SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Din Felsefesi

Konu: Bir Çağ Kapanırken...

Sayfa: [ 1 ]

Dikine 14.10.2006 20:35:20

Günümüzde insanlık durumu, en basitinden bir anlatımla, maddi olanın manevi olan üzerindeki yıkıcı hakimiyetine işaret etmektedir.

Tarihteki göreli konsensus dönemlerinin hiçbirinde insanlık bugünkü kadar mutsuz olmadı,  bireyin gündelik yaşamının kolaylaştırılması, refahın artmasına yönelik devasa ilerlemelere rağmen, tıpkı bir paradoks gibi, insanlık bu ölçüde kendi eserinin, maddi yaşamın unsurlarının kölesi haline gelerek umutsuz bir yalnızlığa itildi.

Bir bakış açısından bu gerilim, maddi uygarlıkla tinsel süreçler arasındaki çelişkiden kaynaklanıyor gibi gözükmektedir, tarihteki tüm toplumsal devrimler, felsefi ve tinsel bir paradigma değişikliğinin, adeta bir düşünsel türbülansın ardından gelmiştir. En eski kadim medeniyetlerde bile, yeni çağların yaşam tarzlarına devrim niteliğinde felsefi ve tinsel bakış açıları, inanç sistemleri eşlik etmiştir, insanlık bu yeni yaşam tarzının ve tarihin getirdiği acılara, ancak bu inanç sistemleri ile dengelenerek katlanabilmiştir. Tüm kadim medeniyetlerde yeni yılda kozmik yenilenme ayinleri, Sümer’de sosyal reformcu kralların yeni kuralları, İmparatorluk Babil’inde Hammurabi kanunları, Tanrı’nın seçilmiş halkı olduğunu düşünen İbraniler, Mısır panteonunda egemenliğin yer değiştirdiği kent tanrısının ön plana çıkması ve öte dünya inançları, İsa inananlarının mesihçi sabrı, en zorlu koşullarda bile bu insanların inanç ve umut ile dengelenmesini anlatmaktadır.

Ancak günümüz dünyasında pazar ekonomisinin ihtiyaçlarına göre şekillenen maddi ilerlemeler, bir devrimden ziyade, insanlığın büyük çoğunluğu için adeta bir karşı-devrimi, denge bozukluğunu ifade etmektedir. Piyasa ekonomisinin arz-talep, rekabet yasalarına ve onun yıpratıcı ritmine tabi kılınan insanlık, kendisine büsbütün yabancı bu yeni çağ tarafından adım adım fethedilmektedir: milyonlarca yıllık toplum (komün) bilincinin yerini rekabet ideolojisinin alması, dünya çapında tüketim sarhoşluğu, tek tip yaşam tarzının dayatılması, sürekli işsizlik tehdidi, toplumsal sınıflar ve ülkeler arasındaki uçurumun günbegün büyümesi, teknik gelişmelerin ölümcül sağlık risklerini beraberinde getirmesi, sistemsiz düşünme ve kültürsüzleşme, uyuşturucu kullanımı ve intihar eğiliminin evrensel ivmesinin artması, sürekli savaş tehdidi, ekolojik dengelerin ağır tahribi,  bireyin bilincinde yeni çağın hiçte olağan bir çağ olmadığını hissettirmektedir, bu tüm insanlığın gözünde bir kaos çağıdır ve bu çağ, bireye, maddi kazanımların mutluluğu için yeterli bir basamak olmadığını hatırlatmaktadır, dünya insanı belki de ilk kez  bu çağda ruhunu bu denli boşlukta hissetmektedir.

Çünkü yeni çağın dini, tüketim fetişizmidir ve başarısı, insanı çok eski bir geçmişe döndürmeye, onu sadece içgüdüleri ile yaşayan bir yaratığa döndürmeye bağlıdır.

Gözlerini böylesi bir dünyaya açmış olanlar için kaybedilen bir geçmiş yoktur, yeni çağ kendi çağının çocuklarını doğurmuştur, kaos çağının sistemsiz düşüncesiyle damgalanmış, toplumsal belleğe sahip olmayan, tüm varlığını tüketime endekslemiş, engin kalabalıkların içinde kaçınılmaz yalnızlıklarından tuhaf bir haz duyan, varolmanın mutluluğu yerine hiçliği hisseden, kışkırtılan haz ilkeleri ile en derinden umutsuzluğu tadan insanlığın bu yeni kuşakları, kapitalist piyasa ekonomisinin kötürümleşmiş müşterileridir. Hz. Muhammed’in bir hadisinde belirttiği gibi, bu insanlar “...babalarından ziyade çağlarına benzemektedir”.   

Ama ortak atanın sadece fiziksel değil, kültürel ve tinsel şifrelerini de devralmış olan insanlık, global piyasa kapitalizminin yaşam şekline uyum sağlamış gibi gözükse de, en ilk toplum çekirdeği olan Komün’ü ve onun ilksel dini olan Totem’i (toplumu) hatırlamaya mecburdur, insanlığın en saf, temiz, yalın halini sembolleştiren Cennet ülküsü, bu acımasız evrim sürecinde en son insan fethedilene kadar, genetik belleklerde korunacaktır.

Bu mirası koruyabilenler ise, ancak bir çağın bitişini ve kahrolası yeni bir çağın açıldığını görebilenler olabilecektir...

Mustafa Çölkesen
http://dikine.blogspot.com

31.07.2006


14.10.2006 21:20:33
Yaşamın ağırlık noktası yaşamın içine değil, "öte"ye yerleştirilince - hiçliğe- , o zaman yaşamın ağırlık noktası toptan kaldırılmış demektir.

Düşünüş biçimi aristokrasisi, ruhların eşitliği yalanı ile, yeraltının en altına gömülmüştür ve çoğunluğun önceliğine olan inanç, her çağı salt kan ve suçluluk diye çevirenlerin inancıdır.

"Biz iyi için kötü tanığız! Tinin varlığının temelinin despotça harmanlandığı araçlı inançlı insanın ters taraftan zayıflığıyız. Her inançlı  bir kendiliksiz ve kendine yabancı ifadede dizginlenmiştir."

Çağın mahkum edilmiş bir düşüncesi yoktur, lakin mahkum edilebilir bir düşünce yadsınmayı aklın konusu olmayacak şekilde kapatır.

Kanılı insan, belkemiğini kanıda bulur!

Dikine 14.10.2006 21:25:56
Merhaba,

Söylediklerinizi anlamak için özel bir sözlük mü kullanmalıyız ?

Kullandığınız dilde bir çağın kapandığına işaret ediyor maalesef...

Yankı için yine de teşekkürler.

Dikine

14.10.2006 21:46:03
Siz bir kanıdasınız ve sizin, dışarıya doğru esirgenmenizi değil, mantığınıza göre çar-çur edilecek dünya düzeninizin kurtulmasına yardımcı oluyorum. Dolayısyla aracı... (Bu tam anlamıyla tiranize edilen suçlu bir arlanmazlıktır..)

Kendinize karşı yapılacak ilk itiraz, şeylerin sonuyla, eğlendirici başlangıcı üzerinde hekimlik eğitinizdir. Bilindik somut-soyut olguların itirafını çağların yargılayıcığına uygulamak "temelleri çürütülebilir" çekiciliği sunmaz...

Değerlendirme ve başlangıç şişkinliği hepten psikolojik bir çarpıtmadır.

Hoşgeldiniz, teşvikiniz ve baş silahım -mesafe tutkusu dil'in içine!

Dikine 14.10.2006 22:20:03
Hoşbulduk,

Bakın ben çok açık yazıyorum, siz ise felsefi bir kalabalığın arkasında gizleniyorsunuz.

Sadelikle ortaya çıkarsanız tartışabiliriz...

Dikine

denge 14.10.2006 22:20:52
Alıntı
Tarihteki göreli konsensus dönemlerinin hiçbirinde insanlık bugünkü kadar mutsuz olmadı

Çok özür diliyorum ama yazarımız bir zaman makinasının içine girip geçmiştekilerin mutluluk hormonlarını falan mı ölçmüş? Geriye döndüğümde hiç de olmak istemediğim roller var. Köle ya da cariye olmak istemezdim mesela, engizisyon mahkemelreinde sallandırılmak istemezdim ya da kocam öldü diye bende öldürülmek istemezdim...din değiştirmek istemiyorum diye kellemin uçurulmasını da istemezdim... Yazarın öfkesini anlıyorum...Ama bunu tüketim toplumuna dayandırmak çok basit olmuş. Mesele bu değil.

Tinsel süreçlerden bahsetmişsin, tarihe bakacak olursan akıtılan kanların hepsinin din adına olduğunu göreceksin. Kendinden olanı başüstüne, olmayanı ayakaltı... kendi içinde kapalı mutluluk oyunları... ve tatmin edilmeyen, yok sayılan dürtüler...eşittir mutsuzluk...

Artık en büyük ihtiyaç "birey olmak" ve "özgür olmak", yavaş yavaşta olsa ilerleme kaydediyoruz bu anlamda, şahsen asla geri dönmek istemezdim öncesine. Hatta biraz cüretkarca olacak ama eminimki sen de istemezdin sevgili "dikine". Bu arada hoşgeldin. Smiley


Dikine 14.10.2006 22:31:53
Sayın denge,

İlginiz için teşekkürler, ancak hepinizi tek tek cevaplayacak zamanım yok maalesef, affınıza sığınıyorum.

Size yönelik cevabımı eski bir yazımda http://dikine.blogspot.com/2006/09/unutulan-gemi-hk.html ve ayrıca şurada http://dikine.blogspot.com/2006/09/teknolojiye-kari.html bulabilirsiniz.





Sayfa: [ 1 ]