|
||
| Eski ve görünüşte yenilmiş bir hayalet politikaya bir kere daha dadanmakta --anarşizmin hayaleti. Son birkaç yıl içerisinde, hükümetsel ve şirket [kökenli] güç-odaklarının [yaptığı] küresel toplantıların dışarısında gösteri yapan kızgın, siyahlar içindeki, maskeli gençliğe ilişkin medyadaki göze çarpan haberler, 20nci yüzyılın başlangıcına damgasını vuran anarşizme dair ahlaki panik anılarını canlandırdı. Dünya Ticaret Örgütü'nün (DTÖ) [World Trade Organisation, WTO] 1999 yılında Seattle'daki toplantısından beridir küresel kapitalist zirvelerdeki "kara blok" anarşistleri olarak adlandırılanlara mal edilen "kaba" [uncivil, sivil olmayan] itaatsizlik --özellikle de şirket mülkünün tahrip edilmesiyle ilgili olduğunda--, anarşistleri yeniden haber başlıklarına taşıdı, ve televizyonun Sixty Minutes II'sinin ana konusu olmasının yanısıra Time ve Newsweek'in kapaklarında kendisine yer bulmasına neden oldu. Keza, ekonomi zirveleri sırasındaki --biber gazı, göz yaşartıcı gaz, plastik merrmiler ve kitlesel tutuklamaların yanısıra ateş açılması ve hatta öldürmeler dahil olmak üzere-- polis saldırganlıkları, genel kamuoyunun aklına anarşistlerin korkulması gereken bir şey olduğunu fikrini soktu. Bu görüş, ana medyada anarşistlerin "eşkiyalar" ve "holiganlar" olarak resmedilmesi ile güçlendirildi. Anarşistlerin yetkililerle başlarının belaya girmesinde şaşılacak pek bir şey yoktur. Aslında, anarşizmin Devlet kurumları ve bunların savunucuları ile doğrudan çatışmasına ilişkin uzun bir tarihi vardır. Anarşistlerin bizzat yöneticiliğin [rulership] meşruiyetini sorgulamasından ötürü, yöneticilerin anarşistleri nihilist fanatikler olarak göstermeyi istemelerine de şaşmamak gerekir tabii ki. Anarşist tarihçi Peter Marshall'ın belirttiği üzere, anarşizmin (Sol veya Sağın) yönetenleri veya yönetilenleri üzerindeki radikal etkileri tamamen silinmemiştir, "[anarşizm] yöneticileri, gereksiz hale gelecekleri için, ve mülksüzleştirilenler ile düşünceliler açısından özgürce kendi kendilerini yönetebilecekleri bir zamanı hayal etmelerine neden olarak bir umut kaynağı olabileceği için korkuya itebilir" (x). Hükümetin şiddetinin aksine, çoğu anarşist uygulamalı inisiyatif yeni topluluklar ve kurumlar inşa edilmesine yönelmiştir. Sosyologlar böylesi asi [unruly] hareketlere pek az ilgi gösterirken, kriminologlar son zamanlarda anarşizmi ciddiyetle bir siyaset olarak kabul etmeye yönelik bazı eğilimler göstermektedirler. Kriminolog Jeff Ferrell, bugünkü bağlamda anarşist pratiğe ve anarşist Devlet eleştirisine ayak uydurmanın gayet geçerli olduğunu öne sürmektedir. Ona göre, anarşizme gösterilecek dikkatli bir ilgi, kriminologları direniş kriminolojisini geliştirmek için cesaretlendirecektir. Direniş kriminoloji, "suç teşkil eden [criminal] veya suça dönüş[türül]en [criminalised] davranışların, insan onurunun ve özbelirlenimin bastırılmış boyutlarıyla ve devlet yasasının otoritesine karşı yaşanmış direnişle ilişkilendirilmesinin çeşitli yollarını araştırmanın bir aracı olarak", anarşistler (ve diğerleri) tarafından gerçekleştirilen suça dönüş[türül]müş faaliyetleri (örn. graffiti, işgaller, korsan radyolar, sabotaj) ciddiyetle ele alacaktır (Ferrell, 151). Bu davranışlar artık "çocukluk hastalıkları" [01] veya "haydutluk" [02] belirtileri olarak dışlanmamalı, aksine oldukları şekilde --siyasi faaliyetler-- değerlendirilmelidirler. Bu, tabii ki, direnişin ayrıcalıklı biçimleri ve aktivizm hakkında kabul edilmiş nosyonlar [notion, apriori kavramlar] hakkındaki varsayımlardan uzaklaşmayı gerektirmektedir. Otonom hareketlerinin "küreselleşmenin bugünkü biçimleri içerisinde gömülü olan tahakküm, sömürü ve dışlanma kalıplarını reddeden, alternatif toplumsal dönüşüm görüş ve projeleri" (22) sunduklarını savunan Castells, Yazawa ve Kiselyova'dan bahsedebiliriz. Bu alternatifi oluştururken, anarşistler sıklıkla kapitalist ekonominin veya liberal demokrasi siyasetinin sorunsuz işleyişini bozan pratikler geliştirirler. Bu, sosyolog Leslie Sklair'i izlersek, anarşizmin, anaakım siyasi kanalları içerisinde daha büyük bir bütünleşmeye imkan tanıyan bir örgütsel modeli amaçlamayan [bir modeli], kapitalizme karşı sosyal hareketlerin ve direnişin bir "aksatma" [disruption, yıkma, bozma] modelini örneğini teşkil ettiği söylenebilir. Anarşist hareketler, taviz vermeyen retoriği ve haddini bilmez stratejileri sayesinde, aksatıcı kuvvetinin normal siyaset içerisine yönlendirilmesi girişimlerine karşı direnirler. Aktivistler, kendilerin ya marjinalleştirildiği veyahut da assimile edildiği bütün bir bağlamı reddetmeye girişirler; kendi zeminlerinde kalırlar. Bu nedenle, Sklair'in aksatıcı siyasetinin ötesine geçerek çağdaş anarşizmin büyük bir kısmını meydana getiren yapıcı projelere bakmak gerekmektedir. Devletlerin ve sermayenin kendi küresel gündemlerini dayatma kapasitelerini engelleyen siyaset, birçoklarının devrimci siyasetin devrinin sona erdiğini düşündüğü bir çağda devrimci siyaset için olası başlangıçlar sunmaktadır. Otoriter komünizmin çöküşü ve neo-liberal sermayenin dünyanın büyük bir kısmındaki görünüşteki zaferi, birçoğunun görüşlerini radikal bir demokrasinin ancak biraz fazlası olan bir konuma geriletti. Anarşizm, bu gibi "tarihin sonu" senaryolarını parçalamakta, devletçi kapitalizmin ötesindeki bir geleceğe yönelik mücadelelerin yenilenmesi için radikal bir bakış sunmaktadır. KRİZ DEVLETLERİ VE ANARŞİNİN GERİ DÖNÜŞÜ 1990'ların başlarından itibaren, kendinin bilincinde olan siyasi bir kuvvet olarak anarşizm dikkate değer bir yeniden diriliş yaşamaktadır. Küresel ekonomik dönüşümler, onlara eşlik eden toplumsal yerinden olmalar ve ekolojik krizlerle birlikte, hem kapitalizme hem de komünizme alternatif arayan insanların anarşizmi yeniden keşfetmesine neden oldu. Sovyetler Birliği'ndeki devlet kapitalizminin çökmesi ile Batılı sosyal demokrat partilerin Sağa kaymasının eşanlılığı, neo-liberal kapitalizme karşı bir alternatif olarak sosyalizme itibar kaybettirdi. Anarşizmi güya ebedi ikametgahına göndermiş olan Leninizmin ve Sosyal Demokrasinin kalıntıları kendilerini ölümcül darbeler almış bir halde buldular. Siyasi Sol'un dağınıklığı ile birlikte, anarşizm pek çokları açısından hem liberal demokrasiye hem de Marksizme karşı gözden kaçırılan bir alternatif sunmaktadır. Devleti küresel sermayenin ihtiyaçlarına uygun bir çizgisiye getirmeye yönelik son girişimler, yoksul ve dezavantajlı kesimlere karşı kaslarını gererken küresel kuvvetlere karşı zayıf olduğu iddia edilen, "kriz devleti" [03] olarak adlandırılabilecek [bir devlet yapısının] ortaya çıkmasına yol açtı. Yönetici seçkinler, geçen yüzyılda verilen büyük mücadeleler sonucunda sermayeden kazanılmış olan reformlardan kurtulmak için olanca güçleriyle çalışıyorlar. Minarşist [minarchist, minimal anarşist; devletin işlevlerinin kısıtlanması vurgusuna sahip görüş; Robert Nozick, Ayn Rand, ve hatta Milton Friedman bile bu görüşün savunucuları arasında görülmektedir. Bu nedenle minimal anarşistten ziyade minimal devletçi terimi daha uygun bir karşılık olabilir.] girişimlerin en popülerleri arasında yer alan sağlık hizmetleri ve kamusal eğitimden yapılan kesintiler, emek karşıtı yasamanın uygulanmaya başlanması, sosyal desteklere (ve işçi tazminatları ile işsizlik sigortasına) kısıtlamalar getirilmesi, ve "gevşetilmiş" çevresel düzenlemelerle sosyal programların parça parça yok edilmesine devam ediliyor. Bu politikalar, bir "güvenlik ağı" veya bir çeşit "sosyal güvence" sunmak yerine, Batılı endüstriyel ulusların işçi sınıfları içerisinde çeşitli krizlere, hizmet taleplerini genişletmeye yönelik veya sermayenin tercih ettiği dönüşümlere direnmeye yönelik girişimleri zayıflatan krizlere sebep oluyor. Dikkate değer bir şekilde, bu politikalar hem Sol'un hem de Sağ'ın anaakım siyasi partilerince kabullenilmektedir. Örneğin, ABD'de, Demokrat Parti, refah [uygulamaları], olumlu faaliyetlerde [affirmative action, pozitif ayrımcılık, olumlu ayrımcılık] ve NAFTA gibi konularda rutin olarak Cumhuriyetçilere oldukça benzer bir pozisyon almaktadır. Bu yakınlaşmaya tepki olarak, yönetici sınıfların bu partileri arasında hiçbir fark olmadığı inançlarına işaret edecek şekilde anarşistler onlara "Cumhuriyetratlar" [Republicrats] demektedir. Anarşistler, daha fazla hapishane inşa edilmesini ve katı ceza süreleri dahil olmak üzere daha sert hapis uygulamalarını savunan Cumhuriyetratlar politikalarına karşı harekete geçmektedirler. Anarşistlere göre, böylesi politikalar yalnızca "ırkçı suç histerisi"ne (Subways 11) ve yoksulları şeytanlaştıran anlayışlara başvurmak demektir. Bu "kriz devleti" dönüşümleri, Refah Devleti'nin --asli işlevinin bir kanun ve intizam mekanizması olarak hizmet etmek olduğunun anlaşıldığı-- ceza devletine döndürülmesiyle sertlik siyasetine şekil vermektedir. Değerli sosyal hizmetler artık eğlence kamplarını [boot camps, özellikle çocukların ve gençlerin çeşitli konularda eğitilmesi (yontulması) için düzenlenen kamplar, örn. yaz kampları, dini eğitim kampları], "geçici [devlet] kadroları"nı, "Genç Suçlular" yasamasının değiştirilmesini, barışçıl gösterilerin şiddetle bastırılmasını, daha önceden kabullenilen ifade ve toplanma özgürlüklerine ilişkin hakların ihlalini içermektedir. Uygun alternatifler yaratmaksızın Refah Devleti'nin tasfiye edilmesi, yoksullukta artış ve zenginle yoksul arasında daha aşırı eşitsizlikler anlamına gelir. Bu koşullar, laissez-faire [bırakınız yapsınlar] nutuklarının kuvvetli bir şekilde yeniden yığılmasıyla ideolojik olarak meşrulaştırılmıştır. Manipüle edilmiş borç "krizleri" ve rekabetçilik yakarışlar korosuyla uyum içindeki neo-liberal politikaların bozuk sicili bugünkü gişe rekortmeni film müziğini ortaya çıkarmıştır: "19uncu Yüzyıl Kapitalizmine Geri Dönüş". [04] |
||
|
||
| Yazı için saol. Farklı düşünceler, güzel analizler... Bu arada mülkiyetsizliğin ütopik düşüncesinin arkasına sığınıp reddedenler bir dönüp baksalar; eski özgür insan için bir avuç adamın tüm hak ve özgürlüklerini ellerinden alıp onları piyonlaştırması da ütopik değilmiydi onlar için! |
||