|
||
| Sayın torq, eğlenmek istiyorsanız, aynaya bakmanız yeterli olacaktır. Analiz yapmak ihtiyacı duyduğumda, emin olun yaparım. Tabii ki , copy – paste değil, bunu kendim yaparım. Iltifatlarınızı, tarafımdan size yapılmış kabul edin, edebilirseniz. Öncelikle, saygınıza mazhar olmak gibi bir derdim yok, bu burada okuyup yazan, burada kimlik bulan herkes için geçerli. engin deneyimim !, konulara hakimiyetim !, entellektüel birikimim !, ermiş kişiliğim ! en az sizinkiler kadar kıymetli - kıymetsizdirler. Aramızdaki fark şu, ben kendim’e – yazım’a sizin anladığınız biçimde bir değer atfetmiyorum. Bunlar sıradan – sorumsuz tepkilerdir, hepsi bu. ‘ düzeyli, bilgece yazılmış !’ yazılarıma bir son vermeyi planlıyorum, sevinebilirsiniz. Çünkü bu biçimiyle yazmak, hayatımın hiç bir döneminde derdim olmadı. Yazarak nefes almadım yani. Kiya’ nın ‘ aşkınlık hissi veren !’ yazılarıyla yetinin artık .. Di mi lem kiya? Bir biçimde anlaşmak mümkün ‘uygar’ insanlar olarak. Ama sen bu katilin yazılarını copy – paste yapmaktan vazgeçmedikçe, siyasi portreler arasında bu sümüklüye yer vermeye devam ettikçe çok zor gibi gözüküyor buradan. Zor. Di mi lem kiya? Kiya sana gelince şeker, sen aşmışsın, öteye bile geçmişsin. Alkışlar kiya için, en büyük kiya, en komik kiya, en anlayan kiya, herşey kiya, hepimiz kiya, hadi ya , ne bu ya , ki ya, yuh kiya, keçi şahıslar öpsün seni. |
||
|
||
| copy paste yapıp bir katil bile olsa sadece düşüncelerine yer verdiği için birini nasıl böyle suçlayabiliyorsunuz?Ceza hukuk araştırmalarında neden suçluların,katillerin düşüncelerini alıyorlar?Suçun nedenlerini araştırıp çözümler üretebilmek için..Merak ediyorum bu karşı çıkanlardan hangisi Torq kadar okuyup araştırma yapmış bu konuda.Ben cevap yazarken bin türlü düşünüyorum çünkü yeterli bilgiye sahip değilim,bir tartışmada her iki tarafın görüşlerini dinlemiş değilim.. Evet Apo bir katildir,evet hergün kaç askerimiz şehit oluyor evet bizim de içimiz kan ağlıyor,ama siz düşünen araştırma yapan ve amacı sadece analiz yapıp faydalı olmak olan bir insana nasıl böyle ithamlarda bulunabiliyorsunuz anlamıyorum.utanmasanız apo yerine koyacaksınız..Peki hiç bu yönden düşündünüz mü ki belki bu düşünceler birgün bizi aydınlığa ulaştıracak fikirlere ışık tutacakk..PKK'ya sövmekle,Apo'ya hakaret etmekle kuratılmıyor bu vatan!.. |
||
|
||
| içtimbile, birileri sizce pkk taraftarlığı yaptıysa söyleyin de sizin de fikrinizi bilelim, ben böyle bişi göremedim ve tekrarlıyorum ki: bu konuda ki hassasiyet anlaşılabilir ama bunu belirtmenin de sağlıklı yolları vardır. Öbür türlüsü bölücü karakterli mesajlar oluyor ironik şekilde. bu sözler bu durumu iyi anlatmış bence: "iğne deliğinden mekke'yi görecek akla sahip olanlar" elbette herkesin niyetini de önceden tasarlayabilirler. zaten hitler'in kısırlaştırma politikası da bu "önceden görebilme" üzerine kuruludur. insanlara, "sen bölücüsün" dediğin zaman, "önceden ağzının payının verilmesi" gerekliliği de kaçınılmazdır. kejenin dedikleri de bunca zaman anlatmaya çalıştığımız ve anlaşıldığını düşündüğümüz şeyleri daha somut ortaya koymuş. |
||
|
||
| Çok ilginç! Burası bir felsefe forumu değilmi? Burada farklı fikirler tartışılmayacak mı? Burada görüşler sadece devletin ve resmi ideolojinin dümen suyundaki görüşler mi olmak zorunda. Bir arkadaşımız bir tartışma açmağa çalışıyor öbür arkadaşlarımız cadı avı başlatıp olaya devlet tarafından bakamayanları vatan haini ilan ediyorlar. Burası sıfır noktası değil www.TRTgoverment. com.tr'mi? Birisi tartışalım derken diğeri bugün yine 7 şehit verdik diyor. Yahu bu şehitleri hep PKK öldürüyor tamam da onları o cepheye gönderen bu savaşı bitirmek için asker mantığıyla şiddet politikası dışında hiçbir politik çözüm üretemeyen devletin hiç mi suçu yok? Gidin o şehit aileleri ile konuşun bakalım hepsi sizin sandığınız yada devletin yaptığı propoganda da olduğu gibi "oğlumuz öldü vatan sağolsun" mu diyorlar. Medya nın size verdiğinin dışında vermediğini yada vermesine izin verilmediğini hiç düşündünüz mü? Ölen askerlerin şehit olduğu sosyolojik yada dinsel bir realite mi? Bu konu hiç tartışılamaz mı? Şehit diyerek ölüler üzerinden hamaset yapıldığını çok gördük, bunu milliyetçiler de, dinciler de solcular da yaptılar yapıyorlar ama bir felsefe forumunda tartışmanın sorgulamanın temel olması gereken bir platformda bunun yapılarak tartışmak isteyenlerin ağzının kapatılmak istenmesi, şehit ajitasyonu ile taraftar toplamaya çalışılması, suçu ve suçluyu övmek suçtur diyerek küstah ve tehditkar bir tavırla aba altından sopa gösterilmesi utanç verici. Arkadaşlar, Farklı düşünceleri bir araya getiren bu platforma tartışmaya gelmedikse neye geldik? "Herkes kendi propagandasını yapacak sonra da çekip gidecek ve cephede silahlar mı konuşacak" oraya mı geldik? Eğer öyle görüyorsanız durumu buraya niye geldiniz? Bu forumda herkes kemalist değil, herkes devlet yanlısı değil, herkes müslüman değil, herkes türk değil, herkes milliyetçi değil, herkes demokrat değil, herkes liberal değil, herkes hristiyan hiç değil, herkes, yahudi değil, herkes alevi de değil, ermeni de değil... Ama bu forumda devlet yanlısı da var devlet karşıtı anarşisti de, komünisti de var, ulusalcı milliyetçisi de, islamcısı da var, ateisti de...kürtü de var, türkü de, arnavutu da var, ermenisi de, faşisti de var, sosyalisti de, liberali de var ırkçısı da...birileri gerçekten Öcalan'a sempati de duyabilirler. DEP, HADEP, DTP vb. partiler bu topraklarda milyondan fazla oy alıyorlar. Bu sosyolojik gerçeği es geçemezsiniz. Nasıl ki Cumhuriyet mitinglerinde milyonlarca insan birlikte yürüyorsa, nasıl ki Hırant Dink'in cenazesinde yüzbinler birlikte yaşamak için birlikte yürüyorlarsa bunların hepsi bu topraklardaki sosyolojik gerçekler...İşte burası sıfır ve burası da böyle bir şey... Biz buraya tartışmaya karşı görüşleri anlamaya onlara kendimizi anlatmaya aynı zamanda da onları dinlemeye anlamaya geldik... hodri meydan isteyen kendini anlatsın neden kimden korkuyorsunuz... Bu üç yıldır bu forumda böyle ve böyle de devam edecek...Burası tanışma arkadaş bulma sanal ortamda kırıştırma amaçlı bir portal değil...Burası ticari amaçlı bir forum hiç değil, burada devletin dümen suyunda yayın yapılır suya sabuna dokunulmaz diye bir önyargı da yok... O zaman herkes kendine sorsun bir kez niye burda olduğunu... Sıfırı sıfır yapan nedir? Sizi buraya ne çekti çekiyor? Benim gibi devlet karşıtı görüşleri olanlar buradan çekip giderse daha mı iyi olur burası? Tek sesli tanışıp kaynaşma ve geyik forumu mu olsun istiyorsunuz? Böyle bir sürü forum var o zaman soruyorum neden buradasınız?
|
||
|
||
| Bugün 01:34 keçi - torq, tehdit filan yok, olamaz zaten, kiya halisünasyon görmüş. keçi, seslenmeye yukardaki ibareyi girmiş. bi şey demeyeyim diyorum, olmuyor. kişiyi "dilinin altında bakla" gizlemekle suçlamak neyin nesidir? karnından konuşmakla? izah ediniz, var ise izahınız... "pkk terör örgütüdür ve yok edilecektir" diyor sayın keçi, olabilir, yok olması şahsen benim de pek sevineceğim bir şey olacaktır. ancak bunu "genel kurmay başkanı" edası ile söylemek, sayın keçi'nin tutabileceği bir yoldur. her yurttaş, bugün pekeke etkinliği olan illerde yerel seçimleri pekeke yandaşı ve adı yılda bir değişen partinin kazandığını bilir. her yurttaş, sayın keçi'nin çıldırdığı pekeke tarafgirliği yapan partinin genel seçimlerde aynı coğrafyadan en yüksek oyu aldığını da bilir. her yurttaş, bu durumda şu soruyla yüzleşmek zorundadır: pekeke nasıl yok edilecektir? tarihle ilgilenen her yurttaş ise, terör örgütünü yaratan koşullar düzeltilmeden hiçbir terör örgütünün yok edilemediğini de bilecektir. ingiltere gibi bir ülke bile, bir avuç ira teröristini yok edememiştir. tamil gerillaları ise pekeke'nin 10 katı bir tarihte hala etkinliğini sürdürmektedir. pekeke ise çok daha genç bir harekettir ve ajitasyonla yok edilmesi olanaklı değildir. sayın keçi'nin ömrü bile bu yok oluşa yetmeyebilir. bu nedenle, klak'ın deyimiyle "kan tutan" herkes, akıllı bir çözümün peşine düşmek görevi karşısındadır. ancak, kandan "mazohist" bir keyif alan ise, vatan ile millet edebiyatını sonsuza taşımak azminde olacaktır... |
||
|
||
| Öcalan'ın iadesiyle ilgili 8.5 yıllık sır Öcalan krizi zamanında İtalya Başbakanı olan Massimo D'alema'nın Türkiye'ye gelişine 24 saat kala, 8.5 yıldır bilinmeyen bir sır açığa çıktı. Türkiye'nin, o dönem Roma Büyükelçisi olan İnal Batu ile İtalyan hükümetine, Öcalan'ın Pakistan'a gönderilmesini teklif ettiği ancak Öcalan'ın reddetmesi üzerine İtalya'nın Ankara'ya olumsuz yanıt verdiği öğrenildi. Terör örgütü lideri Abdullah Öcalan'ın İtalya'ya sığındığı dönemin Başbakanı Massimo D'alema'nın, 12-13 Haziran'da Türkiye'ye gelecek olması, gündeme tekrar 1998 yılında yaşanan gelişmeleri getirdi. O dönem Türkiye'nin Roma Büyükelçisi olan İnal Batu, Türkiye ile İtalya arasında ilişkilerin bir anda gerildiği o dönemde yaşanan ilginç detayları ANKA'ya anlattı. “D'ALEMA ÇOK TECRÜBESİZDİ” Batu, D'alema'nın o zamanlar çok tecrübesiz bir devlet adamı olduğunu ve büyük hatalar yaparak Türk İtalyan ilişkilerini büyük bir krize soktuğunu söyledi. D'alema'nın Öcalan'ı bir ulusal kurtuluş hareketi kahramanı gibi gördüğünü belirten Batu, “İtalya, İngilizler, Fransızlar gibi büyük devletleri kıskanır. D'alema da kendi tabiriyle Kürt sorununu çözmeye soyundu, bir mahkeme kurup Öcalan'ı yargılama bahanesiyle Türkiye'yi yargılama gibi heveslere kapıldı” dedi. D'alema'nın Öcalan'a hatırlı misafir muamelesi yaptığını ve arkadaşlarıyla beraber villada ağırladığını kaydeden Batu, o dönem İtalya Başbakanı olan D'alema'nın Türk-İtalyan ilişkilerini tarihte görülmemiş bir krize soktuğunu ifade etti. Batu, o dönem iki ülke arasındaki ilişkilerin sıfıra indiğini, hatta yolcu olmadığı için uçak seferlerinin dahi yapılamadığını vurguladı. İnal Batu, “Sonunda gerek Türk yetkililerin, Türk kamuoyunun, sanayicilerinin, Dışişlerinin, bizim, gerekse İtalyan muhalefetinin Berlusconi liderliğinde uyarıları sonucu aylar sonra Öcalan'ı İtalya dışına çıkarmaya razı oldu ama bunu yaparken dahi Türkiye'nin hiç görüşünü almadı" dedi. “ÖCALAN'IN İADE EDİLMEYECEĞİNİ BİLİYORDUK” Türkiye'nin İtalya'ya “Öcalan'ı iade edin” talebi yaparken, terör örgütü liderinin iade edilmeyeceğini zaten bildiğini ifade eden İnal Batu, “Biz zaten iade talebini sırf kayıtlara geçsin diye, tarihe iz düşsün diye yaptık. İade olmayacağını biliyorduk. O günlerde adalet bakanımız idam cezasının kaldırılması için bir öneri verdi, onu da sayın Demirel önlemişti. Biliyorduk, biz de cahil değildik. Avrupa hukukunda idam cezası yok, o zaman da yoktu” dedi. Batu, “D'alema'nın bizi kızdıran tavrı Öcalan'ı Türkiye'ye vermemesi değil ona bir VIP (Çok Önemli Kişi) muamelesi, bir ulusal kurtuluş hareketi lideri muamelesi yapması ve İtalya dışına çıkarmamasıydı. Türkiye'ye iade etmeyeceğini biz de biliyorduk” diye konuştu. O dönemde İtalya'nın önünde Öcalan'ı Türkiye'ye iade etmek dışında başka seçenekler de olduğuna dikkat çeken Batu, D'alema'nın sonunda terör örgütü liderini İtalya dışına çıkardığını söyledi. Batu, D'alema bunu aylar önce Türkiye istediğinde yapsa sonunda çıkarsaydı Türk-İtalyan ilişkilerinin o büyük krizin içine yuvarlanmayacağını vurguladı. “ÖCALAN KABUL ETSEYDİ ŞİMDİ PAKİSTAN'DA YAŞIYOR OLACAKTI” Batu, “Şekil itibariyle ilkeli bir duruş sergilemek için (Öcalan'ın) iadesini istedik ama iade edilmeyeceğini biliyorduk. Benim kapalı kapılar ardında D'alema'yı her ziyaretimde kendisinden istediğim onu İtalya dışına çıkarmasıydı. Zararlı olamayacağı, politika yapamayacağı, Türkiye aleyhine faaliyetlerde bulunamayacağı bir ülkeye örneğin Pakistan'a gönderilmesiydi” dedi. İnal Batu, Pakistan adının açıkça telaffuz edilip edilmediği sorusuna ise, “Ettim. Ben ettim bir-iki defa ve danıştılar o (Öcalan) da reddetti. O zaman kabul etseydi Öcalan, şimdi Pakistan'da bir villada bir misafir olarak yaşıyor olacaktı oysa şimdi bir hapishanede ömür boyu hapse mahkum” dedi. İtalyan yetkililerin Öcalan'a bu teklifi ilettiğini belirten ancak Öcalan'ın bunu reddettiğini belirten Batu, “Dışişleri müsteşarıyla gece vakti biz konuştuk, sabaha karşı da bana Pakistan'a gitmek istemiyor diye haber geldi” diye konuştu. D'ALEMA'NIN BUGÜNKÜ TAVRINDAN MUTLUYUM Şu anda İtalya Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olan D'alema‘nın şimdi daha bir devlet adamı duruşu sergilediğini belirten Batu, “D'alema şimdi daha bir tecrübe sahibi olmuş ve Türkiye'nin AB üyeliği konusunda da olumlu görüşlere sahip. Zaten politikada devamlı düşmanlıklar dostluklar yoktur. Biz artık D'alema'nın geçmişine değil bugünkü haline ve geleceğine bakmalıyız” diye konuştu. D'alema'nın bugünkü tutumundan mutlu olduğunu da dile getiren Batu, “Geçmişte yaşayamayız ileriye bakmalıyız. D'alema önemli bir ülkenin dışişleri bakanı ve Türkiye'ye karşı olumlu davranıyor onun için geçmişi kurcalamak yerine kendisiyle işbirliği yapmalıyız” dedi. http://haber.mynet.com/detail_news/?type=Actuel&id=X1181561633796&date=11Haziran2007 |
||
|
||
| Öcalan: 22 Temmuz seçimleri bir yol ayrımıdır BRÜKSEL (29.06.2007) - Kürt halk önderi Abdullah Öcalan, 22 Temmuz seçimleriyle Türkiye’nin bir yol ayrımına geldiğini belirterek, seçimlerin ardından demokratik çözümün gelişmemesi durumunda Irak’taki savaşa benzer bir savaşın gelişebileceğini söyledi. Öcalan ile avukatları arasında Çarşamba günü gerçekleşen görüşmede ilk gündeme gelen konu eski DEP milletvekili Orhan Doğan’ın sağlık durumuydu. Öcalan, bugün kaybettiğimiz Orhan Doğan için “Orhan Doğan’ın Doğubeyazıt’taki festivalde kalp krizi geçirdiğini duydum, haberlerde çok kısa, basit bir şekilde verdiler. Çok üzüldüm”. dedi. Görüşmesinde özellikle seçim ve demokratik çözüm çabaları üzerinde duran Öcalan, 22 Temmuz seçimlerinin ardından oluşacak hükümetin demokratik bir diyalog geliştirebileceğini söyledi. Böyle bir aşamaya gelinmesi durumunda kendisinin de elinden gelen her şeyi yapacağını ifade eden Öcalan, demokratik çözümün gelişmemesi durumunda ise savaşın gündeme geleceğini söyledi. ‘PKK SİLAH ZORUYLA DAĞLARDAN SÖKÜLEMEZ’ Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın DTP’yi meclise çağırdığı açıklamasını olumlu olarak değerlendiren Öcalan şöyle konuştu: “Olumludur, fakat öyle tüccar zihniyetiyle, bir koyup on alacağım mantığıyla olmaz, diyalogla olur. Seçimden sonra demokratik diyalog yerine inkar politikaları dayatılırsa, imha dayatılırsa doğal olarak savaş gelişebilir, kontrolden çıkar. Daha önce de uyarmıştım; böyle bir savaş gelişirse, gerilla sayısı iki yılda elli bine dayanır. İran’dan yoğun katılım var. Suriye’deki halkımızın zaten tamamı PKK’lidir. PEJAK ve PÇDK gelişme potansiyelleri yüksek olan partilerdir. ABD onlarla görüşüyor olabilir. Ben ABD ile savaşalım demiyorum ama ABD ile kurulacak ilişkilerde belli ilkeler olmalı ve çizgi korunmalıdır. Gerekirse İran’la da sorunlar çözülebilir. Bir de sanki KDP ve YNK isteseler PKK’yi bulunduğu bölgeden çıkarabilirlermiş gibi bir hava yaratılıyor. Bu da maksatlıdır. Aslında böyle olmadığı biliniyor. Güneyli güçler eskiden bizimle çok savaştılar. Daha öce 90’lı yıllarda Türkiye’nin 40 bin askerini de arkalarına alarak öyle saldırmışlardı ama sonuç elde edemedi. PKK’nin öyle silah zoruyla dağlardan sökülemeyeceği anlaşılmalıdır. Dediğim gibi seçimden sonra demokratik çözüm gelişmezse çıkmaz derinleşir ve savaş gündeme gelebilir. Irak’taki savaşa benzer şeyler gelişebilir. İşte karakollara dalma olayı ortada. Bu tür vahim olaylar gelişebilir. Ben yine uyarıyorum: Kimse benim adıma intiharvari eylemlere girişmesin. Mücadeleyi sürdürenler, dağda gerillacılık yapanlar kendi onurları, özgürlükleri, ideolojileri için ne yapmaları gerekiyorsa kararlarını kendileri verirler. Kararlarından, yapacaklarından kendileri sorumludur. Benim adımı kullanıp “APO için vuruyoruz, kırıyoruz” demesinler. Seçimlerden sonra demokratik ulus çerçevesinde çözüme gidilmezse, daha önce de savunmamda söylediğim gibi savaş gelişebilir ve bundan herkes zararlı çıkar. Ben bu düşüncelerimi özgür bir yurttaş olarak ifade ediyorum.” ‘ÇİLLER’i ÖLDÜRMEK İÇİN BİZE TEKLİFTE BULUNDULAR’ ABD’de Hudson Enstitüsü’nde yapılan bir toplantıdaki Murat Karayılan ve Cemil Bayık’ın Türkiye’ye kaçırılması senaryosunu değerlendiren Öcalan, “Öyle 5-10 PKK’liyi teslim etmekle PKK’yi bitiremezler. Güneyli güçlerin PKK’ye yöneleceklerini sanmıyorum. Çünkü onlar da artık PKK’nin zorla, hileyle tasfiye edilemeyeceğini anlamışlardır. Bunlar seçime yönelik şeylerdir. Zamanında benim için de aynı planları yapmışlardı. Hatta Çiller zamanında da bana ilişkin planlar konuşulmuştu. Ben teslim edilecektim, Çiller’in oyları patlama yapacaktı, Çiller ‘Anatürk’ olacaktı. Bu toplantıda PKK’nin Beyoğlu’nda bomba patlatıp, 50 kişinin ölmesine neden olacağı da konuşulmuş galiba. Ben daha önce de söylemiştim, bazı gruplar çıkıp PKK adına bu tür işleri yaparlar, bu tehlike vardır. Hatta iki-üç tane dengesiz PKK’liyim diyeni bulup onları da kullanabilirler. Ben bu uyarıları yaptığım zaman beni tehdit etmekle suçluyorlardı. Ama bakın şimdi bunu ben söylemiyorum, Hudson’da Türk askerlerinin olduğu toplantıda bunlar konuşuluyor, ben ne yapabilirim. Ben başından beri söylüyorum, bu tür karanlık işlere biz hiçbir zaman gelmedik. PKK bu tür komplolarda yer almaz. Hatta daha önce söyleyip söylemediğimi hatırlamıyorum ama 1996’da devletten bir kesim Çiller’i öldürme konusunda bize teklifte bulundular. ‘Biz gerekli şartları sağlayacağız, siz halledersiniz’ dediler. Ancak ben kabul etmedim, bu tür komplo girişimlerine başından beri karşıyız” şeklinde konuştu. Bursa Ağır Ceza Mahkemesine sunduğu ve ne kendisine ne de avukatlarına verilmeyen savunmasında bütün bu tehlikelere değindiğini belirten Öcalan şunları belirtti: “Savunmamın verilmemesinin sebebi de budur. Zaten ben savunmayı verdikten iki gün sonra muhtıra olmuştu. Muhtıra benim savunmamla bağlantılıdır. Savunmamda, kaba bir benzetmeyle Lenin’in Syces-Pycot anlaşmasını ortaya çıkarması gibi, ben de emperyalist devletlerin Ortadoğu’ya yönelik planlarını açığa çıkardım. Ortadoğu’nun bugün içinde bulunduğu durumu, Kürtlerin statüsünü ve çözümsüzlüğünü ben I. Dünya Savaşı’na kadar götürüyorum. Aslında emperyalistlerin Ortadoğu’ya dair planları ve o süreç halen devam ediyor. Ortadoğu’da her zaman yerel işbirlikçiler, emperyalist güçler ve özgürlük hareketleri var olmuştur. Emperyalizm ve kapitalist anlayışının oluşturduğu tablo ortada; Ortadoğu kan-revan içinde. Sermayenin insanlığı ve doğayı ne hale getirdiği ortada. Doğa adeta isyan ediyor! Cezaevinden bir arkadaşın bu konuya ilişkin nitelikli ve doyurucu bir mektubu vardı. Arkadaşın mektuptaki görüşleri doğrudur; I. Dünya Savaşı’ndan sonra Kahire’de yapılan konferansta Kürt sorununun çözümsüz bırakılıp, ancak sürekli zinde ve güncel tutularak Türkiye, Suriye, İran ve Irak üzerinde bir koz olarak kullanılacağı üzerinde anlaşıldığını belirtiyordu. Ayrıca Kürtler lehine bir devletleşme olamayacağı da belirtilmiş, çok doğru bir saptama. Bu statü 1990’lı yılların başına kadar devam etti. Daha sonra 90’lı yılların başında, özellikle ABD’nin Irak’a ilk müdahalesi sonrasında koşullar değişmeye başlayınca bu statüde farklılığa gidildi. İngiltere, ABD ve İsrail, Güney’de Kürtlerin bağımsız bir otorite olabileceğine karar verdi. Bu oluşum sayesinde bölge devletlerine, İran olsun, Türkiye olsun, Arap devletleri olsun, daha rahat müdahale edilecekti. O dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş İngiltere’ye gidip bu planı onaylatıp öyle döndü. Hatta “İngiltere’den yeşil ışık aldık” demişti. Bunun anlamı şuydu: Güney’de bir Kürt oluşumuna izin verilecek, karşılığında PKK tasfiye edilecekti. Türkiye’nin PKK’ye karşı yürüttüğü kirli savaşa ses çıkarılmayacaktı. Anlaşma buydu, o dönem Talabani, Barzani defalarca benimle görüştüler, gelip kendilerine katılmamı istediler. Tabi ben reddettim, çünkü ben bunun çözüm olmayacağını biliyordum. Özgürlük çizgimizden taviz veremezdik. Kabul etseydim onların basit bir adamı olmuş olacaktım. Böyle Türkiye’de bir çok kişiyi kullanmaktalar. Fakat bu tür şeyler PKK’yi etkilemez. O dönem İsrail’in de koruma yönünde önerileri olmuştu. Ama ben bunların hiç birini kabul etmedim, “bu adam iflah olmaz” dediler. Sonuç olarak, tasfiye edilmeme karar verildi. ‘ULUS DEVLET ANLAYIŞI ÇÖZÜM DEĞİL’ Genelkurmay Başkanı’nın bu konuya ilişkin geçenlerde öz eleştirel bir açıklaması olmuştu. Güney’deki Kürt Federe Devleti’nin oluşumunda kendi politikalarının rolü olduğunu ima ediyordu. Güney’deki devlete İsrail’in ve ABD’nin destek verdiği biliniyor. Bu devlet Ortadoğu’da İsrail’in ittifak yapabileceği bir devlet olacak. Fakat Kürtlerin tamamı sadece İsrail ile ittifak yapmış durumda değildir. Böyle bir durumda bütün Kürtler İsrail ile işbirliği yapacak olsa Türkler, Farslar, Arapların saldırısına uğrayacaklardır. ABD’nin İran meselesi de halen ortadadır. Ben ulus devlet anlayışının çözüm olmadığını uzun bir süredir söylüyorum. Bana göre ulus devlet eşittir faşizmdir. Savunmamda PKK’nin de bu anlayışı stratejik olarak aştığını anlatmıştım. Ulus devletler karşılıklı çatışmayı doğurur. Türkiye solu da bunu halen anlamış değil. İşte El-fetih ve Hamas’ın durumu da ortada. Onlar da ulus devlet anlayışının getirdiği çıkmazdadırlar. Benim daha önce çözüm olarak sunduğum sistem Demokratik Ortadoğu ve Demokratik Türkiye’yi öngörüyor. Kürt sorunu olan devletlerin kendi mevcut sınırları içerisinde demokratik yollarla sorunu çözmelerini öngörür. Türkiye’deki ulus devlet anlayışı Kürt sorununun bugünkü noktaya gelmesine neden olmuştur. Bu sert ulus devlet anlayışının esnetilmesi gerekiyor. Ulus devletin en büyük uygulayıcıları olan Fransa ve Almanya bu anlayışı terk ediyorlar. Ben bunları savunmamda geniş geniş açıklamıştım. Avrupa Birliği’nin Ortadoğu koşullarına bir çeşit uyarlanmasıdır. Böyle bir Ortadoğu’da İsrail de barış içinde yaşayabilecektir. Emperyalistlerin I. Dünya Savaşı’ndan sonra Anadolu’ya müdahalesinde önce Yunanlılar Batı Anadolu’yu işgal edip, daha sonra Anadolu’yu tamamen terk etmek zorunda kaldılar. Öncesinde Ermeniler de emperyalistlerin böyle bir oyununa gelmişlerdi. Büyük bir coğrafyaya yayılmış Ermeniler bu oyun neticesinde katliamla karşı karşıya kalıp, Anadolu’dan sürüldüler, küçücük bir coğrafyaya sıkışmak zorunda kaldılar. Bugün geldiğimiz noktada Kürtleri de bu şekilde sürmekten söz edenler var. Bunun sözcülüğünü başta CHP olmak üzere neo-ittihatçılar yapıyor. Ama bu mümkün değil, büyük bir felakete yol açar. Kürtlerin durumu ne Ermenilere benzer ne de o dönemki Yunanlılara benzer. Kürtlerin bugün arkasında ABD ve İsrail de vardır. Ayrıca Kürtlerin kendilerini savunacak güçleri vardır. İşte Türkiye’yi bekleyen asıl tuzak budur. Hudson toplantısında işte bunlar konuşuluyor. Ben söyleyince talimat olarak değerlendiriyorlar. Ama bu mümkün değil, ben çılgın mıyım buradan talimat vereyim, örgüt yöneteyim! PKK’nin kendi özgün önderlikleri var, kararlarını kendileri alırlar. Kendi özgürlükleri, kendi onurları için ne gerekiyorsa o kararı alırlar. Şu anda tüm çabalar bir MHP-CHP koalisyonu için gösteriliyor, AKP zayıflatılmaya çalışılıyor. Radyodan Baykal’ın benim hakkımda söylediklerini dinledim, bu konuda da cevap hakkımı kullanıyorum. Seçimden sonra bu koalisyon iktidara gelirse, Türkiye dış dünyadan tamamen izole edilecektir. Neo-ittihatçı fikirlere sahip bu iktidar Türkiye’yi içe kapayacaktır. ABD’ye düşmanlar, AB’ye düşmanlar, Kürtlere düşmanlar. Putin de bu son enerji hamlesiyle, Rusya’nın Türkiye’nin aradığı anlamda bir müttefik olamayacağını göstermiş oldu. Çin’le ilişki kurulması da mümkün değildir, çünkü Uygur meselesi var. Ömürleri altı ay, bir yıl kalmış rejimlerle, Ahmedinecad ve Beşar’la mı ittifak kuracak? Bunların yol alması mümkün değildir. Neo-ittihatçı fikirlerin temeli 1906’ya kadar dayanır. Yüzyıllık bir geçmişi vardır. O dönem ittihatçıların lideri Enver Paşa’nın Turancı fikirleri vardı. Bu fikirlerini hayata geçirmek için I. Dünya Savaşı’ndan sonra Rusya’ya gidiyor. M. Kemal hiçbir zaman Enverist olmamıştır. M. Kemal’den sık sık bahsetmemin nedeni budur; O, ne halife olmayı kabul etmiştir ne de pantürkist politikalarla Orta Asya’ya yayılmayı kabul etmiştir, son derece pragmatist, gerçekçi yaklaşmıştır. M. Kemal o dönemde kurtarılacak ne kaldıysa ancak o kadar kurtarabilmiştir, bu da Misak-ı Milli’dir, cumhuriyettir. Şimdi de biz demokrasiyle bir şeyler kurtarabiliriz. Cumhuriyetin demokratikleştirilmesi gerekir”. http://www.firatnews.eu/modules.php?name=News&file=article&sid=26841 |
||
|
||
| bu 24 sayfalık yazının-daha doğrusu birbirine saldırmayı- hepsini okumadım , okumayacağımda , herneyse..aklıma gelen şeyleri hatırlatıvereyim sizede. Önder Apo, imralıdaki zamanlarında 'gündem' gazetesinde yazarken birkaç kitap istiyordu. 'marxizmin ekolojiye bakışı' , 'kropotkin ve ekoloji' , 'uygarlığa karşı anarşi' , 'hayvan hakları ve ekoloji' isimli ve daha ismini hatırlayamadığım kitapları istemiştir. ayrıca bir kaç demecinde 'artık benim üzerimden siyaset yapmayı bırakın , bireyselliğimi yaşamak istiyorum.önder olarak görülmekten bıktım(k.k.k. ve p.k.k. yöneticilerine diyor' diyerek bir çok tepki almış hatta "cezaevinde dengesi bozulduğu ilerek sürülerek akli dengesini yitirmekle" ithamda bulundular ve ert eleştiriler geldi. "öcne sosyaizm dedin-he dedik,konfederalizm dedin-he dedik,federalizm dedin-he dedik, sen tutmuşun şimdi kuştan böcekten bahsediyorsun! " diye örgüt üst yöneticileri apo'ya sırt çevirmeye başlamıştı. bir düşünün küçücük bir odada hayatınızın sonuna kadar kapalı kalıyorsunuz.2-3 dakikalık hava almalarında ise gördüğünüz tekşey 2 tane böcek ve taş duvarlar. biraz paranoyam azdığı için şöyle bir yargıyada varır gibi oluyorum "apo bu seferde anarşi'yi kullanarak birşeyler mivaretmeye çalışıyor?" bu adamı kimse çözemedi , çözeceğinide sanmıyorum. |
||
|
||
bu anlattığın şeyler türkiye basınından bize yansıyanlar.ki bu ülkedeki medya 'büyük' adamların tekelinde.onlar ise devletle iş birliği içinde.yani ne kadar doğru olabilir bu medyadan bize yansıyanlar.lütfen tek pencereden bakmayalın ve yargılamayalım.bu yanlızca abdullah öcalan için değil devlet tarafında tepki gören diğer tün insan ve insan toplulukları için de geçerli...................
|
||
|
||
| hayaser , bunu milliyet'te hürriyette sabah ta yahut postada falan okumadım.bizzat kendi demeçlerinde görüp bulduğum şeyler. satılmış medyayı elbtte savunmuyorum.ama bu kadar şüphenin ve düz mantığın da yeri olamamalı dimi ?.. |
||
|
||
| ütopist Alıntı Önder Apo, imralıdaki zamanlarında 'gündem' gazetesinde yazarken birkaç kitap istiyordu. 'marxizmin ekolojiye bakışı' , 'kropotkin ve ekoloji' , 'uygarlığa karşı anarşi' , 'hayvan hakları ve ekoloji' isimli ve daha ismini hatırlayamadığım kitapları istemiştir. ayrıca bir kaç demecinde 'artık benim üzerimden siyaset yapmayı bırakın , bireyselliğimi yaşamak istiyorum.önder olarak görülmekten bıktım(k.k.k. ve p.k.k. yöneticilerine diyor' diyerek bir çok tepki almış hatta "cezaevinde dengesi bozulduğu ilerek sürülerek akli dengesini yitirmekle" ithamda bulundular ve ert eleştiriler geldi. "öcne sosyaizm dedin-he dedik,konfederalizm dedin-he dedik,federalizm dedin-he dedik, sen tutmuşun şimdi kuştan böcekten bahsediyorsun! " diye örgüt üst yöneticileri apo'ya sırt çevirmeye başlamıştı. bu yazıyı alıntıladın mı yoksa apodan önder diye bahsetme gafletine mi kapıldın bilmiyorum.. komik bir yazı.. apo yakalandığında "benim annem de türk" gibi sayıklamasına daha çok gülmüştüm.. ![]() bu adamın günahlarından arınması için, gönlünü rahat tutması için börtü böcek yeterli olmaz, kendi çerçevesinden bir seccade ile Allah'a durmadan tapınsın; başka hiçbirşey yapmasın... dipnoT: eski devrin eşkiyaları aşk için, sevdiğine,kızkardeşine tecavüz eden ağa oğlunu öldürdükleri için dağa çıkarlardı..köylünün emeğini çalan ağaya başkaldırı için dağa çıkarlardı... şimdiki (pkk) temeli boş insanlık ayıracı bir IRK için... bunlar puslu birer sırtlan.. öndermiş sırtlanbaşı
|
||
|
||
| görüyorumki bu forumda düşünceleri tartışmak bazı kıstaslara takılıyor birilerinin devlet mantığına aykırı yaklaştığında terörist olarak görülmeye başlıyorsun şimdi baktığımda ben torq un yazılarında yayınlanmamsı gereken hiç bir şey göremiyorum üstelik onun yayınladığı bu yazılar her hafta yapılan görüşme notlarıdır ve bunlar türkiyede günlük çıkarılan bir gazetedede verilmektedir tabi bzi tekelleşmiş basının tarafından okumaya alıştığımız için onun görüşleri dışındaki herşey kışkırtıcı geliyor bugün şu üzerinde birbirinizi terörist diye suçladığınız yazılar avrupa üniversitelerinde tez kaynağı olarak gösteriliyor yani siz kişilerden dolayı düşünceleri suçluyorsunuz önemli olan ne söylediği bugün dağlarda olan binlerce insan kendi iradeleriyle ordadır olmayanlarda zaten kaçmaktadır. onları oraya çıkaran nedenleri oturup tartışacağımıza burda saptanmış konuları tartışıyoruz kimse durup duruken sıcak yatağından fergat edip sıcak bir alevin orta yerine atmaz kendini bide bu açıdan bakmak gerekir ve ben sıfıra biraz dah geniş bir vizyona sahip diye üye oldum ve sanırımki bir çok insanda öyle burda herkes benim gibi düşünse tartışmanın anlamı olmazdı bu farklılıkları birbirimizi suçlayarak değil anlamaya çalışıp empati kurarak geliştirmeliyiz lütfen kör milliyetçilik duygularımızı bir kenara bırakıp bu konuları bilimsel sosyolojik psikolojik bazda tartışalım |
||
|
||
| bana aponun propagandasını yapmak dışında (senin bazında söylemiyorum) özgün bir fikrini söyler misin? harbi merak ettim.. |
||
|
||
| bak ekin ben burda kimsenin propogandasını yapmıyorum özgün fikrimse olayların ve kişilerin üzeri etiketlenmeden özgür bir ortamda tartışılabilinmesidir sen üstündeki o sana yapıştırılmış kimliği çıkarıp fikirler üzerine tartışabiliyormusun sorun bu bence oturup bunu düşün birilerini bu şekilde suçlayacağına.................. | ||
|
||
| parantezi bunu düşüneceğini tahmin ettiğim için yazdım, yani kesinlikle seni suçlamıyorum; ama burada savunduğun grubun aponun propagandasını yapmaktan başka birşey yaptığı yok.. diyorsun ya fikirleri isimden bağımsız tartışalım; yani okuduklarımda apoya dair özgün bir fikir yok ki.. hangi terminolojiyi türetmiş de hangi teoriyi geliştirmiş de hangi bilmem ne fikrini çıkarmış? Alıntı Kürt halk önderi Abdullah Öcalan, 22 Temmuz seçimleriyle Türkiye’nin bir yol ayrımına geldiğini belirterek, seçimlerin ardından demokratik çözümün gelişmemesi durumunda Irak’taki savaşa benzer bir savaşın gelişebileceğini söyledi. vs..vs.. kastın siyasi fikirlerse; polemik yaratacak fikirlerse; buyrun tartışın... aponun türkiye üzerine ne dediği beni zerre ilgilendirmiyor.. niyeti geçmişinde belli.. artık olsa olsa muhbirci olarak işe yarar.. apoya dair özgün bir fikir söyler misiniz? wala merak ettim.. |
||