SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Nicelizm

Konu: Seçilmiş Düşünceler

Sayfa: [ 1 ]

15.09.2004 18:23:31


Bu Başlığın Altında Seçilmiş Düşünceler İsimli Nietzsche Kitabından Tarattıklarımı Sizlere Sunacağım..!

15.09.2004 18:27:12
Kendİ eVİmde otururum,
KimseYİ taklİt etmiş değilim,
Kendisiyle alayetmemiş olan
Her üstatla da alayettim.
(Kapının üzerinde bunlar yazılı.)

Kötülük. - En iyi, en verimli insanlarla ulusların
yaşantılarını inceleyin ve şunu sorun kendinize: "Gururla yükselecek olan bir ağaç kötü havadan, fırtınalardan bağışık kalabilir mi? Hınç, çekemezlik, inat, kuşku, duygusuzluk, aç gözlülük ve zorbalık da hiçbir şeyin, hatta erdemin bile, bunlar olmasaydı alabildiğine gelişemeyeceği elverişli koşullar arasında yer almış değiller midir?" Güçsüz karakterlileri öldüren zehir, güçlü karakterde olanları kuwetlendirir.i'. Onun için de "zehir" demezler bunlar ona.

Deliliğin değeri. - Geçen yüzyılın gidişine benzer birkaç bin yıl daha geçti mi, insanoğlunun her yaptığında en büyük bilgelik görülecek: Fakat bilgelik bütün değerini de yitirecek. O zaman da bilge olmak gerekecek kuşkusuz; fakat bu, öylesine aşağılık, öylesine bayağı bir nesne olacak ki, azıcık yüksekçe zevk sahibi bir kimse bir babalık görecek bu zorunlukta. Gerçeğin ve bilimin zorbalığı nasıl ki yalanın değerini arttırabilirse, tıpkıonun gibi, bilgeliğin zorbalığı da bir çeşit yeni ruh soyluluğunun doğmasına yol açabilecektir. O zaman soylu olmak,' kafadan yana sakat olmak anlamına gelecektir belki...

Yaşamak nedir? - Yaşamak mı?... Ölmek isteyeni boyuna kendinden uzaklaştırmaktır bu. Yaşamak rnı?... Benliğimizde, hatta başka yerde yaşlanıp güçsüzleşen her şeye karşı za!!m olmak, amansız olmaktır bu. Şu halde yaşamak... Olenlere, yaşlılara ve zavallılara acımamak mıdır? Durup dinlenmeden öldürmek midir?... Yaşlı peygamber İsa:* "Hiç adam öldürmeyeceksin" , demişti oysa...

İstenmeyen öğrenciler. - Tıpkı vaktiyle gençlerin ahlakını bozan Sokrates gibi, bir filozof da şöyle bağırıyordu öfkeyle: "Napayım bu iki genci? Nereden başıma geldi bu öğrenciler? Birisi hiçbir zaman "hayır" demesini bilmiyor, öteki is~ her şeye "ikisi ortası" bir karşılık veriyor. Öğreti'mi anladılar diyelim, birincisi çok acı çekecek; benim düşünce tarzı m savaşçı bir ruhu, kötülük yapma iradesini, her şeyin tersini söyleme zevkini, çetin bir kişi olmayı gerektiriyor çünkü; içeriden dışarıdan, açık kapalı yaralar onu kemirecek, sonunda da öldürecek. Ötekine gelince, savunacağı tüm davaları küçük birer" ortalama iş" haline sokma
nın yolunu bulacak; her şeyi değersiz hale getirecek... Düşmanlarımın başına böyle bir öğrenci"...

15.09.2004 18:31:43
Vicdan azabına karşı. - Düşünen adam kendi yaptıklarında, şu ya da bu konu için kendisine ışık tutacak araştırmalarla soruşturmaları görür: Başarıyla başarısızlık onun için birer yanıttır her şeyden önce. Fakat bir başarısızlık yüzünden öfkelenmek, ya da daha kötüsü, bu. yüzden vicdan azabı, pişmanlık duymak... Emirle iş gören ve sayın efendileri memnun olmadı mı sopa yemeyi göze alan kimselere bırakır o bunu.
*
* *
Epikuros. - Evet, Epikuras'un karakterini belki hiç kimsenin hissedemeyeceği tarzda hissettiği m için; ondan öğrendiğim, onun yazdığı ve benim okuduğum her şeyde bir Eski çağ öğle sonunun mutluluğunu tattığım için gurur duyuyorum... Bakışının beyazımsı engin denizler, güneşin aydınlattığı yarlar üzerinde dolaştığını; beri yandan da her boydan hayvanların tıpkı bu ışıkla bu bakış gibi güvenli ve sakin, onun ışığında oynaşmaya geldiklerini görüyorum. Böylesi bir mutluluk, durmadan acı çeken bir kimsenin buluşu olabilir ancak; baskı~ sı altında yaşam denizinin durgunlaştığını gören; bu parıltılı yüzeyi, bu ince, ürpertili deriyi seyretmeye bir türlü doyamayan bir bakışın mutluluğudur bu: Zevkin böyle alçak gönüllüsü daha önce var olmamıştır hiçbir zaman.
*
* *
Doğruluk. - Bana: "Haydi öyle olsun! Seni de deneyeyim bir", demek olanağını veren her kuşkuyu överim. Fakat deneye izin vermeyen hiçbir sorunun lafıedilmesine de dayanamam. Benim "doğruluğumun" sınırları bunlardır işte: Ondan ötesi için yiğitlik sökmez artık.
*
* *
Başkalarının hakkımızda bildikleri. - Kendi hakkımızda bildiklerimiz, belleğimizin hatırda tuttukları, yaşantımızın mutluluğu için sanıldığından daha az kesindir. Bir gün gelir, bu yaşantıda başkalarının hakkımızda bildikleri (ya da bildiklerini sandıkları) şeyler çıkıverir ortaya; o zaman onların fikirlerinin daha güçlü olduklarını fark ederiz, insan adının kötüye çıkmasından ise bildiklerinin yanlış çıkmasına daha kolay katlanır.
*
* *
İyiliğin başladığı yer. - Bir sınır vardır ki insan gözünün görme gücü, onun ilerisinde kendi zayıf olanakları için çok incelip ufalmış olan kötü içgüdüyü göremez artık; insanoğlu iyiliğin alanını orada başlatır işte; ve bu alana girmiş olma duygusu kötülüğün sınırlayıp tehdit ettiği bütün içgüdüleri, güvenlik, rahatlık, iyicilik duygularını da aynı anda uyandırır onda. Onun içindir ki göz ne denli zayıf olursa iyiliğin alanı da o denli büyük olur! Halkın ve çocukların bitmez tükenmez neşesi bundandır! Büyük düşünürlerin umutsuzluğu.ve kötü vicdanın hısımı olan o asık yüzlülükIeri de ondandır.

Dostluğa övgü. - Eski çağ 'da dostluk, duyguların en soylusu sayılırdı; ihtiyaçlarını asgariye indiren o bilgelerin çok övülen gururundan da değerliydi hatta; bu gururun tek rakibi ve üstün rakibi sayılırdı. Makedonya'lı bir prensin başından geçenler de bunu çok güzel anlatır nitekim: Günün birindebu prens, dünyayı küçümsemeyi kendine iş edinen Atina'lı bir filozofa para vermiş, bU'.bilge adam da parayı almamış, geri çevir.miş. Prens: "Bu da ne?" demiş. "Dostu yok mu bu adamın?" Şunu demek istiyormuş böylece: "Bu bilge ve bağımsız adamın gururuna saygı gösteriyorum ama, dostluk duygusu onda gururdan daha üstün olsaydı, insancıllığına daha çok değer verirdim". Filozof dünyanın i en soylu iki duygusundan birini ve bu ikisinin de en soylusunu bilmediğini göstererek kendini küçültmüştü iprensin gözünde.
*
* *
Kadın ve müzik. - Sıcak, yağmurlu rüzgarlarınkendileriyle birlikte müzik zevkini, esinini getirişleriyle mi acaba neden? Kiliseleri dolduran ve kadınların kulaklarına sevgi düşünceleri fısıldayan da aynı rüzgarlar mı i acaba?
*
* *
Kendini vermek. - Kimi soylu kadınlar vardır ki kafaları iyi işlemediğinden kendilerini tam anlamıyla verdiklerini anlatmak üzere iftetleriyle utançlarını sun
maktan başka çare bulamazlar: En değerli hazineleridir bu onların. Fakat bundan yararlanan erkeğin, bunları veren kadının sandığı kadar derin bir minnet duygusu beslemediği de sık görülür; ... hazin hikaye!
*
* *
Güçsüzün gücü. - Güçsüzlüklerini çok aşırı göstermekte kadınların hepsi ustaclır; sanki çok kolay kırılan bir süs eşyasıymışlar da bir toz tanesi bile .kendilerine zarar verecekmiş gibi, becerikli becerikli güçsüzlükler yaratırlar boyuna: Erkeğin de buna karşı kendi kabalığını iyice duyması ve bunu bir vicdan sorunu haline getirmesi gerektir çünkü. Kendilerinden daha güçlü olanın yumruğuyla zorbalığından kadınl?r kendilerini böyle korurlar işte.
*
* *
Duygulan gizlemek. - Kadın şimdi erkeği seviyor ve ineklerde görülen o sakin, güven dolu bakış var gözlerinde: Ama dikkat! Kadının sevimli yanı o değişken, ele avuca sığmaz yanıydı asıl; erkekte ise fazlaca "sürekli iyi hava" vardı. Kadının eski halini sürdürür gibi yapması, aldırmaz görünmesi daha iyi olmaz mıydı? Sevginin bu öğüdü vermesi gerekmez miydi ona? Yaşasın komedya!
*
* *
İrade ve uysallık. - Bir delikanlıyı bir bilgenin yanına götürmüşler, şöyle demişler: "Kadınlar bu çocuğu baştan çıkarıyor". Bilge başını sallamış, başlamış gülümsemeye: "Erkekler kadınları baştan çıkarırlar asıl!" demiş. "Kadında eksik olanı erkek tamamlayıp düzeltir. . ., kadının imgesini zihninde yaratan .erkektir çünkü, kadın da sonradan kendini bu imgeye uydurur". Orada bulunanlardan biri: "Kadınlara karşı çok iyicilsin, tanımıyorsun onları", demiş. Bilge adam da şu karşılığıvermiş: "Erkeğe irade, kadına da uysallık yaraşır..., cinsiyetlerin yasası böyle, kadın için sert bir yasa ama n'aparsını Tüm insanlar dünyaya gelişlerinden ötürü suçsuzdurlar ama kadınlar iki kat suçsuzdurlar bu yüzden: Onun için onlara ne denli yumuşak davransak, ne denli önem versek az". Orada bulunanlardan biri: "Nemize:gerek yumuşaklık, nemize gerek önemseme bizim, kadınları eğitmek gerek", diye yanıt vermiş. Bilge kişi:"Asıl erkekleri eğitmek gerek", demiş, peşinden gelsin diye de delikanlıya işaret etmiş... Ama delikanlı gitmemiş onun peşinden...
 

15.09.2004 18:44:40
Dört yanlış. İnsan kendisini kendi yaptığı yanhslarla eğitmiştir: Önce kendi kişiliğini yarım yamalak 96rebilmiştir ancak; sonra da hayalı yetenekler yakıştırmıştır kendine; üçüncü olarak doğa ve hayvanlarla sahte ilişkiler kurduğunu hissetmiştir; dördüncü olarak boyuna yeni yeni iyilik kuralları yaratmış, bunların her birini belirli bir süre için ölümsüz ve mutlak saymıştır; öyle ki, bu değerlendirme ile soylu hale gelen şu ya da bu içgüdü yahut şu ya da bu durum, birbiri ardınca ön plana geçmiştir. Bu dört yanlış ın etkisini bilmezlikten gelmek insanlığı, insanclllIğı ve "insanlık haysiyetf'ni yok etmek olur.


Tehlikeli karar. - Hristiyanlığın dünyayı hain ve çirkin bulmaya karar verişi yüzünden dünya da hain ve çirkin olmuştur.


Sonsuzluğun ufkunda. - Karadan ayrıldık, gemiye bindik! Arkamızdaki köprüyü yıktık, daha iyisini yaptık hatta: Karayı yıktık. Ama vakti saati gelince onun sonsuz, ucsuz bucaksız olduğunu ve hiçbir şeyin sonsuzluk kadar korkunç olmadığını anlayacaksın. Vah zavallı kuşçağız, özgür sanıyordun kendini, şimdiyse bu kafesin parmaklıkIanna çarpıyorsun! Karada sanki daha çok özgürlük
varmış gibi onun özlemine tutulursan vay haline şimdi, "kara"da yok artık!


Hristiyanlık ve intihar. - Hristiyanlık, oluştuğu sırada hüküm süren büyük intihar salgınından yararlanarak onu kudretinin bir desteği gibi kullandı, yasak olmayan iki intihar tarzına izin verdi ancak. Bunları yüksek bir paye haline soktu, en büyük umutlarla süsledi, tüm öteki intihar tarzlarına ise korkunç yasaklar koydu: Fakat din uğurunda şehit olmaya ve çile doldururken yavaş yavaş yok olmaya izin vardı.


Çok şarkı. - Ne? İnsanları kendisine inanmaları koşuluyla seven bir Tanrı ha? Bu sevgiye inanmayanlara korkunç gözlerle bakan, tehditler savuran bir T ann! Ne yani! Her şeye kadir bir Tanrı duygusu saklı kalmak koşuluyla bir sevgi! Onur duygusunu da, öcalma susamışlığını da a1tedememiş bir sevgi! Ne kadar Şarkla ya-. raşır 'şeyler bütün bunlar! "Seni seviyorsam sana ne bundan?" İşte bir söz ki bütün Hristiyanlığı eleştirmeye yeter.


Temizlik. - Buda: "Velinimetine dalkavukluk etme", demiş, Bu sözleri bir kilisede tekrarlayın; ". havayı Hristiyanlıkla ilgili her şeyden temizleyiverir.


Din savaşı. - Din savaşı yığınların bu güne dek: gerçekleştirdikleri en büyük ilerleme olmuştur: Yığınların düşünceleri saygı ile karşıladıklarını kanıtlamıştır i .
çünkü.


Etyemezlerin tehlikesi. - Beslenmede pirincin büyük yer tutması insanı afyon ve başka uyuşturucu maddeler kullanmaya iter, patatesin aşırı miktarda yenmesinin de insanları alkol kullanmaya ittiği gibi: Fakat, daha ince bir tepki sonucu bu, uyuşturucu etkisi olan duygu ve düşünce tarzlarına da iter insanı. Bu ise Hint filozofları gibi uyuşturucu düşünceler yayanların et yememeyi ütleyişlerine ve bu beslenme tarzını halk yığınlarına bir yasa gibi uygulamak isteyişlerine uygun düşmektedir. Böylece bunlar kendilerinin gidermek durumunda oldukları, başkalarının ise gideremeyecekleri gereksinimleri uyandırıp arttırma,'çarelerini araştırmaktadırlar...


Soru ve yanıt. - Vahşiler Avrupalılardan ilk olarak neleri alırlar? Alkollü içkileri, Hristiyan dinini ve Avrupalnın uyuşturucu maddelerini. - Bunların hangisi daha çabuk öldürür? Avrupaının uyuşturucu maddeleri.


Az ya da çok tehlikeli yaşam. - Başınıza geleni hiç bilmiyorsunuz, yaşam yolunda sarhoşlar gibi ilerliyorsunuz, zaman zaman da bir merdivenden aşağıya yuvarlanıyorsunuz. Fakat sarhoşluğunuz sayesinde başınız yarılmıyor: Kaslarınız çok yorgun, kafanız çok dumanlı olduğundan o basamakların taşlarını bizim bulduğumuz kadar sert bulmuyorsunuz! Bizim için yaşam daha büyük bir tehlike: Topraktanız biz; ... Birbirimize çarptığımız gün vay halimize! Düşersek her şeyin sonu demektir bu..!
 

Yalan söylemek. - Dikkat et!... düşünüyor: Bir yalan uyduracak. İşte bir kültür aşaması ki tüm uluslar geçmişlerdir bundan. Romalıların yalan söyleyerek neler anlattıklarını düşünün bir!


Büyük bir zaferden sonra. - Büyük bir zaferin en iyi yanı zaferi kazananda yenilgi korkusu bırakmamasıdır. Şöyle der o kendi kendine: "Ne diye ben de bir kez yeni!meyeyim? Bunun için yeterince zenginim şimdi",


Derin olmak ve derin görünmek. - Derin olduğunu bilen kimse kolayanlaşılır olmaya çalışır; kalabalığa derin görünmekten hoşlanan kimse ise anlaşılmaz olmaya çalışır. Kalabalık, dibini göremediği her şeyi derin sanır çünkü. Öyle çok korkar ki o! Suyun içinde gitmekten öylesine az hoşlanır ki!


Ayrı duranlar. - Parlamentarizm, yani beş tane politik düşünce arasından birini seçmek için verilen resmi izin, bağımsız ve kişisel görünmekten, kendi düşünceleri uğurunda savaşır görünmekten çok hoşlanan bir sürü insanın özellikle hoşuna gider. Fakat aslında sürü tek bir düşünceyi zorla kabul ettirmek ya da beş ta eski arasında seçim yapmasına izin vermek o kadar önemli değildir; bu beş düşünceden hiçbirini paylaşma yan ve herkesten ayrı duran kişi, bütün sürüyü aleyhine çevirir her zaman.


Belitgat üzerine. - En inandırıcı belagate kim sahip olmuştur şimdiye dek? Trampete: Krallar söz geçirebildikleri sürece trampetler en iyi hatipler ve halkı en iyi kışkırtanlar olmuşlardır, öyle de kalmaktadırlar.


Pedagoji. - Almanya'da üstün insan büyük bir pedagQjik araçtan yoksundur ki bu, üstün insanın gülüşüdür; Almanya'da üstün insan gülmez.


Düşünceler. - Düşüncelerimiz duygularımızın gölgesidir: Daima onlardan daha karanlık, daha boş, daha yalındır düşüncelerimiz.


Yalnızken. - Yalnız yaşayan insan yüksek sesle konuşmaz, yüksek sesle yazmaz da: Yankıdan, yankının boşluğundan, Yankı Perisinin eleştirisinden korkar. Yalnızlık tüm sesleri değiştirir.
 

YoksuL. - Bu gün yoksul o; fakat her şeyini elinden aldıkları için değil de, kendisi her şeyi kaldırıp attığı için: ne önemi var onun için bunun? Bulmaya alışıktır
çünkü. Onun isteyerek katlandığı bu yoksulluğu anlamayanlar, asıl yoksullardır.


Vicdan rahatsızlığı. - Şimdi akıllıca ve yerinde işler yapıyor o hep; ama vicdanı yine de rahat değiL. Olağanüstü işler yapıyor da ondan.



Düşünür. - Bir düşünür o: Nesneleri olduklarından daha yalın biçimde ele almasını biliyor demek.


Bir savunucu aleyhinde. - Bir davaya zarar ver
menin en kalleşçe yöntemi bunu, bile bile kötü nedenler ileri sürerek savunmaktır.


Gülmekten katılırsınız. - Bakın bakın... İnsanlardan kaçıyor... Ama insanlar onu izliyorlar, önlerinde koşuyor, çünkü; ... öylesine sürü hayvanı ki bunlar!


İşitmemizin sınırı. - İnsan karşılık bulabileceği soruları işitir ancak.


Kibirlinin küskünlüğü. - Kibirli insan kendini en öne geçirseler bile küskünlük duyar: O zaman da arabasının atlarına bakar ters ters.


Eli açık olmak. - Zenginlerin eli açık olması çoğu zaman bir çeşit utangaçlıktan başka şey değildir.


Gülmek. - Gülrnek insanın rahat bir vicdanla tadabileceği muzipçe bir zevktir.


Alkış. - İnsan gürültü yapmadan alkışlayamaz, hatta kendini bile.


Dilenciler ve terbiye. - "çıngırağı olmayan birkapıya taşla vurmak terbiyesizlik sayılmaz". Her çeşit dilencilerle yoksullar böyle düşünürler ama kimse hak vermez onlara...

26.10.2004 00:35:50
Alıntı
Başkalarının hakkımızda bildikleri. - Kendi hakkımızda bildiklerimiz, belleğimizin hatırda tuttukları, yaşantımızın mutluluğu için sanıldığından daha az kesindir. Bir gün gelir, bu yaşantıda başkalarının hakkımızda bildikleri (ya da bildiklerini sandıkları) şeyler çıkıverir ortaya; o zaman onların fikirlerinin daha güçlü olduklarını fark ederiz, insan adının kötüye çıkmasından ise bildiklerinin yanlış çıkmasına daha kolay katlanır.
*
 
Başkaları hakkımızda bildiklerini bildiklerimiz yapmak için bilirler.Başkaları hakkımızda bildiklerimizi öldürmek için bizi bilirler,başkaları hep yalnış bilir.


Sayfa: [ 1 ]