SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Edebiyat / Dil

Konu: Buz

Sayfa: [ 1 ]

10.10.2006 21:52:49


Bu "FİLDİŞİ KULE" de şahane bir odaya rastladım, istedim ki; bu kuleden, bu odaya bakmadan geçmesin kimse...

BUZ

"bu yerin olduğu bilgisiyle onların salak dünyasına gelmiştim ben.bütün aksi işaretlere rağmen genlerimde bu kulenin fotoğrafını taşımıştım.

sonunda kopmanın mükemmel tasarımına ,olağandışı ayrılmanın son sınırına da ulaşacağımı biliyordum.

kararlı bir şekilde yıkılan her kent dehşet veren acısı arasında bu yerin yolunu açıyordu.

bu taşlar çok özel..onları çok dikkatli ve en ufak bir sapmadan ürkerek dizmek gerek..bu kalan ömrümün bütün sonsuzluğuna yayılacak bir eyleme dönüşebilir..

ama aya hiç bu kadar yakın olmamıştım.bu nefesimde gerçek bir yangın yaratıyor.onu seyretmekten kendimi en az bir asır alamayacağımı düşünüyorum..


aris'in sadece burada yanımda olabileceğini biliyordum.öteki tarafta hiç yanımda olmamıştı,önceden bile bunu da biliyorum.onunla ayı seyredeceğiz şimdi.soğuk ışığında bütün bu dağılma  için gerekli kısık sesli sakınma kendinden arınacak.soğuyacak her şey ,kristal buzlardan kanatıcı çiçek açmazları oluşturmayı düşünüyoruz duvarlarda ..şimdilik tek belleksel hayat belirtimiz bu.
________________________________________
duvarlardaki ince buzlu tabakada biriken yıldızlar sürekli saydamlıklarını değiştiriyor yeni yıldızsılar yaratıyor hatta süpernovaların varlığına bile şahitlik edebiliyoruz.

koridorlar kaybolurcasına yürümemize müsait olacak kadar çok oldukları için ve bitişleri ,başlangıçları olmayan kışkırtıcı şekillerde sıralanarak geometriksel hazzı kırdıkları için ve karanlıklarına karışan hafiflemiş ayışığıyla gizli koridorlara insanı ulaştırıp asla tükenmedikleri için..çok güzeller.

ayna henüz hiç bir şeyi göstermiyor.çünkü buna daha vakit bulamadık.

içeri kar taşıyan rüzgarın yerinden ettiği bir kağıdı kapıyorum...parlak yüzeyini okşuyorum..kalemlerimin içinden seçtiğimle de aramda bir süre bize özgü bir sevecenliğin ilgisini kurduktan sonra her şeyin saçma ve silinebilir oluşuna gülüyorum.

silgi kullanmanın anlamsızlığını biliyordum zaten.

şimdi sadece yazacağım.
   


________________________________________
pencere biçimindeki düzgün oyuntulardan birinin alt kenarında dev bir hamamböceği yürüyor.ayışığına kara bir engel oluşturan gövdesi alçakgönüllüce böldüğü bu ışık sayesinde parlıyormuş gibi duruyor. Her zamanki gibi zarif..ince kıskaçları,kahverengi çizgilerle şekillenen düzgün oval gövdesi,hafif ve hoş şekilli bacaklarıyla hayata teninin ötesinde bir güçle asılıyor.

aynanın içinde bugün bu böceğin yansıdığını görüp şaşırdık..etrafını binlerce kristal hamamböceği sarmıştı, ışık bu kristallerde yakıcı bir darbeye dönüp bizim hamamböceğini eziyordu..

bir şarkı kesti aynanın hayallerini,taşlar ağlıyor gibi donmuş bir dilin yabancı ama belirgin ve güzel kelimelerini sayıklıyordu..

bu bizi çok oylamadı.bildiğimiz sözlerin tekrarı olduğunu biliyorduk ve bundan zevk almayı ertelemeye karar verdik bu yüzden.

şimdi gündemimizde odanın bir kapısı olup olmadığını bulmak var,bu yıllar alabilir ama kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlayacak bunun keşfi.

________________________________________
Şüphelerimizde yanılmadığımızı sevinçle farkettik,  sevincimizi kasılarak koptuğu yerlerden kaynayan bir gecenin öfkesiyle yıkayarak gördük ki odanın kapısı yok,demek dışarı çıkmak ve içeri girmek mümkün olacak.

Bu ilk kuraldır bir kapı olursa asla dışarı çıkamazsın.

Ona yakıştığı gibi geldi Hell'im,gecenin bir vakti,aniden ve karmakarışık ,her zamanki gibi işte ,bu bizim Hell dedirterek..Kulenin karanlığına çekilenler adına ben toptan sevindim ,gürültüye gerek yok,bırakın uyusun,hayat hırpalamadan göndermez çünkü.

sonra uzun sarı günlerin yağmurunu çözmek için biraz gücümüz vardı artık.Ay geceyi ürperterek bölen ışığında şefkatli bir karanlığa izin vermişti çünkü.

kalemi tutan el,"bugün benim gecem-şimdi siz susun " dedi..büyülenerek izlemeye başladık.

Derken ben sıkıldım,törene gerek yok dedim.Gülmek ve eğlenmek için bu kadarı yeter.

Taşların yanına gittim,her birindeki eksik harfi tanımak üzere yürünen uzun yolların sınıflandırılmasıyla işe başlamaya karar verdim.

fazla vaktimi alacağını sanmıyorum,zaman inadına dişleniktir çünkü.


________________________________________
Canımın herşeyden nefret etmek istediği günlerden biri bu..her türlü objeden derin bir nefretin yaratılabileceği o şatafatlı günlerden biri yani..

kuleden şahane bir nefret öyküsü çıkarabilir,her türlü hınç için gerekli detayları kulenin bütün taşlarından birbir sökebilirim.

çünkü hayat elimde patlasın isterler..çünkü parçalar birbirinden ne kadar uzağa giderse acı da direncini o kadar yitirir.

aynada küçük bir su birikintisi var bu gece..çoğalıp ,azalarak hareket edişinde aklımız sığınamayacağı bir dinginliğe takılıyor.. ama o kadar.

hiç bir derinlik yeterli değil..bütün derinlikler başka bir derinliğin yanında sığ kalıyor çünkü.


Öyle zor ki camdan bir ipte yürümek,yürümek camda çok zor.

Şimdi her şey havaya uçtu.

"Kimseyle konuşulamazdır söz.Kedi gitti,kilitlerin öcü açıldı."

Bugün biraz düşmek istiyor.

Anlıyoruz onu biz.

Harflerin önünü usulca açıyoruz.

 pürüzlüdür hep yüzey.   



Bütün ağaçlar yapraklarını dökmüş..hiç bir ağaç yapraklanmamış,yapraksız kalmak için direnmiş.

Kökleri iç bulandırıcı bir azimle pencereye kadar ulaşıyordu,kestim.

Köklerin ölümünden akan kötü sıvıyı duvarlardaki sessizlik yıkadı.


hazır gibiydi..hazır gibiydi...hazır gibiydi..

kollarından tuttular...buz dolu suya gömdüler...

ama hazır gibiydi...

aynada yüzü doğru pozisyonda sakindi ..sanki.

ama kırıldı.boydan boya bir derin çizik bütün yüzeyini dolandı ve geriye soğuk suda kullanılmaktan eskimiş bir hüznün kağıt gemisi kaldı..

buruşturulup diğer gemilerin yanına atılacak birazdan.

biz şaşkın öyle bakakaldık..


kulenin dışını merak edecek kadar şaşırdık.ama kalemleri taşımak şimdi..kalemsiz de yazılmaz ki..taşımak şimdi onları zor.çok ağırlar ,biraz boşaltmak gerek.belki sonra.

zaten hep sonra...

çoğunun çocukluğu sıcaktır..aslında en kötü çocukluk bile sıcaktır sonrasından..çünkü daha inanılacak ve denenerek bıkılmamış yarınlar vardır..sanırım.

kapısını gömmüştük odanın..


ama whom içindeki derinliği belki de incitmemek için yanında taşıdığı kilitçi amcadan olsa gerek bir kapı bulmayı bir şekilde başardı..

saklandığını biliyorduk..ama oyundaki ahengi bozmamak için şaşırmış gibi yaptık.

hoş bir ayrıntı olarak ekledik bunu güne...

pencereden aşağıya bakıyorum..yükseklikten oysa nefret ederim..çünkü ne zaman aşağıya baksam cezbedici bir derinlik itibariyle başım döner..

harika bir rüzgar esiyor,itibar gösterilmediği için arkalarda bir yerlerde solan bir yazın hafif çiçek kokan rüzgarlarına benziyor.

bu yüzden olsa gerek başım dönmüyor boşluğa bakarken.

hatta gözlerimizi yumuyoruz ve sanki rüzgarla gidebilecekmişiz ,üstelik de gidilebilecek bir yer de varmış gibi kendimizi asla gerçekleşmeyen bir dağılışa sözde bırakıyoruz.

bir üçgen  çiziyorum kağıda. köşelerin hep açık kalacağını bilmek endişeyi dağıtıyor.

 üşüsünler istiyoruz bütün taşlar. üşürlerse anlayacaklar çünkü içten içe kendini yolan insanlar neden yolda buldukları taşları avuçlarında sıkı sıkı tutar.

 itirafına can yakılan bütün özelliksiz ama yoğun adlar taşların damarında sızacaktır sanki.

bu yüzden bugün odayı soğuğun bütün olanaklarıyla dolduruyoruz.

aşağılarda bir yerde,taa dipte ,kendime dönük gözlerimden nasılsa kaçmış , yeni bir ölü karga buldum.
 


Gözler...Kötü bakan kötü gözler..Kurban arayan hep karşıdakine bakan asla içe dönmeyen gözler.Arkasında insansı kokusuyla bir zihin taşımayan gözler.

Dinsel,cinsel,ırksal,iktidarsal açlıkların evrene açılmış kötü huylu kanser gözleri...

Gözlerden kurtarmak için topladık bütün körlükleri kuleye,bu odaya kilitledik.

Artık her şeyi görebiliriz.

Diyor ki Whom...

Kilitçi amca misafir..gidici yani.

Ama diyorum..

O misafir gelir bizi misafir eder,kapı önüne atsa iyi...ilk fırsatta hayat önüne defeder seni,beni.

Yutkunuyoruz.Hayat zor yutuluyor çünkü.



sonra yıldızları topladılar tek tek ..boşlukları aynı ağızdan kanadılar..ayı söktüler geceden, karanlığın örttüğü düşleri kuşatmak için çok kararlı davrandılar..seyrettik biz. dişlerimiz çürüyüp dökülürken ,avuçlarımızda kışımız birikirken gülümseyerek seyrettik.

çünkü daha koyu ,daha hızlı düşülen bir geceyi hediye edebilirlerdi.. tırnaklarının diplerinde yeterince pıhtı birikmiş olsaydı ama...

aynadan geriye çekiliyorum,ayna beni geriye itiyor...

kaygısızca ama korkuyu da bekleyerek bakıyorum.

ay yerinde.

her şey hala ...

mümkün.

bir gün ..üç gün ..on gün..çok gün..çokgen ölüm.

odanın ortasında özenle çokgenler çiziyoruz..özenle ama hesapsız.


bu odaya nasıl sığdı bu fırtına..gökte dönen sadece martı çığıkları..kanatları dehşetin doruğunda az önce tükendi.

çenemiz bir duvarda,kollarımız diğerinde ..ve herbir parçamız başka bir kuyunun en derininde...öğüt rüzgar günden kalan ne varsa.

korkunun derin yumruğu nefesimi haşat etti.yeter.

yetmez.daha da.



sabah baktık her şey en derinden çözülmüş..ne kolay yer değiştirmiş oda ,içini yıkıp yeni evler kusmuş,sonra sevinmiş, eski kopukluğunu tastamam görünce yerinde.

eskisi gibi gülümsemek, yenilerini ölmek için- yepyeni kör kuyu telaşlarla bölünük gülümeseme için zamana format atmak..

mümkünmüş.

başka bir mezarlık buldular..bir süre CLOSED okunabilir yansıya denklemi vurunca..


Bunu biliyorsun onlar senin suskun.

1-kulenin duvarlarını kemiren idamlık fare

2-yaşadığı için idam edilen kule kemirici fare

3-idam edildiği için yaşayan fare yutucu kule

iklimi değişti odanın. önceden hesaplanmamış bir ses karıştı.

yabancılar için taaa oralarda çok ırak bir yerde bu da ne.

düşünüyoruz bir süredir. nereyi kapamayı unuttuğumuzu ve neden rahatsız olduğumuzu.

bu süredir hastayız çok...

güzden kaptığımız nem kemiklerimize bu hastalığın resmini oydu.

şimdi bütün gücümüzle asıldığımız ve uykumuzu bölen asabiyeti hınçla deşilmiş ayıklık halleriyle burada ,kulede bu hastalığı sona erdirecek BAHANEYİ arıyoruz belki de.


hedefimiz belli. resmini aynada ters yüz edip, uğursuz adların seslerine özüne dair şekilsileri iliştirip, kendi içimizde en kötü kumarbazların taklidiyle savunma noktaları yaratmaya çalışıyoruz.

gerçekten iyileşmek umurumuzda değil.

sadece yeterince kan olsun yeter.


sus/sus/sus.

yut hatta susmanı..öyle çok sus..kulede bile..

sonra bir gün söyliyeceğim ama .ya en acıtmayacağı ya da en acıtacağı zamanda mecburen üstelik.

kulede kalmak artık gereksinim olmaz hem o zaman.. o zaman kulede sadece kalırız,kalmamız gerekmeden.


Kalbi her attığında kırık bir çizgiyi doğruluyorlar.

Anlamlı gibi duran harflerin tümü aslında anlamına zorla dikilmiş.

Dikişler feryat figan patlar sürekli.

Bu kargaşadan yaralanmak için öne çıkanlar ...

ruhları kusursuzca soyan zamana kafa tutanlar..

sıkıntıdan kendi cesedini yaratacak kadar canı ağrıyanlar...

sözcüklerini unutarak odaya doldular bugün. Sırtımız dönüktü ,zaten görmezden gelmeliydik.



Bütün pencereleri ve kapıları sıkı sıkıya kapamışlar , o yüzden bugün kulede çok fazla rüzgar var.

Kendimizi ucuna iliştirdiğimiz bir rüzgar dönemecinde hayatı tepetaklak izleyerek , ay tutulması için deneyim biriktiriyoruz.

Çünkü tam o noktada söz kefenine bürünür. Ustalık şimdi anlamsızdır.


Bu kulenin yutabileceği insan sayısı ne kadar..

Sonsuz sıfırdan çok mudur?

Ay kuleye neden düşmüyor..düşsün artık..Özledik ayın toprağına bulanmış yeraltı kaçağı şiirleri.

Bütün yüzler aynasında yanmış.
İçimizi ürpertip , gülümsememize alayın ekmeğini doğruyorlar.


Ben bu kuleyi de seviyorum iyi mi..

Aslında ..yok hayır yani evet..bu kuleyi seviyorum. Artık ,bir süre ,bu aralar, belki yarına kadar,belki ölene kadar ve ondan sonra daaa.

Hatta günün en berbat saati öğlen güneşi altında bile.

Özgür kuleyi havaya uçuracakmış

Desene akşama parti var.

Kendimi bu kuleye ait hissetmesem de gene de seviyorum ve bu infilak beni  eğlendirebilir. 


Sanırım bunu görmiyeceğiz.Çünkü biz kuleden sıkıldık.Ama eğleniyor olacağınızı bileceğiz.Ne işimize yarar bilmiyorum bu bilgi.

Hayat saçmalıkların ahenkli duruşudur zaten.

bazen az kişi ama çok kelime oluyor..bazen çok kişi ama az kelime..gidenler oluyor..dönenler oluyor...sonra birileri hep yanımızda -görüyoruz..Isınıyoruz.Seviyoruz-sevmemize şaşırıyoruz.

İçiçe kıvrılı yüzlerce çeşit yolu var kulenin ve yürüdüğünde dünyaya sığmayacak kadar büyüyor yol...


yolları açmak için insanalrı kırmak anlamsızdır..çünkü daha çok parça daha çok tıkanma demektir...hep.

kış ertesi temizlenen dünya kuleye sızamasa...

Çünkü sanki puslu havalardaymış suç gibi yapılmasına dayanılamaz.


bir ara bir kitabı çekip almak için duvarların içmaddesine sıkışmış...sırtımızı dönmek zorunda kaldık da aya...

sandık bir daha göremeyeceğiz...içimizi kavurdu korku...hep görmek istemekten korktuk..gözlerimizi asmamız gerektiğini düşündük...

düşüdük ...düşündük ama ay içimizden geceye karışıyor artık gibi geldi...

iyice korktuk..

sıkıntı..neden cümlelerin yüklemine gelince sıra o gerekli huzur duyulmaz...neden varlar ki öyleyse."

....


Sayfa: [ 1 ]