|
||
Sayıklamalar Dünya soğuduğunda, ıssızlaşıp çölleştiğinde, maskeler düştüğünde, herşey söylendiğinde.... *İnsan; eyleyen ama bilmeyen, esersizliği, tek eserin hayatın kendisi olduğunu,hayatı hayat olarak karşılayıp uğurlamak olduğunu... kurumlaşmanın, çalışmanın, gücün ve iktidarın hayatı hayat olmaktan çıkardığını bilmeyen insan:ortak hiçbirşeyleri olmayanların ortaklığını bilmeyen insan....* ABANMA BANA, YASLAN Abanma bana yaslan... abanma yaslan... Biraz daha dikkatli baksan göreceksin, daha kabuk bağlamamış, nasır tutmamış dokuz yaşımı... hoyrat!!! Bak; orada ertelenen, sandıklara kaldırılan- bir gün gelir- sandığım... açarım ve bakarım... orada düşsüz ve oyuncaksız olanı. bilirim; içimde yarattığı kıpırtıdan, gözlerime vuran endişeden, büyük fotoğrafta neden olmadığımı... birbaşkasında kendini varetmenin imkansızlığını. toplasan üç kalp çarpıntısı üç büyük yolculuk facia İnsana facia gerek! kalbime değmesi gerek diğerlerinin yağmuru... inatla "gerçek" olanın peşinden koşmanın yorgunluğu-gereksiz- aşkı bilmek için kendini bilmek gerek! İçin nasılsa aşkın da öyledir. Buluşmanın ve ortaklaşmanın tesadüfliğinde ancak.... % |
||
|
||
| Sayıklamalar *İsyan hissi, hayatı hissetme hissidir! Yok olurken... dünya da yok olurken, ölüm, tesadüfi olarak bir adım mesafede, ötede, beride dururken, bu ölümün peşinden, önünden, facianın yanı sıra, hep beraber giderken... ortak hiçbirşeyleri olmayanların ortaklığında, ölümü-hayatı-anlamlandıracak bir duygudaşlık-karşılıklılık, tereddüt ve öfke-, kolektif bir hayatın imkanları doğabilir: Negatif ütopyalar, önce boşluğu görenlerin, boşluğu öne koyanların komününde yeşerir. Ölümlülüğün fani olma ötesinde anlamlar edindiği, zamansızlık ve mekansızlık duygularıyla eşdeğer olduğu bu çağda, ancak yıkıcı bir duygu, toplumu yıkarken kendini de geri çeken, yoksullaştıran bir varoluş yaratıcı olabilir: Yokluğun, yetersizliğin,muhtaçlığın bilincinde saklıdır hayat. Verili olandan-yüzeyden, görüntüden, kitlesel ve kütlesel olandan - yola çıkmak, sahtekarca ve bayağı bir ölümsüzlüğün savunusunu yapmak,sistemin dayattığı -ve daralttığı- sınırları veri kabul edip hayatta ve ayakta kalmaya çalışmak demektir... *I.Ergüden * kıymetli yazarımız nihilast'ın üstü kapalı uyarısı üzerine daha açık belirtiyorum * I.Ergüden Işık Ergüden demektir. |
||
|
||
| "Ölüm unutkanlığı" der Gündüz Vassaf O unutkanlıkla söner yaşamın kıvılcımları.. Oysa ölümle ve özdeşleriyle harlanır hayat, ısı verir Yellemek lazım hayatı, söndürmeden yoklukla.. |
||
|
||
| Sayıklamalar Dindi koku. Vahi “unutun” dedi. “yaşanmış olana ortak olmak yasak” Ürkünç. Tüketici. Yoksa çekirge sıçrayışı mı uslanmaz coşkularım bir,iki,üç... Ay, hala gizlenmekte, sudaki aksini unutmuş. Kuşatıldık mı? Pencerelerden ne kadardır yaşamlar? Yolcu. Hızlı. Nerede bitecek? Her adımda kendine dönerek, başlangıcı olmayan yolculuklarda iç acıtan gidişler... Dedim ki, “neyin var?” Dedi ki, kanatlı tahta kapılar, üzerindeki demir halkalarını vurarak birbirlerine, kapandılar! Yani törene, bir derviş selamıyla, şarap eşliğinde geldiler. Kapılar kapandı. Yalnızlıkla karanlık dost oldu. Faydası olur mu sözlerin, başımı çevirdiğimde yokolmuşsa gökyüzü... Dedim ki ellerin yok! Dedi ki; O’nun bedeninde unuttum ellerimi. Bir kısrak kıvraklığında, ateşten çember gibi dönerdi ve ben duru sulara salmıştım sanki parmaklarımı... dönerdik! Biz döndükçe, parmaklarım kayboldu. Sonra da ellerim... Yalnızca ellerim mi? Benliğim, ben! Kayboldum. Başımı çevirdiğimde kaybolmuşsa gökyüzü, Faydası olur mu durmanın...? Dedim ki, dinlemek isterim haydi anlat öykünü. Güldü. Acı bir çığlık oldu gülüşü. Sonra uzun bir öksürükle karıştı çığlıkları boşlukta, Yankılandı, azaldı ve yitti... Belki de bir oyun bu. Ay saltanatını sürüyor, döndüğünü gizliyordu. Kiminin penceresi geniş, kiminin ki dar. Kurudu toprak. Kuzgun siyahı gecede, yağmur toprakla buluştu. En olmadık yer, en olmadık zaman. Bu bir heyelan! Bölen, parçalayan... Güz ayazı, Vuran, bıktıran, ayıran hatta... Bir de günler ışık hızıyla akıyorken, Düştü söz, Savruldu beden, Gözbebeklerimiz bulandı, Şimdi oturup sevinç listesi yapmalı. 1. Rahat ve alçak topuklu papuçlar. 2. Kır çiçekleri. 3. Kaybolduğunu sandığım kitabımı buluvermek. 4. Neşeli dişler. 5. Sabahın erken, gecenin geç saatleri. 6. Su. 7. Ağlamakla gülmek arası, manik depresif halleri... 8. Pırıl pırıl çocuk gözleri... Hastane koğuşlarının pencereleri demirliydi. Demirlerin üzerinde tel örgüler vardı. Gözlerimdeki hareketi, kirpiklerimin kapanıp açılmasını hissedebiliyordum. Ama kanım donmuştu sanki. Boyluboyunca uzanmış, hiç hareket etmeden aylarca uyumuştum da, sadece gözleri hareket edebilen insanların arasında uyanmıştım. Hissedebildiğim tek şey kirpiklerimi kırpıştırıyor olmamdı. Aralık olan pencereden yüzüme vuran güneş ışıkları da gözlerimden başka hiçbir yerimi etkilemiyordu. Beynimi çıkarıp almışlar ve içine teneke parçaları tıkıştırmışlardı sanki. Bir çınlamanın dışında algılayabildiğim hiçbir renk, koku, ses yoktu. Oysa... % |
||
|
||
| "Kızgınım.Yol kısa, şaşkınlık içinde görüyorum." İrem içindeki adamda! Şimdi, sahneden destansı bir dirilikle, herşeye karşı bu şekilde biçimlendirilmiş bir şekilde, seçikliğini, bir koro ile yumuşak ve bolluk içinde seslendir: (Üstü kapalı daracık bir geçitte, kendini bulabilmen için, buraya değin açıkladıklarını bir kez kaynak sorununu ölçüsüz uyaksız bırakarak, "ben bir ilkçağ ekiniyim", diyerekten; çünkü bu konuda rengin trajedi; kızaran bir yaşam bul, değişen bir örgüden düşsel bir varlığa akan ikili konuşma...) "Bakıyorsun bana, yarar gördüğüne, Pek anlayışlı değil ya baktığın! Anlıyor musun? Sonsuz olacak mı biçimimin biçimi? Aptal coplar, Kırsal resimler, Sirke dudakları, Devlet memurları, Huysuz müşteriler, Ölüm hayalet bir gemiyle gelir. Baba-cı adam: Soluk yüzlü vampir! Ölü doğmuş çoçuklar, Yanyana verem... Kimi insanlar saçmalamakla uğraşır. Kimi insanlar ise saçmakla! Hangisi verimli? Yolunun üzerinde bir cins tavuk! onlu sisteme göre haracanabilir; ikili sistem hafif anestezi! Üüç haçlı parmaklıklarını dolanan, bandolu bir oyunu getiren yavaş ve hiç uzak olmayan bir gün! Dil sorunu, ekonomik sorun, torpil geçmek yasak! "Uykusunda gelin döşeğinde, kalktığında ölüm döşeğinde!" Tek nüans: Gelin kalkmakta! Ooahah! Genlerin kükreyişi! Dünyanın herhangi bir yerinde kim bu beyaz düzlükteki simgeleri okur! Bana ödünç bir sandal ver, menekşe rengi bir gece göğünden, görgüsüz yıldızların insanbiçimine yaklaşacağım? Saçma yıpranmış sinirin gürültüsü bu! "Kaçınılmaz görselliğin kaçınılmaz kıldığı biçim: Kadın!" Joyce güneşşemsiyesini kayışından takmış bilekliğine! Üçlem, rahatlatıcı bir içki ve elma tatlısı! Işıklı gezegenlere yaklaşan ağız öpüşmez, yutar! Hem fosforlu, mavi yeşil, beyne yararlı sayıklamalar, sayıklamalar.... |
||
|
||
| ... [font=
(Üstü kapalı daracık bir geçitte, kendini bulabilmen için, buraya değin açıkladıklarını bir kez kaynak sorununu ölçüsüz uyaksız bırakarak, "ben bir ilkçağ ekiniyim", diyerekten; çünkü bu konuda rengin trajedi; kızaran bir yaşam bul, değişen bir örgüden düşsel bir varlığa akan ikili konuşma...)[/b] Anlıyorum elbette! Fakat anlaman gerek ki senin de; ondan çıktıktan sonra benimdir de; Işık Ergüden dir kaynak aynı cemaatte sırf bu yazıya malzeme olanlardan ötürü bulunmuşuzdur. Çok gerek duymam kaynak göstermeye, gösteririm sırf bu kötü niyetli öfkelere korunak olsun diye orada en sahici olanlara takılsan diye de öneride bulunurum takip eden tüm (içimden çıkan ve çıktıktan sonra herkesin olan) cümlelerime... Sözün hükmünden çıkmış birisine sözde torpilden bahsetmek de neyse? Neyse konu başlığımdan uzaklaşmadan ki eğleniyorum işte burada bulmuşum kendime bir alan; sizin kadar usta değilim söz üzerinde ip üzerinde... Takılmayınız derim bunlara, cümle kurmak arkasına imla işaretleri sıralamak çok kolaydır... kimi daha fosforlu söyler kimi de kaynağını unutur..... trajedisi rengi olan bilir bu konuda ama ben bilmem!!! |
||
|
||
| Sayıklamalar Sezmek ve susmakta usta olandır demiş "dost olan" için nietzsche... çok yol yaptık, çok uzun, çok çetin.... bir süre birlikte aktık, ayrı ayrı döküldük denize, sonrası okyanus.... kıyıdan bakamadık hiç ummanlara... içiçe geçtik, yoğrulduk,kavrulduk, savrulduk... hep yaslandık... sonrası facia. |
||
|
||
| Sayıklamalar ... kadınların uzaklığı, "kendiliklerinden" de olan- yokluğu, işte "onların en güçlü büyüleri" Yerin eski titreticisinin ölçülü vuruşuyla, sanki hiçlikten ve uzaktan, sessiz hayali bir akıntı içindeki büyük bir yelkenli çıkar ortaya... mutluluğuna ve kendi içindeki huzuruna özlem duyduğu uzaklardaki bu büyüleyici sükunet, kadınlarla ilgiliydi... |
||
|
||
| Sayıklamalar "bir badem çiçeği sürsem şimdi namluya, beynime sıksam, ölümüm bahar olsa, nasıl anlaşılsam..." efkar şehri; tüm sokaklarını, caddelerini, kaldırımlarını ezbere bildiğim... yaşarken değiştiren, değiştirirken törpüleyen, gözlerinden okyanuslar içtim en kalabalık an'da lal şehir... hangi kalleşliklerde kanadı en insan yanın, bak; "kalbim çok anlatılmış sevda masallarında, gürültüyle açılan bir peripapatyası kopar ve tak yakana..." heryerden bakıyorum sana, bu ne ihtişam... al beni, içinde kaybettiğim çocuğa doğru savur... |
||
|
||
| Sayıklamalar Dünya yuvarlaksa eğer, tekrar başa dönmek her zaman mümkündür! Bütün sırlar sessizlikte! 5. kattayım, içimin ısındığı yerde... bir ihtimalin içinden çıkmak, neden ya da sonuç olmak?.. bu kadarı fazla. Sürekli hareket ediyor, eli, kolu bacağı... bakışları birşeyler saklıyor gibi. Bir mengenede sıkıştırılıyormuş ama bunu kimse bilsin istemiyormuş gibi... Sanki hayatın O'nun üzerinden geçerek devam ettiğine inanmış da bırakmış kendini. Hoyrat! Görünenin ardında ne varsa üzerine binlerce sigara, tonlarca rakı ile donanıp da gitmek istiyor... Tek bir hayatı, biricik hayatını, parçalara bölüp, yırtıcı bir hayvanın önüne atmış. O'nun yüzü! adını da parçalamış, yüzünü de... Bir bakışı var; "hadi ya" "acaba" der gibi... tetiklenir gibi içerisinde birşeyler... hızlıca kaybolur sonra. O, yüzünü hatırlamalı. adını da katıp yüzüne koşmalı... İnsan yüzlerinde ne çok hikaye var. % |
||
|
||
| O'nun yüzü! Kendinden kaçan kendi. kendinde kaybolmuş parçalardan biri... Yüzü yüzüme karıştı. ağzımdan içime doldu hikayesi, hikayeme karıştı. Yüzüm; O'nun yüzünde kayboldu. O'ndan ve Ben'den herşey ve hiçbirşey oldu! Bir tebessüm asılı kaldı, şimdi onunla dolaşıyorum. % |
||
|
||
| Güneş battıktan sonra, uçsuz bucaksızdı deniz. Gizli bir agresiflik vardı sanki ama sakin görünüyordu. O'nun yüzü uçsuz bucaksız denizdi ve bana bakıyordu. Bütün gün bütün gece baktım. anlam mı arıyorum? zaten çok anlamlı da okumaya mı gayretliyim? gayretli miyim? sadece bakıyorum uçsuz bucaksız kendiliğinden... Şimdi yüreğimdeki göçmen kuşlar taşınmaz oldular. Neşeliler. Sürekli ötüşüyorlar. Şimdi uzaklara bakıyorum O'nun yüzünde denize... adını bağrına bastı deniz. O'nun adı denizin bağrında şimdi... çocuklar oynuyorlar içinde... O'nun yüzü çocuklar oldu. Adıyla çağırıyorum. Yüzü ıssız şimdi, bakıyorum hala, sakinim. Öylece duruyorum. Aslında hikayeler çoğaltmak istiyorum... Böyle susmak ne güzel!!! |
||
|
||
| Özlüyorum! bir ihtiyacı, bir olanağı, başka bir şeyi özler gibi değil!!! Hiç başkası olmamış olanı özlemek gibi özlüyorum... Coşkular çoğaltarak, yükleri azaltarak... Kedere benzer bir şey de oluyor bazen. Nasılsa her keder eksilir günü geldiğinde... Şimdi, yüzü hiçbir yere benzemiyor! O'nun yüzü çığlık çığlığa, avaz avaz, bağıra bağıra... Adından derin bir soluk yaptım, tutuyorum! soluğumu tuttum! soluğum soluğuna karıştı ve bir hayat çıktı ondan. An, şimdi... bir hayat bir an'dır! Şimdi'dir, sonrası hesaptır! sonrası hesap. |
||
|
||
| Sayıklamalar ... bir keder gününden, - çağırmamıştım ama gelmiştin işte! gelmiştin bir kere kapalı kapıları açıp, sağlam duvarları yıkıp... - tam kılıcımı çekecekken, getirdiğin hevese, götürdüğün olanağa şaşırıp, dağıldım!!! şimdi kendi sesimde boğulmak istiyorum, seni çağırırken korkarak... |
||
|
||
| Dedi ki; "feci yakalanmışsın, farkındalik illetine"... | ||