|
||
| göz yaşlarım mezar taşından sayılmasa da aslında üç ölüydük aynı deniz kızına tutkun ikisinin beyaz mermerden şatoları vardı bir de benim gözümde kocaman zaferleri cephelerde açmış sarı çiğdemleri kırmızı gülleri oysa ben kelepir dileklerime kımıldayan yıldız bulmak için yüzlerce eskiz içinde yüreğimi kanatıyordum bayramlar geçse de büyütemiyordum içimdeki haylaz çocuğu büyümüyordu işte emekleyen şiirlerin kundağında buğulanan ne varsa kırılıveriyordu kendiliğinden sonra uzak ülkelere gidiyordu küskün kuşlar. |
||
|
||
| sana çizilen sınırı aşmak için vize almak düşüncelerinden... geride bırakıp diğerlerini taşımak benliğini "olmaz" denenlerin evrenine.... eritmek kendini adını yokoluş koyduğun yenilenen varolmalara.... |
||
|
||
| tren garlarında Intiharistan’a giden şairlerle uğraşırken bir dostun aynı ülkeye sessiz ilticasını sekiz sütuna manşet duyuruyordu gazeteler.. tesadüflere açılıyordu ardından kapılar her şey yoluna girdi sanılırken kefenlerin şiir geçirmezliğini öğretiyordu musalla taşları, şiirlerin dua bilmezliğini, duaların geri getirmezliğini.. bakışlarımızı lirikleştirerek uğurluyorduk Onu -Nisandan Eylüle- gözlerimizi donuklaştırarak,dizlerimizi titreterek, onlarca omuzda bir küçük tabut nasılda yumruklar biriktiriyordu nefes borumuzda –şuramızda- nasıl da acılarla ısınıyordu kerpiçten evlerimiz kurumayan esvaplara gizli mendiller eklenirken nasıl da genzimize tütüyordu kuzineli sobalar bir yaşamla intihar arasında yorgun ve yorumsuz bir şiirdir artık yaşanan ansız ve anlamsız imgelerle ötelenen yağmursuz bir Istanbul ölümüdür katıksız...hazırlıksız... kendine çok iyi bak oralarda kendine çok çok iyi bak |
||
|
||
| Arkasına bakıp el salladı -anlamsız- Döndü tekrar ve yürüdü, Anlatmaya çalışıyordum beynime "gidiyor o ,gidiyor, gerçekten gidiyor..." Suyundan çıkarılmış aptal bir balık gibi çırpınmaktansa durdum öylece, kabullendim ölümü... |
||
|
||
| Öyle yüksekti ki çıktığım nokta; Artık sesler sadece çınlıyor, Görüntüler birbirini kırıyor, Kokular kendini anlatamadan rüzgara soyunuyordu... |
||
|
||
| Kendini biçimlerini kaybetmeye adamış, yokluğuna savaşan, yıkımlarına sevinen siluetler ülkesi... | ||
|
||
| yolun başıydı ortası oldu sonunu görebilecek miyim acaba damarlarımda gezen yorgunlukla.. |
||
|
||
| kaybettim kendimi.. kimdim ben neydim yabancılaştım kendime bana eski beni anlatacak birileri var mı? |
||
|
||
| ah laikse aşkımız biter elbet bir bahar kış yaz günü gözlerin ucurumla kaydeder avuçlarıma bir çınarın gövdesini bir hamle daha yarar üç iç bükey komodin silah çeker vurulur sen gidersin denklem düşer ben aşık olduğumu anlarım bir kelebek konduğu yerde bir mayın olduğunu anlar beynime düşer infilak eder şair ölür... |
||
|
||
| Hani derler ya,uzakta olunca sevgili,uzaklaşırmış, Saçmalamış onu soyleyenler,ne demişler,bilmemişler, Bak kilometreler var aramızda,engel mi?,hayir, At üzerinde ki karamsarligi,yaşanılacakları hatırladıkca, Boşver kilometreleri,boşver yaşadıklarını,sadece düşün Seni sevdigimi,beni sevdigini. Hicbir zaman,kilometreler,aşkın arasına giremez.* *noir le azrail'e ayrica. |
||
|
||
| biliyorum lir sızmıyor şakaklarımdan yüzümde şeyh çıldırtan yarıklarda yok annem beni hep çok sevdi ne zaman bir çocuk görsem ağlarım modern bir alışkanlıktır ölmek seni doğasıya seviyorum yeniden dünyaya gelsem yeniden seni severim... |
||
|
||
Cansın, dostsun merx, çok saol; sizede engel olamıyor o santimetrelerin çoğalmış yalancılığı, olmasında zaten...
|
||
|
||
| akan ne gözlerimden.. olmaması gereken yorgunluk mu seni bıktıran karamsarlığım mı nie böyleydim niye böyleyim.. |
||
|
||
| yağmur geceyle beraber bastırıyor iyice bırak senin delilik hakkın kalsın seninle benimki nasıl olsa kaldı seninle |
||
|
||
| Öylece bırakıp kendini; en yalın haliyle bedenin salınmasına izin vermelisin havada... Sonra belki kendine geldiğinde yere çakılabililirsin böylece... | ||