SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Siyaset Felsefesi

Konu: Ah Şili, uzun taç yaprağı seni... (Allende, Pinochet, Neruda ve diğerleri...)

Sayfa: [ 1 ]

kiya 13.12.2006 00:11:54
Augusto Pinochet, kalp krizinden öldü, 90 küsur yaşında. Onun adı, hep lanetle anıldı demokratik kamuoyu tarafından, tüm dünyada. Tek suçu, Latin Amerika'nın bir ülkesinde seçilmiş iktidarı devirip, diktatörlüğünü ilan etmesi değildi. Bütün Latin Amerika, bu tip diktatörlerle yönetiliyordu zaten. Bütün Latin Amerika, onun işkencelerine, onun katliamlarına, onun hukuk dışılıklarına alışıktı zaten!

Bir başka suç işledi Pinochet, bütün caniliklerinden, bütün işkencelerinden, bütün haksızlıklarından daha büyük bir suç!

Bir düşü boğdu, insanlığın "kendi elleriyle ve baskı görmeksizin" toplumcu ve eşitlikçi bir  düzen yaratma düşünü boğdu Şili'de!

Ah Şili, uzun taç yaprağı seni!..

Bir şarkıyı boğdu Pinochet, Victor Jara'nın, elleri ve ayakları kırılmasına rağmen asla haykırmaktan vazgeçmediği şarkıyı! "El pueblo unido jamassera vencido!"

Bir düşü boğdu Pinochet, bir ritmi boğdu, bir müziği, bir şarkıyı!..

İnsanlığın laneti üzerine olsun!...

kiya 13.12.2006 00:14:30


Şili?nin marksist devlet başkanı Salvador Allende, izlediği sosyalist politikalardan ötürü, CIA destekli Şili ordusunun yaptığı bir darbeyle 11 Eylül 1973 tarihinde devrildi ve öldürüldü. Aşağıda okuyacaklarınız, Allende?nin ordu güçleri başkanlık sarayına ulaşmadan dakikalar önce radyodan halka hitaben yaptığı son konuşmanın çevirisidir.
 

Darbeden sonra General Augusto Pinochet cunta ile iktidara geçti ve izleyen süreçte binlerce insan gözaltında kayboldu, hapis yattı, işkenceye maruz kaldı. Pinochet, işlediği insanlık suçlarından ötürü yıllar sonra mahküm oldu.

Santiago, 11 Eylül 1973, 09:10 AM

Bu kesinlikle benim size son seslenişim olacak. Hava kuvvetleri Radyo Magellan'ın antenlerini bombaladı. Sözlerim acı değilse bile, hayalkırıklığı taşıyor. Sözlerim, yeminlerine ihanet edenlerin ahlaki yargılaması gibi alınmalı. Şili askerlerinin, kuvvet komutanlarının, kendini donanmanın başına geçiren Amiral Merino'nun, ve daha geçen gün hükümete sadakat ve bağlılığını ifade eden ve kendini Karabinenos'un lideri ilan eden general, Bay Mendoza'nın. Bu koşullar altında bana işçilere şunu söylemek düşüyor: İstifa etmeyeceğim!

Tarihi bir noktada bulunuyoruz, halkıma sadakatimi hayatımla ödeyeceğim. Ve size söylüyorum ki, binlerce ve binlerce Şili'linin bilincine serptiğimiz tohumlar, bir vuruşta yıkılmayacak kadar güçlüdür. Evet onların güçleri var, bizi tutsakları yapabilirler ama sosyal süreçlerin ilerlemesini durduramazlar, ne suç işleyerek ne de güç kullanarak. Tarih bizimdir ve halkımız tarafından yazılmaktadır.

Ulusumun işçileri!
Size her zaman sahip olduğunuz sadakat için teşekkür ediyorum, anayasaya ve yasalara saygısını her zaman koruyan ve büyük adaletin sadece temsilcisi olan bu adama gösterdiğiniz güven için de?Bu son anda, size kendimi ifade edebileceğim son şansta, bir ders çıkarmak istiyorum. Yabancı sermaye, emperyalizm, tepki ile birleşerek, ordunun aynı sosyal sınıfın kurbanı olan General Schneider ve General Araya tarafından yerleştirilen kendi öz geleneğinin dışına çıkmasına yol açtı, bugün artık bu sosyal sınıflar, yabancı bir elin kendi kârını ve önceliklerini koruması için gücü yeniden ele geçirmesini bekleyebilir.

Size sesleniyorum, topraklarımızdaki en mütevazı kadınlar, bize inanan köylüler, çocukları için endişelendiğimizi bilen anneler ! Size sesleniyorum, ulusumuzun meslek sahipleri, uluslararası arenada, kapitalist toplumun avantajlarını savunan üniversiteler tarafından çalışmaları görmezden gelinen bilim adamlarımız, size sesleniyorum.

Gençliğe sesleniyorum, şarkılar söyleyerek mutluluklarını ve ruhlarını kavgaya katan gençliğimize! Şili'nin yurttaşlarına, işçiye, köylüye, entellektüele, faşizm ülkemizde bir kaç saattir var olduğu için zulüm göreceklere sesleniyorum.

Bilesiniz ki onlar suç işlemekteler ve tarih onları yargılayacak.

Radyo Magellan'ın yayınları bir süre sonra duracak ve benim sesim sizlere ulaşamaz olacak. Bu önemli değil, çünkü onu duymaya devam edeceksiniz. Daima sizin yanınızda olacağım. En azından, ulusuna sadık olan dimdik bir adamın anısıyla, yanınızda olacağım.

İnsanlar kendisini savunmalı, ancak feda etmemelidir. İnsanlarımız gözaltına alınmaya ya da soruşturmalara karşı koymalı, ancak aşağılamaya da izin vermemeliler.

Yurdumun işçileri, Şili'ye ve yazgısına inancımı sürdürüyorum. Diğerleri, bu ihanetin kendisini bizlere kabul ettirmeye çalıştığı gri ve acı anın ötesine geçecektir. İnanmaya devam edin ki, tahmin ettiğinizden daha kısa bir sürede, özgür insanların yürüyüşünü yeniden başlatacağız ve daha iyi bir toplum inşa edeceğiz.

Yaşasın Şili! Yaşasın Şili Halkı! Yaşasın işçiler!

Bunlar benim son sözlerim ve kendimi feda etmemin bir hiç uğruna olmadığına inanıyorum, biliyorum ki bu hareketim ihanet, korkaklık ve despotluğa karşı sonsuz bir duruş olacaktır.

Allende bu konuşmadan dakikalar sonra yukarıdaki fotoğrafın çekilmesini takiben öldürülmüştür.

kiya 13.12.2006 00:27:38
Yazarak öğrendim

??Allende bir düştü... Şili'nin umuduydu. O'nun ölümüyle ülkemde demokrasi özgürlüğü düşü sona erdi. Halkına aşağılık hissi duyurmamak için kendisini kurban etti?? diyor Luis Sepulveda. Bu acı olayları yaşadıktan sonra, yazmaya başlamış. Önceleri hayatını kaleme almış. Sonra doğayı, aşkı keşfettiğini, onları yazmaya başladığını anlatıyor.

25 yıl sonra o günü nasıl anımsıyorsunuz?

- Bizler artık o günü yaşayan bizler değiliz. Çünkü o düşlerimizi, o düşlerimizin öyküsünü anlatacaklar artık yaşamıyorlar. Her şey o gün bitti. Hayatımızın en uzun günü yitirildi. Ama hafıza yaşıyor çünkü unutmuyor, affetmiyor, hatırlıyor. Ölen arkadaşlarımızı herkesi, çok sevdiğimiz yoldaş başkanımızı anımsıyor, silmiyor.

Siz Allende'nin sıkı korumalarından biriydiniz.

- Allende bir düştü... Şili'nin umuduydu. O'nun ölümüyle ülkemde demokrasi özgürlüğü düşü sona erdi. Halkına aşağılık hissi duyurmamak için kendisini kurban etti.

Şimdi ünlü bir yazarsınız. Eserleriniz 17 dile çevrildi...

- Ben bir Pablo Neruda hayranıydım... Neruda bir vatanseverdi. Bizdendi. İnsan o kadar acı çektikten sonra, bu ya intikam ateşi yakıyor ya da toleransa uzanıyor. Ben çok acı çektim. Sevdiklerimi yitirdim, hastalandım. Ama bir savaşçıydım. Savaştım. Savaşırken doğaya olan aşkı, toleransı öğrendim. Bunları da ancak yazarak, kâğıda dökerek başardım.

Sonra çevreci oldunuz.

- Nikaragua'da gerilla deneyimimden sonra ülkeme dönünce doğa ile ilgilendim. Hatta Greenpeace neferi oldum. Gemilere baskınlar düzenledik. Denizleri kirletenlere ormanları yakanlara savaş açtık

Eserlerinizden söz edelim.

- Önceleri kendi yaşamımı kaleme aldım. Sonra ülkemin doğasını anlatmaya tanıtmaya çalıştım. Patagonya dünyanın dibi... Onu yazdım, ??El mundo del Fin mundo?? (Dünyanın dibinden dünya) ??Duygusal Katil'in Not Nefteri??. ??Kafes Kuşuna Uçmayı Öğreten Kedi?? adlı yapıtım ise çizgi film oldu.

Ya lakabınız ??El Turco???

- Biz Güney Amerika'da her kimse esmerse lakabı ??El Turco??dur. Maradona bile ??El Turco?? lakabı ile tanınır. Benim Allende'nin koruması olduğum dönemlerde ben ve yoldaşım Mennas'ın esmerliğimiz nedeniyle El Turco diye tanınırdık.

Peki aradan koca bir çeyrek yüzyıl geçti. Ne değişti?

- Dün güçler bize Yahudi düşmanlığını aşılıyordu. Bugün ise fakirliğe karşı nefreti aşılamaya çalışıyorlar. O nefretin adı Arnavutluk, Congo, Ruanda ya da dünyanın büyük bir bölümü.

O da bir El Turco!

Salvador Allende Gossens'in Moneda Sarayı'nda bir darbe girişimi ile katledildiği 11 Eylül 1973 tarihinden bu yana tam 25 yıl geride kalmış. Güney Amerika'nın yetiştirdiği ender sosyal demokratlardan Doktor Allende'nin General Augusto Pinochet tarafından kanlı bir şekilde devrilişi, Şili'de hiç unutulmadı.

Allende'nin bir düşü vardı: Kurduğu ??Halk Cephesi Birliği?? ile çok sevdiği ülkesinde kökten bir değişiklik yaparak çeşitli toplumsal reformlarını uygulamak! İktidara geldiğinin ilk yılı olumlu sinyaller verip ortadireği rahatlatmasına karşın, Amerika'nın baskısı ve ambargosu ile ülkede durum birden kötüleşti. Askerler bastırıyordu. ??Çekil git, defol?? diye. Güney Santiago'daki Vichassas su deposuna zehir atılmıştı. ??Vatan ve Özgürlük?? şarkıları söyleyen sağcılar depoyu havaya uçurmaya bile kalkmışlardı.

İşte su deposu önünde nöbet tutan, ??Alendenist??lerden biri de Luis Sepulveda idi. Esmer ve çekik gözlü olduğu için kendisine buralarda alışılagelmiş ??El Turco??, yani Türk lakabı takılmıştı.

Salvador Allende'nin 30 kadar sadık militanından biriydi... 11 Eylül sabaha karşı durum kötüye gidince Tuco, Mateo, Menasin, İvan, Carlitos Paz, Magaly ile birlikte Moneda Sarayı'na girmeye çalıştılar. Her yerde Pinochet'nin askerleri vardı. Tanklar sokaklara çoktan sürülmüş istikamet olarak Başkan Allende'nin ikametgâhı gösterilmişti. Luis Sepulveda yoldaşlarıyla ant içmişti: ??Kazanacağız.?? Tek amaçları ölme pahasına Allende'ye ulaşmaktı.

Saraya arka kapıdan girmeyi hedeflediler. Ama yoğun bir yaylım ateşi ile karşılaştılar. Saat sekizde üzerlerinden helikopterler geçmeye başladı. 15 dakika sonra darbeciler saray etrafındaki halkı taradı. Durum kötüydü. Sarayın önüne gelen tanklar toplarını Allende'nin çalışma odasının penceresine çevirmişti. ??Carabineros??lar yol açıyordu. Sonra ateş ettiler. Tuco ve Mateo sarayın dibinde yere yıkıldılar. Carlitos Paz dipçik darbesi aldı. 16 Eylül'de cezaevinde öldü. Luis Sepulveda Allende'ye hiçbir zaman ulaşamadı. Allende başında miğfer, elinde tüfek etrafında bir avuç militanı ile karşı gelemeyeceğini anlayınca makam odasına gitti ve intiharı seçti.

Luis Sepulveda yakalandıktan sonra tam iki yıl işkence gördü. Sonra sürgüne gitti. 25 yaşındaydı. Ve edebiyatı seçti. Bugün ülkesinin en gözde yazarı...

Söyleşi: Reha ERUS

deniz 13.12.2006 00:35:54
çok güzel paylaşımlar.. teşekkürler..

kiya 14.12.2006 01:12:52
venedik bienali, dünyanın en saygın sanatsal etkinliklerinden biridir. 1974 yılında yapılan venedik bienali ise tamamen "şili halkıyla dayanışma" konusu üzerine kuruldu. bernardo bertollucci'den, umberto eco'ya kadar bütün entelektüeller, şili'deki durum üzerine tepkilerini dile getirdi. venedik, şili'li sanatçıların vakti zamanında santiago'da yaptıkları gibi, tamamen duvar resimleri ile dolduruldu. şili'li inti illimani müzik grubu da bienaldeydi ve büyük ilgi gören bir konser verdi.

1974 venedik bienali'ne türkiye'den yalnızca deneysel tiyatro'nun önemli isimlerinden, mehmet ulusoy davet edildi. ulusoy, bienalde, nazım hikmet'in sevdalı bulut öyküsünü sahneledi. (ne yazık ki mehmet ulusoy, aynı oyunu kendi ülkesinde ancak 1990'da sahneleyebilecekti.)

şili, 1990'lara kadar, tüm dünyada anti-faşist dayanışmanın sembolü oldu. the clash'dan aşık zamani'ye kadar bir çok kişi şili üzerine şarkılar yazdı. inti-illimani, illapu ve qualipayun gibi yeni şili folk toplulukları bu duyarlılığı yitirmemek için sürekli etkinlikler düzenledi.

yeni şili şarkısı (nueva cancione chilena), tüm dünyanın şarkısı olmuştu şimdi!
çok ilginç bir gelişme de oldu, 1974 dünya kupası elemelerine katılacak takımları belirlemek için kuralar çekildi. garip bir rastlantı sonucu bu eşleşmelerden biri şili - sscb eşleşmesiydi.

sovyetler birliği, kura çekiminin ardından, pinochet diktatörlüğünün toplama kampı olarak kullandığı santiago stadyumunda oynanacak herhangi bir maça çıkmayacağını bildirdi. sscb'ye göre orası artık bir stad değildi. gerçekten, darbe sonrası bütün tutuklular bu stada toplanmış ve türlü işkencelerden geçirilmişti.

yeni şili şarkısı'nın en önemli ismi victor jara, bu stat'da katledilmişti, binlerce yoldaşı ile birlikte.

şili, maçın bu stat'da oynanacağını bildirdi fifa'ya. sovyetler birliği ise, bu yerin bir stad olmaktan çok bir işkencehane olduğunu.

fifa'nın koltuğunda oturan beyler, orasının bir stadyum olduğu görüşünde birleştiler.

sovyetler birliği takımı, bütün oyuncuları ile beraber, bu maça çıkmama kararı aldı.

pinochet, maçın oynanacağı gün, bütün taraftarlarını stada topladı. ve şili takımı, rakip olmaksızın oynadığı maçı kazandı!

pinochet'nin çocukları, boş kaleye topu her yuvarladığında bütün trübünler anti-komünist şarkılar söyledi!

son olimpiyat oyunlarının üçüncüsü olan ve kupanın favorileri arasında gösterilen sscb takımı, hükmen mağlup sayılarak kupadan ihraç edildi.

şili ise, bu koşullar altında gittiği kupada hiçbir varlık gösteremeyerek elendi!

kiya 14.12.2006 21:37:19
antonio skermeta, "ateşli sabır" romanını yazdığında maarif takvimi yapraklarında 1986 senesi görünüyordu. skermeta, bu romanını daha sonra aynı isimle filme de çekti. ancak bu film, roman kadar ilgi görmedi.

michael radford, aynı romanı 1994 tarihinde "il postino" (postacı) adıyla tekrar filme çekecekti. bu film, yoğun ilgi görmekle kalmayıp, oscar ödülünü de kazanacaktı. (çeşitli festivallerde 18 ayrı ödül daha kazandı radford'un bu filmi. filmde neruda rolünün, en beğendiğim aktörlerden olan philip noiret'ye verilmesi gerçekten kutlanması gereken bir seçimdi. radford'un kendisi ise postacı'yı oynuyordu.)

ancak bu filmde, romanın öyküsü nedense italya'ya taşınmış ve şili halkının yaşadığı acılarla olan bağı koparılmıştı. halbuki, skermeta'nın kitabı, büyük şair neruda'nın çevresinde gelişen olaylar örgüsüyle, hem allende'nin başkan seçilişi sürecinde şili halkının panoramasını, hem de az da olsa diktatörlüğün yarattığı yıkımları resmediyordu.

romanın sonsözünde, avrupa'ya sürgüne gelmiş olan yazar, bir arkadaşına rastlıyor ve kahve içmek amacıyla bir kafe'ye oturuyorlardı. son diyalog, bütün şili halkının acısına gönderme yapıyordu:

garson:

- kahvenizi nasıl alırsınız?

yazar:

- ben acı içerim!


Sayfa: [ 1 ]