SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Edebiyat / Dil

Konu: Yorgun Gözümün Halkaları (Sonbahar'a Dair)

Sayfa: [ 1 ] 2 3

hayrullah67 03.10.2006 12:48:24
Bazen çok yorgun hissedersiniz kendinizi; -hadi psikologçuluk yapmayayım!- yorgunsunuzdur da... güz kadar yorgun. Sanki yıllardır üzerinizde tepinilmiştir de, bereleriniz o kadar derinleşmiştir. Ya da öyle uzun süredir koşuyorsunuzdur ki durunca devrileceğinizi hissedersiniz. Belki de kalabalık bir deniz kıyısı gibisinizdir; yaz(lar) boyu kulaçlanmış, dalınıp çıkılmış, durmadan taşlar atılmış, kahkahalar ve çocuk çığlıklarıyla kulaklarınız neredeyse sağır olmuş, içiniz bulanmıştır. Koskoca gemiler geçmiştir içinizden belki kim bilir, içinin ve içindekilerin tüm pisliğini boşaltarak. Yaşam kaynağınız olan güneşe fazla maruz kalmış, farkında olmadan yanıp kavrulmuşsunuzdur yaz boyu! İstediğiniz şeyler yaşayıp istemediğiniz sonuçlara tosluyor ya da istediğiniz sonuçlar için istemediğiniz bir sürecin bitmek tükenmek bilmez zamanlarını arşınlıyorsunuzdur. Kısacası şöyle ya da böyle çok yorulmuşsunuzdur. Psikolog Yeşim Akbulut, Mynet okurları için yazdı.

Aklınız durmak ister böyle zamanlarda; tüm sosyal ve kişisel görevlerden azad edilmek istersiniz. Hatta şairin dediği gibi çişim gelmese... bile dersiniz! Yüreğiniz yarı kapalı gözlerle, soluk soluk bakar etrafa; pırıltısı kara güz bulutlarının ardında kalmıştır sanki. Öyle ki, al bak sana aşk deseniz üfff, şimdi kim uğraşacak... diyecek! Para... deseniz burun kıvıracak, koyuver şuraya işareti yapacak başıyla! Böyle zamanlarda kalkmak, yatmak, oturmak, işe gitmek, eve gelmek, çocuğunuzla ilgilenmek, yemek yemek, konuşmak bile... her şey birer mecburiyetmiş gibi gelir insana.

Böyle zamanlarda neşeli ve faal arkadaşlarınıza ve yerli yersiz kikirdeyen gençlere iyice sinir olursunuz. Sağlığınıza dikkat etmeniz gerektiğini söyleyenler ve umut- istek- bakış açısı- motivasyon-çabadan filan bahsedip duran çokbilmiş psikologlar en büyük düşmanlarınızdır; hastasın sen , al ilacını, yat aşağı veya sonbahar... biyoritminiz ve siz” diyenlerse melekleriniz!.. Ama en çok da, o sırada sizden ilgi bekleyenleri ve bir de size sen güçlüsün diyenleri boğmak istersiniz! Eşiniz, sevgiliniz veya arkadaşınız bu akşam seni nereye götüreyim?  bile dese çileden çıkarsınız; çünkü işte yine birisi sizden bir şey istemektedir –bu,  seçim yapma özgürlüğü olsa bile!-
 
İstersiniz ki her şey sizin yerinize, üstelik de sizin en istediğiniz şekilde gerçekleş(tiril)sin. İstersiniz ki ruhunuzun yaraları da, tıpkı bedeninizdekiler gibi, başkalarının/ yumuşak, şefkatli ellerin süreceği merhemlerle iyileştirilsin. Hatta "ne olur, birisi öyle bir şey söylesin ki/ öyle dokunsun ki, birden tüm bu acılar, tüm bu yorgunluk geçsin!"... Mucizelere karşı en talepkar ve en duyarlı olduğunuz haller ve zamanlardır bunlar öte yandan; zira gerçeklerle aranız bozuktur o sıra! Ruhunuz felçli gibi davranmak ister, ama felç değildir. Oysa koskoca bir bilgi, kucağınızda tür farkına aldırmaksızın, inanılmaz bir güvenle uyuyan kedi yavrusu gibi uyuklamaktadır bilincinizin bir yerlerinde: Ya bu deveyi güdeceksin... ya bu deveyi güdeceksin!
 
Benim önerim hazır güzelim güz de gelmişken, bir kez daha şu deve'yi gözden geçirip, olabilecek değişiklikleri yapıp, olamayacaklara/ şimdilik yapamayacaklarınıza gülümseyerek yola devam etmek. Schopenhauer diyor ki, "büyük dertler, daha küçüklerin görülmesini engeller; ama büyük dertler olmadığında, daha hafif sıkıntılar ve sorunlar çok büyük görünür ve öyle yaşanırlar."
 
Evet,  güz etkiler doğanın parçalarından biri olan insanı; işte bu yüzden ve bunun bilinciyle, güze yakışır hüzünleri, büyük kahırlara dönüştürmemeniz dileğiyle...

Psikolog Yeşim Akbulut
yesim.akbulut@mynet.com
 



gobilibozo 02.09.2008 22:46:13
Bir rüya gibi süzülür hayatımıza,bir rüya ki,güneşi kaş çatıyor,aydınlığı göz kırpıyor,bir aydınlıkki,her an akşam olmakta dedirtiyor, kızıllığında,  sarısında, kahverengisinde hüzün'e davet var,al beni içine ey sonbahar ve  hüznümün ev sahibi eylül!

Her sonbahar gelişinde ve bir köşeye kıvrılıp iç çekişlerimde yüreğim ah ''yorgun gözümün halkaları''şiirini  ve tabiki Yahya Kemal'in ''günler kısaldı kanlıcanın ihtiyarları/bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları'' şiirini mırıldanmakta,eylül geldimi hüzünle yıkarım içimi,akıtır göz yaşımı, eritirim içimdeki son baharları,yenilenirim zira hüzün yenilenmektir!

Sonbahar ve eylül'e dair hislerinizi ve beğendiğiniz şiirleri bu bölümde bizimle paylaşırsanız sevinirim Smiley



Bir Günün Sonunda Arzu

“Yorgun gözümün halkalarında

Güller gibi fecr oldu nümâyân

Güller gibi sonsuz iri güller

Güller ki kamıştan daha nâlân

Gün doğdu yazık arkalarında


Altın kulelerden yine kuşlar

Tekrarını ömrün eder ilan

Kuşlar mıdır onlar ki her akşam

Alemlerimizden sefer eyler

Akşam, yine akşam, yine akşam

Bir sırma kemerdir suya baksam

Akşam yine akşam, yine akşam

Göllerde bu dem bir kamış olsam!
Ahmet Haşim

KANLICANIN İHTİYARLARI

Günler kısaldı... Kanlıca'nın ihtiyarları
Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları.

Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa...
Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa...

İçtik bu nâdir içki'yi yıllarca kanmadık...
Bir böyle zevke tek bir ömür yetmiyor, yazık!

Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor;
Lâkin vatandan ayrılışın ıztırâbı zor.

Hiç dönmemek ölüm gecesinden bu sâhile,
Bitmez bir özleyiştir, ölümden beter bile..

((Yahya Kemal Beyatlı))

SONBAHAR


Fânî ömür biter, bir uzun sonbahâr olur.
Yaprak, çiçek ve kuş dağılır, târümâr olur.
Mevsim boyunca kendini hissettirir vedâ;
Artık bu dağdağayla uğuldar deniz ve dağ.
Yazdan kalan ne varsa olurken haşır neşir;
Günler hazinleşir, geceler uhrevîleşir;
Teşrinlerin bu hüznü geçer tâ iliklere.
Anlar ki yolcu, yol görünür serviliklere.
Dünyânın ufku, gözlere gittikçe târ olur,
Her gün sürüklenip yaşamak rûha bâr olur.
İnsan duyar yerin dile gelmiş sükûtunu;
Bir başka mûsıkîye geçiş farzeder bunu;
Teslîm olunca va'desi gelmiş zevâline,
Benzer cihâna gelmeden evvelki hâline.

Yaprak nasıl düşerse akıp kaybolan suya,
Ruh öyle yollanır uyanılmaz bir uykuya,
Duymaz bu ânda taş gibi kalbinde bir sızı:
Farketmez anne toprak ölüm mâceramızı.

Yahya Kemal Beyatlı





nisan 02.09.2008 23:00:39
Ne zaman sonbahar dense hep su siiri hatirlarim.

EMİRGANDA ÇAY SAATİ
 
 

çerağân sarayı´ndan büyükdere´ye
üşümek sonbaharında eski çınarların
uzadığı yerde gizlice akşamların
başlayıp adetâ kendini dinlemeye
kafeslerin ardında bol gözlü bir kadın
ansızın giydirilmiş ipek ferâceye
bir çay yalnızlığı emirgân´dan öteye
değdikçe ısındığı yaldızlı bardağın
nedîm´den yansıması tatyos efendi´ye
tenhâ bir genç kız sesiyle hicazkâr´ın
kuytularda çürüdüğü bağdadî yalıların
yorgun sarmaşıklarıyla sarkmış bahçeye

soğuk kuşlar gibi dağılır boğazda
rüzgârın getirdiği donuk bir yağmur pusu
istinye´de gemilerin karanlık uykusu
kırık direkleriyle dalgın ve hasta
birden içimi kaplayan ölüm korkusu
selâm verilince meçhul bir namazda
gâzâli´yse biraz mevlânâ biraz da
kubbenin altındaki divan uğultusu
´şeref´ vapurundan en kirli beyazda
yüzlerce harbiyeli sürgün yolcusu
havada bir asılmış adam kokusu
istanbul jöntürkleri hüzzâm bir yasta

yankılarıyla telaşlı geceleri bir bebek´ten
motorların taşıyıp o kadar bitiremediği
en yılgın sonbahar benim gözlerimdeki
çok daha dumanlı mütâreke günlerinden
alaturka saat kaçta ikinci tömbeki
miralay sadık bey´in nargilesinden
dem çekip kumrular gibi sebilleri şenlendiren
osmanlı sehpâların gölgesindeki
emirgân´da acılaşmak koyu bir semâverden
çaylar gibi kararıp kaç defalarca eski
bir şiir üzüntüsüyle müseddes biçimindeki
çoktan unutulmuş kilitli defterlerden

Attila İlhan

 

fikir 03.09.2008 00:58:08
Ah sonbahar ah; dibe vuruşlarımla, doruklara çıkışlarımın harmanladığı hüzün mevsimim...

gariptir sonbahar
yaşlı ve garip

yorgundur sonbahar
gülümseyen bir yorgunluk

yoğundur sonbahar
bitik de olsa yoğun

hüzünlüdür sonbahar
sarımsı bir hüzün

coşkundur sonbahar
dingin ama coşkun

devrimdir sonbahar
geçmişi kucaklar ve değiştirir




asya 03.09.2008 02:06:17
GÜZDE UNUTULMUŞ

Saat yedi buçuğuydu güzün
Ve ben bekliyordum
Kimi beklediğim önemli değil.
Günler, saatler, dakikalar
Bıktılar benle olmaktan
Çekip gittiler azar azar
Kaldım ortada, tek başıma

Kala kala kumla kaldım
Günlerin kumuyla, suyla
Bir haftanın artıklarıyla kaldım
Vurulmuş ve hüzünlü

Ne var, dediler bana Paris´in yaprakları
Kimi bekliyorsun?
Kaç kez burun kıvırdılar bana
Önce ışık, çekip giden
Sonra kediler, köpekler, jandarmalar

Kalakaldım tek başıma
Yalnız bir at gibi
Otların üstünde ne gece, ne gündüz
Sadece kışın tuzu

Öyle kimsesiz kaldım ki
Öyle bomboş
Yapraklar ağladılar bana
Sonra, tıpkı bir gözyaşı gibi
Düştüler son yapraklar
Ne önceleri, ne de sonra
Hiç böyle yalnız kalmamıştım
Bu kadar
Ve kimi beklerken olmuştu
Hiç mi hiç hatırlamam.

Saçma ama bu böyle
Bir çırpıda oldu bunlar
Apansız bir yalnızlık
Belirip yolda kaybolan
Ve ansızın kendi gölgesi gibi
Sonsuz bayrağına doğru koşan.

Çekip gittim, durmadım
Bu çılgın sokağın kıyısından
Usul usul, basarak ayak uçlarıma
Sanki geceden kaçıyor gibiydim
Ya da karanlık, kükreyen taşlardan

Bu anlattıklarım hiçbir şey değil
Ama başıma geldi bütün bunlar
Birini beklerken, bilmediğim
Bir zamanlar.

Pablo Neruda

ulgnil 05.09.2008 08:16:18

sonbahar deyince ve sonbahar gelince, ben de hep bu şarkıyı anımsarım


düşen bir yaprak görürsen
beni hatırla demiştim
biliyorsun seni ben
sonbaharda sevmiştim


her sonbahar gelişinde
sarı sarı yapraklarla
kuru dallar arasında
sen gelirsin aklıma.

fikir 05.09.2008 08:30:04
bakabildin mi sonbahar göğüne
gırtlağındaki tıpayla

savrulabildin mi rüzgarına
buruk sevinçlerinle

ıslanabildin mi yağmurunda
hazana düşmüş hüzünlerine

gidebildin mi yalnızlığına
yorgun yüreğin dermanıyla


asya 05.09.2008 13:46:27
gözlerin hep gökyüzünde,
mevsimsiz...
ama yıldızlar artık dost değil
terkettiler suni ışıklarda kentini...

rüzgar, bir uğultu kulaklarında
kasırga yıkımlarıyla...

yağmurlar romantizmini yitirmiş
sadece hasar ve çamur bırakıyor ardında...

ve sen yıldızsız gökyüzünün altında
parçalarını toplarken üşüyorsun
dermansız yüreğinin yorgunluğu
ve yorgun göz halkalarındaki yaşanmışlıklarınla...

fikir 06.09.2008 00:14:12
nice duygular besledin içinde
nice canlara yaşam verdin
nice kışlar, baharlar, yazlar gördün
sarımsı bir sonbaharda süzüldün

çiçekler açtı, bir kokuluk
kuşlar geldi, tek mevsimlik
topraklar ekildi nadassız
gelip kapıya dayandığında
beklediğin karanlık
unutup tüm yaşanmışlıklarını
rüyada koşar gibi
karşılarsın

yorgun omuzlarına çökmüş acılarınla
sonbahara koşarsın


milyonda bir 06.09.2008 00:44:18
Boşuna bakma sonbahar gününe
Güneş gözlüğüyle

yuvarlandın mı hiç
kumda alabildiğine

Banyo yapabildin mi saunada
suya düşmüş sabunlarınla

girebildin mi pide kuyruğuna
yorgun diz kapağınla

gobilibozo 07.09.2008 00:45:52
 ADIM SONBAHAR (122401 Hit)

nasıl iş bu
her yanına çiçek yağmış
erik ağacının
ışık içinde yüzüyor
neresinden baksan
gözlerin kamaşır

oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar

 ATTİLA İLHAN

SİYAH GÖZLERİNE BENİ DE GÖTÜR
 
 

Daha dokunmadan kurudu irem
çöllere bir türlü yağamıyorum
yeni bir koşunun başlangıcında
biraz deprem sonrası
biraz şehir hülyası
bir kalp yangınından geriye kalan
siyah gözlerine beni de götür
artık bu yerlere sığamıyorum.

Pembe uçurtmalar yolladığından beri
sarardı tiryaki menekşeleri
sonbaharın tozlu kafeslerinde
sevgi turnaları yakalıyorum
turnalar gidiyor;ben kalıyorum
avareyim,asudeyim,yorgunum
bilmiyorum neden sana vurgunum
Erzurum garında banklar üstünde
uyku tutmuyor karanlıkları
yitik düşlerimi kovalıyorum
gölgeler gidiyor;ben kalıyorum.

Binbir türlü kokuyorsa yaylalar
siyah gözlerine beni de götür
baharın koynundan koparıp sana
ipek bir mendile sardığım yüreğimle
şehzade gülleri gönderiyorum
umutlar kalıyor;ben gidiyorum.

Bütün yelkenlileri,deniz fenerlerini
kaptanları sorgulayan
yanından geçen küheylanların
korku tufanına yakalandığı
siyah gözlerine beni de götür
güneş ülkesinden gelen yiğitler
benzeri olmayan bir dünya kursun
cellat,ayrılığın boynunu vursun.

Usul usul intizarı çürüten
bu hercai diken,bu çılgın arzu
sürüklüyor imkansız muştuların
eşiğine gönül vadilerini
bir ağaçtan düşen yapraklar gibi
düşüyorum tanyerine
ya topla yaralı kırlangıçları
ya da bu vefasız şarkıyı bitir
özgürlüğe giden tutsaklar gibi
siyah gözlerine beni de götür.

Nurullah Genç
 
HATIRALAR
 
 

Bilmem ki hâtıralar,
Ne istersiniz benden,
Gelir gelmez sonbahar?

Bu kanad çırpış neden?
Cama vuracak ne var
Ey eski hâtıralar

Sanmayın güller açar,
Bülbül değildir öten;
Bu rüzgâr başka rüzgâr.

Ne istersiniz benden,
Bilmem ki hâtıralar,
Gelir gelmez sonbahar?

Cahit Sıtkı Tarancı

fikir 08.09.2008 23:44:16
öylesine geçerken savrulmuş yaşamlar
küçük bir an'da saklı hikayeler
ya bahar yeşiline koşarlar
ya yaz yanığında kavrulurlar
kış soğuğuna tutulmadan
güz kızılında titrerler

bir mum alevi gibi...

gobilibozo 14.09.2008 20:12:10
EYLÜL

Eylül, gülleri soldurarak
duyurdu bu yıl kendini
Böyle olacağını bile bile
şaşırttı bizi yinede

Daha bir demet kır çiçeği
alıp koymadık vazoya
Güller mi unutturdu bize sevinci
yoksa aşındırdık mı kimi duyguları

Şöyle bir akşam
söyleşemedik dostlarla
erkenden kapandı perdeler
yorgun muydu çocuklar da

Her gün yağmalanan
talan edilen sevincimiz
kurudu galiba büsbütün
su yürümüyor dallara

Ama kırpıntı, bir küçük
uç uç böceğinin her nasılsa
konuvermesi balkona
uyarıyor bizi irkilterek

Bu kahrolası tarraka
bitecek gibi değil sokaklarda
Çekip kapıyı çıkmak en iyisi
dalmak caddelere, varoşlara

Belki o zaman eylül
şaşırtmayacak bizi
bulup çıkaracağız çünkü
evrenin öteki yüzünü

fikir 20.09.2008 00:33:01
GÜZ

Günler gitgide kısalıyor,
yağmurlar başlamak üzre.
Kapım ardına kadar açık bekledi seni.
Niye böyle geç kaldın?

Soframda yeşil biber, tuz, ekmek.
Testimde sana sakladığım şarabı
içtim yarıya kadar bir başıma
seni bekleyerek.
Niye böyle geç kaldın?

Fakat işte ballı meyveler
dallarında olgun, diri duruyor.
Koparılmadan düşeceklerdi toprağa
biraz daha gecikseydin eğer...

Nazım Hikmet

eBRuLi 20.09.2008 15:21:24
Yarım Kalan Bir Mevsim.

 
Hangi kente sığınsam
Çarcıradır bütün meydanlar,
Ferman verilir, mahkemeler kurulur
Sorgulanır tenim, kırılır kalem,
Yitirir hükmünü merhamet
Ve ölüm kusar bütün insanlar üstüme…

Hangi limana sığınsam,
Kabarır suları denizlerin.
Korsanlar çevirir dört yanımı
Esir düşerim, düşlerim prangalanır.
Bağı, sökülür bir hayatın…
Boğar beni arsız dalgalar,
Bir tek boğazımda kalır
İnsanların parmak izleri…

Hangi iklime sığınsam,
Dökülür yaprakları akasyaların,
Neşter vurulur bahara
Kan kaybeder gelincikler…
Solar papatya kokusuz kalır tenim
Ve soluksuz kalır mevsimler,
Bir tek uçurum çiçekleri düşer payıma.
Boy verir parelenen bağrımda ölürken hayat
Ve yaşanmamış bir bahar kalır ölürken çocuklar….

Hangi sözcüğe sığınsam,
Yasaklı bir yasa maddesidir adım…
En masum vurgularda bile
Suskundur çığlık, payına zindan biçilir
İllegal bir yaşama sürgün düşer şiir,
Bütün sığınaklar zindana çıkar
Ve sığınak bulunmaz ölmeli şair
Ya yazmamalı hiçbir sözcük aşkı
Ya da ölmeli söz…

Hangi sevgiliye sığınsam,
Afaki gecelerde aydınlık nedir bilmez
Enkaz yığınıdır, viranedir gözleri
Mefkuresi ırak bir düştür dorukları,
Kaf dağının ardında saklıdır yüreği,
Göçebedir umutları, kıl çadırlarda ürkekliği
Kurşunlara hedeftir tebessümü,
Çatlak kaşlarına sinmiştir kederi,
Ulaşılmaz bir ülkedir yurdu…
Mayın döşelidir varılmaz bağrına
Bir hüzün düğümlenir içine ağlar,
Kavuşulmaz tenine, bedeli candır bu aşkın
Taşımaz yürek bu yükü ve elemi
Sevgilinin yitik yurdunda.
Aşkların soy kütüğü hicrandır, firkattir
Ve sevdalar yasaklı bir şiirdir bu coğrafyada…

Hangi dergaha sığınsam,
Linç edilir kutsadığım dualar,
Yakılır kitabeleri aşkın, söz düşmez bana
Zincire vurulur yüreğin ketum dili…
Na-makbul şiire ölümdür fetvalar,
İlticalığım yetim, masumluğum da hor görülür
Bütün kapılar üstüme kapatılır,
Sığmam hiçbir yere sürgün olur ezgim.
Dergahlar kuşatma altında…

Hangi umuda sığınsam,
Döker yapraklarını bir bir,
Solar bütün kardelenler, payıma öksüzlük düşer yine.
Göç eder güneş, meçhul sahillere…
Üşür sırtımda taşıdığım, “adıma zimmetli çile! “
Ve içimde büyütemediğim çocuklara
Bırakacak düşlerim de hançerlenir…
Geride kabuk bağlayan yaram kalır, sökemediğim hayattan
Hiçbir umut değiştirmez bu feleğin çarkını
Dar gelir tenime umut-suzluğun mezarı…

Hangi dağa sığınsam,
Kar düşer şahikasına…
Kaçakçıya, hayduda çıkar adım,
Boy verir alnımda, kan çiçekleri
Yaralanır vadilerinde zıpkınlanan umut…
Dört cihet çıyanlar, yılan başlı süvariler!
Varılmaz doruklarına yorgun düşer vuslat,
Bir cigaralık nefes olur yaşam!
Ve Potansiyel bir suçun tanığı olur bikesliğim…

Hangi geceye sığınsam,
Ayyaşları mahmur ve gafil
Fecrin doğuşunu bekler, yarınlara gebe umut…

Ve hangi şiire sığınsam,
Düşer peşime bozkır atları! ...
Bırakmaz peşimi firkatin gölgesi.
Yitirir aşk çocuksu yüreğini…
Kavgasında ihanete yenik düşer bütün imgeler…
Ve yarım kalır sevda, yaşam şiir…
ve mevsim...
 
Dündar Sansur
 


Sayfa: [ 1 ] 2 3