SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => İslamiyet

Konu: Kuran'da geçen Kuran elimizdeki Kuran'mı? Levh-i Mahfuz nedir?

Sayfa: [ 1 ] 2

deniz 13.09.2004 23:31:46
Kuran da geçen Kuran gerçekten elimizdeki Kuran' mı?

Alıntı
Kur'an tertemiz katiplerin ellerindeki üstün sahifeler olan levh-i mahfuzdadır (80-13,16)
Saklı bir kitapta (Levh-i Mahfuz) dadır. (56/78)

Kuran peygamberin zamanında sözlü metinler halinde idi.
ancak öldükten sonra kitap formatında bir kuran ortaya kondu.

Halbuki Kurandan hep kitap olarak bahsediliyor.
kimse de ortada bi kitap olmadığı halde sen hangi kitaptan bahsediyorsun demiyor.

kuran, peygamberin allah adına söylediği sözler ve pratikler olarak tanım buluyor peygamber yaşarken.
öldükten sonra da bu sölzer toplanıp kitap yapılıyor.

bu durumda elimizdeki kuran, gerçek kuranın bir yorumu olmaz mı?

14.09.2004 00:55:06
Bu soruyu insanlar niye sorsunki!

Elinde sunulmuş bir 'yaşam kullanım kılavuzu' varken;Düşünerek ve kendi oluşturduğun kavramların doğrultusunda yaşamak herzaman daha zor değilmi!

İnsan kaçar kendinden kaçabildiği yere kadar...

14.09.2004 02:04:51
Açıkcası bu benim de düşündüğüm bir şeydi,ancak bir çok müslüman kitap derken ve  Kur'an-ı Kerim'den bahsederken kastettiği Allah(C.C) tarafından Hz.Muhammed(S.A.V)'e gönderilmiş toplam vahiydir.Yani hiç biri basılı,ciltli kapaklı bir kitabın gönderildiğini düşünmez.Zaten çevirisini de Kur'an çevirisi olarak görürler,kendisi olarak görmezler.
"(Alıntı) Ahmet Ağmanvermez
Kur’an nasıl yazıldı, nasıl toplandı,  günümüze nasıl geldi?
Sahâbe Hz. Peygamber’in zamanında Kur’an’ı tamamen ezberlemiş ve yazmıştı. 23 yıl boyunca Cenab-ı Hak’tan gelen vahiy önce Rasûlullah (SAV) tarafından ezberleniyor, vahiy kâtiplerine okuyarak yazdırıyordu. Bu arada okuma yazma bilen-bilmeyen diğer sahâbeler de Kur’ân’ı ezberliyorlardı. Allah Rasûlü Kur’ân’ın sadece ezberlenmesini yeterli görmüyordu.
Sayıları 40’ı bulan vahiy kâtipleri “kemik, tahta, papirüs, deri ve kiremit inceliğindeki pişirilmiş tuğlalardan” bulabildikleri malzemeler üzerine yazıyorlardı. Hz. Peygamber (SAV) zamânında vahiy devam ettiği için iki kapak arasına alınamamıştı. Hz. Ebû Bekir’in halifeliği zamanında meydana gelen Yemame savaşında 70 kadar hâfız sahâbenin şehit olması müslümanları  telaşlandırdı. Hz. Ömer’in teklifi ile, hâfız ve vahiy kâtiplerinin en meşhuru olan Zeyd bin Sâbit başkanlığında bir komisyon oluşturuldu. Komisyon, sahâbede bulunan Kur’an nüshalarını, Rasûlullah’ın huzurunda yazıldığına dair iki şahit şartı ile toplattı. Böylece yazılı bütün metinler toplanarak bir araya getirildi. Kur’ân’ın asıl nüshası yazılarak Halife Hz. Ebû Bekir’e teslim edildi. Bu nüshaya “İmam Nüsha” denildi.
Hz. Ömer’in halifeliğinde Kur’an öğrenimine ve hâfızlığa önem verilmiş, hâfız sahâbeler, yeni İslâm’a giren bölgelere gönderilerek eğitime devam edilmişti. Hz. Osman’ın zamanında Kur’an eğitiminde bütünlük sağlamak için “İmam Mushaf” esas alınarak 7 nüsha yazdırılarak çoğaltıldı. Bunlar, Medine, Mekke, Şam, Kûfe ve Basra’ya gönderildi. Bu yedi nüshadan birisi İstanbul’daki Topkapı Müzesinde, diğeri ise Taşkent Müzesinde bulunmaktadır. Şu anda dünyanın her yanında bulunan, okunan, ezberlenen Kur’an’la İstanbul ve Taşkent’teki Hz. Osman’ın yazdırdığı Kur’an arasında hiçbir farklılık söz konusu değildir.
Görüldüğü gibi Kur’an, Rasulullah’a indiği gibi, ezberlenmiş, yazılmış, toplanarak yazdırılmış, bir harf bile değiştirilmeden çoğaltılarak bizlere ulaştırılmıştır. Bu konuda müslümanlar, elinden gelen gayreti sarf etmişlerdir.Yazılı Kur’an’ın ve ezberleyen hâfızların olmadığı hiçbir zaman da olmamıştır. Yüce Rabbimiz da Kur’an’da: “O (Kur’an) ı biz indirdik ve onu koruyacak olan da Biziz” buyurmaktadır"

14.09.2004 11:29:06
bence değişip değişmemiş olmasının zerre kadar önemi yok .
ilk versiyon farklı ise _ki muhtemelen öyledir,
o da insan yapımı, sonrasında ekleme-çıkarma yapılmış olanları da..
dünyadaki herhangi başka birinin tasarladığı yaşam tarzı ile muhammedin tasarladığı yaşam tarzı arasında _önem açısından_ bir fark yoktur.
bu kadar üstünde durmaya da gerek yoktur..
 

adnan 25.11.2005 20:19:28
buz yukarda kuranın bilimsel izahını yeterince yapmış
ben burda kuranın başka bir yönünü açmak istedim
kur-an
kurulu an
kurulmuş anı anlatır rehberlik yapar
1- kuranın ilmi yazılı kitapta anlatılır okunur anlaşılır ve hayata çıkılır
2- kuranın aynısı yaşadığımız ortamda görürüz .bu ikisi kuranın doğrumu yanlışmı olduğunu yani lehvi-mahvuz
da yazılı olan kuranla bizdeki kuran aynı olduğunu anlarız.
3-kuranın hakikatı bize açılır

nebi arapların en zengin kabilesindendi ticaretle ugraşıyordu okur yazar olmayışı tuaf değilmi
nebi okur yazardı .
ona oku dendiği zaman neyi okuyayım demedi ben okuma bilenlerden değilim dedi
hayatı okumaktan bahsetti.
cebrail onu sıktı ve tekrar oku dedi
yazılı bir sayfa gelmedi peki ona neyi oku dendi.
işte o yüzden kuranın ilmi yani kitap kuranın aynısı ile ve hakikatı ile birdi yani matematikteki sağlama gibi
anlamayan verilen bilgiye iman etti anlayanda yaşayarak iman etti ALLAH ın murat ettiği anlaşılması idi

anka 21.08.2007 13:15:59
Kuran'da geçen Levhi Mahfuz nedir?

emet 21.08.2007 13:37:55
herşeyin bilgisinin bulunduğu yer
allahın katında olan bir yer  buck2

adnan 21.08.2007 13:56:56
kur an  yani kurulu an

iki seçenekten biri
1. yazıldı ve yaşandı
2. yaşandı ve yazıldı

2. seçenek kur an ı tarih kitabı yapar

biraz araştırmayla kur an ın levhi mahfuz dan levhalar halinde indirildigini bula bilirsiniz
kur an kurulu an anlamınadır
insanlar ne kadar da kendilerinde cüzzi iradeler mal etselerde irade külliyen ALLAH ta dır
bir çok ayet de siz yapmadınız ALLAH yaptı gibi ayetler görebilirsiniz
inanan gönüllerin iman ettikleri ve devamlı kullandıkları şu söz ..faili mutlak ALLAH dır ..sözü biraz hayatımıza girse biraz iman kuvetlense bir çok sıkıntıyı ne kadar rahat atlatmamızı saglayacak

bir benzetmeyle levhi mahfuzun insan beyni oldugu da söylenmiştir
zaten bir ayet de ..siz bir ayetime sarılın gerisini ben ögreticem ..diye rab işaret etmiştir

sahih bir gönülle hiç yazılı bir kitap okumadan yada okur yazarlıgı bulunmayan birinin kuran bilgisi olması
sizi şaşırtmasın ki bu mümkündür
iman ve islam bilgisi gönül işidir kitaba kaleme sıgmaz

1. ilmi
2. aynısı
3. hakikatı

ilk kitapdan ilmi alınır
aynısı hayatda yaşanır zira görünen her olay ayetlerin zuhurudur
daha sonrada hakikatı idrak edilir

bir çok arkadaşda gördüğümüz ''kur an anlaşılmıyor '' demeleri bu sebeptendir
sırf ilmini almak onu yaşamamak onu anlamaya engeldir
ancak yaşayınca anlaşılmaya başlanır ve kur an kendini anlatır

adam açıyor bir ayet okuyor sonrada diyorki ben bunu anlamadım ..
iyide orda doktor a fizikci ye kimyacıya fen ciye bilgiler var nasıl hepsini anlayacaksın ki
sen bu kadar zekalımısın

ama levhi mahfuzdan okuyan için durum başkadır zaten kendi bilgisinin farkına varan
kendini bilen bulan ve olan yazıya ihtiyaç duymaksızın olaylarda kuran ı okur...
SİSTEM'İN "OKU"NMASINA...
   

--------------------------------------------------------------------------------
 

Sistem nasıl “OKU”nur..?

Varlığını meydana getiren “rabbani kudret + bilinçle”, yani basiretle, ferâsetle, nüfûziyetle, beş duyunun algıladığı boyut değerlendirilerek...

Ve...

"LEVH-İ MAHFUZ"u “OKU”yan “Meleğin vahyetmesi” ile !..

Bu konuda merhum Hamdi Yazır tefsirinde bakın ne yazıyor:

"YERDE HAREKET EDEN HİÇ BİR HAYVAN VE İKİ KANADIYLA UÇAR HİÇ BİR KUŞ YOKTUR Kİ SİZİN EMSÂLİNİZ ÜMMETLER OLMASIN...(6-38)

Kudreti FÂTIR’enin hükmü tesiriyle VAHDETTEN ÇIKAN bu tenevvü ve tehalüf içinde hepsi sizin gibi bir hayatı hayvani yaşayan tavaifi muhtelife ve sunufı mü'telifedir.....

Siz de sunuf ve havassı muhtelifenizle onların bir mislisiniz, hepsi takdiri ilâhi ve tedbiri rabbani dairesinde nizamatı mahsusa ve kavanini hakime altına konulmuş ahvali mahfuz, umuru mukannen, masalihi mer'iy ve cari sizin gibi birer ümmet ve binaenaleyh size birer dersi ibrettirler.

Hepsi FITRATI ASLİYELERİ ve nizamı vücudlarıyla kudreti ilahiyenin birer manzumei delaili ve kitabı hikmetin âyetleridirler....

-BİZ KİTAPTA HİÇ BİR TEFRİT VE TAKSİR YAPMADIK, HİÇ BİR ŞEYİ EKSİK BIRAKMADIK, HEPSİNİ KİTAPTA YAZDIK..

Bütün hilkat bir kitap ve bütün eşya o kitap mazmununun kelimat ve medlulünü ifade eden nukuş ve hututtur...

Âlemde cereyan edecek olan cemi'i mahlûkatın iri-ufak, ulvi-süfli HER ŞEYİN ahvali LEVHİ MAHFUZ'da tamamen ve mufassalen yazılmış, hiç biri ihmal edilmemiştir.

İlmi Hak, KALBLERE O KİTAPTAN nâzil olur.. ve KALEM-İ EVVEL'in yazdığı bu yazı, tesbit ettiği bu nizam sayesindedir ki eşyayı tetkik ve tetebbu ile marifetler, ilimler, fikirler edinilir, kitaplar telif ve tasnif olunur, mâzi ve istikbal kanunları sezilir.....

Bunlar gösterir ki, Allah Teâlâ’nın kudreti gaybında, LEVHİ MAHFUZUNDA bulunmayan ve bulunamayacak olan hiç bir âyet yoktur " (c:3; s:1921)

-"ALLAH YAZDI... "(58-21)

"Allah yazdı... EZELDE HÜKMÜNÜ VERİP, SİLİNMESİ BOZULMASI KÂBİL OLMAYAN BİR YAZI İLE “LEVHİ MAHFUZ”DA TESPİT EYLEDİ!. (c:7; s:4804)

-"ÇÜNKÜ BİZ HER ŞEYİ BİR KADER İLE HALK ETMİŞİZDİR!..." (54-49)

"Her şeyin vukûundan evvel, ezelde, İLMİ İLÂHİDE MUKADDER OLAN BİR KADERİ, yani haysiyyeti ilmiyyesi vardır ki, kazasının cereyanı, fii'len yaradılışı O KADERE göre vâki olur.

Onu başkası istediği gibi icap ve tâyin (determine) edemez..

Onun için mücrim, kendi keyf ve iradesine göre cürmün mâhiyyet ve mukadderatını değiştiremez.."(c:7; s:4654)

-"NE ARZDA NE DE NEFİSLERİNİZDE HİÇ BİR MUSÎBET İSABET ETMEZ Kİ HER HALDE BİR KİTAPTA YAZILI OLMASIN... (57-22)

"...Bütün musîbetler de Allah'ın İLMİ EZELİSİNDE veya LEVHİ MAHFUZDA yazılmış bir takdiridir...

Öyle ki;

-"O MUSÎBETİ, YARATMAMIZDAN EVVEL YAZMIŞIZDIR...(57-23)

"O halde mukadder olan musibetten kaçınmakla kurtulunmaz... Bu hususta böyle itikad etmeli ve o yolda hareket eylemelidir... " (c:7; s:4754)

-"ŞÂNI YÜCE KUR'ÂN “LEVHİ MAHFUZ”DADIR.. (85-20/21)

"Allah'ın hıfzıyla tahriften, yanlışlıktan masun bir “LEVH”te sâbit ve mahfuzdur..

Bu “LEVH”, şeriat lisanında meşhur olan “LEVHİ MAHFUZ”dur... Bütün her şeyin yazıldığı sahife-i VÜCUD'dur... O'nun da aslı “ÜMMÜLKİTAB” olan “İLMULLAH”tır.." (C:8;s:5696)

Türkiye'de mevcut Kur'ân-ı Kerim tefsirlerinin en mükemmeli olan ve hem zâhir hem bâtın yorumları ihtiva eden ve DİYANET İŞLERİ tarafından bastırılmış bulunan Elmalı'lı Hamdi Yazır merhumun "Hak Dini Kur'ân Dili" isimli tefsirinden, “LEVHİ MAHFUZ”da yazılı olanlar ve burada yazılı olan “KADERİN DEĞİŞMEZLİĞİ” hakkındaki alıntılardan sonra, şimdi bu konuda tamamlayıcı ve açıklayıcı bilgi vermeye çalışalım...

Daha önceki bölümlerde anlatmaya çalıştık ki, "DİN", "KUR'ÂN" ve "CEBRAİL" gibi kelimelerle anlatılan kavramlar, GÖKTEN, GÖKTEKİ belli bir MEKÂNDA BULUNAN TANRININ YANINDAN YERYÜZÜNE inmemişlerdir!...

Geçmiş yüzyıllarda "BOYUT" ve "BOYUTSAL VARLIKLAR" kavramları insanlar tarafından bilinmediği için, olay sanki gökte cereyan ediyormuş gibi anlatılmıştır...

Buna açık bir misâl vermek gerekirse, Rasûlullah’ın başından geçen bir olayı ibret ve örnek olarak nakledebiliriz...

Hazreti Rasûl Aleyhisselâm bir gün namaz kılarken önündeki duvarda cenneti ve cehennemi görüyor... Cennette gördüğü bazı şeylere âdeta elini uzatarak almak istiyor, buna mukabil cehenneme dair gördüğü şeyler ise onun geri kaçma hareketi yapmasına neden oluyor...

Kitabı genişletmemek için fazla detaya girmiyorum.. Burada konumuzla ilgili olan husus şu:

Görüldüğü ifade edilen, bu tür görüntülerin tümü de GÖKTE, YA DA YERYÜZÜNDE belirli bir MEKÂNDA olmayıp, tamamıyla bize GÖRE bir ÜST veya ALT BOYUTTA oluşmaktadır.

Kesin olarak bilelim ki...

Herkesin gördüğü ve herkesin algılama sınırları içinde kalan şeyler haricinde olarak “algılanan”, fakat “görüyorum” diye anlatılan her şey, tamamıyla bir başka boyuta ait görüntülerdir!.

"ÜST MADDE" isimli "21" numaralı audio kasetimizde izah ettiğimiz “BOYUTLAR ve BOYUTLARIN BİLİNÇLİ VARLIKLARI” konularını takdirde varsa "TEK’İN SEYRİ" isimli kitabımızda detaylı bir şekilde açıklamaya çalışacağız...

Günümüzde “DİN” olgusunun hakkıyla değerlendirilememesinin en büyük sebebi, anlatımda kullanılan kavramların, çağdaş insanlar tarafından lâyıkıyla anlaşılamamasıdır...

"DİN"'in “mekân”dan değil “boyut”tan geldiğini farkedersek, hem boş yere gökte bir tanrı aramayacağız ve böylelikle "ALLAH" kavramını daha kolaylıkla anlayacağız; hem de MELEK-CİN ve dünya boyutu ötesi yaşamı daha iyi değerlendirebileceğiz!...

İşte bu sebepledir ki önce "BOYUTLAR" kavramına biraz daha açıklık getirip”, sonra da “LEVHİ MAHFUZ” ve “CEBRAİL” konusuna değinmek ve bundan sonra da “OKU”NAN metinden sözetmek istiyorum...


üstad ahmet hulusi böyle açıklamış

anka 21.08.2007 17:02:32
Şöyle derler:
"Yeni vefat eden bir insan için hafızası ne ise, kainat için de levh-i mahfuz da odur.
Sadece hafızada olaylar olduktan sonra yazılmıştır, levh-i mahfuzda ise olaylar olmadan önce..."

******

Arapça'da korunmuş levha demektir. İslâm'da olmuş ve olacak her şeyin yazılmış olduğu manevî levhayı dile getirir. Olmuş ve olacak şeyler Allah'ın bilgisine bağlı olduğundan Levh-i Mahfuz doğrudan Allah'ın ilim sıfatı ile ilgilidir. Korunmuş (mahfuz) olarak nitelenmesinin nedeni, burada yazılı olan şeylerin herhangi bir müdahale ile değiştirilmekten, bozulmaktan uzak olmasıdır. Kur'an'da Ümmü'l-Kitap (Kitapların Anası, Ana Kitap), Kitabun Hafîz (Koruyan Kitap), Kitabun Mübin (Apaçık Kitap), Kitabın Meknun (Saklanmış Kitap), İmamun Mubin (Apaçık İnen Kitap) ve sadece kitap olarak da anılır. İnsanların başlarına gelecek şeyleri de ihtiva ettiği için Kitabul-Kader (Kader Kitabı) da denir.

Levh-i Mahfuz adı Kur'an'da yalnız bir ayette geçer. Bu ayette Kur'an'ın Levh-i Mahfuz'da bulunduğu bildirilir (el-Buruc, 88/22), ancak hiçbir tanım getirilmez. Buna karşılık birçok ayette nitelikleri belirtilerek tanımlanır. Buna göre Levh-i Mahfuz içinde hiçbir şeyin eksik bırakılmadığı (el-En'âm, 6/59), olacak şeylere ait bilgileri saklayan (Kaf, 50/4), yeryüzüne ve insanlara gelecek tüm belaların yazılı bulunduğu (el-Hadid, 57/22) her şeyin sayılıp tesbit edildiği (Yasin, 36/12), gökte ve yerdeki tüm gizliliklerin açıkça belirtildiği (en-Neml, 27/75), temiz yaratılan meleklerden başka kimsenin dokunamayacağı apaçık, korunmuş, koruyan, saklanmış ve ana kitap'tır.

signori 21.08.2007 17:25:36
anka benim kaynaklarımı kurutuyorsun
Smiley

anka 22.08.2007 15:05:45
KİTAB

 

Belli bir düzen içinde bir araya getirilen sözler toplamına verilen ad. Kendisinden türediği ke-te-be fiilinin masdarı olan el-ketb bir deriyi diğer bir deriye bağlamayı dile getirir. Harf ve seslerin birbirine bağlanarak bir bütün oluşturmaları nedeniyle sözler toplamına kitap denilmiştir. Genelde sözlerin yazıya geçirilmiş toplamına kitap denilmekle birlikte, yazılı olmak şart değildir. Bu nedenle yazılı olmadığı halde peygamberlere vahyedilen Allah kelâmına kitap denir. Bu anlamıyla kitap, genelde vahyi ve vahiy yoluyla indirilmiş tüm ilahi kitapları, özelde de Allah'ın son vahiylerinin oluşturduğu Kur'an'ı dile getirir.

Kitap kelimesi Kur'an'da birçok kitabı belirtmek üzere kullanılır. Bunların başında Levh-i Mahfuz gelir.
Levh-i Mahfuz hiçbir şeyin eksik bırakılmadığı (el-En'am, 6/38), düşen bir yaprağın, yerin karanlıklarındaki bir taneciğin,
yaş ve kuru hiç bir şeyin eksik bırakılmadan yazıldığı (el-En'am, 6/59), dünyada ve insan hayatında olacak tüm olayların daha bunlar yaratılmadan yazılı olduğu (el-Hadid, 57/22) bir kitaptır. Bu kitap Kitab-ı Mübin (Apaçık Kitap), Ümmü'l-Kitap
(Kitapların Anası, Ana Kitap) olarak da anılır. Levh-i Mahfuz'da yazılı olayların gerçekleştiği alan olması nedeniyle evren,
Ana Kitab'ın açılmış, dış dünyada somutlaşmış biçimidir ve bu özelliği ile evrene de kitap denilmektedir.

Kitap kelimesi Kur'an'da peygamberlere gönderilen vahyin ve bu vahiyler toplamının genel adı olarak da kullanılır.
Kur'an'da sık sık peygamberlerle birlikte kitap gönderildiği belirtilir. Bu belirtme sırasında, "Eğer seni yalanladılarsa, senden önce açık deliller, hikmetli sahifeler ve aydınlatıcı Kitap'ı getiren peygamberler de yalanlanmıştı." (Alu İmran, 3/184) âyetinde olduğu gibi çoğu kez peygamberler çoğul olarak anıldığı halde Kitap tekil biçimiyle anılır. Bu, bütün peygamberlere gelen vahyin kaynağının tek olduğu gibi tek bir kitabı oluşturduğunu da gösterir. Bu kullanımda kitap vahiy ve Allah'ın kelâmıdır. Allah'ın kelamı vahiy yoluyla insanlık tarihi boyunca, değişik peygamberler aracılığı ile aynı mesajı bildirir.
Bunlar Kur'an, Tevrat, İncil ya da Zebur olarak ayrı adlar alsalar da gerçekte aynı Kitap'ın görünümleridir.

Kur'an'a göre insanların amellerinin toplamı da yazılı bir kitap oluşturmaktadır. Her insanın kitabı Kıyamet günü çıkartılarak kendisine verilecek ve "oku kitabını" denilecektir (el-İsra, 17/13-14). Facirlerin kitabı Siccin'dedir; iyilerin kitabı ise illiyyin'dedir ve bunlar yazılmış birer kitaptır (el-Mutaffifin, 83/7-20). İyilerin (ashabu'l-meymene) kitabı sağlarından, kötülerin (ashabu'l-meş'eme) kitapları sollarından verilecektir (el-Vakıa, 56/8-10).

Kur'an'da peygamberlere gönderilen vahiy kitaptan başka suhuf ve zübür olarak da adlandırılır. Suhuf, sahifenin çoğuludur ve yazılmış bir şey demektir. Yazılı sahifelerin toplamına da Mushaf denir. Önceki tüm kitaplar ve Kur'an birer suhuftur, başka bir deyişle mushaftır (Abese, 80/13, el-Beyyine, 98/2-3). Suhuf ayrıca Hz. İbrahim (a.s) ve Hz. Musa (a.s)'a gelen vahyin de özel adıdır. "Yoksa kendisine haber mi verilmedi, Musa'nın suhufunda bulunan ve çok vefalı İbrahim'in" (Necm, 53/35-37). "Bu elbette ilk sahifelerde de vardır: İbrahim'in ve Musa'nın sahifelerinde de" (A'la, 87/18-19) âyetlerinde Suhuf'un hem genel, hem de özel anlamdaki kullanılışı görülmekledir. Zübür kelimesi de zebur' un çoğuludur. Zebur kelimesi de sahife gibi yazı ve kitap anlamındadır. "O, evvelkilerin zübüründe de vardır" (es- Şuara, 26/196) ve " Yoksa zübürde sizin için bir beraet mi var?" (el-Kamer, 54/43) gibi birçok âyette zübür kelimesi kitaplar anlamında kullanılmıştır. Kelimenin tekil biçimi olan Zebur ise Hz. Davud'a indirilen kitaba özel ad olarak verilir: "Ve Davud'a da Zebur'u vermiştik" (en-Nisa, 4/163, el-İsra, 17/55).

Kur'an bazı peygamberlere gönderilen kitapları özel adlarla da anar. Buna göre Hz. İbrahim (a.s) ve Hz. Musa (a.s)'a Suhuf gönderilmiştir. Müfessirlere göre Hz. Musa (a.s)'a gönderilen Suhuf, Tevrat'tan önce gelen vahiyleri içerir. Kur'an'da ve sahih hadislerde diğer peygamberlere gelen suhuf özellikle belirtilmez. Ancak Ebu Zerr (r.a)'den rivayet edilen zayıf bir hadise göre Allah, ellisi Şit (a.s)'a, otuzu İdris (a.s)'a, onu İbrahim (a.s)'a ve onu da Musa (a.s)'a olmak üzere (onunun Hz. Adem'e verildiği de söylenir) toplam yüz sahife göndermiştir. Bunun dışında Hz. Musa (a.s)'a Tevrat, Hz. Davud (a.s)'a Zebur, Hz. İsa (a.s)'a İncil ve son olarak Hz. Muhammed (s.a.s)'e de Kur'an gönderilmiştir. İlk üç kitap günümüze ancak tahrif edilmiş biçimleriyle ulaşabilmiştir. Kur'an ise vahyedildiği şekilde korunmaktadır.

Kur'an'a göre kitapların gönderiliş amacı anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar arasında hükmedilmesi, (el-Bakara, 2/213), insanlar arasında adaletin yerine getirilmesi (el-Hadid, 57/25), ayrılığa düşülen konuların açıklanması ve inanan insanlar için yol gösterici ve rahmet olması (en-Nahl, 16/64), insanları karanlıktan aydınlığa çıkarıp onları Allah'ın yoluna iletmek (İbrahim, (4/1), zulmedenleri uyarmak ve güzel davrananları müjdelemektir (el-Ahkaf, 46/12).

Ahmet ÖZALP

 
http://www.sevde.de/islam_Ans/K/K2/kitab.htm
Kur'ân sözcüğü Arapça'da QRE (qare'e/kare'e) (okudu) sözcüğünün sülasi (üç harfli kelime kökü sistemine göre) mastarıdır.
"Okumak", "okunan" "okuyuş" "okuma" anlamlarını ifade eder.

anka 23.08.2007 17:37:03
Emin olmadığım bir konu..
Bilenlerle tartışıp, açıklığa kavuşturmak için açtım bu başlığı
.

Kuran'da SUHUF/SAHİFE/SAYFA kelimesinin Kuran için kullanıldığı yorumu yapılan 2 ayet var:
Abese, 80/13,
Beyyine, 98/2-3

Önce Abese dekine bakalım:

1-) Abese ve tevella;
Kaşlarını çattı (surat astı) ve yüzünü çevirdi.

2-) En caehül'a'ma;
Kendisine o A’ma (İbni Ümmü Mektum) geldi diye.

3-) Ve ma yüdriyke le'allehu yezzekkâ;
Sana bildiren nedir (ne bilirsin), belki o tezkiye olacak (Hak ilim ile, kendisine perde olan yanlış kabullerinden, şartlanmalarından arınacak).

4-) Ev yezzekkeru fetenfe'ahüzzikra;
Yahut tezekkür edecek de o zikra (hatırlatma, öğüt) kendisine fayda verecek (Demek ki et gözü a’ma olan o zat’ın basiret gözü/iman nuru var... Zariyat: 55?).

5-) Emma menistağna;
Kendini mustağni görene (öğüte, ibrete, arınmaya ihtiyaç duymayan kimseye; şakıy’e) gelince;

6-) Feente lehu tesadda;
Sen karşısına çıkıp ona yöneliyorsun.

7-) Ve ma 'aleyke ella yezzekkâ;
Onun tezkiye olmamasından sana ne (sana vebal yoktur).

8-) Ve emma men caeke yes'a;
Amma sa’yederek (ilim öğrenmek için bi gayretle) sana gelen kimseye (o a’maya) gelince;

9-) Ve huve yahşa;
O (a’ma) haşyet duyuyor (imanlı) olduğu halde,

10-) Feente 'anhu telehha;
Sen (başkasıyla uğraşarak) ondan vazgeçiyor (oyalanıyor) ilgilenmiyorsun.

11-) Kella inneha tezkiretun;
Hayır (asla) !.. Muhakkak ki o bir tezkire (hatırlatma, öğüt)’dir.

12-) Femen şae zekereh;
Dileyen Onu zikreder.

13-) Fiy suhufin mükerremetin;
Mükerrem (çok şerefli) sayfalardadır (O),

14-) Merfu'atin mutahheretin;
Merfu’ (ulviyete yükseltilmiş, kadri yüce) ve mutahhar (arınmayanların dokunamayacağı, kirlerden arı sayfalarda) dır.

15-) Bieydiy seferetin;
Sefere’nin (sefirler’in: sifirleri-kitabları okuyanların; yazıcı melekler’in) elleri (kuvveleri) ile (B sırrınca hıfzedilen).

...


Beyyine deki ise:

1-) Lem yekünilleziyne keferu min ehlil Kitabi velmüşrikiyne münfekkiyne hatta te'tiye hümülbeyyinetü;
Ehl-i Kitab’tan ve müşrikler’den kafir olanlar (Diyn’in maslahatından ve Teklik’ten perdeliler), kendilerine O Beyyine (Nur gibi apaçık delil; Ayna?) gelinceye kadar (sapkınlıklarından) ayrılacak değillerdi (ama ya şimdi, O beyyine geldikten sonra?).

2-) Rasûlün minAllahi yetlu suhufen mutahhereten;
(O beyyine ile kasdolunan) Allah’dan (vahdet boyutundan irsal olunan) ve tertemiz (arınmayanın dokunamayacağı) sayfaları tilavet eden bir Rasûl.

3-) Fiyha kütübün kayyimeh;
Onların (o sayfaların) içinde kütüb-ü kayyime (en kaim-sağlam-payidar kitablar) vardır.

4-) Ve ma teferrakalleziyne utül Kitabe illâ min ba'di ma caethümül beyyineh;
Kitab verilmiş olanlar, ancak kendilerine O Beyyine geldikten sonra ayrılığa düştüler.

5-) Ve ma ümiru illâ liya'budullahe muhlisıyne lehüd diyne hunefae ve yukıymusSalate ve yü'tüzZekate ve zâlike diynülkayyimeh;
Oysaki onlar, Hanifler (müvahhidler) olarak Diyn’i O’na (yalnız Allah’a) halis kılarak Allah’a kulluk yapmalarından, namazı ikame etmelerinden ve zekatı vermelerinden başka bir şeyle (Kur’an’dan önce nazıl olan suhuf ve Kitab’larda da) emrolunmadılar... İşte budur diyn-i kayyıme (dosdoğru, payidar, hak diyn).

6-) İnnelleziyne keferu min ehlilKitabi velmüşrikiyne fiy nari cehenneme halidiyne fiyha* ülaike hüm şerrülberiyyeh;
Muhakkak ki ehl-i kitab’tan ve müşrikler’den kafir olanlar, içinde ebedi kalıcılar olarak Nar-ı Cehennem’dedirler... İşte onlar Beriyye’nin (yaratılanların, halkın) en şerlisidir (en alt yaşamda olanlar).

7-) İnnelleziyne amenu ve’amilussalihati ülaike hüm hayrülberiyyeh;
(Hakikatlarına ve Sistem’e) iman edip (arınıp) salih amel işleyenlere (5.ayette bahsedilen Temel Esasları gerçekleştirenlere; kuvvelerini keşfedip kerametlenenlere) gelince, işte bunlar Beriyye’nin en hayırlısıdır.

8-) Cezaühüm’ınde Rabbihim cennatü’Adnin tecriy min tahtihel'enharu halidiyne fiyha ebeda* radıyAllahu’anhüm ve radu’anHU, zâlike limen haşiye Rabbeh;
Rablerinin indinde onların cezası (çalışmalarının karşılığı), altlarından nehirler akan Adn cennetleridir... İçlerinde ebedi kalıcılar olarak... Allah onlardan razı olmuştur ve onlar da O’ndan razı olmuşlardır (ilahi özelliklerin tecellisi)... İşte bu, Rabbinden haşyet duyan kimse içindir!.

---------------------------------------------------------------------

Kişisel kanaatim bu 2 ayette de sahife den kasıt Hz.Muhammed'e inen Kuran değildir.
Kuran:Okunan demektir
Kitab:Çok geniş anlamı vardır. Bilgi, Allahın hükümleri, incil, tevrat anlamlarında kulanılmıştır.
Bir yerlere yazılı olan şey kastedilmeyebilir.

Bu durumda,

Kuran'da Kuran'dan bahsedilirken Suhuf yani sayfa olarak bahsedilmemesi bana göre muhteşem bir şeydir.
Neden mi?

Çünkü bugün Kuran bir CD nin içinde de var,
Çünkü bugün Kuran bir bilgisayarın Hard Diskinin içinde de var.
Çünkü bugün Kuran bir TVnin ekranında da olabilir.
Yani bir kağıtta değil, monitör-ekranda da var Kuran.
Ayrıca ses kayıt cihazları, teyp, radyo, mp3 vs.. sayesinde ses olarak da Kuran var.

Yani Kuran'ı Kuran yapan okunuyor olmasıdır, Kuran okunursa Kuran olur.
Sayfa ise maddedir,
Okumak kalple-ruhla yapılır.

Hicr Süresi 9.ayette de "Zikri kesinlikle biz indirdik; Elbette onu yine biz koruyacağız.” der.
Zikr, anılan, anmaktır. Allah'ın anılmasıdır.


anka 29.08.2007 10:26:00
Kuran meallerinde "okumak, oku, okudu, okuyoruz vb.." şeklinde çevrilen kelimeler
aslında birbirinden farklı kelimeler olabilir.

Şöyle ki

televe(tilavet)
derase,
ratele(tertil),
karae(kıraat), gibi kelimeler hepsi farklı "okuma" şekilleridir.
Kimisi "yorumlamak"
kimisi "anlayarak, tane tane okumak",
kimisi "takip etmek, o yolda gitmek" manasına gelir.
Bu kelimelerin daha detaylı incelemesi için lütfen bakınız:

http://www.cumhuriyet.edu.tr/edergi/makale/226.pdf

deniz 29.08.2007 11:38:38
daha önce kuranın aslında yazılı bir kitap olmayabilceğini bu nedenle de asıl kuranın lehvi mahfuz da olabilceğini yazmıştım.

verdiğin bu bilgiler görüşümle paralel.. önemli bir konu olmuş.


anka 29.08.2007 11:46:57
Şöyle bir şey var Deniz.
Üçkağıtçı mıdır nedir bilemem(öyle iddialar var) ama Hans Von Aiberg'e göre Kuran sure ve ayetlerinin yerleri, sıraları değiştirilmiş.Aslında iniş sırasına göre olması gerekirmiş.Ama inen ayetlerin hiç birisi kayıp değildir.Ne 1 eksik ne 1 fazla , hepsi tastamam yerindedir.
Ahmed Hulusi'de bu konuda detaylı bir açıklama bulamadım ama, Hulusi, OKUMA üzerinde fazlasıyla durur.
Bir yazısında da "Kur’ân-ı Kerim’i (karton kapak arasındaki harfleri güncelleştirilmiş ve
yeniden düzenlenmiş mushaf değil), OKUyamadığımızdan...."


"Kur’ân-ı Kerîm’i, “ruhu”yla “OKU”maktan sözetmiştik; insanın bir fizik bedeni bir de rûh bedeni var türünden bir “mushafın ruhundan” söz ettiğimizi sandılar!" şeklinde 2 cümlesi var.

http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/sistem/sistem04.htm



Sayfa: [ 1 ] 2