|
||
| “Allah’tan başka tanrı yoktur!” Her kabilenin (komünün) kendisinden geldiğine inandığı “put”unun (toteminin) olduğu bir toplum yapısı, Sasani ve Bizans imparatorluklarının çürümesi nedeniyle tıkanmış Orta Yol’dan Güney Yolu’na kaymış dünya ticaret yolları üzerindeki Mekke ve Medine şehirlerinde her yerde olduğundan daha fazla var olan iktisadi ilişkilerle çelişki içindeydi. Bir yanda o zamanın ölçüleriyle dünya ticareti, diğer yanda kendi kabilesinden ötesini görmeyen, her birinin ayrı hukuku olan, her kabilenin birbirine düşman ve kan davalı olduğu bir toplumsal yapı. Allah’tan başka tanrı olmadığını söylemek, bu toplumun, artık onun yaşama ve gelişmesi önünde katlanılmaz bir engel haline gelen kandaşlığa, yani totemlere, putlara dayanan üstyapısını parçalamak, onun yerine tüm insanların aynı tanrının yarattığı Adem ve Havva’dan geldiğini, dolayısıyla eşit ve kardeş olduğunu söylemek, hepsini aynı hukuka bağlamak anlamına geliyordu. Kabe’deki putların parçalanması veya yakılması; her kabilenin kendisinin soyundan geldiğini kabul ettiği totemlerin yıkılması, kandaşlık ilişkilerinin yıkılması; totem ya da kan kardeşliği yerine; tüm insanların kardeşliğine inananların kardeşliğinin geçirilmesiydi. Totem, soyu ve kandaşlığı belirleyerek on binlerce yıl boyunca, hem toplumsal örgütlenmenin temelini oluşturmuş, hem de yine bu kardeşler arasındaki cinsel yasakların yol açtığı bilinç-bilinç altı zemberekleriyle süblimasyonun dolayısıyla insanın hayvanlıktan çıkışının yolunu açmıştı. Bu elli ya da yüz bin yıl boyunca, insan türünün yaşam savaşından başarıyla çıkmasını sağlamış üst yapı artık uygarlığın ve gelişen dünya ticaretinin önünde katlanılmaz bir engel haline gelmişti. Marks’ın deyimiyle, “Üretici Güçler o güne kadar içinde geliştikleri Üretim İlişkileriyle” çelişkiye girmiş ve toplum bir devrim dönemine girmişti. Bu devrimin bayrağında, “La İlahe İllalah” yazıyordu. Yani, aynı totemden gelenler değil, tüm insanların kardeş olduğuna inananlar kardeştir. Tüm insanların kardeş olduğuna inanmayıp da aynı totemden gelenlerin kardeş olduğuna inananlar, yani İslam’ın deyişiyle puta tapanlar ise, kardeş değil “kafir”dir. Onlara karşı “Cihat” yani kutsal savaş, yani devrimci mücadele gerekir. Hazreti Muhammet döneminin totemleri ve putları ne ise bu günün dünyasının ulusal bayrakları, devletleri ve sınırları da aynı şeydir. Ve üstüne üstlük, Muhammet döneminin puta taparları, bir insan kardeşliğinden bir dar grubun kardeşliğine dönmemişlerdi, onlar hep “cahiliye”de yaşamışlardı. Ama bu günün putları (yani ulusal bayrakları) ve puta taparları (yani ulusçuları) İslam ve Hristiyanlık gibi, insanların kardeşliğini önermiş büyük dinlerden sonra gelip, tüm insanların kardeşliği yerine, aynı dil, din, etni vs. ile tanımlanan bir ulusdaşlığı geçirmişlerdir. Bu günün dünyasında, ulusal bayraklar ve uluslar, Muhammet döneminin putlarından ve puta taparlarından bile insanlık için daha gerici bir engeldir. Tıpkı Muhammet’in o putlara karşı yürüttüğü devrim gibi bir devrim gerekmektedir. Tıpkı Muhammet’in o putları yakıp yıktığı gibi, bu günün bütün ulusal bayraklarını, devletlerini, sınırlarını yıkacak bir devrim gerekmektedir. Bu gün kendine Türk’üm Müslüman’ım, Hıristiyan’ım, Avrupalıyım, Arap’ım vs. diyenlerin hepsi kafirdir, hepsi putlara tapmaktadırlar. Onların Müslüman veya Hıristiyan’ım diye geçinmeleri gerçeği değiştirmemektedir. Bu günün dünyasında Müslüman olmak, tüm ulusal bayraklara, sınırlara, devletlere karşı her dinden, her dilden, her kültürden, her “ulustan” insanların eşitliğini ve kardeşliğini ve buna uygun dünya çapında bir üstyapıyı savunmaktır. Bu günün dünyasının Müslüman veya Hıristiyanları aslında birer puta tapardan başka bir şey değildirler. Bunlara karşı kutsal bir savaş gerekmektedir. Bu kutsal savaşın nasıl bir yol izlemesi gerektiğini yine bizlere Muhammet göstermektedir. O tek tek kabilelerin içinde, kabilelerin kardeşliğini isteyenleri iktidara getirmek gibi bir ham hayalin peşinden koşmadı. Yani çeşitli putların bir araya gelmesi ve aralarında bir uzlaşma yapması için uğraşmadı. Eğer benzetmek gerekirse, sosyalistlerin enternasyonal tasavvurları böyle bir anlayışa dayanır. Her kabilenin içindeki kabilelerin kardeşliğine inananların iktidara gelmesi. Bu bakımdan sosyalistler radikallikte Muhammet’in kenarına bile varamamaktadırlar. Muhammet çok daha devrimci bir yol ve strateji geliştirdi. Kan kardeşliğine karşı din kardeşliği. Böylece çok farklı kabilelerden tüm insanların kardeşliğine inananları bir tek bayrak altında birleştirerek, kan kardeşliğine karşı, yani putlara karşı savaş açmak. Bu gün insanlığın ihtiyacı olan tam da budur. Ulusların kardeşliği yerine tüm insanlığın kardeşliği. Ulusal devletlere, ulusal sınırlara, ulusal bayraklara, ulusçulara, yani bu günün kafirlerine, puta taparlarına ve putlarına karşı kutsal savaş. Ulusçulara ve uluslara karşı kutsal savaş. Ve bu devrim de tıpkı Muhammet’in devrimi gibi, bayrağına tüm insanların kardeşliğine inananların kardeşliğini yazacaktır. La İlahe İllallah!.. Yani, ne ulusal ne de dinsel ayrılıkları, sınırları, devletleri bayrakları tanımıyoruz. Tüm insanların kardeş olduğuna inananların kardeşliğine inanıyoruz. Buna göre bir toplumsal üstyapı için mücadele ediyoruz. Demir Küçükaydın |
||
|
||
| semavi dinler iyi veya kötü, doğru veya yanlış, gerçek veya sahte nasıl nitelersek niteleyelim aksini söyleyemeceğimiz ortak bir özelliğe sahipler: devrimcilik. tüm bu dinler içinde bulundukları toplumlarda iktidar erklerine karşı topyekün bir devrimci tehdit yarattılar. gelenekler, siyasal iktidarlar, otoriteler hep karşılarında oldu. destekçileri ise hep çaresiz bırakılmış proleterya idi. "la ilahe illallah" ın günümüz versiyonu "tek yol devrim" dir. dinler bu anlamda prolterya için tarihi süreçte bir soluklanma ve zafer imkanı yarattı. .. ancak diyalektik kendini göstermekte hiç gecikmedi.. daha bu devrimlerin duayenleri yaşarken bile kaybedilmiş cephelerini ufak ufak almaya başladılar ve proleteryanın yapıştığı silahı kendine geri çevirdi. dinler yine kendilerini vareden hedeflerin menziline girdi. dindar olmak devrimci olmaktır. dindar olmak dine karşı olmak demektir. dindar olmak la ilahe illah ı gerçek anlamı ile söyleyebilmektir. |
||
|
||
| Bu karşılıklı devrimlerin hepsi yaşama gelecek vaaden herşeye karşı ölümüne nefretin içgüdüsü! Devrimin tek amacı (Hristiyan, Müslüman, Anarşist) zehirleyici, güdükleştirici etkiden hasattır. "Tek yol devrimdir!" Bir yasa koymak isteyen doğruluk ayartıcıları, bir susama salgınına dahiller... Çünkü gönüllü açgözlülük sansüre tabi değil! Devrim bir mahkeme kurmak için var: Bu da fazlasıyla masum olma kertesinin sahteliği! Allah birdir: Bu tüm dinlerin onu ne kadar az anladığının temsilidir! |
||
|
||
| mücadele tabiatta var.. dinler/devrimler de iktidarlarla gizli bir hesaplaşmadır. yöntemsel olarak devrim fikrine ben de karşıyım. etki tepki müesseleri hep zıttına vuslata mahkumdur. yöntem konuşacaksak; kendini ve konumunu bilmek, geleceği düşmansız yaratmak olmalı derim. |
||
|
||
Alıntı sahibi: Blöf ve kör bir müslüman bitkisi belkide evrimsel basamakta en tepeye çıkmış olan beni öldürecek? enteresan değilmi? Bu ilginç vaka sayesinde tanrısal bir bakış yakalayabilirz belki! |
||
|
||
| İlkin şimdi uçurumun her iki yakası birbirinden ayrılmış. Tabiatta mücadele! Herşeyin iyi habercisi, veya ruhun felahı kendine doğru, büyümenin ön koşuluna doğru tecrübe edinimli bilgileri yontmaktır. Yeryüzü mutluluğuna karşı, bu yüksek yürekliliğe karşı gelip geçiçi pratikin kavranmış mücadelesini öne atmakda doğal bir yanılgamdır. Kurtarıcı tipleri öyle çarpıtılmış biçimde aktarılmıştır ki! Zıtların gizli hoşnutsuzluğunu bilinmiyor; insan eseri değil miydi o, aslında böyle bir kanının altında görüm var, ardında değil! Alıntı sahibi: deniz yöntem konuşacaksak; kendini ve konumunu bilmek, geleceği düşmansız yaratmak olmalı derim. Yöntem gereksiz! Çünkü yön tayini tinsel ışığa savaş açmaktır: İsteme! |
||
|
||
Alıntı “Allah’tan başka tanrı yoktur!” Allah’tan başka tanrı olmadığını söylemek, bu toplumun, artık onun yaşama ve gelişmesi önünde katlanılmaz bir engel haline gelen kandaşlığa, yani totemlere, putlara dayanan üstyapısını parçalamak, onun yerine tüm insanların aynı tanrının yarattığı Adem ve Havva’dan geldiğini, dolayısıyla eşit ve kardeş olduğunu söylemek, hepsini aynı hukuka bağlamak anlamına geliyordu. Bütün kesin, derin yapılı tinlerin deneyimi bunun tersini söyler. Kişi, atacağı her doğruluk adımı için, kendisiyle savaşmak zorundadır; yüreğinin, yaşam sevgisi ve güveninin bağlı olduğu herşeyi buna feda etmek zorundadır. Bu da ruh büyüklüğü gerektirir: doğruluğa hizmet, en güç iştir. —öyleyse, tinsel konularda dürüst olmak ne demektir? Kişinin kendi yüreğine karşı sert olması, kişinin «güzel duygular»! horgörmesi, kişinin her Evet ve Hayır'ı bir vicdan işi yapması! — —— inanç mutluluk verir: demek ki, yalan söyler... Nietzsche «Herkese eşit hak» öğretisinin zehiri! İnsanlar öz bakımından birbirlerinin tepeden aynıdırlar, yalnızca bu üstteki alıntı bir pazarlık örneğidir... Çıkarılacak ders: "Puta tapma" ile "Allah'a tapma" bir pazarlığın, iktisat isteminin içgüdüsel bir sahteliğin yanaşımıdır. |
||
|
||
| Bu tip yaklaşımlara cevabımı başka bir yerde ve başka bir Nickname ile vermiştim: http://www.melektozlari.com/mt/index.php?topic=213.msg585#msg585 ve ayrıca burada: http://www.melektozlari.com/mt/index.php?topic=238.msg711#msg711 |
||
|
||
| Sayın Ruler, Dinlerde, eninde sonunda, maddenin tabi olduğu bir yasaya tabi oldu, çürüme yani entropi yasasına, başlangıçtaki büyük paradigma değişikliği ve heyecan, yerini tedricen iktidar mekanizmasının egemenliğini meşrulaştırma aracı olmaya bıraktı. Tüm tek tanrılı dinlerin öyküsünde bunu görebilirsiniz. |
||
|
||
| "la ilahe illallah" ın anlamı "allah dan başka ilah yoktur" bunun tevhidi (devrimci) islamdaki anlamı insanın kendini siyasal, finansal, gündelik tüm iktidar merkezlerinin (ilahların) tahakkümünden kurtarmasıdır. ki bir kısım müslümanlar kendilerine tevhidi / devrimci müslüman derler. |
||
|
||
| çok uzunca yazılmış okumadım özür dilerim... la ilahe illallah la = yok ilahe=ilahlar illallah ..kilit burda.. ill = iki manada kullanılır 1.ancak 2. başka ALLAH= malum tercümeye gerek yok..bilmeyen bilenlere anlatsın(yazıda bir yanlışlık yok malum genelde hep bilmeyen anlatır şimdi benim yaptıgım gibi) şimdi toparlayalım.. 1.yok ilahlar ancak ALLAH 2.yok ilahlar başka ALLAH hangisi dogru siz karar verin islam temel ilkesi ilahları ortadan kaldırmaktır ALLAH bir ilah yani kulların yarattıgı bir ilah degildir |
||
|
||
| ALLAH bir ilah değildir.. islam ilahlıgı yıkmak için gönderildi atın o ilahları ben size daha iyi bir ilah getirdim...derdi nebi.. benim rabbim ilah değildir .. 0 var olan tek tir ondan gayri hiç bir şey yoktur.. 99 ismi vardır ama ilahlık bunların içinde yok... |
||
|
||
| ilahınız tek bir ilahtır ayetine muhalefet ha ilahukum ilahun vahid gibi okunurdu sanırım hatam varsa allah beni affetsin |
||
|
||
ALLAH bir ilah değildir.. islam ilahlıgı yıkmak için gönderildi atın o ilahları ben size daha iyi bir ilah getirdim...derdi nebi.. benim rabbim ilah değildir .. 0 var olan tek tir ondan gayri hiç bir şey yoktur.. 99 ismi vardır ama ilahlık bunların içinde yok... sen iyi misin ? Senin Rabbin Ilahtir ! Ilah; tapilan $ey demektir. La Ilahe Illallah da sadece $u anlama gelir: ² Allahtan Ba$ka Ilah yoktur ² Islam, ilahlari yikmak için gonderilmi$tir, dogru... Ama var olan tek ilahi koymak adina, senin anladigin gibi bi 0 a degil. Ayrica Allah'in yalnizca 99 adi yoktur, o yalnizca Kuran'da geçenler ve bize bildirilenlerdir. Allah'in sifatlarini sinirlayamazsin... biraz du$unun ya... |
||
|
||
| anladım şimdi ..demek böyleymiş.. ben yanlış biliyordum ben sadece O var ondan gayrıda bir şey yok zannediyodum demek ki bir tapan birde tapılan var mış..hııı acaba daha neler var .bak şimdi merak ettim... diğer var oldugu düşünülen isimler esmanın 99 ismin farklı tezahürüdür farklı tezahürler bir esma ismine mazhardır 99 ismide ALLAH isminin farklı tezahürüdür... |
||