SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Nicelizm

Konu: Aforizmalar

Sayfa: [ 1 ]

15.09.2004 19:42:01

Bu Sene İçinde Nicelizmde Vizyona Gireceklerden..!
Bu kitabını diğer bütün kitaplarından daha çok seveceğinize inanıyorum...

15.09.2004 22:52:13
TOPLUM

Kültürün, kültür araçları yüzünden ölüm tehlikesinde olduğu bir çağda yaşıyoruz.

Bulanık suda balık avlayanla, derinliklerden olgunluk kazananları, halk kolaylıkla bir tutar.

Şu Avrupa'lıları, şu sürü hayvanlarını mutlak bir efendi olarak yönetecek bir varlığın ortaya çıkması ne nimet, dayanılmaz bir baskıdan ne kurtuluş! Napoleon'un gelişinin yaptığı etki, bunun en büyük kanıtıdır.

Bugünün Avrupa'lısının beyninii inceleyen herkes, binlerce kıvrımdan, binlerce köşe-bucaktan hep aynı buyruğu çıkaracaktır: Korkunun ve sürününbuyruğu: "Biz istiyoruz ki bir gün artık korkulacak hiçbir şeyolmasın!" Buna, bugün Avrupa'nın her tarafında "İlerleme" deniyor.

Avrupa'nın bugünkü ahHikı, sürü ahHikıdır: - O halde bize göre bir çeşit insan ahlakı, ki onun yanında, önünde, arkasında başka ahlaklar- özellikle üstün ahlaklar olabilir yadaöyle olması gerekir. Böyle bir imkana, böyle bir olma gerekliğine karşı, sürü ahlakı vargücüyle kendini koruyor, amansız bir inatla şöyle bağırıyor:"Ben ahlak!n ta kendisiyim, benden başka ahlak yoktur!"

İnsanın evrensel ölçüde soysuzlaşması olasıdır. Budala toplumcuların ülküsü olan "Geleceğin İnsanı" ne kadar düşüştür; insanın, sürünün kusursuz hayvanı seviyesine (yada onların dedikleri gibi: Her toplumun insanına) inerek böyle küçülüşü; insanın eşit haklarla eşit iddialara sahip pigmehayvanlar derecesine kadar düşerek böyle hayvanlaşması mümkündür elbette!' Fakat bu imkanısonuçlarına kadar izleyen kimse, içinden, başkala
rının bilmedikleri bir iğrençliğin ve belki de yeni'
bir görevin yükseldiğini duyar.

Avrupa'lı denen bu insan karışımı- ki aslında epey çirkin, sıradan bir halk adamıdır! Kesinlikle bir elbiseye ve gardrop olarak kullanacağı tarihe ihtiyacı vardır. Hiçbir elbisenin üzerine uymadığını farkediyor ve doğalolarak değiştiriyor, sürekli değiştiriyor.

Her milletin kendine ait riyakarlıkları vardır: O ise, bunlara erdem der. İnsan kendinin en iyi yanını bilmez, bilemez.

Avrupa' daki demokratlaştırma hareketi aynı zamanda zorbaların yetişmesine uygun bir ortamın istenmeksizin yaratılması demektir- zorba sözü ise her anlama, hatta entelektüel anlama denk gelebilir.

Bugünün Avrupa' sı uyarıcı ilaçtan yana oldukça zengindir. Bu yüzden kafası çok yaratıcıdır. Uyarıcılar ve sert içkileri olan ülkelerin böylesine büyük ölçüde bozulup değişmesi de bundan ileri geliyor.

Bugünün büyük kanlı savaşları, tarihsel incelemelerin etkisidir.

15.09.2004 22:57:30
Fransa ile son savaşın, peşinden sürüklediği bütün sonuçlardan en kötüsü belki de, çok yaygın ve ortaklaşa olan şu yanlıştır: Kamuoyununun ve bütün aydınların, Alman kültürünün de zafer kazandığı ve çiçeklerlerin bezenmesi gerektiği yolunda işledikleri yanlış... Bu kuruntu Alman Devletinin lehine olarak, Alman düşüncesinin bozguna uğraşması ve yokedilmesi yoluyla- zaferimizi tam bir bozgun haline getirdiğinden, çok zararlıdır.

Wagner'in Almanya'ya, İmparatorluk Almanı olmayı kabul etmesi gibi bir lütuf ta bulunmasını asla bağışlamadım. Almanya, ulaştığı her yerde uygarlığı bozuyar.

Avrupa, gerileyiş içinde bir dünyadır. Demokrasi, devletin gerilemiş biçimidir.

Yaşadığımız yüzyıl' çalkantılarla doludur; bu yüzden de tutkudan yoksundur; ateşli olmadığını farkettiği için sürekli ateşleniyor, tersine donuyar. Sözünü ettiğiniz bütün o "Büyük Olaylar"ın büyüklüklerine inanmıyorum ben.

Devlet ya da örgütlü ahlaksızlık, İçeride: Polis, mahkemeler, sınıflar, ticaret, aile; Dışarıda: Güç iradesi, savaş, fetih ve öçalma.

Bir zorbalık dönemi başlayacak; bilimler de ona hizmet edecekler. .

Anarşi çağına giriyoruz: Bu çağ aynı zamanda akıllı ve özgür bireylerin çağıdır. Düşüncenin görülmemiş yeteneği git gide yükselmektedir. O zamana dek gelenek, ahlak v.b. ... önlediği, dehanın çağıdır bu.

Ulaşım özgürlüğü sayesinde, aynı nitelikteki insan gruplarının bir araya gelerek topluluklar kurabileceklerdir. Bu devletin aşılması demektir.

En üst düzeyde sürekli bir düşünce dayanışmasının şimdiden varolduğunu, ulusal çılgınlıklar bizden gizlememelidir. Fransa ile Alman felsefesi. Richard Wagner'le Paris. Geothe ile Yunanistan. Herşey Avrupa'nın geçmişinin, üstün manevi tipler içinde bir senteze yöneliyor.

Avrupa, ayaktakımının eline düştüğü an, Avrupa uygarlığının sonu demektir.

Hıristiyanlar için bütün korkular artık yavanlaştığından, savaşlar, hayal güçleri için en guçlü uyarıcı haline gelmiştir. Toplumsal devrimler belki de daha büyük ve beklenmedik bir şeyolacak: Onun için geliyor zaten. Fakat başarısı düşünüldüğü!lden daha az olacak: Fransız devriminin de göstermiş olduğu gibi, insanlık, istediğinden çok daha aZını yapabilmektedir. Fırtınanın büyük etkisi, uyuşukluğu geçtikten sonra, herkese öyle gelecek ki, fazlasını yapabilmek için daha çok güç, daha çok birikim gerekecektir.

Düşüncenin çok büyük bir ürünü olan makine, aynı zamanda onu yönetenlerdeki en aşağı ve dü:' şünceden en yoksun güçleri bile harekete geç irmektedir.. Şu da varki; O, uyuyan bir çok gücü uyandırmaktadır. Yükselmek, daha iyisini yapmak, sanatçı olmak için gerekli itkiyiyaratamamaktadır. İnsanı çalışkan ve tektip yapmakta, bu ise zamanla ruhta bir tepki, umutsuzca bir sıkıntı yaratmaktadır, ki bu yüzden ruh, tembelce Ve değişik eğlence biçimlerini arzulamasını öğrenmektedir.

Delilik, kişilerde ender görülen bir şeydir. Gruplar, partiler, halklar, çağlar da ise, bir kural haline gelmiştir.

Çalışkan. halklar atalete katlanamazlar; Ingiliz içgüdüsü çok ustaca bir iş yaparak halk yığınlarının pazar gününü kutsallaştırmış ve öylesine sıkıe' hale getirmiştir ki, her bir İngiliz, farkında olmadan hafta içinde çalışmak için adeta can atmaktadır.
Günün birinde işçiler bugünkü burjuvalar gibi yaşayacaklar. Onların üzerinde üstün sınıf yaşıyacak: Bariz farkı da ihtiyaçlarının yokluğu olacak; güç elinde olduğundan daha basit, daha yoksul olacak.

Güç iradesi şu durumlarda ortaya çıkar:

a) Zulüm görenlerde, kölelerde, özgürlüğü ele
geçirme iradesinde; amaç, kurtuluşun elde edilmesinden ibaret görülmektedir; (Ya da derdimi dinsel ve ahlaksal terimlerde anlatmış olmak için: Yalnız
vicdanına karşı sorumlu olmak, incildeki gibi öz
gürlük)

b ) İktidara doğru yürüyen güçlü bir toplumda, egemenlik iradesinde. Bu amaca hemen erişilemediği zaman, adalet, yani egemen sınıfla hak eşitliği istemekle yetinilir.

c) En güçlülerde, en zenginlerde, en cesurlarda, en bağımsızlarda, insanlık, halk, gerçek, incil, Tanrı sevgisinde; acıma ve kendini feda etme v.b. biçimler altında: İnandırmaktaTI, sürüklemeden, hizmetine almaktan, daha büyük bir güçlü yığınla iç...

Emekçi sınıfın erdemde olduğu gibi, kültürde de bizi kolayca geçebileceğini anladığı gün vay halimize! Fakat bunu akıl edemezse, işte asıl o zaman vay halimize!

Insan tipinin her yükselişi o zamana dek aristokratik bir toplumun eseri olmuştur. Ve hep öyle olacaktır.

15.09.2004 23:05:46
Bir efendi ahlakı, bir de köle ahlakı vardır.
İyi ve sağlam bir aristokrasinin temeli, kendini (Krallığın olsun, topluluğun olsun) fonksiyonu değil, qnların anlamı, onların en yüksek ispatı olduğunu hissetmesidir.

Kişiyi değil de, sürüyü bir amaç haline sokmak, büyük hatadır. Sürü araçtan başka bir şey değildir. Oysa şimdi sürüye, kişiymiş gibi gösterilme, hatta ona kişiden daha yüksek bir rütbe verilmek isteniyor - korkunç anlaşmazlık! Bir başka hata da şu: Bizi sürü haline sokan nesneyi, sempati duygularını, kendimizdeki en kıymetli şeymiş gibi değerlendirmek. Soylu sınıf aslında sürekli barbar sınıf olagelmiştir: İlkin Üstünlüğü beden gücünde değil, ruh gücündeydi; söz konusu olan, tam insanlardı (bu ise bütün, derecelerde "En tam hayvanlar" la aynı anlamdadır.).

Sınıflar ayrımından ve eg~men sınıfın uyruklan ile araçları üzerindeki sürekli ve kibirli bakışından çıkan uzaklık fikri olmasaydı; buyurma ile buyruk dinleme işi sürekli olarak yapılmasaydı; uzakta ve aşağıda tutma alışkanlığı olmasaydı çok daha esrarlı olan bu öteki duygu da gelişmeyecekti: Mesafeleri ruhun içine çoğaltma bakımından beslenen yeni arzu; her zaman daha yüksek, daha nadir, daha uzak, daha gergin, daha geniş hallerin gelişmesi; kısaca "insan" tipinin yükselmesi; ahlaksal bir formülü ahlak-üstü anlamda kullanarak söyleyelim, o ebedi "kendini aşma" da olmayacaktı. Gerçekten, aristokratik bir toplumun kökleri (dolayısıyla da insan tipinin yükselişinin şartı) üzerinde insahca hayallere kapılmamak gerekir: Gerçekler acıdır! Yeni filozof, ancak egemen bir sınıfa bağımlı olarak doğabilir.

"Gerileme" .düşüncesinin, düşmenin, devrilmenin, yozlaşmanın, özellikle kınanacak bir taraflarıyoktur: Hayatın ve onun gelişmesinin doğal bir sonucudur bu. Gerilemenin ortaya çıkışı da hayatın herhangi bir yükselişi ve ilerleyişi kadar zorunludur: Onu yok edecek güce sahip değiliz. Tersine, akıl, onun hakkını vermeyi ,emreder..

Ahlaksızlığın, hastalığın, suçun, fuhuşun, sefaletin gelişemeyeceği toplumsal şartların, durumların bulunabileceğini düşünmek, bütün sosyalist teorisyenler için utanç vericidir... Hayatı mahkum etmek demektir bu... Bir toplum genç olması bakımından özgür değildir. Ve tam da en büyük gücüne eriştiği anda açık verebilir, arızalar çıkabilir. Ne kadar enerjik ve atılgan olunursa, ilerlemeye o kadar çok yaklaşır... Sürekli kurumlar meydana getirilerek, yaşlılık ortadan kaldırılamaz. Hastalık da öyle, ahlaksızlık da öyle.

"Her şeyi anlamak her şeyi bağışlamaktır." for:mulüne aşık insanları biliriz. Özellikle zayıf kişiliklerdir, hayal kırıklığın~ uğram.ış kişilerdir: Her nesnede bağışlanacak bir şey var demektir. Bu noktada hayal kırıklığı felsefesi, insani bir şekilde, acıma olarak gelişir ve şefkat dolu bakışlarla bakar. Bu" romantikliklerin inançları yok artık. Şimdi de hiç değilse her şeyin nasıl geçip gittiğini gözlemlemek istiyorlar. Bunu da "sanat sanat içindir"
"nesnellik" v.s diye açıklıyorlar.

Basit yaşamak istiyor musun? O halde sürüde kal ve sürü sevgisi uğruna kendini unut.

Devrim, Napoleon'u olanaklı kıldı; bu, onu haklı gösterir.

Bir. kölelik durumu meydana gelmekte -bakalım bir de aristokrasi meydana gelsin.

Bu aralarda bizi tehdit eden ikikorkunç hastalık var: İnsandan derin bir iğrenme! İnsana derin bir acıma!...

Buda'nın ölümünden sonra yüzyıllar boyu bir mağarada gölgesini gösterdiler- korkunç ve dehşet verici bir gölgeydi bu. Tanrı ölmüştür, ama, -insan öyle bir yaratıktır ki- daha binlerce yıl boyunca gölgesi bazı mağaralarda hala gösterilecektir. Ya bizler? Onun gölgesini de.yenmek zorunda kalacağız.

Bana öyle geliyor ki, yaşlı Avrupa'mızda Hıristiyanlık, çoğu insanlar için hala gerekli. Onun için de kendisine inanan kimseler bulabiliyor. Çünkü insan öyle yaratıktır ki, inancının bir ,konusu' yüzlerce kez çürütülse de, ihtiyacı varsa onu- Kutsal Kitapın da sözünü ettiği ünlü "şiddet kanıtı" na uygun olarak- sürekli gerçeksayacaktır.

Yaptıklarını bilmiyorlarsa nasıl bağışlamalı onları? Bağışlanacak hiçbir şeyleri yok. Doğrusu şu ki; bu şüpheliyse, insanların karşılıklı birbirlerini bağışlayacakları hiçbir şeyleri yoktur. Ve en akıllı kimse için affın olması da imkansız birşeydir. Son olarak da, suçlu ne yaptığını gerçekten bilseydi, ancak suçlamaya ve cezalandırmaya hakkımız olduğu surece, bağışlamaya da hakkımız olacaktı. Fakat bu hakka sahip değiliz.

Dindeki en derin, anlaşmazlık: Kötü insanların dini yoktur.   .

Hıristiyanlık, doğa kötüdür der. O halde Hıristiyanlığın doğaya aykırı bir nesne olması gerekmiyor mu? Yoksa, kendi yargısına uygun olarak, kötü bir, nesne olması gerekmiyor mu?

Eski Yunanlıların din duygusunda bizi şaşırtan yönü, ondan doludizgin fışkıran, o minnet bolluğudur: Böylece doğanın ve hayatın karşısında duran, çok soylu bir insanlar türüdür! Daha sonra, Yunanistan da ayaktakımı ağırbasınca, korku, dinde de dal budak saldı- Hıristiyanlık hazırlandı.

İlk Hıristiyanlığın istediği inanç biçimi;güneyin o şüpheci ve özgür düşünceli insanları arasındaki Hıristiyanlığa çoğu zaman ulaşan şekildeki inanç, o insanlardaki, arkalarında felsefe okullarının yüzyıllar boyu süren kavgaları vardır ve bu kavgaları içlerinde taşırken, ve ayrıca Roma İmparatorluğu'nun hoşgörülü eğitimiyle yetişmişlerdir,) işte bu inanç, hiç de o hırçın ve hantal müminlerin inancı değildir. Nitekim bir Luther, bir Cromwell yada kuzeyli herhangi başka bir barbar kimse, tannlarına ve Hıristiyanlıklarına onunla bağlanmışlardır. Daha çokPascal'ın korkunç olan inancıdır ki, aklın sürekli intiharına benzer- inatçı, dokuzcanlı, kurt gibi kemirici, tek defada ve tek vuruşta öldürülmesi imkansız bir akıldır o. Hıristiyan inancı ilk başta bir fedakarlıktır: Her türlü özgürlüğün, her türlü gururun, her türlü düşünce bağımsızlığının feda edilişidir- ve aynı .zaman da: Kölelik, kendini küçüme, kendini sakatlamadır.

"On iki havarinin eD azından biri taş gibi sert olmalı ki, üzerine yeni yeni kiliseler kurulabilsin."

Dünyada, dinleri yıkmak için, yeterince din yok.

Endüstriyel düşüncenin aristokratik düşünceye baskın çıktığı her yerde, kadın, bir ticarethane memurunun ekonomik ve yasal bağımsızlığına eğilim göstermektedir: "Ticarethane memuru olarak kadın", oluşan yeni toplumun kapısında beklemektedir. Böylece yeni haklar elde ederek, efendi olmaya
uğraşarak, bayrakları ile filamaları üzerine "ileri" sözünü yazarak, kadın, korkunç bir açıklıkla, te:s sonuca ulaşmaktadır: Gerilemektedir. Fransız devriminden bu yana kadının nüfusu, haklarının ve isteklerinin artışına göre ters orantılıdır olmuştur.

Ne kaçlın çalışır, ne deha. Kadın o zamana dek insanlığın en büyük lüksü olmuştur. Bizler "en yüksek verim"imize ulaştığımızda çalışmıyoruz. Çalışma ancak bu anları yaratmak için bir araçtır.

Sıradan insanlara dikkat! Kaderlerinin küçük ve aşağılık bir ortama sürdüğü, orada yaşlanan kadınlara dikkat! Bunlar görünürde uyuklar, gün ışığında da yarı-kör gibi dururlar şüphesiz ama her yabancı ayak sesinde, her beklenmedik durumda ısırmak için saldırırlar. Kendi köpek kulübelerinin dışında kalan herşeyden öç alırlar.

(Kadın) .
Gençken: Çiçekli bir mağaradır. Yaşlanınca: O mağaradan ejderha çıkar.

Dante ile Geothe'nin kadın üzerine düşünceleri. (Birincisi bunu "Ella guarda va suso, ed io in lei" dizesi ile anlatır, ikincisi de bunu şöyle çevirir: "Sonsuz kadın bizi yüksekliklere doğru uçurur"), ki bu, karakteri soylu olan her kadının muhalefeti.ne yol açacaktır. Bu kadın tam da sonsuz erkek hakkında böyle düşünmektedir...

Yunan erkeğinin, Rönesans erkeğinin üstünlüğünü kabul ederiz- ama bunu nedensiz ve koşulsuz elde edelim isteriz.

Üstünakıl sürekli ne dereceye kadar sönen bir ırkın belirtisi ve hayatın bir yoksulluğudur?

İçimizde güç olmadığı sürece özgürlük isteriz. Güç elimizde olunca da üstünlük isteriz. Başarı kazanamazsak da "adalet"'yani eşit güç isteriz.

Mutlak inanç: Değer duygusu aşağıda başka, yukarıda başkadır; Aşağıda tecrübe eksiktir; aşağıdan yukarıya anlaşmazlık zorunludur.

16.09.2004 17:55:04
Bu adama bosuna aforizma filozofu dememisler ne cok aforizmasi varmis ya----peki zerdus bunu biliyormuydun


sag avucuma endise ile bakiyorum cunku o dunyanin kaderini elinde tutyor

09.10.2004 16:10:01
Sistemci bir filozof, (…) huzur nedir bilmez, ta ki öz varlığından tahta kıvamında, cansız, dört köşeli bir aptallık, bir sistem yaratana dek!

F. Nietzsche
 


Sayfa: [ 1 ]