SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Kitap

Konu: ABD'de hiçbir yayınevinin yayınlamaya cesaret edemediği kitap!

Sayfa: [ 1 ]

KARGA 01.11.2006 21:36:10
ABD deniz piyadesi Jimmy Massey: Irak’ta birçok masum sivili öldürdüm ! Amerikalı yayınevleri tarafından geri çevrilen, ilk defa geçtiğimiz günlerde Fransa’da yayınlanabilen, Türkçeye Versus Kitap tarafından çevrilen kitabında Irak’ta savaşmış ABD’li asker Jimmy Massey ABD’nin Irak işgali sırasında işlediği savaş suçlarını tüm açıklığıyla ve şiddetiyle anlatıyor.

Hayır, asla peşimi bırakmayacak. Bir kere deniz piyadesi olan, ebediyen deniz piyadesidir.

Kerbela’dan binlerce mil uzaktayım ama savaş benimle birlikte evime geldi. Apalaşların kucağındayım ama bombalar patlamaya devam ediyor; seri makineli ateşi gece gündüz peşimde. Çiçek kokan havası çatalı batırıp yenebilecek kadar tatlı bu yerde, kömürleşmiş et kokusu burnumda.

Otuz iki yaşında, eğitilmiş bir psikopat katilim. Elimden gelen tek iş, çocukları Deniz Kuvvetleri’ne katılmaya ikna etmek… Bir de, öldürmek. Hiçbir işte tutunamıyorum; çünkü sivilleri değersiz, zayıf karakterli, kıytırık koyunlar gibi görüyorum. Ben çoban köpeğiyim. Ben, yırtıcı bir hayvanım. Bana Donanma Köpekbalığı Jimmy derlerdi. Gözümde herkes, potansiyel bir avdır. Evet, sivilleri hâlâ av gibi görüyorum. Öyle görmek için eğitildim. Zayıflıklarına ve zayıflıklarını nasıl sömürebileceğime bakarım. Zayıflıklarını kendi çıkarıma kullanırım. Daima kafalarım onları. Zayıflık gösterirsen, işin biter. Acı ile gelişirim. Acı, bedeni terk eden zayıflıktır.

Deniz piyadeleri pitbull gibidir; korkunun kokusunu alırlar. Ben bir savaşçıyım ve ülkemi savunmak için para alırım. Düşmanı tek mermi ile beş yüz metreden vurabilir, kafasını bir üzüm gibi patlatabilirim. Bunu çok yaptım.

Ben bu zihniyetle doğmadım. Bunlar bana Deniz Kuvvetleri’nde öğretildi. Her sabah üniformamı giydiğimde, gangster yüzümü takınırdım. Yaşamak için yapman gereken budur. Üniformamız, Süpermen giysimizdir.

Deniz piyadeleri için ödül, para ve kadınlardır. Deniz piyadesiysen istediğin her şeyi elde edebilirsin. Süperstarsın. Gladyatörsün. Yarın ölebileceğin için, sapıtman hoş karşılanır.

Ama şimdi Amerika’dayım ve beni kim istiyor? Hangi toplum pis bir katili ister?



Genç, aptal, cahildim. Irak’a Özgürlük Harekâtında savaştım.

Bu, uyanışımın hikâyesidir.

Ben, Irak’ta askeri kariyerini travma sonrası stres bozukluğu ve aşırı depresyon ile sonlandıran, on iki yıllık bir deniz piyadesiyim. Birçok Iraklı sivil öldürdüm ve fazlasıyla gelişigüzel yıkım gördüm.

….

Deniz piyadesi Çavuş Jimmy Massey 12 yıldır ABD ordusunda görevliydi. Irak işgaline katıldı ve yıl başında istifa etti. Yazdığı kitaba içini döktü.
Kendi deyişiyle, bunu yapması gerekiyordu ve bu "terapi" iyi gelmişti.
Misket bombaları, seyreltilmiş uranyum görmüş, sivillere ateş açmış, istihbaratın "bomba yüklü" dediği araçtaki silahsız Iraklılar'ın öldürülmesine katılmış, açtıkları ateşle ölen çocukların arasında, kopuk baca- ğıyla kaçmaya çalışanın karşısında şoka girmiş, üstlerine "Bu yanlış" demiş...
Dayanamamıştı.



Körleştirme, görmeyenlerin bile güçlü hissiyat geliştirebileceği riskine karşı, birkaç koldan yürür.
Doğduğunuz andan itibaren, inanç yahut inanç haline getirilmiş milliyet, devlet, şanlı tarih ve düşmanlar ile var olan sistemin ve üstümüze yıktığı sorumlulukların kulu olmak üzere yükleniriz.
Bir ömür, genellikle, katarakt inmiş gözlerle, kötürümleşmiş akılla, tahrip edilmiş, yolunu şaşırmış vicdanla, "iyiyi, doğruyu, haklıyı, gerçeği" bilirmişiz gibi geçer.
Öğretim basamaklarının diplomalara, mesleklere kavuşturduğu onca "eğitilmiş" bile; soruları, kuşkuları olmayan, farklı bakış zaviyelerine heyecan duymayan, ruhu enkaz, ama her şeyi bildiği zannında yetişkinler olur.
Gözlerindeki perdeye dair hiçbir endişeleri bulunmaz.
Tarih sular seller gibi, coğrafya ezberde. Bir sürü şeyi merak edebilecek, farklı yönleri, başka başka açıları kavrayabilecek potansiyeli olan beyinler, konsantre ve tek tip bilgilerle dumura uğradıklarını asla anlamadan ömür geçer.
Miras, çocuklara devredilir.
Sorusuz, meraksız, kuşkusuz, hepten kitapsız ya da aynı hafızayı dokuyan, salt ezberden okuyan kitaplarla geçmişin çeşitliliğini, bugünün renklerini ıskalamış hanelerde, bilmişlikler üretilir.
Milli coşku anları, dini tartışmasızlıklar, seküler tabular derken, bir ömür, inandıklarını, bildiğini sandıklarını, emin olduğundan emin olduklarını hiç sorgulamadan, övünç, gurur kaynaklarına dair hiçbir itiraz ihtimaline kapı açmadan geçip gider.
Bu perdeli gözlerle savaşa gidilir, o kataraktlı beyinlerle savaşlar bellenir, eften püften malumatın ötesine geçmeyen bilmişliklerle, hayat, insanlar, ülke ve dünya üstüne her şey bildik, bilindik sayılır.

Yalanın gerçekçiliği, yalanın tahakkümü, salt açık ve örtülü cehalet meselesi olmakla kalmaz.
Aynı zamanda, toplumların, halkların, ülkelerin... ve bireylerin gönüllü esaretinin, itirazsız teslimiyetinin, her devirde "düzen" denilenlerin kutsallığını, ebediyetini garanti etmenin biricik formülü olur.
Ama bu formül hep geçerli, hep galip olsaydı, "bugün" de olmazdı.
Vicdan uyanır, akıl uyanır, birileri, bir şeyler dürter, bildikler, bilindikler sarsılır, gözlere, vicdanlara, zihinlere inmiş perdeler parçalanır, "yarın" olur.
"Enseyi karartmamak" için, "bir askerin yanılgısı ve uyanışı"nda kendi bildik dünyamızı da didikleyebiliriz belki!


“Bir çeşit protesto yapıyorlar. Bağırıp çağırıyorlar işte. Sadece bir avuç gösterici, silahları yok,” dedi.
Silahımın omzumda iyi desteklediğime emin oldum, arpacıktan bir göstericinin vücuduna nişan aldım. Derin bir nefes alarak, yavaşça bir gözümü kapattım; sağ gözümü, nefes vererek açtım ve bir el ateş ettim. Merminin göstericinin göğsünün ortasına çarpmasını izledim. Denizcilerim bağırıyordu: “Gelin, korkaklar. Savaşmak mı istiyorsunuz?” Hemen yeni bir hedef, çömelmiş kaçacak delik arayan başka bir Iraklı’yı seçtim. Çabucak kafasına nişan aldım, derin bir nefes çektim, verdim ve kafasına bir kurşun yolladım. Bir kafa: Güm! Diğer bir kafa: Güm! Tam ortadan: Güm! Bir tane daha: Güm! Göstericilerin bedenlerinin hareketsiz kaldığını fark edene dek böyle devam ettim.”


kaynak; http://istanbul.indymedia.org/news/2006/10/153869.php

deniz 01.11.2006 21:39:50
çok baba laflar etmiş bu delikanlı: "Acı, bedeni terk eden zayıflıktır."

asya 29.12.2006 18:42:05
alıntı

Yalanın gerçekçiliği, yalanın tahakkümü, salt açık ve örtülü cehalet meselesi olmakla kalmaz.
Aynı zamanda, toplumların, halkların, ülkelerin... ve bireylerin gönüllü esaretinin, itirazsız teslimiyetinin, her devirde "düzen" denilenlerin kutsallığını, ebediyetini garanti etmenin biricik formülü olur.
Ama bu formül hep geçerli, hep galip olsaydı, "bugün" de olmazdı.
Vicdan uyanır, akıl uyanır, birileri, bir şeyler dürter, bildikler, bilindikler sarsılır, gözlere, vicdanlara, zihinlere inmiş perdeler parçalanır, "yarın" olur.
"Enseyi karartmamak" için, "bir askerin yanılgısı ve uyanışı"nda kendi bildik dünyamızı da didikleyebiliriz belki!


"Savaşa hayır!" denildiğinde milli çıkarların arkasına sığınarak "girelim, asker gönderelim" yaygaralarını koparanların gözlerindeki perdeler kalkabilecek mi?

Gerçeği görmek istemeyene, bu nasıl anlatılır?

12 yıl savaşıp onlarca insanın hayatına kendi elleriyle son veren birinin o 12 yılı geri gelecek mi?

Ya 12 yıldan sonrası? Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ki, olamaz da.

O, (paralı asker üstelik) ülküsüne ve ülkesine ters düştüğüm biri de olsa sonuçta BİR İNSAN!

Ya benim BİNLERCE İNSANIM.

İster zorunlu hizmet, ister halkı ezildiği için öldürenler, öldürülenler.

Ölen ölür, kalan sağlar bizim bile değildir.

Ölene de, öldürülene de, öldürene de YAZIK !

Ama asıl onları savaştıranlara YAZIKLAR OLSUN !



Sayfa: [ 1 ]