SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Nicelizm

Konu: Nietzsche Yazısını Eleştirin

Sayfa: [ 1 ]

11.09.2004 22:49:50
Evet başlıktan bir şey anlamamış olabilirsiniz belki dostlar. Şöyle eskileri karıştırırken enterasan bir Nietzsche özeti yazısı geçti önümden. Yazarının kim olduğunu bilmiyorum. Ama Nietzsche hakkında ileri - geri sözler oldukça yüksek dozda insan beynine kampçılanmaya çalışılıyor..!

Ben yorumları sizden bekliyorum. Yazıyı olduğu gibi sizlere veriyorum;

TANRININ ÖLÜMÜ

        Nietzsche “Hiçbir adalete sığmayan, sayısız çatışma ve acılar iyi bir Tanrı’ya nasıl mal edilebilir? ” düşüncesinden yola çıkarak, Tanrı’nın ölümünün insanın anlaşılmaz olan doğasını yenmesi için ve üstinsan’a  ulaşılabilmesi için bir mecburiyet olduğunu savunmuştur.      
   
       Tanrı’nın, insanı yeryüzüne acı çekmesi için yolladığına inanır. “Nietzsche bunu Empedokles, adlı esrinde de vurgulamıştır. Vebanın kurbanı olan bir halkın dramını paylaşan ve bu dramdan dualar okuyarak kurtulmayı deneyen kahraman, sonunda kendisini Etna’ya atarak dünyaya gelme suçunun bedelini öder. Corrine ise sevdiğini izler ve o da kendisini Etna’ya atar. Böylece her ikisi de bu dünyaya gelen herkesi, öldüren çarkın kurbanları olurlar. ” “Nietzsche’ye göre sanatçı Tanrı kendisini Yunanlıya bir model olarak sunar: Onun kendisine bir şekil vermesini, mermerin yada taşın içinde gizli kalan heykeli çıkarıp, sonra da gerçekleştirilen bu sanat yapıtının tadına varmasını önerir. Hristiyan Tanrı ise emredicidir. İnsanın dünya nimetlerinden faydalanması yerine, çile çekmesini ister. ” “Tanrı düşüncesi şimdiye kadar varoluşa karşı olan en büyük itiraz olmuştur. Tanrı’yı yadsıyoruz, Tanrının sorumluluğunu yadsıyoruz ve böylece, yalnızca dünyayı biliyoruz. ” Nietzsche olaylar sonrası insanların Tanrı’yı suçlamayarak suçu dünyaya bulmalarının yanlış olduğunu düşünmüştür.“Nietzsche’ye göre geliştirmiş olduğumuz tüm değerler, dünyanın gerçek doğasını görmemizi engellemek amacıyla geliştirilmiş araçlardan başka hiçbir şey değildirler. İnsan, ona göre dünyanın amaçsız, anlamsız olduğunu teşhis etmekten kaçındığı için yüzeyde kalmayı, rahatlık veren düşüncelere sığınmayı, ortalama değerlerle yaşamayı yeğler. ” Nietzsche soyut bir kavram olan Tanrının ölümü fikri ile insanlarda bulunan Tanrı inancının ortadan kalkmasını belirtmiştir. “Nietzsche 19. yüzyılın diğer düşünürlerinden birkaç noktada farklılık gösterir: Başkaları 19. yüzyılı güç ve güvenlik çağı olarak görürken, Nietzsche modern insanın benimsediği değerlerin, geleneksel dayanakların çöktüğünü düşünmüştür. Teknik ilerlemeler insanlığın geleceğiyle ilgili olarak büyük bir iyimserliğin doğuşuna yol açarken, Nietzsche insanlığı gelecekte korkunç savaşların beklediğini sezmiştir. O, modern insanı tam bir hiççiliğin beklediğini savunmuştur. Modern insan için Alman ordusunun güçlenmesi, bilimsel gelişmeler pek önemli değildir. Asıl önemli olan, Hristiyanlığın Tanrısına duyulan inancın sarsılmış olmasıdır. Nietzsche’ye göre Hristiyanlığa duyulan inanç çökerken, insanlar Darwin’in evrim fikrine giderek daha çok inanır olmuşlardır. Çok tehlikeli olan bu gelişme ona göre insan ve hayvan arasındaki farkı ortadan kaldırmıştır. ”

        Nietzsche bu Tanrıtanımaz görüşleri nedeniyle döneminde çok tehlikeli bir ateist olarak görülmüştür.
 

11.09.2004 22:50:29
EBEDİ DÖNÜŞ ve ÜSTİNSAN

       Nietzsche’nin ebedi dönüş (Bengi Dönüş) ve üstinsan görüşleri birbirinin tamamlayıcısı durumundadır.

       Nietzsche ebedi dönüş görüşü ile insanın dünyaya tekrar tekrar geleceğini savunur. “ Nietzsche’ye göre; insan tüm yaşamın durmadan döndürülen bir kum saatidir. ”  “Sonsuz dönüşteki tehlike, insanın üstinsan olmak için üstesinden geldiği bütün sorunların yeniden ortaya çıkmaları ve yeniden üstesinden gelme zorunluluğudur. ” Bu dünyanın amaçsız olduğunu her insanın yaşamının önceden belirlendiğini savunur. Bu yüzden ilerleme denecek bir şeyin olmadığını ve insanların hep yerlerinde saydıklarını ifade eder. “Friedrich Nietzsche bu durumu, insanın bu dünyadaki durumunu Platon’un ünlü Mağara Benzetmesinde geçen insan yada mahkumların durumuna benzetir. Nietzsche’ye göre, 19.yüzyılın fabrikalarda çalışan köle insanı bir mağaranın dibinde zincire vurulmuş olarak ve duvardaki gölgeleri gerçek sanarak yaşamaktadır. Nietzsche’de tıpkı Platon gibi zincirlerden kurtulmanın mümkün olduğuna inanır. Platon’a göre az sayıda insan, bu iş ne kadar zahmetli olursa olsun zincirlerinden kurtulup idealar dünyasına yükselebilir. Bunu da insanlar herhangi bir doğaüstü gücün yardımıyla değil kendi akıllarıyla başarabilirler. Nietzsche’ye göre Platon kendi kendisini aldatmaktadır, çünkü mağaranın dışında başka bir dünya yoktur. Zincirlerden kurtuluştan ve mağaranın ağzına tırmanıştan söz etmek mümkün olabilir fakat mağaradan çıkıştan söz etmek mümkün değildir. İşte mağaranın karanlığı içinde, zincirlerinden kurtulup, bu tırmanışı onun anlamsız olduğunu bile bile tekrarlayan, bu acımasız hakikati kabul edebilecek kadar güçlü olup gülebilmeyi beceren insan, Nietzsche’nin üstün insanıdır. ” Bu gösteriyor ki; Nietzsche’nin üstinsanı doğaüstü güçlere sahip bir yaratık değil, aklını kullanabilen insandan daha üstün bir varlıktır.

       “Ben insanlara ilk gidişimde, bir delilik işledim; pazar yerinde göründüm. Ey yüksek insanlar, benden şunu öğrenesiniz pazar yerinde kimse yüksek insanlara inanmaz. Yığın göz kırpar: Yüksek insan diye bir şey yoktur hepimiz eşitiz Tanrı önünde.

Ama Tanrı öldü artık! Ey yüksek insanlar bu Tanrı sizin en büyük tehlikenizdi. Ancak o mezara gireli dirildiniz siz. Tanrı öldü artık üstinsan yaşasın istiyoruz biz. ”
Nietzsche’nin bu sözlerinden de anlaşıldığı gibi; üstinsana ulaşmada insanın önündeki en büyük engeli Tanrı olarak görmektedir. Tanrı’ya olan inancın insanların yenmesi gereken bir saplantı olduğunu düşünmektedir.

“İnsan, hayvanla üstinsan arasına gerilmiş bir iptir. İnsanda büyük olan onun köprü olmasıdır: insanda sevilebilecek olan onun karşıya geçiş ve batış olmasıdır. ”
 
         Nietzsche insanın üstinsana geçişte bir araç olduğunu vurgulamıştır.Ona göre insanın işe yarayan yönü üstinsana geçişte bir köprü vazifesi görmesidir.
 

11.09.2004 22:50:56
GÜÇ İSTEMİ

      “Yaşamla karşılaştığım her yerde güç istencini buldum: Boyun eğen kişinin iradesinde bile efendi olma iradesini buldum; der Zerdüşt. ”

        Nietzsche bütün insanların içinde güce sahip olma ve egemen olma isteğinin bulunduğunu ileri sürer. İnsanlar birbirlerinden ne kadar farklı olursa olsun, birbirlerine ne kadar zıt olursa olsun hepsinin içinde güçlü olma dürtüsü vardır. “Ona göre, bütün varlığın temelinde daha güçlü olmaya yönelmiş bir istek vardır. Nietzsche canlı olanın, yaşayanın bulunduğu her yerde güçlü olma isteğinin bulunduğunu söyler. Yaşamın temel nedeni, güçlü olma isteğidir. İnsanoğlu yalnızca kendini korumak ve yaşamak istemez; insanoğlunun asıl istediği güçlü olmaktır. Güç istemi kendisini hiçbir sınır tanımadan her yöne fırlamak, her tarafa saldırmak şeklinde gösterir. Fakat bu, hayvani ve vahşi olan bir şeydir. Oysa insanı insan yapan şey, kendisinde ki güç istemini koruyup yönlendirebilme yeteneğidir. Üstinsan, başkalarından çok kendisini aşabilen; başkalarının değil de kendi kendisinin efendisi olabilen insandır.    
 
         Nietzsche’ye göre yaşamın temelinde güçlü olma isteği bulunduğundan eşitlik, toplumsal barış ve çıkarlarda uyum söz konusu olamaz. Nietzsche Hristiyanlığın ahlak anlayışının bir yanıltmaca olduğunu söylemiştir. Nietzsche acıma ve sevgi ahlakını güçlü insanı yolundan çeviren, onu güçsüz insanlar düzeyine indiren bir tuzak olarak görmüştür. ” Nietzsche’ye göre iki tip ahlak anlayışı vardı: Efendi ahlakı ve köle ahlakı olarak. Hristiyanlık ona göre bir köle ahlakıydı. “Köleler eşitlik şampiyonuydular ve herkesin öyle olmasını istiyorlardı. Köle ahlakı,değer yargıları üretemez ancak daha önce varolanlara boyun eğer ve yasa korkusu içinde yaşardı. ” Nietzsche’ye göre köle ahlakı insanın üstinsana ulaşmasında ki engellerden birisidir. Üstinsan acıma ve sevgi duygularına sahip olmayan, efendi ahlakı ile donatılmış insandır. Köle ahlakına sahip insanların içinde bile güç istenci vardır.
 

11.09.2004 22:51:27
TARİH  ÜZERİNE  GÖRÜŞLERİ
 
        Nietzsche’ye göre yaşam tarihin hizmetine gereksinim duyar, fakat tarihin aşırıya kullanılışı da yaşam için zararlıdır.

        Nietzsche tarihi anıtsal tarih, eskiyi koruyucu tarih ve eleştirici tarih olarak üç türe  ayırmıştır. Tarihle her şeyden önce etkin ve güçlü olan kimseler ilgilenir. Etkin olan kimsenin amacı çoğu zaman kendi mutluluğu değil de bir ulusun mutluluğu veya insanlığın mutluluğudur. Etkin olan kişinin eline, tarihe (dünyaya) kendisinden sonra gelecekler için öğüt verici, uyarıcı, yol gösterici olmak dışında çoğu kez hiçbir şey geçmez. İşte anıtsal tarihle de böyle etkin savaşçı kişiler ilgilenir. Diğerleri ise yalnız hayatta kalabilmeyi düşündüklerinden, anıtsal tarihin zorluklarıyla baş etmeyi göze alamazlar. Nietzsche’ye göre tarihi anıtsal açıdan ele almak kişiye; cesaretle yoluna devam etme becerisini kazandırır. Diğer bir tarih görüşü de eskiyi koruyucu tarihtir. Bu tarihle de koruyan ve saygı duyan, geldiği yere bağlı olan kişi ilgilenir. Böyle kimse içinde yetiştiği koşulları kendisinden sonra gelecek olanlar için korumak ister ve bunun soncunda da yaşama hizmet etmiş olur. İçinde yaşadığı kentin tarihini kendisinin tarihi gibi bulur. Aslında Nietzsche’nin bu tarih anlayışı günümüz insanının kendi tarihi eserlerini koruması yolunda çok güzel bir görüş sayılabilir. Fakat Nietzsche’ye göre burada bir tehlike ortaya çıkar. Bir ulusun geçmişe bu denli bağlanması eskiye saygı göstermeden ortaya çıkan yeni olan her şeyi geri çevirmesine yol açar. Bundan dolayı da tarih yaşamın sürüp gitmesine engel olacak ve daha yüksek bir yaşamın oluşmasını engelleyecektir. Bu tarih yaşamı korumayı bilir fakat yaşatmayı bilmez. Nietzsche bu yüzden de bir diğer tarih türü olan eleştirici tarihe ihtiyaç duyulduğunu düşünür. İnsanın yaşayabilmesi için geçmişi zaman zaman yargılaması gerektiğine inanır. Yani geçmişin sorgulanarak mahkum edilmesine inanır. Bu ona göre çok tehlikeli bir yöntemdir. Bu yargılamayı yaparak yaşama hizmet eden insanlar her zaman tehlikede olan insanlardır. Çünkü insanlar kendilerinden önceki kuşakların kalıntısı olduğundan bu kuşakların yanlış davranışlarından asla bütünüyle kopamazlar.

         Nietzsche bir çağın tarihe aşırı ilgisinin yanında, aşırı doymuşluğunun da zararlarından bahseder. Bu doymuşluk yüzünden bir çağ adalete geride bıraktığı her çağdan daha fazla sahip olduğu yanlışına kapılır, ulusun beraberlik duyguları dağılır ve yine bu aşırılık yüzünden insanlarda gecikmiş ve sonradan gelen bir soy olmak inancı ortaya çıkar.

        Nietzsche tarihçilerin olayları yaşadıkları zamana göre değerlendirdiklerini düşünür. “Hiçbir tarih yazımının nesnel olmadığını, tarihi her anlama çabasının belirli bir bakış açısına yaşamsal gereksinimlere göre şekillendiğini savunur.”  

       Nietzsche’nin diğer bir ilginç görüşü de gençliğe tarihsel eğitim verilmesinin yanlış olduğudur. Genç adam yaşamı öğrenmeden kafasını geçmiş çağlarla ilgili bilgilerle doldurmak onun yaşamı kavrama kabiliyetini köreltecektir. Nietzsche’ye göre tarih ancak öğrenilmiş bir yaşamın hizmetinde kullanılabilir.
 

11.09.2004 22:52:04
SONUÇ

         19. yüzyıl düşünürlerinden Nietzsche kendine özgü bir tarzla yaşamı sorgulamıştır.

         Papaz olmak için yola çıkmışken neden Tanrı’nın öldüğünü düşünen bir ateist haline geldiği çok tartışılmıştır. Felsefe, psikoloji, tarih bilimlerinde görüş bildirmiştir. Onun görüşleri genelde çağıyla zıt düşünceler olmuştur. “Güçlülük iradesi ve üstinsan düşüncelerinin şiddete dayanan ideolojileri özelliklede faşizmi ve anarşizmi etkilediği bir gerçektir. ” “Nietzsche’den etkilenen edebiyat düşünürleri arasında Thomas Mann, Herman Hesse, Andre Gide, Stefan George gibi isimler sayılabilir. Düşünce alanında ise etkilediği filozoflar arsında Max Scheller, Karl Jaspers, Martin Heidegger ve Michael Foucault vardır. Psikoloji’de ünlü psikolog Sigmund Freud başta olmak  üzere, Alferd Adler ve Carl Gustav Jung gibi kuramcılar birçok görüşlerini Nietzsche’ye borçlu olduklarını beliritirler.

_________________________________

Yazı bu şekilde tamamlanmış, buyrun söz sizde...
 

26.10.2004 21:53:08
Nietzsche' nin atesit olup olmaması ne farkeder ki,çünkü kendisiyle ilgili bir şey bu,bir insanın nasıl düşündüğü ,neyi düşündüğü,ne kadar düşündüğü sorusunda cevap olarak direkt bulunmuyor en azından her zaman.
Ayrıca...
Kaliteli zihinlerin bir özelliği yanlış üretirken dahi kaliteli bir yanlış üretmeleridir.Yani bu yanlış başka bir doğrunun yol arkadaşı olabilir,doğrularını onaylamıyorsan da yanlışlarında yolun için yollar için bir çok öncül ara yol keşfedebilirsin,ama en iyi anahtar gene de kendi zihnindir.


Sayfa: [ 1 ]