|
||
| İntihar Üzerine " Ben kendimi öldürürsem bu, kendimi yıkmam için değil, ama kendimi yeniden oluşturmam için olacak; intihar, benim için, kendimi zorlu bir uğraşla yeniden ele geçirmemi, varlığımın içine baskın yapıp girmemi, belli belirsiz ilerleyen tanrıdan önce davranmamı sağlayacak bir araçtır yalnızca. İntiharla kendi tasarımı yeniden doğaya uyguluyorum, ilk kez kendi irademle biçimlendiriyorum her şeyi. Bana uygun olmayan organlarımın koşullandırmasından kendimi kurtarıyorum; ve yaşam, bana düşünmem için verileni düşündüğüm saçma bir talih oyunu olmaktan çıkıyor. Yani kendim seçiyorum düşüncemi, ve güçlerimin, eğilimlerimin, gerçeklerimin yönünü. Güzel ile çirkinin, iyi ile kötünün arasına yerleşiyorum. Askıda bırakıyorum kendimi; hiçbir yana eğilim göstermeden, yansız; iyilerin ve kötülerin kışkırtmalarının kurduğu dengenin kurbanıyım. Çünkü yaşamın kendisi, bir çözüm değil; yaşam, seçilmiş, benimsenmiş, belirlenmiş hiçbir varoluş türüne sahip değil. Yaşam yalnızca, istekler ve olumsuz güçler dizisidir, tiksindirici bir rastlantıya bağlı koşullara göre amacına ulaşan ya da başarısızlığa uğrayan küçük karşıtlıklar dizisidir. Kötülük, her insana, eşit ölçüde verilmemiştir, deha da öyle, delilik de. Kötülük gibi , iyilik de, koşulların ve etkisini kimisinde çok kimisinde az gösteren bir mayanın ürünüdür." Yaşayan mumya kitabından bir bölüm... |
||
|
||
| Yakarı / Antonin Artaud "Kafalar ver bize ateş olsun kor olsun Göksel yıldırımlarla yanmış kafalar Uyanık kafalar adamakıllı gerçek kafalar Yansıyarak senin varlığından gelsin İç'in göklerinde doğurt bizleri Sağnaklı uçurumlarla delik deşik Ve bir esrime dolaşsın içimizi Bir cırnakla akkor halindeki Açız işte açız doyur bizi Yıldızlar arası sarsıntılarla N'olur göksel lavlar aksın Kan yerine damarlarımızda Ayır bizi böl parçala bizi Ateşten ellerin keskin yanıyla Ölünen o yeri ölümün de uzağında Aç işte üstümüze o alev kubbeleri Silkele beynimiz sarsılsın O senin görgün ve yordamın içre Yeni bir tufanın pençeleriyle Bozulsun zekâmız alt üst olsun" |
||
|
||
| marsilya'da zengin bi ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. psikolojik rahatsızlıkları nedeniyle hep doktor kontrolünde büyümüş. paris'te gittiği bir doktorun onu sanata yönlendirmesiyle yazmaya başlıyor. doktorun hasta yazılarını derlediği bir dergisi var. ilk olrak orda basılıyor yazdıkları. aslında bu tedavisinin bir parçası, bir dışavurum yöntemi. daha sonra bi takım tanıdıklar vasıtasıyla tiyatroya başlıyor. çok sansasyonel bir tiyatro hayatı var. hiç bir zaman başarıya tam olark ulaşamıyor. sürrealist harekete katılıyor, hatta başını çekenlerden biri oluyor. kakat sonra sürrealist hareketten breton öncülüğünde bi grup komünist partiye girince onlarla araları açılıyor.breton marksist hareketin kendilerine çok yakın olduğunu söylüyor. artaud ise tek başına devrimim yeterli olmadığına, zihinlerin değişmesi gerektiğine inanıyor. bu dönemden sonra işler daha da karışıyor. bu arada artaud'nun hastalığı devam ediyor. sürekli tiyatro değiştiriyor. kendi tiyatrosunu kuruyor,batıyor. bu dönemdeki tek olumlu gelişme artaud'nun tiyatroyla ilgili görüşlerinin "tiyatro ve ikizi" kitabında toplanması. artaud gittiği meksika seyahatinde çok ağır krizler geçiriyor, bi süre orda bi kabiled yaşıyor. ve hastalığı çok ilerlemiş, hatta kendi dili olan fransızcayı unutturacak kadar artmış oluyor. savaş başladığında artaud arkadaşları tarafından işgal altında olmayan bir hastaneye yatırılıyor, elektro şok tedavisi görüyor. ama kısa süre sonra 1948 yılında ölüyor. artaud vahşet tiyatrosunun kurucusu olarak 60'larda ölümünden sonra tekrar canlanıyor. |
||
|
||
| "yaşıyordum kendimi bildim bileli oradaydım yiyip bitirdim mi hayır ama karnım acıkınca, vücudumla şöyle bir geri çekildim ve kendi kendimi yemedim artık ama bütün bu düzen baktım bozuluverdi tuhaf birşey oldu hasta değildim iyileşecektim elbet vücudumu hep geri çekerek ama vücudum bana hıyanet etti daha pek tanımıyordu beni yemek demek deride bulunması gerekeni öne sürmek demektir...." Antonin Artaud |
||
|
||
| mumyaya çağrı saltık karanlıkların başladığı bu der-i kemik burun deliklerin, ve bir perde gibi örttüğün bu dudak boyası ve sana düşte kayan bu altın, kemikten arındıran yaşam ve içinden ışığa kavuştuğun bu yanlış bakışın çiçekleri ve bağırsaklarını ters çevirdiğin bu incecik eller, mumya, korkunç gölgenin bir kuş biçimini aldığı bu eller ölümün kuşku verici bir ayindeki gibi süslendiği bütün bu şeyler, bu gölge gevezelikleri ve siyah bağırsaklarının yüzdüğü altın işte oradan iletiyorum sana, damarlarının kireç kaplı yollarından ve altının benim üzünçüm sanki, en kötü ve en güvenilir tanığım. Antonin Artaud |
||
|
||
| "Tanrı yargısının işini bitirmek" Varolmayı becerdiği tek ülkeden, güney amerikanın kızıl topraklarından ayrılalı tam onbir yıl geçmiş, ülkesi fransaya döndüğünde 9 yıllığına kapatıldığı klinikten henüz çıkmıştı 51 yaşındaki Antonin Artaud... Kasım 1947'de radio informationdan alığı yayın teklifi üzerine yazdığı radyo programı metnidir "tanrı yargısının işini bitirmek". Radyo yönetimi tarafından yayınlanması yasaklanan bu metinlerde büyük güçlere, topluma, onun kurumlarına, dinine, sanatına, gelecek tasarılarına, savaşla belirlenen ilerleme arayışına ateş püsküren, küfürler yağdıran bir çalışma... Tekdüzeliğin çok dışında... |
||
|
||
| "Tanrı yargısının işini bitirmek için" i bitirdim sonunda... Bu adam kesinlikle iyi değil, çok iyi... İyi ne demek peki? Sadece herşeyi anladığını ama anlatmadığını, anlattıklarının ise beynimi delip geçtiğini hissettim... | ||
|
||
![]() Bedende ya da ruhta meydana gelen sarsıntılar, insan elinden çıkma hiçbir sismograf yok ki benim acımı tinimin yıldırımlar saçan acısı kadar kesin biçimde hesaplasın.
İnsanların hiçbir rastlantısal bilimi benim kendi varlığıma ilişkin sahip olabileceğim kesin bilgiden daha üstün değildir. Bende olan ne varsa hepsinin tek yargıcı benim. Ambarlarınıza dönün tıbbi kokuşmuşluklar, ve sen de, Sayın Bay Yasamacı Koyun, senin saçmalamanın nedeni insan sevgisi değil, bunu gerizekâlılık geleneğinden yapıyorsun. Bir insanın ne olduğu konusundaki cehaletin, yalnızca insanı sınırlayarak gösterdiğin aptallıkla eşdeğer tutulabilir. Umarım çıkardığın yasa dönüp dolaşıp babanın, ananın, karının, çocuklarının ve bütün torunlarının başına dert olur. Şimdi yut bakalım yasanı. |
||