SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Felsefe

Konu: Felsefenin Türlü Çeşitleri Üzerine

Sayfa: [ 1 ]

16.10.2006 23:02:29

Mânevi felsefe,   yani   insan tabiatının ilmi, herbiri kendine mahsus değeri bulunan ve insanlığın eğlenmesine, bilgilenmesine ve iyileş­mesine yardım payını getirebilecek olan iki ayrı metotla ele alınabilir.  Birisi insanı, asıl aksiyon için    yaratılmış,  girişmelerinde, zevklerine ve duygularına kapılan, ve eşyanın görünürdeki de­ğeriyle, kendilerini içinde: bulundukları görüş tarzına göre, bu eşyanın birini arayıp diğerinden uzaklaşan bir varlık sayar. Erdemin, bütün şeyler arasında, en değerlisi olduğu kabul edildiğinden, bu ekolün filozofları,   şiirle   güzel   söz  söyleme sanatının bütün yardımlarından faydalanıp konu­larını ele almak için hem hayal gücünü doyur­maya hem de kalbe hıtabetmeye en yüksek dere­cede elverişli olabilecek kolay ve açık bir tarzı benimsiyerek erdemi en hoşa giden renklere bü­ründürürler. Her günkü hayattan en göze çarpan hal ve misalleri seçer, birbirine zıt olan karakter­leri, gereğince, karşıtlık durumunda gösterir, ve, bizi, şeref ve saadet umgulariyle erdemin yolla­rına çekerek, bu yollar üzerine, adımlarımızı, en sıhhatli kurallar ve en ünlü örnekler sayesinde güderler. Bu filozoflar, bize düşkünlükle erdem arasındaki farkı duyurur, duygularımızı harekete getirip düzenlerler ve, yetişir ki kalblerimizi sa­dece dürüstlük ve gerçek şeref aşkına meylettirmiş olsunlar, böylece bütün emeklerinin tamamı ile ödenmiş olduğuna inanırlar.

Filozofların öteki zümresi, insana, aktif bir varlıktan ziyade, akıllı bir varlık  gözü ile bakar ve insanın ahlâkını işlemekten fazla akıl ve idra­kine şekil vermeye   önem   vera.   Bunlar,  insan tabiatını bir spekülâsyon konusu sayar,  bu tabi­atı   da,   idrakimizi  idare eden, duygularımızı meydana getiren ve bizi, filân şeyi, filân hare­keti veya falan davranışı öğmeye veya yermeye karar verdiren prensipleri bulmak amaciyle bu tabiatı dikkatli ve titiz bir incelemeye bağlı tu­tarlar. Kanaatlerince, felsefenin, henüz ahlâk, uslamlama ve tenkidin temellerini hâlâ tartışma götürmez surette tesbit etmemiş olması, ve doğ­ruyla yanlışın, reziletle erdemin,  güzellikle çir­kinliğin — bu ayrılıkların  kaynağını  belirtmeye gücü yetmeksizin— daima sözünü edip durması, yazarların hepsi için utanılacak bir şeydir. Bu fi­lozoflar, girişmiş bulundukları bu çetin   işin ya­pılması   yolunda, hiçbir   güçlükten yılmazlar; tersine, özel hallerden   hep daha genel prensip­lere çıkarak araştırmalarını  daha genel   olan prensiplere  kadar vardırırlar; ve her ilim için, insan merakının her türlüsünün   sınırını   belirt­meleri gereken şu ilk prensiplere kadar ulaşmadıkça, kendilerini doyurulmuş saymazlar. Bu fi­lozofların yürüttükleri düşünüş ve spekülâsyonlar, alelade okuyucuların gözüne soyut, cansız, hattâ anlaşılmaz gibi görünebilir: esasen .onların ara­dıkları da, kültürlü ve bilgin okuyucuların takdiri­dir; şu kadar ki eğer gelecek nesillerin eğitim ve öğretimine yardım edebilecek gibi bazı gizli hakikatlar keşfedebilirlerse, kendilerini, bütün ömürlerince harcadıkları emeklerin karşılığını bol bol görmüş sayarlar. (Smiley)

Şüphesiz ki kolay ve açık olan felsefe, ço­ğunluk tarafından, doğru ve çetin olan felsefeye her zaman tercih edilecektir; hattâ bu felsefe­nin, birçok kimselerce, yalnız daha ziyade hoşa gitmesinden değil, aynı zamanda, çok daha bü­yük bir fayda temin etmesi bakımından iyi kar­şılanacağı hiç şüphe götürmez. Bu kolay ve açık felsefe, zaten hergünkü hayata daha ziyade so­kulur, kalbi ve duyguları hem yetiştirir, hem de yoğurup şekillendirir; fazla olarak da, insanları aksiyona süren zemberekleri harekete getirmek suretiyle, hem insanların davranış ve gidişlerini düzeltir, hem de onları, gene kendisinin tasvir ettiği mükemmellik örneğine yaklaştırır.

Halbuki tıkız ve çetin olan felsefe, kendi gerektirdiği zihniyet dolayısiyle, iş güç ve aksiyon alanına so­kulmaktan güçsüz kaldığı için, filozof, kuytu köşesini bırakıp da aydınlık yüzüne çıkınca, or­tadan kayboluverir: prensiplerinin de bizim gi­dişimiz ve örf ve âdetlerimiz üzerinde azçok et­kilerini saklamaları, ancak güç halle mümkün olur. Kalbimizi dolduran duygular, tutkularımızın telâş ve taşkınlığı, ye duygulanımlarımızın şiddet ve galeyanı bu felsefenin vargılarının hepsini silip süpürür ve derin görüşlü filozofu, avamdan herhangi bir adam derecesine düşürür.

Ancak şunu itiraf etmek gerektir ki kolay olan felsefe, ötekininkinden hem daha sürekli hem de daha hak edilmiş bir şöhrete erişmişken boşlukta zihin yoranlar, şimdiye değin, ancak kendi çağla­rının ya heves ve kaprisinden, yahut da cahilliğin­den ileri gelme geçici bir ün edinmişe benziyorlar; zira «gelecek nesiller»denilen şu âdil yargıç önün­de adlarına hak kazanmış olduklarını ispat edeme­miş bulunuyorlar. Derin düşünen filozof, ince usavurmalarının akışını bir kere kollamaya ko­yulunca, herhangi bir yanlışlığa kolayca düşebi­lir; hele bu yanlışlığın kavradığı sonuçları mey­dana çıkarıp, kâh aykırı görünen kâh da orta malı olan görüşle açıktan açığa çatışan yargılar­dan ürkmedİ mi, o andan itibaren artık bu ilk yanlışlığı ister istemez bir başkasını meydana getirir. Halbuki gayesi sadece insanlığın sağdu­yusunu en lâtif ve en çekici renkler altında göstermekten ibaret bulunan filozof, kazara yanılsa bile, daha öteye gidemez: bu sağduyuya ve ruhun tabiî duygularına tekrar başvurarak, gene doğru yola döner ve tehlikeli kuruntu ve hayallere karşı kendini emniyete alır.

Bakınız işte, Cicero'nun nam ve şanı, bugün, bütün şaşaasiyle parlıyor,1 halbuki Aristo'nunki iyice sö­nüp gitmiş bile! La Bruyere, denizler demeyip hepsini aşmış ve sanını devam ettirmesini bilmiş; fakat Malebranche'ın angısı, kendi memleket ve çağının sınırlarını aşamadan kalmış. Hele Addison'a gelince, o, kim bilir, belki de Locke'un tamamen unutulup gitmiş bulunacağı bir zaman­da, hâlâ okunmakta devam edecektir.

David HUME

16.10.2006 23:06:47
Hume müspet sınırlar altında espirili bir adam! Acaba bilerek mi yapıyor! Smiley


Sayfa: [ 1 ]