SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Dış Politika

Konu: Fransızların Cezayir Soykırımı

Sayfa: [ 1 ]

Tigris 16.10.2006 21:36:22
Merhaba arkadaşlar öncelikle aranızda yeniyim, bundan dolayı herhangi bir kural hatam olursa affola.. Fransız Meclisi'nin "Sözde Ermeni Soykırımı" nı kabul etmesi üzerine bildiğiniz gibi ülkemiz dış politikada küçük düşmüştür..

Bunun üzerine bende binlerce Fransız  sitesinin anasayfasında "tekzip" kullanmak amaçlı geniş bir araştırmaya girdim.. Yalnız elde ettiğim kaynaklar çok fazla yeterli ve ayrıntılı değil.. Bu konu hakkında herhangi bir resim ya da yazılıl kaynak bulduğunuz da paylaşırsanız mutlu olurum.. Herkese kolay gelsin.. İyi çalışmalar..

kiya 17.10.2006 17:59:18
eveeek, geldik yine yumuşacık karnımıza. şimdi, fransızlar ermeni soykırımı'nı inkar yasası yapıyorlar ya, biz de boş mu duracağız, cezayir soykırımı yasa tasarısı yapacağız. yine uluslararası toplumu kendimize güldüreceğiz, yine politik arenada kararlı ve ciddi duruşlar inşa etmek yerine abesle iştigal eyleyip, fransız ürünlerini boykot edeceğiz. yine şu cumhuriyet tarihi boyunca başımızı ağrıtan ve ab süreci ile ağrısının artacağı da zaten öngörülen ermeni meselesini masaya yatırıp, çözümler üretmek yerine bağırıp çağıracağız.

neyse, bunlar bizi aşan şeyler; önce bir fıkra anlatalım:

efendim, soğuk savaş atmosferinde geçiyor fıkramız, sscb sağ iken yani.

işte o zamanlarda bir amerikalı, rus arkadaşını ziyarete gitmiş. rus, arkadaşını gezdirirken sürekli sovyetler'i övüyor. sonunda metroya inmişler. rus demiş ki, "bak bizim metro bir saniye bile gecikmez, göreceksin." beklemişler, kalkış saati gelmesine karşın trenimiz ortada yok imiş. 5 dakka geçmiş, yok, 10 dakka, hala yok 15 dakka sonra bizim rus, amerikalı'ya dönmüş ve:

- ee, siz de zencileri katlettiniz ama, demiş!  Tongue

...σzαη... 17.10.2006 18:05:06
adam sizden yardim icin bi talepte bulundu,sen fikra anlatiyosun...zaten sizin gücünüz anca bana yeter.... Smiley

kiya 17.10.2006 18:19:42
sonra, cezayir soykırımına gelirsek, önce bir soykırım tarifi yapmak gerekir sanırım:

uluslararası ceza mahkemesi'nin roma statüsüne göre soykırımın tanımı 6. maddede yapılmaktadır. bu maddeye göre soykırım, bir milletin, etnik, dini bir grubun veya bir ırkın tamamını veya bir bölümünü yok etmek amaçlı yapılan aşağıdaki davranışlardır:

(a) grup üyelerini öldürmek;
(b) grup üyelerine ciddi fiziki veya zihinsel zarar vermek;
(c) grup üyelerinin yaşam şartlarına, grubu fiziksel olarak yok etme amaçlı zarar vermek;
(d) gruptaki doğumları kasıtlı olarak engellemek
(e) grubun çocuklarını zorla başka bir gruba transfer etmek

birleşmiş milletler'in 1948 tarihli "soykırımın önlenmesi ve cezalandırılması sözleşmesi"ne göre bir eylemin soykırım olarak nitelendirilebilmesi için, belirli bir insan topluluğunun; milliyeti, ırkı, etnik kökeni veya dini dolayısıyla yok edilmesi niyetinin bulunması gerekir.

tarih, yukardaki tanımlara uyan nice soykırım kaydetmiştir ki, en önemlisi de beyaz adam'ın kızılderililere uyguladıklarıdır. yine aynı beyaz adam, afrika'dan toplayıp getirdiği karaderililere de benzer eylemler de bulunmuştur.

elbette soykırım hukuku'nu oluşturan en önemli olay, hitler'in yahudiler'e yönelik uygulamalarıdır ki, tarihin gördüğü en acımasız ve en alçaltıcı uygulamalardan biridir.

buradan hareketle, öncelikle söylenmesi gereken, bir eylemin soykırım olarak nitelenmesi için, bu eylemin sonucunda kaç kişinin öldüğüne değil, soykırım tabiri içinde "milliyeti, ırkı, etnik kökeni veya dini" nedeniyle bu eylemlere maruz kaldığına bakılması gerekir.

nitekim ikinci savaşta 6 milyon civarında yahudi yaşamını yitirmişken, 20 milyon sscb vatandaşı ölmüştür. ancak sscb vatandaşları için bir soykırım iddiasında bulunmak mümkün değildir. üstelik, almanlar'a esir düşen sscb vatandaşları da toplama kamplarında toplanmış ve yahudilerle benzer kaderleri paylaşmıştır. ancak, sscb vatandaşları için söyleyebileceğimiz, orada bulunmaları "milliyeti, ırkı, etnik kökeni veya dini" nedeniyle değil, savaşta düşman saflarında bulunmalarından dolayıdır.

buradan hareketle, söyleyebileceğimiz şudur. cezayir'de bir soykırım iddiası olacaksa, yukarıdaki "uluslararası hukuk" tanımlarına uyması gerekir. eğer cezayir için bir soykırım tabiri kullanılacaksa eski sömürgecilik biçimlerine maruz kalan her ülkenin soykırıma uğradığını düşünmek de gerekebilir.

bu nedenle türk siyasetinin cezayir soykırımı yasa tasarısının ardından vietnam'dan angola'ya kadar bir dizi soykırım tasarısını daha meclise taşıması yerinde olacaktır.

yeniden cezayir meselesine dönecek olursak, fransa cezayir'de çok büyük insanlık suçlarına imza atmıştır. ancak yazımız yine uzadı, bunları da az sonra yazalım isterseniz. Smiley

şimdilik şunu söylemekle yetinelim:

Türkiye, Cezayir'in 1954-1962 yılları arasında Fransız sömürgeciliğine karşı verdiği ulusal kurtuluş savaşı sırasında Fransa'ya destek vermişti.

kiya 17.10.2006 18:35:29
Fransız yönetimi altında 1,5 milyon kişi hayatını kaybetmiş(Scotsman, 17 April 2006), çok sayıda kişi de işkence ve kötü muameleden geçmiştir. Cezayirliler bu olayları 'Cezayir Soykırımı' olarak adlandırırlar.

Fransa soykırımı kabul etmek bir yana, olaylardaki sorumluluğunu dahi kabul etmiş değildir. Paris Hükümeti'ne göre tüm bu olaylara tarihçilere bırakılmalıdır.

Cezayir Devlet Başkanı Abdulaziz Bouteflika ise Fransa'nın Cezayir'de sadece insanlara karşı değil, insanların kimlikleri ve kültürlerine karşı da bir soykırım uyguladığını iddia etmiştir.

Cezayirli üst düzey bir idareci olan ve Mayıs 1945 Vakfı'nın Başkanı Muhammed El Korso "Fransızlar ve uluslararası kamuoyu bilmelidir ki Fransa Mayıs 1945'de gerçek bir soykırım işlemiştir" demiştir.BBC

Yine Cezayir Devlet Başkanı Abdülaziz Bouteflika da "Cezayir sömürgecilik ve bağımsızlık savaşı dönemlerinde işlenen tüm bu suçların Fransa tarafından kabul edilmesini beklemeyi hiçbir zaman bırakmamıştır" demiştir.BBC

Cezayir 2005 yılında da Fransa'dan sömürgecilik dönemi suçları nedeniyle özür dilemesini istemişti. Sadece 1945 Mayıs ayında 45.000 Cezayirli Fransız güçleri tarafından katledildi.

kiya 17.10.2006 18:40:38
cezayirliler'in soykırım iddialarındaki en büyük olay, 1945'te gerçekleşen setif katliamı'dır.

Setif katliamı Cezayirli göstericilerin üzerine Fransız sömürgeci güçlerin ateş etmesiyle başlamıştır. 8 Mayıs 1945'de, yani Almanya'nın savaştan çekildiği tarihte yaşanmıştır. Almanya'ya karşı savaşta bir çok Cezayirli gönüllü de savaşmış olmasına karşın, Fransız sömürgeciler bunun karşılığını Cezayir'de katliam yaparak göstermişlerdir. Bu zıtlık bugün dahi Cezayir'de yaşanan kızgınlığın en önemli nedenidir.

Setif'de göstericiler Cezayir için yeni hak taleplerinde bulunmuşlardır. Bunun üzerine Fransız ordusu çok aşırı bir güç kullanımına gitmiştir. Sabah 8-9 sularında 'Vive l'independence' (Yaşasın Bağımsızlık) diye yürüyüşe geçen göstericiler ilk önce Cezayir bayrağı taşıyan göstericilerin vurulmasıyla şaşkına dönmüşlerdir. Setif'i 'Fransız toprağı' sayan Fransız askerleri için Fransa bayrağından başka bir bayrak taşımak ölmek için yeterlidir. Ordu içinde Fransız kökenliler dışında Afrikalı Fransız askerler de vardır. Fransa özellikle Müslümanlar dışındaki Cezayirli azınlığı da Müslüman direnişi kırmak için kullanmıştır.

Gösteri kısa sürede sert bir şekilde bastırılmış ve bastırma işlemi katliama dönüşmüştür. Setif ve yakınlardaki Guelma ve köylerinde çok sert saldırılar yaşanmış ve en az 45.000 sivil öldürülmüştür. Fransız kaynakları bu rakamı 1.500'e kadar indirmekteyse de bağımsız kaynaklar bunun çok daha fazla olduğunda mutabıktır.

Saldırılarda sadece piyadeler değil, hava kuvvetleri de kullanılmıştır. Çevre köyleri düzenli olarak bombalanmıştır. Böylesine ağır bir saldırı ve hava bombardımanında sadece 1.500 kişinin öldüğünü savunmak olayı basite indirgemek olur. Zaten Frans da ortada çok sayıda kanıt olması nedeniyle rakamını 10 mislinden fazla arttırarak 20.000'e çıkarmıştır, ki bu dahi düşük bir rakamdır.

Olaylarda 100 civarında beyaz Fransız sivilin de öldüğü söylenmektedir. Ancak Fransız kaynakları bu sivillerin ölümüne Cezayirli yerlilerin ölümünden daha çok önem verir. Ayrıca Setif Katliamı'nı da Fransız askerlerinden çok ordu içindeki Afrikalı askerlerin yaptığını öne sürer. Oysa ki emirleri verenler de, olaylara komuta edenler de Fransız askerlerdir ve katliamlarda bizzat Fransız askerler görev almıştır. Saldırılar günlerce sürmüştür.

Şubat 2005'de Fransa'nın Cezayir Büyükelçisi Hubert Colin de Verdiere olayları 'gerekçesi olamayacak bir trajedi" olarak tanımlamıştır. Bunun  dışında da resmi bir özür gelmemiştir. Cezayir en üst düzeyde özür beklemiş, ancak Fransız Başbakanı bu tür olayları yazmanın tarihçilerin işi olduğunu iddia etmiştir. Verdiere'nin sözleri Fransız bir yetkilinin ağzından Afrika'daki katliamlar için çıkan tek üzüntü ifadesidir.

Cezayir Hükümeti ise Setif Katliamı'nı bir soykırım olarak görmektedir. 2006 yılının Mayıs ayı başında Cezayir Devlet Başkanı Abdulaziz Bouteflika Fransa'yı 45.000 Cezayirlinin katledildiği Setif Katliamı'ndaki rolünü kabul etmeye ve özür dilemeye çağırdı.

Bouteflika olayları şöyle tanımladı: "8 Mayıs 1945 katliamının paradoksu kahraman Cezayirli savaşçılar Afrika'Nın ve Fransa'nın onur ve çıkarlarını korumaktan, Avrupa'da cepheden dönerken, Fransız yönetimi barışçıl göstericilerin üzerine ateş açtı."

Olaylar Fransa'nın 1830-1962 arasındaki sömürge yönetiminin en karanlık sayfalarından birini oluşturmuştur. Cezayir bu olayları soykırım olarak tanımlamış ve Paris Hükümeti'Ni de bu tanımı tanımaya çağırmıştır. Ayrıca Cezayir bağımsızlık savaşı boyunca Fas ve Tunus sınırlarına mayınlar döşeyen (3 milyon kadar) Fransa'dan bu mayınların temizlenmesine yardım etmesini de istemiştir.

torq 19.10.2006 00:10:42
Öncelikle bu başlığın açılmasının Türkiye'de yaşanan Ermeni olaylarını aklamanın gerekçesi olmayacağını, iki yanlışın bir doğru etmeyeceğini bilmemizin zorunlu olduğunu belirterek söze başlamak isterim. Fransızların Cezayir'de yaptığı yanlışın bizim yaptığımız yanlışla bir bağının kurulmaya çalışılması, " ben yanlış yaptım ama sen de yanlış yapmıştın, o halde bana bir şey söyleme yanlışları kabul etmeyelim" mantığıyla hareket edildiği anlamına gelir. Kısaca Fransızlar ya da başkaları bir yerde insanları yok etseler de etmeseler de biz kendi insanlarımıza ne yaptığımızın hesabını vermek ve gerekirse bu konuda özür dilemek zorundayız.
Bunları söyledikten sonra, kiyanın yazmadıklarını yazarak konuya devam edebilirim.

..........
Ekmek Ayaklanması olarak bilinen ve 1984-1987 arasında gerçekleşen kitle gösterileri İslamcı akımları siyasi ve örgütsel muhalefet haline getirdi. 1988'de doruğa varan eylemlerle giderek güçlenen İslamcılar 30 Mart 1989'da İslami Selamet Cephesi'ni (FIS) kurdular. FIS, 6 Eylül 1989'da onaylanarak yasal bir parti haline geldi ve 28 yıl aradan sonra yapılan ilk seçimler olan 1990 yerel seçimlerinden birinci parti olarak çıktı. Bu sonuç üzerine 27 Haziran 1991'de yapılması gereken genel seçimlerin ertelenmesi için parlamentoya kanun taslağı sunulunca, FIS lideri Abbasi Medeni sivil isyan başlatma kararlarını açıklayarak halkı meydanlarda oturmaya ve sokaklarda yürümeye çağırdı. 10 gün süren ve yer yer kanlı çatışmalara dönüşen "Sivil İsyan" Haziran 1991'de sıkıyönetimle durdurulmak istendi. Ancak bu durum İslamcıların daha da güçlenmesine yol açtı. Halkı cihada çağıran FIS, kendisine bağlı yerel yönetimlerde de ülke bayrağı yerine İslamcı sembolleri koydurdu. Ordu ve polis ise göstericilere saldırdı. FIS'in önde gelen yetkililerinden üç kişinin partiden ayrılarak Abbas Medeni'yi suçlamasının ardından harekete geçen polis FIS'ın merkezini basarak Abbas Medeni ve yardımcısı Ali Behac'ı tutukladı.

1991 sonunda yapılan genel seçimlerin birinci turunda FIS'in büyük başarı sağlamasından sonra seçimlerin ikinci turu iptal edilerek ordunun direktifleriyle FIS, "demokrasiyi tehdit eden şeriat partisi olduğu" gerekçesiyle kapatıldı. Ardından Cumhurbaşkanı Şadli Bin Cedid de ordunun baskısıyla görevinden istifa etti. Ülke yönetimi sürgündeki ulusal kurtuluş savaşı kahramanı Muhammed Budiyaf başkanlığındaki beş kişilik Yüksek Devlet Konseyi'ne devredildi. Cunta Avrupa Topluluğu tarafından desteklendi ve cuntaya milyonlarca dolar kredi açıldı.

FIS'in ileri gelenleri tutuklandı. Bundan sonra FIS, hükümete karşı gizli mücadele yürütmeye başladı.

Bu gelişmelerin ardından çatışmalar hiç durmadı.

1991 sonunda yönetime el koyan Fransa destekli cunta hükümeti, ülkede Fransız emperyalizminin denetimini pekiştirmeye başladı. ABD emperyalizmi de Cezayir'deki çıkarlarını korumak için manevralarını yoğunlaştırdı. FIS ilk dönemlerinde anti-emperyalist bir nitelik taşısa da daha sonrasında gericileşmiştir. 1995 yılında Roma Platformu'nda FLN ile birlikte yayınladığı yazılı açıklamada Cezayir'deki kapitalist düzeni değiştirme hedefinde olmadığını vurguladı.

1992'de cuntayla Başkanı Budiyaf arasında çıkar çelişkileri yoğunlaştı. Aynı yılın Haziran'ında ise Budiyaf islamcılara maledilen bir suikastla öldürüldü. Ardından FIS liderleri yargılanıp 12 yıl hapse mahkum edildiler. Bu gelişmeler üzerine ülke genelinde pek çok kitlesel ve şiddet eylemi gündeme geldi. Bu eylemler bir anlamda da bugüne uzayan yoğunlaşmış çatışmaların başlangıcını teşkil eder.

Kasım 1995'de yine seçimler yapıldı. Seçimler sonucunda 1994'de göreve getirilen Emin Zerval yüzde 60 oy alarak devlet başkanı oldu. 5 Haziran 1997'de Cezayir'de yine seçimler vardı. İktidarın, ortamı yumuşatmak, kendi gücünü pekiştirmek ve varlığını meşrulaştırmak için gündeme getirdiği bu seçimleri FIS boykot ederken "ılımlı İslamcı" olarak nitelendirilen Mahfut Nahnah liderliğindeki Toplumsal Barış Hareketi seçimlere katıldı. Tabii bu seçimleri de devletin tam desteğiyle Cumhurbaşkanı Zerval'in desteklediği Demokrasi İçin Ulusal Birlik Partisi kazandı. Bu arada FIS lideri Abbas Medeni de 15 Temmuz 1997'de serbest bırakıldı.

FIS bu süreçte iktidarın manevralarını bozacak bir politika geliştiremedi. Seçim boykotu umduğu boyutta olmadı. Ancak iktidar da FIS'ı tam olarak tasfiye edemiyordu. İşte bu ortamda halka yönelik katliamlar yapılmaya başlandı.

Eylemleri yaptığı iddia edilen gruplardan biri GIA'ydı. GIA'nın batıdaki temsilcisi olan El Cemaa Grubu ise 1997'deki genel seçimlerden sonra "Tavrımız" başlığı altında 14 sayfalık bir bildiri yayınlayarak "Bizi gözü kapalı cinayet işlemekle suçlayanlara cevap veriyoruz. Biz ihanet edenlerle ve Cezayir iktidarını benimseyenlerle mücadele ediyoruz" diyorlardı.

FIS ise Cezayir'deki katliamlardan Zerval hükümetinin ve GIA'nın sorumlu olduğunu açıkladı ve 21 Eylül 97'den itibaren ateşkes ilan etti. FIS'in askeri kanadı İslami Selamet Ordusu (AIS) 1 Ekim'de ateşkes kararını yürürlüğe koyduğunu açıkladı. FIS ateşkesin kalıcı bir uzlaşma yolu bulunana kadar süreceğini belirtti.

http://www.kurtulus-online.com/eskisayilar/H-ICIN63/CEZAYIR.HTML

kiya 19.10.2006 03:11:36
ee, sayın torq, sanırım siyasi tarih dersine iyi çalışmamışsınız, böyle giderse benden bir sıfır alacaksınız haberiniz olsun.  Smiley Smiley

neden derseniz, bu "cezayir soykırımı" olarak adı geçen olaylar; son islamcı militanların eylemleriyle ilgili değil, fransız yönetimi altında iken verilen bağımsızlık mücadeleleri sırasındaki olaylardır. cezayir'deki bu iki gelişme, tamamen birbirinden bağımsız olaylar olmasına karşın, ikisi de cezayir halkı için ağır sonuçlara yol açmıştır. nitekim, fransızlar'a karşı bağımsızlık direnişinin önderi olan FLN (ulusal kurtuluş cephesi), islamcı hareketi (FIS) bastırırken, fransızlar'ın uyguladığı yöntemlerden geri kalmamıştır. bağımsızlık mücadelesi sırasında 1,5 milyona yakın cezayirli hayatını kaybetmişken, düşük yoğunluklu bir iç savaş olarak da nitelenebilecek FLN - FIS çatışmalarında ise 600 binden fazla insan yaşamını yitirmiştir.

ne yazık ki, ikinci çatışma, cezayir'de seküler sistemin savunucularından olan ve arap toplumuna göre daha açık bir yaşayış sergileyen berberiler açısından gerçek bir kabus haline gelmiş, ve berberi toplumu, gerek islamcı güçler ve gerekse hükümet güçleri tarafından sürekli saldırıya uğramış ve bir çok insanını yitirmiştir.

cezayir soykırımı adandırmasına gerekçe gösterilen en önemli vaka olan, setif katliamı'na değinmiştik. cezayir'deki insanlık suçlarının en önemli halkası olan general aussaresses'in işkence yöntemlerine, aynı generalin yakın zamanda anılarını topladığı kitabına, bu kitapta, "bugün olsa yine yaparım" deyişine, henri alleg'in sorgu kitabında cezayirliler'in uğradığı işkenceleri nasıl anlattığına, bu kitabın fransa'da uzun süre yasaklı bulunmasına, jean paul sartre önderliğindeki fransız aydınlarının cezayir halkıyla dayanışmak ve fransız terörünü durdurmak için yürüttükleri kampanyalara da değineceğiz elbet.

ama saat geç. yakın zamanda bunları da eklerim gençtürk bey oğlum. ama, cezayir direnişçilerinin amansız terör yöntemlerine, halkı isyana teşvik etmek için hiçbir özen göstermeden her türlü sivil hedeflere yaptıkları saldırılara da değinmemek olmaz.

anlatırız hepsini gençtürk, yalnız şimdiden söyleyeyim ki, bu bilgileri yalnız ve ancak, insanlığın aynı karanlık koşulları "hiçbir yerde ve hiç kimse için" yaşamaması için kullanırsanız bir anlamı olur. gerisi abesle iştigal olacaktır ki, genç dimağınızın bu yolu seçmemesini dilerim.

Tigris 17.12.2006 17:21:50
İlginiz ve yardımlarınız için teşekkürler..


Sayfa: [ 1 ]