SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Din Felsefesi

Konu: Sümerler, Sümer dini ve tek tanrılı dinlerin karşılaştırılması

Sayfa: [ 1 ]

torq 07.10.2006 12:08:49
Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman dinleriyle Sumer dini arasındaki ortak noktalar şunlardır: Tanrının yaratıcı ve yok edici gücü; Tanrı korkusu; Tanrı yargılaması; kurbanlar, törenler, ilahiler, dualar ve tütsülerle Tanrıyı memnun etmek; iyi ahlaklı, dürüst ve haktanır olmak; büyüklere ve küçüklere saygı göstermek; sosyal adalet; temizlik.
Sumerlilere göre Tanrılar, şehirleri ve bütün kültür varlıklarını meydana getirmiş ve insanlara vermiştir. Aynı düşünceyi Kur'an'da da buluyoruz.
A'râf Suresi, ayet 26:
"Ey Ademoğullan! Size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Tekva (iman) elbisesi daha hayırlıdır."
Nahl Suresi, ayet 81:
"Allah yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı, dağlarda sizin için barınaklar yarattı ve sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, savaşta koruyacak zırhlar yarattı."
Yâsîn Suresi, ayet 42:
"Gemilerin benzerlerinden, binmekte olduklan ve ileride binecekleri şeyleri onlar için biz yarattık."
Bu üç ayette Allah hem birinci şahıs olarak konuşuyor, hem de ondan üçüncü şahıs olarak söz ediliyor.
Yâsîn Suresi, ayet 82:
"Onun işi, bir şeyi yaratmak istediği vakit 'ol' demektir, o şey hemen olur."
Sumer'de de Tanrılar "Ol" der ve her şey oluverir.

Her üç dinde de Tanrıların var edici güçleri yanında yok edici güçleri de var. Sumer'de Tanrı Enlil, Tanrılar meclisinde Ur şehrinin yıkılmasına karar vermiştir. Şehrin Tanrısı buna ne kadar üzülse elinden bir şey gelmez. Gelen ordular Tanrının dünyadaki araçlarıdır. Aynı deyimi Kur ân da da buluyoruz:
Enfâl Suresi, ayet 17:
"Savaşta siz onlan öldürmediniz, Allah öldürdü. Attığın zaman sen atmadın, Allah attı."
Sumer'de Tanrı kızmaya görsün, kendi ülkesi bile olsa yakıp yıktırır. Sumer Tanrılannın babası Tanrı Enlil, Akad krallarının yaptıklarına kızarak gözlerini dağlara çeviriyor ve oradan barbar ve vahşi Gutileri çekirge sürüleri gibi getirterek Agade'yi ve hemen hemen bütün Sumer'i kırıp geçirtiyor. (S.N. Kramer, The Sumerians, s.66.)
Tevrat'tada birçok kez Yahve'nin (Yehova) insanlara kızarak onlara yok edici felaketler verdiği, seçtiği , komşu milletleri İsrail'in üzerine saldırttığı bildirilmektedir.
Ayni olayı Kurân'da da göıüyoruz. Birçok sure içindeki ayetlerde Allah'ın çeşitli milletleri nasıl yok ettiği yazıliyor. Bunlardan bazılan:
Hacc Suresi, ayet 44:
"Ey Muhammed! Seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh milleti, Âd milleti, Semûd, İbrahim milleti, Lut milleti ve Medyen halkı da peygamberlerini yalancı saymış, Musa da yalanlamıştı. Ama ben, kâfırlere önce mehil verdim, sonra onları yakalayıverdim, beni tanımamak nasılmış görsünler!"
Furkan Suresi, ayet 38:
"Âd, Semûd ile Ress'lileri ve bunlann arasında birçok milleti de yerle bir ettik."
Ankebût Suresi, ayet 38:
"Âd ve Semûd milletlerini de yok ettik."
Fussilet Suresi, ayet 13:
"İşte sizi, Âd ve Semûd'un başına gelen kasırgaya benzer bir kasırga ile uyardım."
Fussilet Suresi, ayet 16:
"Rezillik azabını onlara dünyada tattırmak için üzerlerine dondurucu rüzgâr gönderdik." (Âd milleti hakkında bkz. Sadi Bayram, Kaynaklara Göre Güneydoğu Anadolu'da Proto Türk İzleri, Ankara, 1980, s.54.)
Muhammed Suresi, ayet 13:
"Biz halkı seni yurdundan çıkaran nice şehirleri yok ettik. Fakat onlara bir yardım eden çıkmadı."
Ahkaf Suresi, ayet 27:
"Ant olsun biz çevrenizdeki memleketleri de yok ettik."
İsrâ Suresi, ayet 15, 16:
"Bir ülkeyi yok etmek istediğimizde, o beldenin şımarmış olanlanna önce emrimizi ulaştınnz. Yine kötülük ederlerse biz de orayı yerle bir ederiz."

Sumer'de krallann nasıl sarayları varsa Tanrıların da öyle evleri olmaliydı. Bunun için "Tanrı evi" adı altında görkemli tapınaklar, yanlarında Tanrılarla insanlan yaklaştırdığı düşünülen basamaklı kuleler yapılmıştı. Daha sonra bu Tanrı evleri sinagoglara, kiliselere, camilere dönüştü (l3). Camilerin ve minarelerin üstündeki yarım ay, Sumer Ay Tanrısının sembolüdür (l4)

Sumer krallan, Tanrılann yeryüzündeki vekili sayılıyordu. Bu inanç Hıristiyanlıkta papaya, Müslümanlıkta halifeye geçerek sürmüştür.
Bakara Suresi, ayet 30:
"Rabbin meleklere, 'ben yeryüzünde bir halife yaratacağım' dedi. Onlar da, 'biz hamdinle sana tesbih eder ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun' dediler."

Sumer kanunu, Babil Kralı Hammurabi'nin yaptığı kanuna temel olmuş, ondan Musa'nın ve Yahudi kanunu, ondan da İslam kanunu etkilenmiştir. Hammurabi nin (İÖ 1750) Güneş Tanrısından kanunu alışı, Musa'nın Tanrıdan kanunu alışına örnek olmuştur. İlginç olanı İslam'da hukukun, ancak, Araplann Irak topraklannı ele geçirdikten sonra kurallaşmasıdır. Sumer, Babil hukuksal geleneklerinden çıkan sözler, İbrani kanunu Talmud'da bulunuyor. Ortodoks Yahudi'deki boşanma terimi Sumerce bir kelime. Sinagogda Tevrat okunurken dinleyenler şallannın saçakları  ile onu izlerler. Bu, Sumer'de hukuksal bir belgenin onaylandığım göstermek için tablete elbise kenarıyla basılmasını yansıtmaktadır. (Samuel Noah Kramer, Cradle of Civilization, New York, 1967, s.160.)

Musa'nın kanununda bulunan anaya babaya saygı, kimseyi öldürmeyeceksin, zina yapmayacaksın, çalmayacaksın, yalan tanıklık etmeyeceksin, komşunun kansına ve malına göz dikmeyeceksin gibi kurallar Sumer kanununda da aynı. Yalnız Sumer Kanunu daha insancıl; göze göz, dişe diş yok cezalarda. Ne yazık ki, Sumer kanunlannın yazılı olduğu tabletler çok kırıklı, belkn de toprak altından daha çıkarılamayanlar da var. Bu yüzden tam karşılaştırma yapılamıyor. Buna karşın daha sonra Samiler tarafından yapılan kanunlann, Sumer kanunlarına dayandığı kuşku götürmez. Buna açık bir örnek olarak, lbrahim Peygamber'in karısı ile cariyesi arasındaki olayı gösterebiliriz. Sumer kanununa göre kısır bir kadının kocasına verdiği cariyesi çocuk doğurunca, hanımına karşı büyüklük taslayamaz, öyle yapmaya kalkarsa cezalandırılır.. Tevrat ve Kur ân da yazıldığına göre İbrahim Peygamber'in kısır olan kansı Sara, cariyesi Haceri çocuk yapmak üzere kocasına veriyor. Cariye, çocuk doğurup kendisini üstün görmeye başlayınca, oğlu İsmail ile çöle götürülüp atılıyor kocası tarafından (15)

Araplarda zina yapan kadınların taşlanması, Tevrat'ta olmasına karşın (Tesniye 13-23), Kur'an'da böyle bir ceza yok. Zina cezası ile ilgili dört ayet bulunuyor. Bunlar:
Nisâ Suresi, ayet 15-16:
"Kadınlarınızdan zina yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye kadar, yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evinizde tutun. İçinizden zina yapan her iki tarafa ceza verin! Eğer tövbe edip uslanırsa artık onlara ceza verip eziyet etmekten vazğeçin. Çünkü Allah tövbeleri çok kabul eden ve çok esirgeyendir."
Nûr Suresi, ayet 2:
"Zina eden kadın ve erkekten her birine yüz sopa vurun. Müminlerden bir grup da onlara şahit olsun!"
Nûr Suresi, ayet 3:
"Zina eden erkek ancak zina eden veya putperest olan kadınla, zina eden kadın da zina eden veya putperest olan erkekle evlenebilir."
Taşlanma cezası Sumerlilerin eski çağlarında varmış. Fakat değişik bir nedenden İÖ 2200'lerde Lagaş Kralı Urukagina tarafından yapılmış sosyal reform metninde, geçmiş zamanlarda olduğu gibi iki koca almaya kalkan kadınlar ve hırsızlann; bu fena hareketleri yazılı taşlarla taşlanacakları bildirilmektedir (l6). Daha sonra yazılan kanunlarda bu taşlanma konusu bulunmuyor.
Sumer kanunlannda zina ile ilgili maddeler, kırıklıkları dolayısıyla (olsa gerek),  yok. Buna karşın Hammurabi kanununda bulunuyor.
Sumer, Babil, Asur Kanunları, s.198:
" 129. Eğer bir adamın kansı bir başka bir erkekle yatarken yakalanırsa onları bağlayıp suya atacaklar. Eğer kadının kocası yaşatırsa, kral da yaşatacak.
"130. Eğer bir adam başka bir adamın babasının evinde oturan karısını zor kullanıp koynunda yatırırken yakalanırsa, o adam öldürülecek, kadın özgür."

http://www.islamiyetgercekleri.org/sumerdini.html

RenaultFerrari 07.10.2006 13:10:05
S=Sümerliler Kuranı kerimde defalarca tekrarlanan uyardık onları diye Cenabı hakkın halkı uyarıcı halka zamanına göre bir takım emirler kanunlar getirici Ademden idristen nuhtan ve yüzlerce belki binlerce gönderilmiş peygamberlerden evvel mi dünyada hüküm sürmüşler imiş bunu mu demek istiyosun.  Smiley

C= ?
   

torq 07.10.2006 19:15:22
Hayır renault yanlış anlamışssın. Tam olarak şunu demek istiyorum:
Adem ve Havva diye birileri yok tümüyle uydurulmuş masal kahramanları. Onlara inanmak yerine dinlerin kökeni ve oluşumu hakkında bilgiler edindiğimizde yazılan kitapların birbirinin devamı , peygamber denilen insanların da o dönemde öne çıkmış insanlar olduğunu anlıyoruz demek istedim. Kuran'dan başka hiç bir kitabı okumayan kişilerin gidebileceği yerin başladığı nokta olduğunu, her soru sorulduğunda kuran'dan sureler bularak 20 sayfa kes yapıştır ile bir değişiklik yapılamayacağını anlatmak istedim. Neyse burada böyle bir kes yapıştır yapmamışsın teşekkür ediyorum. Senden özel ricam benim açtığım başlıklara uzun kuran sureleri ya da cübbeli birinin demeçlerini yazma lütfen.

denge 07.10.2006 23:56:44
Alıntı
Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman dinleriyle Sumer dini arasındaki ortak noktalar şunlardır:Tanrının yaratıcı ve yok edici gücü; Tanrı korkusu; Tanrı yargılaması; kurbanlar, törenler, ilahiler, dualar ve tütsülerle Tanrıyı memnun etmek; iyi ahlaklı, dürüst ve haktanır olmak; büyüklere ve küçüklere saygı göstermek; sosyal adalet; temizlik.

Bu sayılanlar sadece Sümer dini ile ortak olan noktalar değil ki, yeryüzünde ki tüm dinlerin ortak noktası Tanrıların yaratıcılık ya da yok edicilik sıfatı değil mi zaten?...Ya da ahlaklı olmayı salık vermez mi tüm dinler? Buraya yüz tane din de yazsan hepsinin genel olarak alt yapısı aynıdır. Buradan şuna mı varmamız gerekiyor; öyleyse tüm dinler uydurmadır ve eski çağlardan beri süregelen "uydurma" silsilesi gitgide gitgide üreyerek ve ayrışarak yeni dinler halini almıştır. Bir de şöyle düşünülez mi acaba; aslında yeryüzünde başından beri tek bir din vardı, dallandı/budaklandı... ve insanlar işlerine geldikleri gibi yorumlayarak türlü türlü dinler ürettiler, hatta din içinde dinler türedi. Bu da bir ihtimal olamaz mı?

torq 08.10.2006 02:04:28
Denge aslında çok iyi bir noktaya geldiğini, bugünden geriye doğru gidildiğinde son noktanın budizm ve konfiçyüs olduğunu söylemem gerek. Ancak bir din,hiç bir zaman kendi başına gökten inmiş değildir ve bu nedenle hemen kendisinden önceki dine bakıp incelemek gerekir. Örneğin mazdaizm tek tanrılı dinlerin en önemli kaynağı olarak kabul edilir,ancak mazdaizmi incelediğinde de budizmdeki kavramların ters çevrilerek iyi ve kötü kavramları olarak sunulduğunu görürsün.
Öte yandan batınilikle ilgilendiğinde bu çalışma yöntemini İsa ve Muhammed'in de içinde bulunduğu bir öğreti olduğunu anlıyorsun. Hatta İsa'nın bir süre doğuya giderek Budizmle ilgilendiği ve bir şekilde erdiğini zannettiğini düşünenenler de var. Ama bakıyorsun İsa'nın bağlı olduğu Essennie'ler tarikatında su ile vaftiz kural olarak kabul edilmiş ve aslında bu konuda Yahya İsa'dan önce onun söylemleriyle insanları vaftiz ediyor. Yahya Romalılar tarafından öldürülünce, yerine İsa geçiyor ve aynı yöntemi o da kullanıyor.
Yine Muhammed'in saabi inancına tabi bir kişi olduğunu daha önce yazmıştım, oraya baktığında da namaz, oruç, abdestin nasıl yapılması gerektiği anlatılıyor ki saabilik halen geçerli bir inanç olarak ortadoğuda yaşamakta.
Demek istediğim, sadece bir kitaba bağlı kalmadan tüm hayatı öğrenmek, böylece varılacak gerçeklere göre yaşam biçimini belirlemek gerek. Yoksa benim söylediklerimin de hiç önemi yok, "bu adam saçmalamış"  der geçip gidersin ama gerçek başka bir şeyse, o orada durmaya devam eder biz bilsek de bilmesek de !

torq 08.10.2006 19:10:41
Kaldığımız yerden devam
Sumer'de bekâret konusu önemli görünüyor. Sumer kanunlarının yazılı olduğu tabletler kırık ve okunamayan yerleri çok. Okunabilen iki madde bunu kanıtlıyor: Bunlardan birinde, bir kölenin zorla bikrini bozan 5 şekel (tahminen 40 gram) gümüş vermek zorunda. Diğerinde dul olarak evlenen bir kadın, kocasından boşandığında kız olarak evlenen kadının alacağı tazminatın yarısını alabiliyor (l7)
Tevrat'ta kural daha katı. Bir kız evlendiğinde bakir olmadığı kanıtlanırsa taşla öldüıülüyor (Tesniye 22:13-21). Buna karşın, Kurân'da bekâret konusu ele alınmamış.

Sumer'de tecavüz de fena sayılmış. "Hür bir adamın kızı yolda tecavüze uğrarsa; anne, babası onun sokakta olduğunu bilmemişlerse, kız onlara 'tecavüze uğradım' derse, anne, baba onu zorla erkeğe karı olarak verecekler." (The Ancient Near East, Supplementary Texts and pictures Relating to old Testament, Editted by James B. Pritchard, Princton, 1969, s.89, 90.)
Tecavüz, Sumer efsanesine bile konu olmuş. Tanrı Enlil, Tanrılann başı olduğu halde, evlenmeden önce karısını aldatarak zorla tecavüz ettiği için Tanrılar meclisince yeraltı dünyasına sürülmüş (18).
Aynı olay Tevrat'ta (Tesniye, 22:28, 29) şöyle:
"Eğer bir adam kız olan nişanlanmamış bir genç kadınla yatarsa ve onları bulurlarsa, adam genç kadının babasına 50 şekel (şekel Sumerlilerden Akadcaya geçen bir ağırlık ölçüsü birimi) gümüş verecek ve kadın onun karısı olacak."
Eğer adam, nişanlı bir kızla şehirde yatarsa her ikisi de taşlanarak öldürülüyor.
Kur'an'da bu konu yok.

Sumer'de sosyal adaleti koruyan Tanrıça, senede bir kere insanlan iyi veya fena hareketlerinden dolayı yargılar, kötüleri cezalandırır. Bu inanış İslam dinine, Şaban ayının on beşinde Berat Kandili olarak girmiştir (l9).

Sumer Tanrılannın esas adlarından başka, niteliklerine göre diğer adları da vardı. Babilliler bu adlardan 50'sini yeni yarattıkları Tanrı Marduk'a vererek tek Tanrı düşüncesine doğru bir adım atmışlardı.
İslam dininde Allah'a verilen 99 ad, aynı geleneğin bir devamı gibi görünüyor.

Sumerlilere göre ölüler, "kur" adlı karanlık, dönüşü olmayan bir yeraltı dünyasına gidiyorlar. Tevrat'ta bu; Şeol, Yunan'da Hades, İncil'de cehennem, İslam'da ahret olarak devam etmektedir. Sumerlilere göre burada tekrar dirilme yok. Fakat yeraltı dünyası, Tanrıları, rahipleri, ölenlerin gölgeleriyle oldukça hareketli bir yer. Buradan bazı özel durumlarda gölgeler yeryüzüne çıkabiliyor. Gılgamış'ın çağrısı üzerine arkadaşı Enkidu'nun gölgesi çıkarak iki arkadaş konuşuyorlar. Tevrat Samuel I:28'de Kral Saul'un isteği üzerine Samuel'in gölgesi yeraltından çıkıyor.
Sumer dininde yeraltındaki ölülerin ruhları için yiyecek ve kurbanlar sunulmazsa, onlar yeryüzüne çıkarak insanlara rahatsızlık veriyorlar. Ölenlerin arkasından çok fazla ağlayıp sızlanmak onları sıkıyor. İslamiyette de ölüler için yapılan dualar, kurbanlar bu inanışın bir devamı. Türkiye'de de "çok ağlayıp ölünün ruhunu rahatsız etmeyin" sözü vardır.
Yahudilere, Babil tutsaklığından sonra Perslerin etkisiyle, Zerdüşt dininden; ölülerin tekrar dirileceği, cennet, cehennem ve Sırat Köprüsü girmiştir. (Hayrullah Örs, Musa ve Yahudilik, İstanbul, 1966, s.361.)(20) Kurân'da Sırat Köprüsü yok. (Ama, müslümanlar nesdense inanırlar)..

Sumerliler, kendilerinin, Tanrılar tarafindan seçilmiş üstün bir halk olduğunu yazmışlar. Tevrat'ta Yahve, Kur'an'da Allah, İsrailoğullarını üstün bir kavim yapmıştı. Tevrat Tesniye 14:6; Kur'an Câsiye Suresi, ayet 16; Bakara Suresi, ayet 27.

Sumerliler kadınları bir tarlaya benzetmişler. Aynı deyim hem Tevrat, hem Kur'ân'da var. Kur'an da "kadınlarınız sizin için bir tarladır, tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın" yazılı (Bakara Suresi, ayet 223).

Sumerliler, dünyadaki bütün olayların ve Tanrıların isteklerinin gökte yıldızlarla yazılı olduğuna inanırlardı. Kurân'da aynı inanış "Levh-i Mahfuz" olarak süıüyor. (Dipnot 23'e bakımz.)
Neml Suresi, ayet 75
"Gökte ve yerde göze görünmeyen hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta da (Levh-i Mahfuz) bulunmasın."
Bürûc Suresi, ayet 17, 18:
"Orduların haberi geldi mi sana? Onlar Firavun ve Semûd orduları idi (nasıl helak oldular?).. Bilakis inkârcılar bir başka çeşit yalanlamanın içine düştüler. Allah onları arkasından kuşatmıştı. Hakikatte onların yalanladıkları Levh-i Mahfuz'da bulunan şerefli Kur'an'dır."
Bu ayete göre Kurân bile gökte yazılı bulunuyor. Sumer'den kaynaklanan bir inanç!

Sumerliler, Tanrılarını sevindirmek, onlardan bir istekte bulunmak, hastalıklardan kurtulmak için veya yaptıkları adaklara karşılık kurban kestirirlerdi. Bu kurbanlar sakatsız ve hastalıksız olmalı ve kurban sahibi vücutça temizlenmeliydi. Kurbanlar, rahipler tarafindan özel dualarla kesilirdi. Kurbanın sağ kalçası ve iç organlan Tanrıya takdim edilir, gerisi etrafta olanlara dağıtılırdı. İslamiyet'te de kurbanlar aynı koşullarda kesiliyor. Yalnız hocanın kesmesi zorunlu değil. Kurbanın sağ kalçası ile iç organlan Tanrı yerine kurban sahibine bırakılır, gerisi dağıtılır.

Sumerlilerde, okul tabletlerine göre 6 gün çalışma, 7. gün dinlenme var. Bu Yahudilere Sabbat olarak geçmiş. On emirde "Sabbat'ı düşün, onu kutsal gün olarak gör!" deniyor. 6 gün çalıştıktan sonra, yedinci gün Tanrıya adanmış bir dinlennıe günü oluyor. Yahudilere ve Kur'an'a (dipnot 28'e bkz.) göre Tanrı 6 günde dünyayı yaratıp yedinci gün dinlenmiş. Bu günün cumartesi olması da Babillilerden geçmiş. Babilliler her ayın 7. gününde (Şapatu) bir kutlama yaparlardı. Bu üzgünlüğü ve nefis terbiyesini ifade eden ve Satürn gezegenine adanmış bir gündü (İngilizce'de Saturday, Satürn gezegeninden gelen bir gün adı, yani Cumartesi). Satürn kötü güçlerin temsilcisi idi. Yahudiler bu günün anlamını değiştirerek onu neşeli bir hale koymuşlardır. Onlar Cumartesi gününü Tanrı'ya dua ederek, kitaplar okuyarak çeşitli eğlencelerle geçirirler ve en ufak bir işe el sürmezler. İslamiyete bu gün Cuma'ya dönüştürülerek daha hafıfletilmiş kuralla alınmıştır.

Sumer Tanrı evleri hangi Tanrı için yapılmış ise o Tanrının ve ailesinin heykelleri içine konurdu. Kiliselerdeki İsa ve Meryem'in heykel ve resimleri bu âdetin bir uzantısı.

Sumerlilerde rahibeler tapınaklara Tanrının gelini olarak çeyizleriyle girerlerdi. Bu, Hıristiyanlikta devam etmektedir. Törenlerde Meryem'in heykelinin taşınması, Sumer törenlerinde Tanrı heykellerinin gezdirilmesini yansıtıyor..

Hıristiyanlıkta olduğu gibi Sumer'de de günah çıkaran rahipler vardı, bunlar kırmızı elbise giyerlerdi.

asya 08.11.2006 11:42:44
*Baş Örtme: Sumer tapınaklarında rahibeler genel kadın görevi yapıyordu. Bunlar, Tanrı namına seks yaptıklarından kutsal sayılmış ve diğer kadınlardan ayrılması için başları örttürülmüştür. Daha sonraları İÖ 1500 yıllarında bir Asur kralı, evli ve dul kadınların da başlarını örttürmüştür. Böylece meşru seks yapan kadınlar da mabet fahişeleri düzeyinde sayılmıştır.
   Bu uygulama Yahudilere geçmiş ve evli kadınlar saçlarını traş ettirip peruk veya örtü ile başlarını kapatmıştır. Tevrat’ın son yazıldığı zamana kadar Yahudilerde de Tanrı namına fuhuş yapan kadın ve erkekler varmış. Fahişeler yüzlerine peçe takarmış.
   Kur’an’da örtünmeyle ilgili ayetler: A’raf Suresi, ayet 26–27, Nur Suresi, ayet 31–60,
Ahzap Suresi, ayet 59.
(Kur’an, İncil ve Tevrat’ın Sumer’deki Kökeni / Muazzez İlmiye Çığ)

UmaY QaGañ 12.11.2006 23:48:53
Son derece kasilmi$ bi çali$ma.

ilk ba$ta, dinlerin hepsinin amaci duzeni saglamaktir ve bu baglamda her din, her dine bir olçude benzer. Ama benzetilmesi gereken en son dinlerden biri sumerlerinki olsa gerek Smiley

bi kere çok tanricilik ve tek tanricilik gibi kesin bi ayrim var. bunu gormeyerek devam ediyoruz..Tanri evleri ? Islam dininde bunu demek zaten ba$li ba$ina bir $irktir kabul edilemez.ustunluk inanci ? tum dinlerde vardir. Tanri'nin temsilciligi iddiasi. Her dinde siyasi çikarlarla uydurulan yalanlar.

Ayrica $unu bilmek gerekir ki Allah'in dini ne Islamla, Ne yahudilikle ne ba$ka bi$eyle ba$ladi. Hz. Adem ile ba$lar, durumlara gore kurallari degi$ir, yeni temsilciler seçilir.. Eger, diger dinlerle ilahi dinler arasinda bir benzerlik varsa, etkileyici yine ilahi dinlerdir.

torq 13.11.2006 00:04:03
Ayrica $unu bilmek gerekir ki Allah'in dini ne Islamla, Ne yahudilikle ne ba$ka bi$eyle ba$ladi. Hz. Adem ile ba$lar, durumlara gore kurallari degi$ir, yeni temsilciler seçilir.. Eger, diger dinlerle ilahi dinler arasinda bir benzerlik varsa, etkileyici yine ilahi dinlerdir.
Umay zaten sorun da burada, Adem ve Havva'nın varlığını nereden biliyoruz ? Kutsal kitaplardan. Peki kutsal kitapları kim yazdı ? Bizim gibi insanlar
Eğer Allah her şeye kadir ve tüm evreni yaratacak kadar yetkili ise, neden bu kadar karışıklık çıkmasına, yüz tane din , binlerce mezhebin oluşmasına izin verdi acaba ?
Çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dinlere geçişte Allah yok muydu ? Neden çıkıp da insanların putlara, ruhlara, güneşe ve aya tapmasına engel olmadı merak ediyorum.

Sapiens 13.11.2006 00:29:17
Efendim ;Kendini müslüman olarak gören biri olaraktan şunu demek isterim
gerek tek tanrılı gerek çok tanrılı hatta hep tanrılı ve hiç tanrılı tüm dinlerin bir brileriyle deformasyonal veya reformasyonal ilşkisi vardır

islamda ki esma-ül hüsna nın amsnalrına bakın çok tanrılı dinlerde tanrıların çoğunun özelliğiyle aynı
  İslamda Allahın 99(bu değişik esamül hüsna sınıflamlarındaki farklılıkları alırsak 150-160 kadar çıkabiliyor)ismi vardır
  çok tanrılı dinlerde ise nerdeyse o kadar tanrı vardır





birde başörtüsüyle alakalı madeeyi özellikle nakledilmesi ortalığı karıştırmak içinmidir
gaztelerde de aynı şeyi yapıyorlar

bir başkası da çıkar şunu derse günümüzde genelevelrdeki hanımların başı açık kimse laınmaz mı sanıyorusnuz

değişik maddler sıralanır yanında bu maddeyide sıralarsınzı deriz ki bizlere bilgi vermek için seçmişler ama sadce o maddeyi koyarsanız sizi kabalıkla itham ederim yazarada okurada hakarettir bu  




...

Bu arada sayın TORQ la mesajlarımız aynı zamnda yazılmış
Bu arada sümerler kutsal kitaplarda bahsedilen kavimlerden değilmidir isminden sümer diye bahsedilmesede ibrahimin doğduğu yetiştiği bölge neresidir sümerlerin yetiştiği bölgeyle aynı değilmidir
Genlde donraki dinler bir öncekini tahrif olmakla itham eder ve böyle günümüze değin gelir


biliyrousnuz ki ebu cehil ebu leheb ve kureyşin ileri gelenelri kendilerini ibrahimin dininin dindarı olarak görmketeydiler
o toplumda bulunan hanifler de kendilerini ibrahimin dininden görmketydiler
yahudiler de
hristiyanlarda sonra Muhammed geldi o da yeni öğreti getirdi ama diğerlerini bilenler için tamamıyle yeni değildi
eski öğretilerden pek çok hikaye ile örtüşüyrodu
kitab ı mukadeddes ve kuran daki kısslar karşılaştırlsa pek çok ortak hikayyee raslanır

deniz 23.02.2007 20:56:29
ateizm.org sitesinden alıntı:

Kuran Tevrat'a benzer ve bunun aksini kimse inkar edemez ve etmiyor da !
Peki, bu benzerliğin nedeni nedir?
Kuran taraftarlarına göre, her iki kitabından da Allah tan gelmesi.
Tevrat taraftarlarına göre, Tevrat Allah tarafından esinle yazdırılmıştır, Kuran Allah'tan gelmemiştir, Muhammed Tevrat'tan bazı bölümler aşırarak kendisi yazmıştır.
Şimdi iki tarafın iddiası da inançlarına dayanıyor, ama somut bir kanıt yok.
Benim bu konuda bir yargıya varabilmem için en azından bir kısım somut kanıtlarım olmalı, öyle her kesin her dediğine inanırsam çorba olur.
Önce akıl yürütüyorum, Kuran kendinden önceki Tevrat ile oldukça fazla benzerlikler içerir, peki Tevrat kendisinden önceki bazı metinlerle benzerlik gösterir mi?

Ne yapıyoruz araştırıyoruz, tarihi metinler inceliyoruz, Sümer çivi yazıları, Mitoloji vs vs.
Ve şaşılacak şekilde Tevrat'taki metinlerin benzerlerine rastlıyoruz.

Şimdi, Kuran, Tevrat ile benzer dediğimizde, aynı Allahtan geldiği için diyen arkadaşımız bu mantığını yürütmeye devam ederse, Sümer Metinleri, Tevrat'a, Tevrat da Kuran'a benzer çünkü üçü de aynı Allah'tan gelmiştir demeye devam edebilir mi?

Hayır?

Neden?

Aynı Allahtan gelemez,

Çünkü Sümerler Çok Tanrılıdır.

Tek olan Allah'ın çok Tanrılı metinler vaaz etmeyeceğini takdir edersiniz.

Eğer Sümer efsanelerinde, Tevrat'ta ve Kuran'da yeteri miktarda aynı metinler bulursak, sadece Kuran'ın değil fakat Tevrat'ın da, Tanrısal vahiy ile yazılmadığı ve insan yazması olduğu yüksek ihtimal kazanır.

Böyle metinler varmıdır?

Vardır, mümkün olduğunca aktaracağım !

***

Peşinen belirtmek isterim ki, metinler oldukça uzun ve tafsilatlı anlatımlar gerektiriyor, bunu burada yapmam çok zor ve zaman alıcı olur, bu yüzden ben ana hatları ile konuları belirterek, kaynakları işaret etme düşüncesindeyim, bundan sonrası, gerçekten araştırmak isteyenlerin kendi çabasına kalır.

Musa ile başlıyoruz.

Kuran( Bkz. Kassas Suresi) ve Tevrat okunduğunda, çok tanıdık bir hikaye ile karşılaşırız.

Doğan erkek çocuklar öldürülmektedir, ve bir erkek bebek öldürülmekten kurtarılarak, bir sepet veya bir sal ile suya veya nehre bırakılır ve bebek soylu bir aile veya simgeleyen hayvan vs tarafından bulunarak büyütülür ve mutlaka öz annesi ortaya çıkar bazen kimliğini gizleyerek çocuğun süt annesi olur. Çocuk büyür ve önemli bir şahsiyet olur, kendi milletine lider olur onları kurtarır vs vs.

Seyretmiş olanlar kahpe Bizans filmini aklına getirsin.

Şimdi bu hikaye veya efsane din kitaplarında olduğu gibi, ilkel tüm inanış ve efsanelerde benzer olarak vardır.

Babil'in kurucusu Agadeli Sargon (MÖ 2800) kendi anlatır,

'Annem bir BAKİRE idi (Burada Meryem İsa bağlantısı kurulabilir), Annem beni Fırat kıyısında gizlice doğurdu, kamıştan yapılmış bir sandığın içine kapatarak nehre bıraktı, Sucu Akhi beni sudan çıkardı büyüttü ve bahçıvanı yaptı, Tanrıça Ishtar beni sevdi ve Kral oldum'

Bknz. Dinin Kökenleri S. Freud sayfa 256 Öteki yayınevi

Sargon gibi öyküsü benzerlik gösterenler, Cyrus, Odipus, Karna, Parisi;Telephos, Perseus, Heracles, Gılgamış, Amphion ve Zethos ve bizde iti bilinen Romus Romulus hikayesi vardır, sala bırakılan iki kardeşi Bozkurt büyütür.

***

Sümerler Tapınağa girerken, kurban keserken, dua ederken vücutça temiz olmaya özen gösterirler.
Sümer de Tanrılar 'OL' der ve her şey olur.
Sümer'de, Tanrılar kızdı mı azab ediyor, kendi milletlerin helak ediyor.
Sümer Ay Tanrısının sembolu, cami ve minarelerin tepesinde gördüğümüz yarımaydır.
Hamurabi (İÖ 1750) Güneş Tanrısından kanunu alır,
Musa'da Tevrat'ın Tanrısından.
Sümer'de kadın kısırsa, kocasına çocuk doğurması için cariye verir ve cariye haddi aşarsa kapı dışarı eder.
(Bknz Tevrat taki İbrahim Sara Hacer ilişkisi)

Hamurabi kanunu madde 165 ile, Tevrat Tekvin Bap 25-32-34 teki hüküm aynıdır.

Taşlanma cezası Sümerlerde var, İÖ 2200 de Lagaş kralı Urukagina, iki koca alan kadınların (yanlış okumadınız) yazılı taşlarla (Bknz Kurandaki işaretli taşlar) taşlanmasını emretmiş.

Sümerliler kadınları Tarlaya benzetir, Tevrat ve Kuran da.

Sümer de 7 sayısı önemli, Yeraltı dünyasının 7 kapısı var.

Kuran da da 7 kat gök, cennetin 7 kapısı şeklinde var.

Sümerlerde Tanrılara Kurban kesiyor, sağ kalça ve iç organlar Tanrıya takdim edilir gerisi dağıtılır.

Sümerlerde 6 gün çalışma 7. Gün dinlenme var,


Tevrat ta da aynı şey sözkonusu Şabbat günü !

Sümer Tanrılarının gökte toplandıkları Duku adlı bir yerleri var.

Kuran da Göklerde bir meclis var, Kuran okunur, şeytanlar bu meclisi dinler, ve Arş !

Sümer de Bilgelik Tanrısı Enki, Tufanın olacağını, Nuh'un karşılığı olan Ziusudra'ya duvar arkasından söyler,

Tevrat ta ve Kuran da da Tanrı Musa ile perde arkasından konuşur ve Tufan olayı vardır.

Sümerde günah çıkaran rahipler var.

***

Burada pek çok müslümanın aklına şu gelmektedir: 'Biz hemen hemen bütün kavimlere peygamber geldiğine inanıyoruz. Dolayısıyla, belki de bu benzerlikler normaldir. '

Tevrat ve Kuran, Sümer metinleri ile benzeşiyorsa elbette Sümer metinlerini de ilahi kabul etmek adına onlara de Peygamber geldiğine inanmaktan başka çıkar yolunuz yok.

Ancak Sümer metinlerinde, ne böyle bir Peygamber vardır ne de tek Tanrı inancı, ne de kitap !

Üstelik Sümer de Cebrail'in rolünü Bilgelik Tanrısı Enki oynuyor, insanlara diğer Tanrı arkadaşlarından haber getiriyor.

Sümer de Tufanı yapmaya 4 büyük Tanrı karar veriyor !

Acele etmeyin daha pek çok konu var.

Eyup Peygamber Hikayesinin Kuran ve Tevrat ve Sümerdeki şekillerini karşılaştıracağız.

Yaratılış hakkında her 3 metni karşılaştıracağız.

Neşideler neşidesinin Tevrat'a Sümerden geçtiğini anlatacağız, Şeba Kraliçesinin Kuran'a Saba Melikesi olarak geçtiğini anlatacağız,

Hint efsanelerindeki Adomim in nasıl Adem'e dönüştüğü var !

Yine Hintili bakire Rohini, bir Tanrı oğlu doğuracak,

Buna benzer onlarca konu daha var !

***

Dilimizden pek eksilmeyen, din kitaplarına girmiş, "Eyüp Peygamber'in Sabrı" hikâyesinin de, Sümerlerden kaynaklandığı ancak bu yüzyılın ikinci yarısından sonra anlaşılabilmiştir. Bu metnin yazıldığı tabletin bir kısmı Philadelphia Üniversitesi'nde, diğer kısmı İstanbul Arkeoloji Müzelerinde bulundu. Bunlar ayrı ayrı okunup birleştirilince 135 satıra ulaşan, şiir tarzında yazılmış bir hikâye ortaya çıktı. Fakat parçaların birçok yeri kırık veya bozuk olduğundan metnin tümü tam olarak elde edilemedi.

Hikâyenin ana fikri; insanın felaketlere uğradığı zaman, bunu yapan Tanrıya lanetler saçacağı yerde, onu yücelterek, ona yalvarıp yakararak kalbini yumuşatıp, bu felaketlerden kurtulabileceğidir. Sümer'de yalvarılan Tanrı, insanın kendi Tanrısıdır. O, Tanrılar meclisine bu duaları götürerek iyi sonuç alıyor.

Bu şiir, evvela insanın Tanrısını övmesini, yüceltmesini, ağlayıp sızlamalarla kalbini yumuşatmasını öğüt vererek başlıyor. Ondan sonra adı verilmeyen bir adama, akraba ve arkadaşları tarafından yapılan fena davranışlar anlatılıyor. Adam başına gelen felaketlerden söz ediyor. Arkadaşlarının da kendi üzüntülerine katılmasını istiyor. Bundan sonra başına gelen bu hallerin kendi günahları yüzünden olabileceğini söyleyerek, Tanrısına affetmesi için yalvarıyor. Şiir, Tanrısının onu affettiğini bildiren bir kısımla son buluyor.

Sümer şiirinden bazı bölümler: (Tarih Sümer'de Başlar, s. 96-98. )

"Ben anlayışlı insandım, şimdi bana kimse değer vermiyor
Doğru sözüm yalana döndü
Hilenin adamı beni güney rüzgarı gibi sardı, ona iş yapmaya zorlandım.
Bana saygı duymayan, senin önünde beni utandırdı
Bana durmadan yeni üzüntüler verdin
Eve girdim ruh ağır, sokağa çıktım kalp sıkıntılı.
Cesur, dürüst çobanım bana kızdı, düşmanca baktı.
Düşmanı olmadığım çobanım bana fenalık aradı,
Yoldaşım doğru bir söz söyleyemedi bana,
Arkadaşım dürüst sözümü yalanladı.
Hilenin adamı bana tuzak kurdu,
Ve sen Tanrım ona engel olmadın!
Ben bilgin, neden genç cahiller içine sokuldum?
Ben anlayışlı, neden bilgisizler arasında sayıldım?
Her yerde yiyecek var, şimdi benim aşım açlık,
Herkese paylar verilirken benim payım üzüntü oldu.
Tanrım önünde durmak istiyorum,
İniltili sözlerimi söylemek istiyorum,
Acılarımı bildirmek istiyorum.
Tanrım gün ışıdı, benim günüm karanlık,
Gözyaşları, ağıt ve sıkıntı sardı beni.
Göz yaşlarımdan başka bir seçeneğim yokmuş gibi üzüntü kapladı beni.
Kötü kader eline aldı beni, çalıyor yaşam soluğumu,
Fena hastalıklar yakıyor bedenimi.
Tanrım, beni var eden babam, yüzünü kaldır,
Ne zamana kadar beni ihmal edecek, beni korumayacaksın?
Ne kadar zaman beni rehbersiz bırakacaksın?
Bir doğru söz söylüyor akıllı bilginler,
'Asla günahsız bir çocuk annesinden doğamaz,
Günahsız bir genç, en eski zamandan beri yoktu. "'
Bundan sonra mutlu sonuç şöyle:
"İnsanın Tanrısı onun acı gözyaşlarına ve ağlamalarına kulak verdi.
Genç adamın yalvarış ve yakarışları tanrısının kalbini yumuşattı.
Söylediği doğru sözü Tanrısı kabul etti,
Adamın dua dolu tövbeli sözünü.
Tanrısı fenalıklardan elini çekti.
Kanatlarını geren hastalık cinlerini uzaklaştırdı.
Adamın üzüntüleri sevince döndü,
Tanrısı yanına koruyucu bir cin koydu,
Ona müşfik bir melek verdi. "

***

Tevrat'ta bu hikâye, birçok bilge dolu sözle süslenmiş 1040 satırı kapsayan bir şiir halinde anlatılmıştır. (Tevrat, Eyüb. )

Hikâyenin başında Rab, şeytana, Eyüb'ün iyi bir kul olduğunu söylüyor. Şeytan da, "Eğer onu fena duruma düşürürsen bak sana nasıl lanet edecektir" diyor. Şeytan, Eyüb'ün vücudunu tabanından tepesine kadar çıbanlarla dolduruyor. Eyüb sesini çıkarmıyor. Karısı ona "Bunu veren Allah'a lanet et!" diyor. Eyüb de "Allah'ın iyiliğini nasıl kabul ediyorsak, kötülüğü de öyle üstlenmeliyiz" karşılığını veriyor.

Bundan sonra Eyüb başına gelen felaketleri, dünyaya gelmemesi gerektiğini, Allah'ın bunu haksız olarak kendisine verdiğini şiir halinde anlatıyor. Arkadaşları ise Tanrının haksız iş yapmayacağını, kendisinin bunu hak ettiğini söyleyerek Allah'ı savunuyorlar. Bundan sonra Allah ile Eyüb karşılıklı tartışıyorlar. Her ikisi de kendi yaptıkları iyi işleri sayıp döküyor. Sonunda Eyüp söylediklerine pişman olup tövbe ediyor. Allah da onun tövbesini kabul ederek sağlığına kavuşturuyor ve mal mülkünü de iki kat yapıyor. Böylece Eyüb arkadaşlarının yanında saygınlığını kazanıyor. (38)

Tevrat'taki şiirden, Sümer şiirine paralel olan bazı satırlar:

Bap 63:15-16:

"Kardeşlerim hainlik ettiler, bir vadi gibi,

Akıp giden vadilerin yatağı. "

Bap 7:3:

"Miras olarak bana sefalet ayları verildi,

Pay olarak da meşakkat geceleri. ''

Bap 7:11:

"Ruhumun sıkıntısı ile söyleyeyim,

Canımın acılığı ile şekva edeyim. "

Bap 7:11:

"Niçin günahımı bağışlamaz,

Fesadımı gidermezsin?"

Bap 10:2:

"Allah! diyeyim, beni mahkum etme!

Niçin benimle çekişiyorsun bana bildir!"

Bap 13:1:

"Bana günahımı ve suçumu bildir,

Niçin yüzünü göstermiyorsun?"

Bap 13:23:

"Fesatlarım ve suçlarım ne kadar? Bana günahımı ve suçumu bildir!"

Bap 16:6:

"Ağlamaktan yüzüm kızardı. "

Bap 19:2:

"Ne zamana kadar canımı üzecek,

ve beni sözle ezeceksin?"

Bap 19:13: `

"Kardeşlerimi benden uzaklaştırdı

ve tanıdıklarım bana bütün bütün yabancı oldular. "

Bap 19:14:

"Akrabalarım gelmez oldu,

Yakın dostlarım da beni unuttu. "

Bap 19:19:

"Hep sırdaşlarım benden ikrah ediyorlar,

Sevdiklerim de yüz çevirdiler. "

Bap 30:1:

"Yaşça benden küçük olanlar üzerime gülmekte!"

Bap 34:5:

"Hakkım varken yalancı sayılmaktayım. "

Bap 30:26:

"Ben ışık beklerken karanlık geldi,

Ruhum kırıldı, günlerim karardı. "

Bap 34:6:

"Hakkım varken yalancı sayılmaktayım. " .

Bap 42:

Şiirin sonu. Eyüb Allah'a söylüyor:

"Sen her şeyi yaparsın!

Anlamadığım şeyleri söyledim,

Benden üstün olanı bilmediğim, şaşılacak şeyleri

Niyaz ederim, dinle de ben söyleyeyim!

Sana sorayım da bana anlat!

Senin için kulaktan işitmiştim,

Şimdi ise seni gözlerim gördü.

Bundan ötürü kendimi hor görmekteyim,

ve tozda külde tövbe etmekteyim. "

Daha önce de belirtildiği gibi, Eyüb'ün tövbesi Tanrı tarafından kabul edilerek, daha büyük mutluluğa erişiyor.

Görüldüğü gibi, Sümer ve Tevrat metinleri, konu olarak aynı. Tevrat'taki, Sümer, şiirinden en az bin yıl daha geç yazılmış.

***

Kurân'a gelince, bütün konularda olduğu gibi, bu da çok yüzeysel; ancak dört sure içinde birkaç ayette bulunuyor. Nisâ Suresi, ayet 163 ve En'âm Suresi, ayet 84'te, İbrahim'den başlayarak bütün peygamberler arasında Eyüb'e de vahiy edildiği yazılı.

Enbiyâ Suresi, ayet 83-94:

"Eyüb'e gelince: O Rabbine 'başıma bu dert geldi, sen merhametlilerin en merhametlisisin!' diye niyaz etmişti. Bunun üzerine biz, tarafımızdan bir rahmet ve kulluk edenler için bir hatıra olmak üzere onun duasını kabul ettik. Kendisinden dert ve sıkıntı olarak ne varsa giderdik ve ona aile efradını, ayrıca bunlarla birlikte bir mislini daha verdik. "

Sâd Suresi, ayet 41-44:

"Kulunuz Eyüb'ü de an! O Rabbine nida etmiş ve 'doğrusu şeytan bana bir yorgunluk ve azap verdi' diye seslenmişti. 'Ayağını yere vur! İşte yıkanacak, içilecek soğuk su!' Bizden bir rahmet ve olgun akıl sahipleri için de bir ibret olmak üzere ona, hem ailesini hem de onlarla beraber bir mislini bağışladık. Eline bir sap al da onunla vur, yeminini bozma! Gerçekten biz Eyüb'ü sabırlı bulmuştuk. . O ne iyi bir kuldu, daima Allah'a yönelirdi. "


deniz 23.02.2007 20:56:33
devam..
Süleyman'ın Meselleri:

Tevrat araştırıcılarını yüzlerce yıldan beri meşgul eden ve nedenini bulamadıkları bir konu da, yine Sümer metinlerinin çözülmesi ile açıklanabildi. O da Tevrat'ta bulunan, "Süleyman'ın Şarkılar Şarkısı" bölümü. Açık saçık şiirlerden oluşan bu bölüm Tevrat'ta niçin bulunuyordu? Görünüşe göre onlar ne dinle, ne de tarihle ilgiliydi. Bu şiirlerde bir seven bir de sevilen vardı. Bunu, kilise papazları, İsa'yı seven, kiliseyi sevilen; İbraniler ise Yahveyi seven, İsrail'i sevilen olarak yorumlamışlardı. 19. yüzyılda ise bunların İsrail düğünlerinde yapılan tören ile ilgili olduğu söylenmiş.

Bu yüzyılın ilk yarısından sonra, özellikle İstanbul Arkeoloji Müzeleri arşivindeki Sümer edebi metinleri okunup çözülünce, "Süleyman'ın Şarkılar Şarkısı"ndaki şiirlere benzer şiirler bulundu. Yapılan incelemelerde bunların, Sümerlilerin yeni yıl bayramlarında, sazlar eşliğinde söylenen şarkılar ve ilahiler olduğu anlaşıldı. (39)

Sümer ekonomisi tarıma dayalı olduğundan, onlar için tarımla ilgili konuların en önemlisi, ülkelerinde bolluk ve bereketin olması idi. Bunun için onlar, Aşk Tanrıçaları İnanna ile Çoban Tanrısı Dumuzi'yi (bu başlangıçta bir kral idi, sonradan Tanrı yapılmış nasılsa) evlendirirlerse, onların verimlilik gücünü ve ölümsüzlüklerini paylaşacaklarına ve bu yolla ülkelerinde bolluk ve bereketi sağlayacaklarına inanmışlardı. Bu inanca uyarak Sümer şair ve ozanları onlarla ilgili uzun bir efsane yaratmışlar ve bunu yazıya geçirerek zamanımıza kadar ulaştırmışlardır. Bu hikâyeyi kısaca özetleyelim:

Aşk Tanrıçası İnanna ile Dumuzi birçok zorluktan sonra evleniyorlar. Bu evlilikten sonra Tanrıça yeraltı dünyasına gidiyor. Fakat orası "gidip de dönülmeyen ülke". Kurala göre, Tanrıça olmasına rağmen, yeryüzüne bırakılmıyor. Bilgelik Tanrısı Enki'nin yardımı ile Tanrıça, kendi yerine birini göndermek üzere, yeraltı yaratıkları ile dışarı çıkıyor. Tanrıça her gittiği yerde Tanrı ve Tanrıçaların, kendisinin yokluğundan çuvallar giyerek, yerlerde sürünerek yas tuttuklarını görüyor ve hiçbirini göndermeye kıyamıyor. Fakat kocasının bulunduğu şehre gelip, onu, karısının yokluğuna aldırmayarak keyifle tahtında oturduğunu görünce, büyük bir kızgınlıkla "alın bunu" diyerek cinlere veriyor. Daha sonra yaptığına pişman olan, fakat kocasının cezasız kalmasını da istemeyen Tanrıçanın yardımıyla, Dumuzi in kız kardeşi Rüya Tanrıçası Geştinannan'ın, kardeşi yerine yarım yıl yeraltında kalması, Tanrılar meclisinde kabul ediliyor.

Böylece Dumuzi kış aylarında yarım yıl yeraltında kaldıktan sonra bahar zamanı dışarı çıkıp tekrar karısı ile birleşiyorlar.

Bu birleşmeyi zamanın kralı ile bir baş rahibe evlenerek kutluyorlar. Bunun için büyük törenler yapılıyor. Artık yeni bir yıl başlamıştır; ortalık uyanıyor, ağaçlar yeşilleniyor, hayvanlar çoğalıyor.

İşte bu törenlerde okunmak üzere kralın ve rahibenin veya Tanrının ve Tanrıçanın ağzından birbirlerine karşılıklı söylemeleri için aşk dolu, sevgi dolu, açık saçık şiirler yazılmış ve bunlar bestelenerek şarkı haline getirilmiştir.

Sümer bereket kültünü oluşturan bu törenler, bugün "Kutsal Evlenme Törenleri" olarak nitelendirilmiştir.

Bu bereket kültünün İsa'nın zamanına kadar, hatta daha geç zamanlara kadar sürdüğü anlaşılıyor. İşte bu yüzden Tevrat'tan birçok dinle ilgili olmayan konu çıkarıldığı halde, bu şiirler bırakmış olmalı. Bu törenlerin Süleyman zamanında büyük bir ihtişamla devam ettiği, şiirlerin ona ait olarak gösterilmesi ile kanıtlanabilir.

Sümer ve Tevrat şiirlerinden bazı bölümleri karşılaştıralım: İstanbul Arkeoloji Müzesi arşivinde bulunan ve bir rahibe tarafından Kral Şusin'e söylenmek üzere yazılmış bir şiirden bölümler:

"Güvey kalbimin sevgilisi,

Senin neşen hoştur, bal tatlısı!

Arslan! Kalbimin sevgilisi,

Senin neşen hoştur, bal tatlısı!

Beni büyüledin, karşında titreyerek durayım!

Güvey! Senin tarafından yatak odasına götürüleyim!

Beni büyüledin, karşında titreyerek durayım,

Arslan! Senin tarafından yatak odasına götürüleyim.

Güvey seni okşayayım!

Yatak odasında bal dolu,

Senin güzelliğinle neşelenelim,

Arslan! Seni okşayayım!"

Tevrat: Neşideler Neşidesi, bap 1:2-4:

"Beni kendi ağzının öpüşleriyle öpsün:

Çünkü okşamaların şaraptan daha iyidir.

Kokuca ıtırın ne güzel;

Senin adın kabından dökülen ıtır gibidir,

Bundan ötürü seni kızlar seviyor.

Beni kendine çek, biz senin ardınca koşarız,

Kral beni iç odalarına götürdü

Seninle biz ferahlanıp seviniriz,

Senin okşamalarını şaraptan ziyade anarız,

Seni sevmekte onların hakkı var. "

Bap 4:9-11:

"Kaptın gönlümü, kız kardeşim, yavuklum!

Gözlerinin bir bakışı ile,

Gerdanının tek zinciri ile gönlümü kaptın.

Okşamaların ne güzel, kız kardeşim, yavuklum!

Şaraptan ne kadar hoştur okşamaların,

Itırın güzel kokusu da her çeşit baharattan! .

Ey yavuklum! Bal damlatır dudakların. "

( Sümer'de Tanrı Dumuzi, İnanna'ya "kız kardeşim" der. )

Bap 3:11:

"Ey Sion kızları! Çıkın, Kral Süleyman'ı taç ile görün,

O taç ki, onun düğünü gününde ve yüreğinin sevinci gününde,

Anası onun başına giydirmişti. "

Bu satırlar, kutsal evlenme törenlerinin Kral Süleyman zamanında devam ettiğini kanıtlıyor. Tevrat'a göre Süleyman'ın her dinden 700 karısı varmış ve onların dinlerini de Süleyman sürdürürmüş.

Bap 2:10-12:

"Sevgilim cevap verdi ve bana dedi: Sevgilim, güzelim, kalk da gel.

Çünkü, işte, kış geçti:

Yağmurlar geçip gitti;

Yerde çiçekler görünüyor;

Terennüm vakti geldi. "

Bu satırlar da kutsal evlenme töreninin baharda yapıldığını anlatmaktadır.

Bap 6:10:

"Bakışı seher gibi,

Ay gibi güzel,

Güneş gibi temiz,

Sancak açmış ordu gibi korkunç,

Bu kadın kim?"

Bu satırlar da Tanrıça İnanna'nın niteliklerine uymaktadır.

Bap 2: 5-6:

"Kuru üzümle bana kuvvet verin, elma ile beni canlandırın,

Çünkü aşk hastasıyım ben.

Sol eli başımın altında olsun,

Sağı da beni kucaklasın. "

Sümerce'de buna paralel olan satırlar:

"Sevgilim, kalbinin adamı,

Sağ elini vulvama koydun,

Sol elin başımı okşadı,

Ağzını ağzıma dayadın,

Dudaklarımı başına bastırdın. "

Görüldüğü gibi, birkaç Sümer şiirinde bile paralellikler bulunuyor. Kuşkusuz bunlar gibi pek çok şiir vardı Sümer'de. Fakat bunların büyük kısmı hâlâ toprak altında olmalı. Belki bazı müzeler ve koleksiyonlarda da henüz okunmayanlar vardır.

Sümer Aşk Tanrıçası İnanna; Akadlarda İştar, İsrail'de Astarta, Yunanlılarda Afrodit, Romalılarda Venüs adı altında saygı görmüş ve varlığını sürdürmüştür.

Bugün de İsa'nın annesi Meryem'e, İnanna'ya ait nitelikler yakıştırılıyor. O da İnanna gibi, göğün hâkimesi, sosyal adaletin savunucusu, fakirlerin, ezilenlerin koruyucusu sayılıyor. Bazı çevrelerde Tanrıça seviyesine getirildiğinden, oğlundan daha çok ona tapıldığından; annelerin, savaşanların, üzüntü çeken ailelerin yardım için ona dua ettiklerinden söz ediliyor. (The Search of Mary, Richard N. Ostling, Handmaid or Feminist, The Time, Aralık 1991, s. 52-56. )

İsa'nın durumu da Dumuzi ye benziyor. Damuzi'nin dövülerek, eziyet edilerek yeraltına götürülüşü, tekrar yeryüzüne çıkışı, İsa'ya yapılanlar ve her yıl yeryüzüne çıktığı düşüncesi, Dumuzi'nin serüvenini andırıyor.

***

Gılgameş destanı ve Nuh Tufanı:

Utnapiştim ona, Gılgamış'a dedi:

"Gılgamış, sana gizli bir şey açayım. Tanrıların gizini söyleyeyim: Şurippak (103), senin bildiğin bir kent, Fırat'ın kıyısındadır. Bu kent çok eskiden varken, tanrılar bu kentin yanındaydılar. Tanrıların aklına bir tufan yapmak geldi. Bunların babaları soylu Anu, hükümdarları yiğit Enlil, büyük vezirleri Ninurta, su yolcuları Ennagi ve Bilge Ea da onların toplantısında yer aldı. Ea, tanrıların verdikleri kararı, kamıştan bir çite anlattı:

"Kamış çit, kamış çit! Duvar, duvar! Kamış çit dinle, duvar anımsa (104)! Şurippaklı Ubar-Tutu'nun (105) oğlu (106), evi sök. Bir gemi yap. Serveti bırak. Yaşamı ara! Mülkten nefret et! Canını kurtar! Canlı yaratıkların her türünden geminin içine yükle. Yapacağın geminin her yanı uyumlu bir ölçüde olsun. Onun eni ve boyu bir ölçüde olsun. Yağmura karşı onun her yanına bir çatı kur. "

'Küçük yavrular bile gemi için zift taşıyorlardı. Güçlü erkekler gemiye yedek kereste getiriyorlardı. Beşinci günde geminin kaburgasını oluşturdum. Geminin temeli (omurgası) bir iku (108) genişliğindeydi. Kenarları (küpeştesi) iki kez on kamış (109) yüksekliğindeydi. Üst güvertesi de alt güverteye tümüyle eşitti. Bunun da her yanı, iki kez on kamış uzunluğundaydı. Bundan sonra geminin dış yüzünü (bordasını) hazırladım ve onları boyadım. Gemiyi altı katlı yaptım. Geminin alt ve üst güvertelerini yedi bölüme ayırdım, ambarını da dokuza böldüm. Ortasına da su kazıkları çaktım (110). Güzel kürek seçtim. Ve geminin yedeklerini ambara koydum. Eritmek için kazana 21600 . . . . . . zift döktüm (111). Bunun yarısını saf zift olarak gemiye sakladım. Tekneciler, gemiye 10800 şırlık (112) getirdiler. Bunun üçte biri peksimet kızartmak için harcandı; üçte ikisini de gemici sakladı. İşçilere çok sığır kestim. Ve her gün koyun boğazladım. Ustalara, ırmak suyu gibi bira, rakı, şırlık ve şarap akıtıldı. Bunlar, Nevruz bayramına benzer bir bayram kutladılar. Ustayı yağlamak için kendi elimi de bulaştırdım. Gemi yedinci günde tamam oldu. Gemiyi kızaktan indirmek güç oldu. Çünkü, geminin üçte ikisi suya girinceye dek, onu, kızak üzerinde aşağıdan ve yukarıdan itmek zorunluğu vardı.

Elime geçen her şeyi içine yükledim. Elime geçen her gümüşü içine yükledim. Elime geçen her altını içine yükledim.

Bütün soyumu, sopumu ve kavmimi gemiye bindirdim. Yazının yabanıl, yazının evcil hayvanlarını ve bütün ustaları gemiye aldım. '

'Fırtına ve tufan, altı gün, yedi geceyi geçti. Fırtına yurdu silip süpürüyordu. Artık yedinci gün gelince tufan fırtınası savaşımı durdurdu. '

'Yedinci gün gelince, dışarı bir güvercin çıkarıp uçurdum. Güvercin gitti, geldi. Onca konacak bir yer belli olmayınca geri döndü. '

***

Kaynaklar:

S. N. Kramer The Sümerians Their History Culture and Character

Muazzez İlmiye Çığ , Kuran İncil ve Tevratın Sümerdeki Kökeni

asaf 24.02.2007 01:47:55
"Doğan erkek çocuklar öldürülmektedir, ve bir erkek bebek öldürülmekten kurtarılarak, bir sepet veya bir sal ile suya veya nehre bırakılır ve bebek soylu bir aile veya simgeleyen hayvan vs tarafından bulunarak büyütülür ve mutlaka öz annesi ortaya çıkar bazen kimliğini gizleyerek çocuğun süt annesi olur. Çocuk büyür ve önemli bir şahsiyet olur, kendi milletine lider olur onları kurtarır vs vs. "

anaa karamurat mıydı, battal gazi mi neydi.. bu sahne vardı yav Smiley



Sayfa: [ 1 ]