|
||
Bu satırların yazarı komplo teorilerine pek meraklı biri değil. Ancak, burası öyle bir yer ki, bazı alanlarda paranoyak olmanız da takip edilmediğiniz anlamına gelmeyebiliyor. Konum Kıbrıs ve limanlar meselesi ile ilgili. Dolaysız olarak da başarılı bulduğumu dört senelik Erdoğan iktidarının son senesini Kıbrıs ve limanlar konusu nedeni ile riske atıyor olması ile ilgili. AKP’nin başarısı ve yumuşak karnı neresi? Recep Tayyip Erdoğan kabinesinin son dört senelik ekonomik ve siyasal bilançosu bardağın yarısından çok daha fazlasının dolu olduğunu gösteriyor. İktisadi açıdan içinde bulunduğumuz üç ay (çeyrek) itibari ile Türkiye ekonomisi yirmi çeyrektir (dört sene eder) kesintisiz yüksek pozitif büyüme trendinin içinde. Üstelik bu kesintisiz büyüme süreci aynı zamanda düşen enflasyon oranları, azalan kamu borç stokları ve sıfıra yönelen bütçe açıkları ile de çakışıyor. 1970’den beri Türkiye ekonomisi böyle olumlu bir konjonktür pek yaşamıyor. Muhalefet siyasi anlamda iktidara laiklik söylemi ile yüklendiği sürece zaten 1950’den günümüze siyasi deneyimin gösterdiği gibi iktidarların ekmeğine yağ sürülüyor. AKP iktidarının kısa vadede yumuşak karnı yüksek cari açıklara bağlı olarak büyümenin dış kaynaklarında tıkanıklık ihtimali. AB süreci düzgün gittiği müddetçe de böyle bir kriz ihtimali ufukta görülmüyor. Limanlar meselesi AKP’yi yıpratmak için mi ortaya çıkarıldı? Seçim yılı olduğu belli 2007’de AKP’yi yıpratmanın en kolay yolunun dış kaynak aktarımını sekteye uğratarak büyümenin zorunlu olarak aşağıya çekilmesinden ve tarım dışı işsizliğin fırlamasından geçtiği belli. Ve işte tam da böyle bir konjonktürde AKP, nereden geldiği belli olmayan bir tavsiye ve dürtü ile, limanlar konusunu geri dönüşü çok zor bir restleşme konusu haline getirerek hem Türkiye’nin AB sürecine hem de kendi ayağına kurşun sıkıyor. Bizim limanlarımızın 1998 senesine dek Kıbrıs çıkışlı gemilere açık olduğu biliniyor. Ve Türkiye 1998 senesine dek ne egemenliğini, ne bu nedenden milli onurunu ne de KKTC güvenliğini kaybetti. 1998 senesinde Rumların bir olumsuz tavrı nedeni ile biz de limanlarımızı 1974’den beri ilk kez Kıbrıslı Rumlara kapatıyoruz. Diplomatik olarak tanımadığımız çok küçük bir devletin limanlar ile ilgili bir olumsuz davranışına dayanarak koskoca Türkiye’nin pozisyonunu Rumlara göre ayarlaması zaten başlı başına bir skandal kanımca. Bu olan bitenin 28 Şubat’ın karanlık günlerine rastlaması da ileride detayları yazılacak ayrı bir konu. Sözün özü Hükümet 17 Aralık 2004’ü izleyen o çok olumlu konjontür günlerinde ek protokolü hemen imzalayıp TBMM’ye taşısa ve gümrük birliği sürecinin zorunlu bir teknik düzenlemesi olarak limanları açsa idi bugün gelinen noktada 2007 ekonomik beklentileri çok daha olumlu olur ve AKP cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlere çok daha güvenli giderdi. Birileri AKP’yi kanımca bilerek yanlış yönlendirdi ve bugün çok anlamsız bir risk ortamının içine hep beraber düştük. Benim görüşüm Erdoğan’ın taammüden tuzağa düşürüldüğü yönündedir Eser Karakaş |
||
|
||
| bunu yazanın ya beyni sulanmış yada erdoğan yalağı.. lan,hadi 98 e kadar açıkmış,sora da kapatılmış,tamam,onu anladıkta..nie şimdi tekrar açıyon? bunun cevabı yok..hadi şimdi açılmış,nie sadece tek liman açıyon onun cevabını herhalde ''NAH'' verir..ya hepsini aç,delikanlı gibi,yada hiç açma..bizimki kasaba kurnazı ya.. |
||