lisenin ardından İstanbul Fen Fakültesi’nde Zooloji lisans okumaya başlayan Dink bu esnada ilkokuldaki yuvada tanıştığı Silopu doğıumlu Ermeni Varto aşiretinden Rakel Yağbasan ile evlendi ve aynı zamanda Türkiye Ermenileri Patriği Şınorhk Kalustyan’ın yanında çalışmaya başladı. zooloji lisansı bitiren Dink bu kez İstanbul Üniversitesi’nde Felsefe okudu ve bu esnada da üç çocuk sahibi oldu. Dink ve eşi bu tarihlerde Tuzla’daki Çocuk Kampı’nı yönetmeyi üstlendiler ve Tuzla Kampı’nın Devlet tarafından elden alınması sırasında mücadele ettiler. Dink bu dönemde siyasal görüşleri nedeniyle ve değişik vesilelerle üç kez gözaltına alındı ve tutklandı. 1980-1990 yılları arasında iş hayatıyla yetinen ve kardeşleriyle birlikte bir kitabevi işleten Dink 1990 yıllarından itibaren tekrar Türkiye Ermeni Toplumu içindeki faal yaşantısına döndü. Bu yıllarda Marmara gazetesinde “Çutak’ rumuzuyla Ermeni tarihiyle ilgili Türkiyede çıkan kitaplara ilişkin kritikler yazdı. 1996’da birkaç arkadaşıyla birlikte ve dönemin Patriğinin de teşviğiyle AGOS gazetesini kurdu. Dink bu tarihten itibaren de yazdığı yazılarla ve Türk ve yabancı basında dile getirdiği görüşlerle dikkat çekti. Amerika, Avustralya, Avrupa ve Ermenistan’da çok sayıda konferansa katılan Dink Ermeni Kimliği ve Ermeni Tarihi üzerine geliştirdiği yeni söylemlerle tanındı. Davalar Dink Türkiye’de bu aşamada değişik yargılamalara tabi oldu ve bazı davaları da halen sürüyor. Dink 2002 yılında Urfa’da verdiği bir konferansta “Ben Türk değil Türkiyeliyim ve Ermeniyim” dediği için “Türklüğü aşağılamaktan” üç yıl yargılandı ve sonunda bu davadan beraat etti. Geçen yıl bir makalesi nedeniyle açılan davadan ise yine Türklüğü aşağılamak suçundan altı ay hapse mahkum oldu ve bu cezası ertelendi. Dink bu dava için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmaya hazırlanıyor. Dink’in şu an yargılandığı iki dava daha var. Bunlardan biri yargıyı etkilemek suçuyla kendisi ve AGOS’un yazı İşleri Müdürü olan oğlu Arat Dink ve gazetenin imtiyaz sahibi Sarkis Seropyan hakkında süren dava. İkincisi ise 22 Mart 2007 tarihinde başlayacak olan bir Türklüğü aşağılamak davası daha. Bu davada Hrant Dink Reuters Ajansı’na “eEvet 1915’te olan bir soykırımdı çünkü 4 bin yıldır bu topraklarda yaşayan bir halk ve onun uygarlığı artık yok” dediği ve bu haber AGOS Gazetesinde yayınlandığı için yine oğlu Arat Dink ve Sarkis Seropyan ile birlikte üç yıl hapis istemiyle yargılanacak. Ödüller 2005 yılında Türkiye’de İnsan Hakları Derneği tarafından Dink’e “Ayşe Nur Zarakolu Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü” verildi. Dink’e verilen bir diğer ödül ise 2006’da Alman Stern Dergisi Kurucusu Henri Nannen adına dünya çapında tanınan “Düşünce Özgürlüğü ve Cesur Gazetecilik Ödülü” oldu. Dink’e dünya çapında iki ayrı ödül ise bu yılın 18 Kasım’ında Hollanda ve 24 Kasım’ında ise Norveç’te verildi. Hollanda’da verilen ödül Pen Award fikir ve düşünce özgürlüğü, Norveçte verilen ise Bjornson İnsan Hakları Ödülüydü Dink halen AGOS Gazetesi’nin genel yayın yönetmenliğini ve yazarlığını yapıyor. Bu gazeteyi Türkiye’nin demokrat ve muhalif seslerinden biri haline getirmeye, özellikle Ermeni toplumunun uğradığı haksızlıkları kamuoyu ile paylaşmaya çabalıyor. Gazetenin en temel hedeflerinden biri de Türk ve Ermeni halkları, Türkiye ile Ermenistan arasında yeniden diyalog kurabilecekleri bir ortamın gerçekleşmesine katkıda bulunmak. Dink değişik demokratik platformlarda ve sivil toplum örgütlerinde elden geldiğince görev alıyor. |
||
|
||
| yaaa ben sadece oha dıyorum ya dusunce ozgurlugu bu kadar mı kısıtlanır bu kadar mı dusunce ıcın adam vurulur ya bu ne hoyratlık bu ne mallıkkk
|
||
|
||
| İşte yine yaptılar. Beyinlere kurşun sıkarak düşüncelerin akmasını önleyeceklerini sanıyorlar, kuş beyinliler. Çok büyük kayıp... Yazıklar olsun! |
||
|
||
| onaylıyorum saygılarımla efendım | ||
|
||
| haber yanlış çıksın diye bakınıp duruyorum; nafile. dink'in cesedi, agos gazetesi'nin önünde savcıyı bekliyor. savcı bey, olay yerine henüz teşrif edemediğinden! ne demeli? sayın sapiens'in çağrısına katılmalı artık: gebertin bütün müslümanları!!!! |
||
|
||
| TC yasalarına ve genel ahlak normlarına uygun olarak tartışmaya özen gösterelim lütfen ..... | ||
|
||
| bende bır muslumanım be neyın sempatızanlıgı efendım cok agır laflar bunlar bay kıya dıkkat etmek sart gıbı olayı captıran mantıktan ne farkınız kaldı yada dusuncelere kursun sıkanlardan |
||
|
||
| Olamaz böyle bir şey ya, adamcağızın cesedi hala yerde yatıyor(NTV) Şişli Adliyesi, Etfal Hastanesi bu kadar yakındayken.... Bu reva mı? |
||
|
||
cok agır laflar bunlar bay kıya ağır değil hiçbir söz; terazi algılamaz bile bu lafları. bir insan algılayabiliyor, yüreği varsa; yanarsa yürek, ağır laflar ediyor. dün asker cenazesini izledim; çok ağır laflar etti şehidin babası; anlamadım, algılayamadım; bir paşaya sarılıp, "düğünümüz var paşam" dedi, "ona düğün yapacaktık ama böylesi kısmetmiş" dedi. "askerin düğünü böyle olur paşam, bak ben nasıl gülüyorum" dedi. bugün de ermeni'nin düğünü var, dün kürd'ün düğünü vardı, bu memlekette düğün dernek bitmeyecek bir türlü. o zaman halay çekelim hep birlikte, etrafımızdan cenazeler geçerken: "türk'ün düğünü böyle olur!" (sayın sapiens'in sıklıkla kullandığı "gebertin bütün müslümanları" sözünü anlayabilmek için de, yine sayın sapiens'in açtığı "siz hangi dinin müslümanısınız" konusuna bakmanızı öneririm, ağır bir laf gerçekten, ama sandığınız gibi değil!) |
||
|
||
| Sevgili arkadaşlar, yapılan eylemin ezici ağırlığının yanında doğrusu bana hiçbir söz ağır gelmiyor. |
||
|
||
| En son yazısında son cümlesi şuydu: Emin misiniz? Son kararınız mı ? İşte Dink'in Birgün gazetesinde kaleme aldığı son köşe yazısı: Tarihin cilvesi Önce haberi yineleyeyim: "Restorasyonu geçen yıl tamamlanan, ancak açılışı adeta bir bilmeceye dönüşen Van'ın Ahtamar Adası'ndaki Surp Haç Ermeni Kilisesi'nin açılış tarihi üçüncü kez değiştirildi. Geçtiğimiz hafta sonunda Van Valiliği'nden yapılan yazılı açıklamada, restorasyonu ve çevre düzenlemesi tamamlanmış olan Ahtamar Kilisesi'nin 11 Nisan'da turizme açılacağı bildirildi. Uluslararası düzeyde konukların katılacağı açılış töreninin Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Van Valiliği'nin işbirliğinde düzenleneceği ifade edildi." *** On yol önce "Ahtamar amele taburu" başlığıyla Vanlı yetkililere seslenmiş ve şöyle demiştim: "Turist çekmek için "canavar" yaratacağınıza, burnunuzun dibinde hazır duran tarihi eserlere özen gösterin. Ne gerek var böylesi yanlış işlere? Van dediğiniz, tarihsel eserler açısından bir derya. Niçin oturup da adam gibi 'Şu bölgeyi nasıl yapsak restore etsek' diye düşünülmez. 'Ermeniler gelir'miş, varsın onlar da gelsin, görsünler atalarının yaşadığı yerleri, hasret gi-dersinler ne olur yani?" Ve eklemiştim: "Eğer yardım ya da amele lazımsa biz hazırız. Ey tarih... Ey gelecek!.. Türkiyeli, Ermenistanlı ve hatta Diasporalı gençler gönüllü. 'Ahtamar amele taburu' emirlerinize hazır... Bilesiniz. Gelin, Ahtamarın restorasyonunu salt bir bina restorasyonu olarak bırakmayalım, aynı zamanda yıpranmış ruhlarımızı da restore edelim." *** Sonuçta aradan 10 yıl gibi uzun bir süre geçmiş olsa da nihayet Ahtamar'ın restorasyonu tamamlandı. Gönül arzu ederdi ki, restorasyon Türkiye ve Ermenistan ülkelerinin işbirliğinin ajandasına girsin ve birlikte yapılsın. Yazık ki öyle olmadı. Yine de projeyi üstlenen Cahit Zeydanlı'nın titiz çalışmasını, Ermenistan'dan uzmanlar getirip onların görüşlerine ve tavsiyelerine başvurma çabasını ve projenin uygulama safhasına Türkiye Ermenilerinden mimar Zakarya Mildanoğlu'nu da katmasını zikretmek ve bu değerli ekibe teşekkür etmek gerekiyor. Yapabileceklerinin en iyisini yaptılar ve mükemmel sayılabilecek bir iş çıkardılar. *** Onlar mükemmeli yaptılar ama gelin görün ki bürokratlar ve siyasetçiler de içine ettiler. Bir türlü açılışı gerçekleştiremediler. İlk etapta 4 Kasım 2006 olarak saptanan açılış tarihini, olumsuz hava koşulları gerekçesiyle 200/nin Nisan ayına ertelediler. Derken Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç tarafından törenin 24 Nisan'da yapılacağı bildirildi. Koç'un ilan ettiği açılış tarihine ise tepkiler gecikmedi. Ermeni Patriği Mutafyan "Açılış 24 Nisan'da yapıldığı takdirde, kendisi dahil hiçbir Er-meni'nin törene katılmayacağını duyurdu". Geçtiğimiz hafta konu Meclis'e kadar uzandı. CHP İzmir Milletvekili Erdal Karademir açılış tarihinin Ermeni soykırımının yıldönümü olan 24 Nisan'a denkgetirilmesi-nin, AKP iktidarının politikasının bir sonucu olup olmadığını yazılı bir önergeyle sordu. Milliyetçi basın ise Ahtamar Kilisesi'nin açılışının 24 Nisan olarak belirlenmesini "Van'da İntikam açılışı" başlığıyla manşete taşıdı. Ve şimdi de 11 Nisan tarihi açıklandı. *** Doğru bir işi bu kadar yanlış mecraya kaydırmak ve de eline yüzüne bulaştırmak ancak bu kadar becerilebilirdi. Gizlenemez gizli niyet ancak bu kadar sırıtabilirdi. Tam bir komedi... Tam bir rezalet! Hükümet "Ermeni sorunu" konusunda hâlâ doğru bir yöntem ve doğru bir yol tutturamadı. Derdi sorun çözmek değil, güreşe soyunmuş pehlivan gibi puan kazanmak. Neyi, nasıl yapıp, arkaya dolanacak da rakibini kündeye oturtacak. Tüm tasası bu. Hiç ama hiç samimi değil. Güya Ermeni tarihçileri tarih konuşmaya çağırıyor ama kendi aydınlarını Ermeni soykırımı konusunda muhalif söylemlere sahip oldukları için de yargılamaktan çekinmiyor. Doğu Anadolu'yu turizme kazandırmak için Ermeni kilisesi'ni de restore ediyor ama "Bu işten nasıl daha fazla değişik siyasal yararlar sağlarım, dünyaya bunu nasıl pazarlarım?" diye de işin tadını kaçırmakta bir sakınca görmüyor. Ahtamar Kilisesi'nin açılışının 24 Nisan'a kaydırılması işte bu gayrisamimi niyetin nasıl vitrine taşındığının da bir göstergesidir. *** Ve şimdi dikkat buyurun! Milliyetçi cenahın ve hatta Ermeni Patriği'nin bu tarih üzerine koyduğu itiraz, yapılan yanlışın düzeltilmesi için bir fırsat doğuruyorsa da bu kez tarihin cilvesi devreye giriyor. Takvim-i hakikat, "O ki sen bir aymazlık yaptın, üstünü de ben tamamlayayım" diyor ve yeni seçilen 11 Nisan tarihinin aslında 24 Nisan'ın ta kendisi olduğunu ortaya koyuyor. Nitekim 1915'in 11 Nisan'ıyla, bugünün 24 Nisan'ı aynı takvime ve aynı güne denk düşüyor. Zaten de 24 Nisan Ermeni literatürüne sonradan, yeni takvimle geçmiş bir tarih. O tarihin aslı diğer bir deyişle Ermeni aydınlarının ve önderlerinin toplatılıp bilinmezliğe gönderilişlerinin tarihi aslında 11 Nisan 1915. Şimdi ortada bir soru var: 24 Nisan'ı önce yeğleyen sona mahzurlu bulan ve şimdi de 11 Nisan'ı belirleyen işgüzarlar bakalım bu açıklamamızdan sonra 11 Nisan'ı da değiştirecek mi? İsteyen soruyu şöyle de sorabilir tabi: Emin misiniz? Son kararınız mı ? Milliyet - Son Dakika sayfasından alıntı. taksim' de iki kişi gözaltına alınmış. |
||
|
||
| çok kalite bir adamdı. yazık oldu. | ||
|
||
| innalillahi ve inna ileyhi raciun ulusalcılar bundan sonra bu günü bayram olarak mı kutlayacaklar yazık çok yazık (bu konu oruç bozduracak bir konuydu o nedenle geldim yinede yedek nickimle grierek sözümde durmuş numarsaı yapayım) (ager bu mesaj burada cikarsa seslenme bölümündekini okumayın çünkü aynı) |
||
|
||
| yakalanan iki kişi serbest bırakıldı. | ||
|
||
| Bu şiiri ona ve sevenlerine armağan edeyim: Şiir : Nihat Behram Müzik: Ahmet Kaya Ne demeli şimdi Bir çiğdemin toprağı yırtışını seyredişim Göğe mi dokunmalı, ucuna mi körpe filizin Öyleyse karanlık sokaklarda koştuğumu düşün Ay gene bir kadın gibi sarkıyorken denize Dirseklerimle böğrüme gömdüğüm titremeyi düşün Oradan göğsümü kaplayışını soğuk bir terin İlk sözcüğü anlamla birleştiren çocuğu düşün Onun kavradıkça derinleşen şarkısını Vay perçemle günün huysuzluğu dolaşan kısrak Vay acemi öpüşlerden gövdeme boşalan acımtırak haz Telaş, kıvranış parıltılı gözlerdeki atılganlık Ya görevin ne senin görevin Oynaşmak değil mi içimdeki savaşmak duygusuyla Ve benim nevresimim kararmışsa kirden, rutubetten Sarhoşsam gülümseyişlerden ağlayışlardan Ve kaynak sularıyla üstüme yağan aydınlık hulyaları Senden gelen ısıyla koruyorsam Ne demeli simdi Ey serçelerin sabahlarla doluştuğu cıvıltı Ey bir romanın olur olmaz yerinde dikkatti çeken hayal Kalbimi çevreleyen sevda gözeneyi Acıyış, şefkat, umursayış, hırçınlık seli Beni düşün öyleyse Beni hayretin ve karanlığın eşiğinde Beni fitillerde başlayan bir fısıltı Anında ilk satırı yazarken bir bildirinin Kulaktan kulağa dolaşan haberlerin bağrında Beni dar camlarda değil Bir bulutun seyrinde düşün Burada ortasında sıçraya sıçraya kabaran alevlerim Dinlemek için tıkla |
||