SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Siyasi Portreler

Konu: Abdullah Öcalan

Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 [ 9 ] 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20

14.01.2005 21:49:34
benim merak ettiğim;bu apo'ya bayılan kişiler, (ispanyol olsalardı)franco ya,(alaman olsalardı) hitler'e,(italyan olsalardı) mussoloni'ye ve türk olsalardı Çakıcı'ya mı tutulacaklardı?Huh

 bide apo muhaliflerine birşey dicem;beyler,bayanlar aponun hakkını yıyorsunuz,unutmayınki bu topraklarda son yuzyıllarda boyle faşist lider pek yetişmiyor  Tongue  lutfen kıymetını bilelim....

14.01.2005 22:05:38
öcalan m1 öptu seni?

15.01.2005 09:49:59
Alıntı
gate..güsel olmuş la harbi.. :specool: ama bunu hangi duygularla yaptığını merak ediyom harbiden...

bi de şey Abdullah Öcalan Ekolojist mi olmuş? Wink bilen var mı?
Ben de senin bunu nasıl beğendiğini ve gate'e hangi duygularla yaklaştığını gerçekten merak ediyorum vegan.
 :wacko:

gerilla 17.01.2005 10:43:02
Alıntı
ben gote ye katılıyorum ilderlik susmakla olmazz öyle yatıyorsa imralı da ben erkeğim diye dolaşmasın... kimsede onu savunmasın şerefli bir komutansa:) eğer öldürsün kendinin..eeeeeeee rahat tabi dışardan daha rahat orospuçocuğu.. ben türk askerinin savunmuyorumm köy yakmadı demiyorum sadece öcalan gibi şerefsizz misyonun olmayan ama olduğu sanılan hedefi sadece karının doyurmak olan birisini peşinden gidilmez.. gideni de sikerler.. türk askeri sikerrrrrrrrrrrrrrrrrr
apo nun imralıdanda örgütü kontrol ettiğini herkes biliyor bi sen mi çıkıp boş boş oturuyo diosun, senini aklın galiba eski zamanlardaki zindanlarda kalmış olsa gerek.
şerefli bir komutan olduğunu tartışmıyorum ama inan kendini öldürmesi ne küdüne ne türküne yarar ki niekendini öldürsün ortada daha kaybedilmiş bir şey yokki adamların mücadelesi devam ediyor.
birdahada ota boka küfredip saygısızlık yapmamanı dilerim

17.01.2005 13:57:36
nasıl ortada kaybedilmiş bi şey yok senn ortaya sadece atıyorsun idddaya girerim bunlar seninduyduğun şeyler çünkü basitt.. konuşuyorsun bi kere düşün kürtü milletinin tarihi 30 senelik mi pkk nın tarihi neniye bunlar böyle bir şeyler istiyorlarda 700 sene önce niye istemediler.. niye sorun yoktu.. veya sen niye birilerinin mücadele yapmasını bekliyorrsun çık dağa.. veya gir parlementoya türkiyedekine giremiyorsan belçikaya git.. tabi yeterli birikimin ve bilgin varsa tabi yokk sadedece birileri konuşsun siz dinleyin köpekleşinn ne diyim...bence zati her şey unutuldu sizin gibi düşünenlerin hatırlandığı zamann sadece banyoda saç kaşıma zamanıdır..

gerilla 20.01.2005 16:31:53
Alıntı
konuşuyorsun bi kere düşün kürtü milletinin tarihi 30 senelik mi pkk nın tarihi neniye bunlar böyle bir şeyler istiyorlarda 700 sene önce niye istemediler.. niye sorun yoktu..

niye mi sorun yoktu? 700 sene önce insanlar ektiklerini biçip sofralarına katık yapıyorlardı da ondan. yani "tarım toplumu" bozulabilecek denge yok ortalıkta, ne eğitim var adam gibi, nede sağlık hizmetleri. 700 sene önce içinde yaşadığın devletin tek görevi iç ve dış güvenliği sağlamak, mevcut düzeni muhafaza etmek. ne zamanki bağımsızlık adına problemler ortaya çıktı o zamanda kürt isyanları başladı.

Alıntı
sen niye birilerinin mücadele yapmasını bekliyorrsun çık dağa.. veya gir parlementoya türkiyedekine giremiyorsan belçikaya git.. tabi yeterli birikimin ve bilgin varsa tabi yokk sadedece birileri konuşsun siz dinleyin köpekleşinn ne diyim...

benim neler yaptığım veya mevcut altyapımla ilgili birikimlerimden nası oluyorda bahsedebiliyorsun, beni ne kadar tanıyorsun ki hakkımda hükümlere varabiliyorsun.
asıl köpekler, her olguya pencereden kafasını çıkarmadan bakan, sen ve senin gibi kurt bozuntusu ahmaklardır.
bence, sen gitte sıçarken deliği tutturmakla ilgili problemlerle uğraş, bu konunun seni aştığı besbelli, "çıkıpta nie isyan ediyor bu adamlar?" die boşuna o tertemiz şuurunu bulandırma

21.01.2005 18:59:50
benim gibiler sadece sıçar sizin gilerde gerçy sizin gibi demek istemiyorum ama nese sadece obje diyim sana sende boncuk arasın sıçılan şeyde a bide boktan başını çıkarabilirsen size bi kominizm manyak giderr adiossssssssss

gerilla 01.02.2005 12:50:02
hala ufak işlerle uğraşıp sağa sola bok atmakla uğraşıyosun. biraz da düşünceler ve çözümler hakkında bi şeyler yazda seni haklı kılan olguları öğreneliim.
 :peace:  

04.02.2005 16:08:03
örenmek için zihnin açık olması lazım sanırım.. tabi örenmede sınırlanmış oluyor yani anlıyableceğin tarzda zsadece zhni açık olanlar yani alabilenler örenebilir... cnmmm  gerilla.. nicky deiştirsne sen ya... çok alıkk ne bilim.. çok trend dışı gerillll.. ffilan yapsan bile daha şık olurdu ya..

gerilla 15.02.2005 16:45:56
hala aynı yerdesin, o kadar dibe batmışsın ki seni yüzeye çıkaracak kimse bulman için ayaklarına bağlanan ağırlıktan kurtulman gerek, yoksa sen le alakalı olan herkesi yanına çekecek kudret sende muvcut.

bu konuyu uzatıp ikili dialoğa çevirdiğim içinde kendimden utanıyorum. ve sakin senden ricam yazacağın msjın başlıkla alakalı olması, kendine bi iyilik yap ve içindekileri dışa vurma adına bişeyler yap

24.02.2005 19:00:08
ufakken oynanan bir oyun vardır sanırım herkes oynamıştır;Biri yanın da kinin kulağına bir tekerleme söyler diğeride bi yanın da öyle öyle gider... söylenenin sonda ki değiştirilmeden gtmesi mucize gibidir.bazı düşünceler de sadece düşüneni ilgilendirir tabi belli bir süre geçtikten sonra yavaş yavaş yayılır düşüncede de açıklar var sa açıklardan düşünce alabildiğince gider amaçtan sapmalar olabilir.
   Bide bi konuyu sadece bir kişinin düşünmesi lazımdır 5 kişi düşündümü... hoca misalii aynı ödevi veren 5 örenciye de verilen tam puanı 5 böler... iki türlü de amaçtan sapmalar olur... kişinin her zaman kendi görmesi kendi düşünmesii başkasını yerine düşünmemesi gerekir..
   sanıyorum bide monitöre bakınca bir den insan karşı tarafa geçiyor ve bunla yetinmeyip karşı taraftakinin çine giriyor veya hucüm ediyor valla bravo..
   cemil  felahoğlu diyarbakır doğumlu 1981 de hayatı değişiyor elimde olsa dağa çıkardım diyor her türlü işknceyi görüyor bok yiyor şerefi şanı her şeyi gidiyor... akşama kadar dayak yiyor en yakın arkadaşı işkenceden ölüyor manyetolu telefonun ne işe yaradığını öğreniyor(elektrik şoku)... kürtler acı çekmedi demiyorum...
    senin anlamadğın türkiye de ky kürtler le ırakta ky kürtler farklı... bak irn şiiler var dimy ırakta da var ayrı devlet kuralım diyorlar mı...nese uzun  

gerilla 04.03.2005 15:25:43
Alıntı
cemil  felahoğlu diyarbakır doğumlu 1981 de hayatı değişiyor elimde olsa dağa çıkardım diyor her türlü işknceyi görüyor bok yiyor şerefi şanı her şeyi gidiyor... akşama kadar dayak yiyor en yakın arkadaşı işkenceden ölüyor manyetolu telefonun ne işe yaradığını öğreniyor(elektrik şoku)... kürtler acı çekmedi demiyorum...
    senin anlamadğın türkiye de ky kürtler le ırakta ky kürtler farklı... bak irn şiiler var dimy ırakta da var ayrı devlet kuralım diyorlar mı...nese uzun
tarih özgürlükleri için işkenceler görmüş, öldürülmüş anlatılamaz pisliklere maruz kalmış insanlarla doludur, bunlardan bahsetmeye yetecek ne zamanımız nede kazanabileceğimiz bir şey var.
 
şiilerden bahsettin zaten şiilerin birproblemi olamaz hem ırak hemde iran ta "şii" olarak tanınıyor vede yönetimde söz sahibi oluyorlar. kürtleri mevcut dünya yapısında hiçbir oluşuma benzetemez kıyaslıyamazsın konumu ve çoğunluğu açısından orta doğunun çözülemez problemi olmaya devam edecek  bir örgütlenme içerisindeler, ne olursa olsun ben mücadelelerine devam edeceğlerine inanıyorum ta ki emellerine ulaşıncaya kadar.çünkü "haksızlık" çatısı altında başlayan akım artık kayıtsız bir şekilde özgür devlet kurma eğilimine dönüştü.  

20.03.2005 13:37:08
APO'dan yeni açılımlar!

(Elinde M. Bookchin’in Ekolojik Topluma Doğru kitabıyla gelerek) Hoş geldiniz. Nasılsınız? Başka gelen var mı? Havva mı geldi?
(Evet.)
Önce kısa mesajlarınızı alacağım. Uzatmayalım. Zaten zamanımız dar.
(Bir bilgilendirme notu var. Avrupa örgütünün geçen sene Mayıs ayında yaptığı kongreden sonra kendisini Demokratik Kürt Toplum Koordinasyonu olarak deklare ettiğini, çalışmalarını bu şekilde yürüttüğünü belirtiyorlar. Tabandan örgütlenmeye dayalı olarak bölgelerde halk konseyleri şeklinde örgütlendiği belirtiliyor.)
Kısa kısa aktarın.


(Avrupa örgütünün 55 kişilik meclis, 13 kişilik yürütme ve 3 kişilik koordineden oluştuğu belirtiliyor. Kadın ve gençliğin hem kendi özgün örgütlenmelerinin olduğu, hem de yürütmede temsil edildikleri belirtiliyor.)
Beni ilgilendiren şu nokta: Orada anormal bir durum görünmüyor galiba. Bir problem yok mu? Yüzeysel olarak hepsi bağlı gibi görünüyor.
(Üst düzeyde size karşı bir durumun olmadığı belirtiliyor.)
Açıktan tavır alan yok. Orada çok sayıda insan var. Dönemin ruhuna uygun hareket ediyorlar mı? Yürüyüşlere katılım nasıldı? 15 Şubat nasıldı?
(Size kitlesel bağlılığın yoğun olduğu belirtiliyor. Halk size bağlı. 15 Şubat’ta kitle bağlılığını gösterdi. Halkın maddi ve manevi olarak bağlılığının sürdüğü, ancak yeni strateji ile birlikte kavrama ve kavratmada problemlerin olduğu, fakat bunun aşıldığı belirtiliyor. Yine geçen seneki tartışmaların da olumsuz etkilediği, fakat bunların da aşıldığı belirtiliyor.)
Bunları hepimizin başarması gerekiyor. Demokratik konfederalizm dünya çapında solun yeni açılımı olacak. Marx ve Lenin’i ikibinlerde aşarak bunu yapacağız. İkibinlerde demokratik konfederalizmde bunun ideolojik temelleri var. Marx 1848’lerde bir şeyler ortaya koydu. Bunlar iki binlerde aşıldı.

Marx’ın değer teorileri bir fecaat. Bu değer teorisi hakkında benim kuşkularım var. Yeni sol buna yeni yaklaşıyor. Çokluk’un yazarları, Wallerstein, Bookchin bunları yazıyorlar. Ama sistematize etmede biz daha ileriyiz, daha pratiğiz. Değer teorisinin kapitalizme karşı bir karşı koyuşu yok. Radikal bir karşı çıkışı yok. İki yüzyıl daha kapitalizmi yaşattı. Bugüne getirdi. Bu değer teorisinde aslında toplumun çözümü, dini ve siyasi çözümü yok. Sadece ekonomik tanım var. Bu teori Avrupa merkezli bir teoriydi. Böylelikle Avrupa dışı halkları silahsız bıraktı. Bütün dünya halklarını silahsız bıraktı. Bu konuda ciltler dolusu yazılabilir, ama ben burada kısa geçiyorum. Sanıldığının aksine kapitalizmi güçlendirdi ve bugünkü çılgın aşamaya getirdi. Rusya pratiği ortada. Uzun yıllar kapitalizmi ayakta tuttu. Şimdi de Çin kapitalizmi ayakta tutuyor. Amerika’yı ayakta tutan şimdi ekonomisiyle Çin’dir. Bu durumda dünya halkları kaybediyor.
Böyle olunca kadın, çevre, ekoloji geri planda kalır, gündeme gelmez. Alttaki güçler ezilir gider. Ne kadın sorunları ne ekoloji sorunları çözülebilir. Bir avuç finans kapital ve ulus-devletçi alır götürür. Burada muazzam bir çelişki olduğu görülüyor. Reel sosyalizmin çöküşü de bunu ortaya koydu. Ben bunları ortaya koydum. Benim görüşlerimin değiştiğini söylüyorlar. Benim görüşlerimde değişme değil gelişme var. Çok sistematize koymayı başardım. Çok derinlikli değil, ama burada geniş bir araştırma yapma şansım yok. Ancak ideolojik varyantlarını koydum, politik sentezini yaptım. Ana hatlarıyla ortaya koydum. Aslında ben misyonumuzu ezilen halklar adına evrensel bir çıkış olarak görüyorum. Sistematiğim, kendime has bir üslubumun olduğunu belirtiyorum. Dünya çapında geliştirilmek istenen sol budur aslında. Sol ancak bu temelde gelişebilir. Dost güçleri daha tutarlı yaklaşmaya, özümsemeye çağıracağım. Türkiye de sol ancak bu temelde gelişebilir. Anlamlı, olgun sonuca herkes gidebilir. Kürt problemi belki çözüme gidebilir.
Yalnız bu konuda beni anlamak önemli. Eğer özgürlüğe inanç varsa, küreselleşen kapitalizmden kurtulmak isteniyorsa, bu ilkeler çerçevesinde bir araya gelinmeli. Kapitalizmin küreselleşmesi ile insanlar müthiş işsizliğe düştü. Bunu aşmak için bu tezlere önem vermek gerekiyor. Bu muazzam kapitalizm sorunlarından kurtulmak isteniyorsa çıkış budur. Yeni ulus-devletler kurarak, cilalayarak olmaz. Böyle kurtuluş mümkün değil. ABD demokrasi maskesini kullanıyor. Sol yeni bir şey geliştiremiyor. Bizimkiler de demokrasiyi bir türlü bilmiyorlar. Halen demokrasi dar kavranıyor.
Kürt Federesi denilen şey ilginç bir olay. Yüzyıllık Kürt ihaneti, Kürt milliyetçiliği destekleniyor. Gizliden gizliye Türkiye de destekliyor. Federe devleti kurarak Kürt sorununu aşmaları mümkün değil. Kursunlar ama üzerimize gelirlerse, şiddetli bir savunmaya geçeceğiz. Biz halkımızı bunların üstten dayattıkları sahte demokrasiye karşı koruyacağız. Kürt kadınına, gençliğine, dost halklara çağrı yapacağım; bunlara geçit vermeyin diyeceğim. Demokratik konfederalizmi diğer devletler için de önemsiyorum. Gazetelere verebilirsiniz. İtalyan gazetecilere de verebilirsiniz. Ben oradayken ilgiliydiler. Soru cevap şeklinde de olabilir. Benim adıma bunları verirsiniz. Başka aktaracaklarınızı alayım.
(Son dönemdeki Avrupa tartışmaları ile bağlantılı olarak Kürt sorununun gündemde olduğu, ancak devletler nezdinde bir kabulün olmadığı, sadece bazı uluslararası kuruluşlar nezdinde olumlu bir yaklaşımın olduğu, devletlerin sorunu görmezlikten geldikleri belirtiliyor.)
Türkiye yönetimini sert uyaracağım. Sırtımızdan Kıbrıs Rumlara veriliyor, Ermeni sorunu halledilmeye çalışılıyor. Bunların hepsi ihanettir. Biz satılıyoruz. Nereye? Londra’ya satıyorlar. Mustafa Kemal’in görüşleri açık. Gazeteler de Yalçın Küçük Apo’yu Kemalist yaptı diye yazmış. Yalçın Küçük çok basit yaklaşıyor. Ben kendim doğruları görecek güçteyim. Mustafa Kemal Kürtlere de şunu söylemiştir: Kürtlerin sırtından kimse emperyalizmin oyununu oynayamaz. Ben susturuluyorum. Görüşlerim dinlenmiyor. Türklerin, Kürtlerin sırtından yarın Güneydoğu da, Kıbrıs da, Pontus da, Karadeniz de gider. Hepsi sessiz. Neden sessiz? Bu dar, kısır Enver paşa çizgisidir. Alttan alta Kızıl Elmacılar Türkiye Cumhuriyetini batıracak. Bunlar Ağar, Baykal, Bahçeli ve benzerlerinin çizgisidir. Bu Enver paşa, İttihat ve Terakki çizgisi dağılmaya götürecek. Aynı zihniyet, aynı şovenizm.
Bu Türkçülükle Türk halkının da alakası yok. Türk halkı bizim gibi bir halktır. Türk halkı kardeş, iyi bir halktır. Bir avuç üstte bu halkları birbirine kırdırdı. Bir kısım komprador, kozmopolit üst tabaka halkları istediği gibi kullanmak istiyor. Mustafa Kemal birinci perdeyi yırttı attı. Doğru bir ulus anlayışını ortaya koymak istiyordu. Ancak konjonktür daha fazla yapmasına izin vermiyordu. Mesele Mustafa Kemal hayranlığı değil, tarihi doğru yorumlamaktır.
Avrupa’nın yaklaşımının ciddi olduğuna inanmıyorum. Avrupa ABD’nin yardımı ile beni buraya tıktı, çürümeye bıraktı. Osmanlıyı Birinci Dünya Savaşı’na Almanlar soktu. Savaşa girmeseydi, belki Osmanlı çökmezdi. Bugün de aynı oyun Londra’da kotarılmaya çalışılıyor. Londra’da Sultan Vahdettinciler, Ankara’da Kızıl Elmacılar sözde Türkiye’yi kurtaracaklar. Bu çizgi böyle giderse halklar birbirine girer. Düyun-u Umumiye’den daha ağır bir borç var. Bugünkü Türkiye derinleştirilmiş Sevr’e gider. Bu çizginin vermek istediği budur. Mustafa Kemal demek, eşittir, bu konularda köklü inanç ve bilinç demektir.
Geçende gazetede okudum. Türkmenlere Kerkük petrolünün yüzde 25’ini vereceklermiş. Mesele o değil. Mesele sinsi. Milliyetçilik körükleniyor. O Kerkük üzerinden yapacak, diğeri Ankara üzerinden. Sonuç nereye gidecek? Mustafa Kemal 1920’lerde nasıl kararlı bir şekilde üzerine gittiyse, ikibinlerde de ben üzerine gidiyorum. Mustafa Kemal o dönem ne kadar uyanıksa, ben de bu dönem uyanığım. Tarihi deneyiminden yararlanıyorum. Kürt devleti kuruldu. Yarın Araplarla, yarın Türkmenlerle gırtlaklaşırlar. Türkiye 300 milyar Dolar borca girmiş. Mustafa Kemal’in tecrübesi tarihi bir tecrübedir. Kürtler mutlaka bu dersi çıkarmalıdırlar. Ders çıkarmazsak 1925’ler gibi başımıza belalar gelir. 70 yıl bu konularla uğraşılır.
Bugün Türkler, Kürtler ve Ortadoğu halklarına söylüyorum: Biraz saygılı iseler, Mustafa Kemal’in devrimci kişiliğini yaşatsınlar. Eğer Mustafa Kemal’e zırnık kadar saygıları varsa, onun özgür kimliğini bugüne taşısınlar. Baykal’ın yaptığı bu değil. Ulus devletçilikle olmaz. Mesele gerçekleri anlatmaktır. Türk gençliği 1970’lerde bunu yapmak istedi. Ama idam edildi. Deniz’lerin nasıl idam edildiğini biliyorsunuz. Ben de idam edilecektim. Bunlara söyledim, beni idam ederseniz Türkiye’yi idam edersiniz dedim. Beş altı yıldır sizin can güvenliğinizi de ben sağlıyorum. Siz Diyarbakır’dan geldiniz, oranın halini biliyordunuz. Siz de Dersim’den geldiniz. Oralarda şimdi yaşanabiliyorsa, biraz demokrasi varsa benim sayemdedir. Bunu bu zor koşullarda buradan sağladım.
Tarihi günler yaşıyoruz. Bu bahar en güzel baharlardandır. Ortadoğu haklarının özgürlük baharıdır. ABD demokrasiyi maskeliyor. Ortadoğu halkları için ulus devlet ömrünü tamamlamıştır. Baharla birlikte özgürlük gelecek. Bu bir savaş çağrısı değildir, özgürlük çağrısıdır.
(Demokratik konfederalizm ve onun önderliğinin ilanı 20 Mart’ta olacak; tele-konferansla katılım olacak. Bayraklar hazırlanıyor. Newroz’a böyle girilecek. Sizin söylediğiniz bayrak güney partisi PÇDK’nin bayrağıyla aynı. Bu konuda görüş soruluyor.)
Fark etmez, karışmıyorum.
(Bu ilanı Kongra Gel yapacak.)
Ama bu ilan benim adıma olacak. Geçen hafta ilkelerini vermiştim. Savunmalardan da yararlanarak bir kuruluş bildirgesi hazırlayacaklar.
(Hazırlanıyor.)
Her iki savunmadan da yararlanarak bu hazırlansın. Ben kurucu öğe olarak, 20-30 yıllık siyasette yaptığım mücadeleyi böyle formüle ediyorum. Onlar desteklesinler. Bu ilan devlet ilanı değildir. Böyle bir formülasyonla dile getiriyorum. Talabani Cumhurbaşkanı olacakmış. Barzani de Güney’in Başkanı olacakmış. Bir şey demiyorum. Onları başkan yapan güçlere karşı benim yolum halkın yoludur, tarihin özgürlükçü yoludur; eşitlik, adalet, halkımızın bütün özgürlük şehitlerinin yoludur. Tarihteki direnişin, özgürlük direnişçilerinin yoludur. Bu, demokrasinin ilanıdır. Halkımızın özgürlüğü, eşitliği temelinde ilan ediyorum.
Bu, Arap ve İran halkları olmak üzere, bütün Ortadoğu halkları içindir. Zaten devlet ilanı değildir. Nasıl 19. ve 20. yüzyıl bir cumhuriyetler yüzyılı ise, 2000’li yılları da halkların demokratik konfederalizm yılları olarak değerlendiriyorum. Benim ilkem halkların demokratik konfederalizmidir. Benim alakam budur. Yolu da demokratik konfederalizmdir. Ulus-devletçiliğin aşıldığını söylüyorum. Ulusların çoğunun devlet kurmasıyla 1950’lerden itibaren bu aşılmıştır. Lenin’in, anarşistlerin, reel sosyalistlerin çözemediğini ben çözdüm. Benim devletle alakam yok, ben devlet kurmuyorum. Benim demokrasi derdim var. Ben demokrasinin peşindeyim. Bunlar kapsamlı ideolojik belirlemelerimin slogan haline getirilmesidir. Bol bol alıntı yapılır, daha önceki konuşmalar da vardı. Bizim yolumuz Kürt burjuvazisinin, Kürt feodallerinin yolu olamaz.
Türkiye halklarının da bizi desteklemesini isteyeceğiz. Bizim demokrasimiz sizin demokrasinizin temelidir. Burada kesinlikle sınırları mesele yapmayalım. Bakın, ben hiç Kerkük senindir, benimdir meselesine girmiyorum. İlanın özü budur. Abbas redaksiyonu yapar. Kuruluş bildirgesi benim adıma okunur. Arapça ve diğer dillerle de okunsun. Halkımızı, tüm Ortadoğu halklarını ve dünya haklarını destek ve dayanışma için çağırıyorum. Bunun için şu sloganı öneriyorum: Devleti ve toplumu demokratikleştir, demokrasiyi radikalleştir!
(Sizin söylediğiniz Koma Komelên Kurdistan’daki Komel kelimesinin Kürtçe literatürde dernek anlamına geldiği belirtiliyor. Bunun yerine Civat olabilir mi diye soruluyor.)
Bu milliyetçilerin yaklaşımıdır. Komela ya da komal olabilir. Komünden geliyor; tüm dünyada kullanılan, bilinen bir anlamı var. Kaldı ki isim benim için o kadar önemli değil, içeriği önemlidir.
(Notta kaçanların hareketin gündeminden çıktığı; ancak size ve avukatlara yönelik çeşitli kampanyalar yürüttükleri belirtiliyor.)
Başka aktaracaklarınız var mı?
(HPG 180 kişinin katılımıyla 3. Olağan Konferansını gerçekleştirmiş. Sizin savunmalarınız üzerine kış boyunca yoğunlaşmışlar. Sizin söylediğiniz meşru savunma temelinde kendilerine karşı gelişecek her türlü saldırıya karşı onurlu bir cevap olacaklarını ve yüksek bağlılıklarını belirtiyorlar. Bu konferansta on altısı bayan, yirmi beşi erkek olmak üzere, kırk bir kişilik bir meclis seçilmiş. On üç kişilik de bir yürütme, komuta konseyi seçilmiş.)
Kim var isim olarak?
(Bilgimiz yok.)
Gizlidir tabii, güvenlikten dolayı açıklamayabilirler. Ben açıklansın demiyorum, kendileri bilir, ben müdahale etmem. Başka aktaracağınız?
(Geçen hafta Mehmet’in görüşmesinde size belirttiği hususlarla ilgili bilgileri olduğu belirtiliyor.)
Tamam. Newroz’a giderken bir af şeyi olabilir. Başka aktaracağınız?
(DTH’nden bir bilgi var. Çok acele etmek istemediklerini, eski hataları tekrar etmek istemediklerini, yine yerellerde çok kırgınlığın olduğunu belirtiyorlar.)
Bunlar problem olmaz, aşılır. Yeni mi uyanıyor bunlar? Altı yıllık mücadele var. Yapmasınlar bunu. İpi diğerlerinin, ilkel milliyetçiliğin eline vermek istiyorlar. En önemli uyarım şu olacak: Kürt halkını üst düzeyde emperyalist bir planlama dahilinde ilkel milliyetçiliğin eline vermek istiyorlar. Kürt halkı küresel düzeyde bir planlama ile esir bırakılmak isteniyor. Irak’taki oluşumun eline verilmek isteniyor. İşte bu kaçan hainleri de biliyorsunuz. Sözde para var, kadınları da kullandılar.
Kızlarımızı uyaracağım. Kadınlarımız bu konuda çok uyanık olmak zorunda. Beş bin yıllık bir fırsat yakalanmış. Her birine, hepinize birer saray bile verseler yüzlerine tükürün. Kızlar kıyameti koparsın, tekrar sizleri cendereye sokmak istiyorlar. Büyük bir oyun var kadınların üzerinde. Herkes dağdan inse bile, onlar kendilerinin onurlu barışı sağlanıncaya kadar mücadele edecekler, inmeyecekler. Beritan direnişini biliyorsunuz. Dersimliydi, biliyorsunuz. Uçurumun kenarındayken, peşmergeler “Gel öldürmeyeceğiz” diye çağırıyorlar. Ama o teslim olmamak için kendini uçurumdan bırakıyor. Beritan çizgisini takip edecekler. Ben bu çizginin bir neferiyim. Onurlu barış gelene kadar bu çizgiyi sürdürecekler. Ferhat alçağı gitti biliyorsunuz. Ama kadınlarımız onurludur. Çok onurlu kızlarımızın olduğuna inanıyorum.
Şemdin de kitap yazmış, alçak . Evet, bütün kadınlar benim. Biz kadınlarımızı karılaştırmayacağız. Onların karılaştırdığı kadınları da ellerinden alırım. Hepsi bizim, biz sınırsız birbirimiziniz; aşk budur. Bunları mülkiyet anlamında değil, ruh olarak söylüyorum. Ben hiçbirinin yüzünü görmem. Ama onlarla birbirimize böyle bağlıyız. Bir de hamamda kadın diye resim yapmış. İki milyara satmış. Selim de benzer şeyler yazmıştı. Cevabımız şudur: Tanrıça şeyi var, bunlar destansı yaklaşımlardır. Onların emeği var. İnanna’nın Tanrı Enki ile diyaloglarını biliyorsunuz. Kadınlarımız yücedir; biz onların oğlu, sevgilisi ve aşığıyız. Bu bedensel değil, ruhsal, düşünsel bağlılıktır. Burada ki ruhsal bağlılık önemli.
(PAJK’ın önümüzdeki günlerde konferansı var.)
Bunları iletirsiniz, savunmalardan da yararlanırsınız. Güzel bir mektup hazırlayıp sunabilirsiniz.
(DTH Koordinasyonu Newroz’dan sonra kendi arasında bir toplantı yapacak. Koordinasyon içindeki avukatların görüşe gelmesine yönelik bir düşünce var.)
Tekrar söylüyorum. Çözümlemelerimiz açıktır. Bu konuda temel ilkeler belli. Büyük bir tutkuyla gönülden bağlı olsunlar. Gerek tabanda, gerekse aydınlar içinde olmalı. Engelleyenler olursa etkisizleştirilir. Gerekirse isim düzeyinde bu yapılır. Bu konuda isim vermeyeceğim, ama gerekirse ismen bunları açığa çıkarırım. Siz de takipçisi olacaksınız. Leyla’ya, Doğan’a, hepsine selamlarımı söylersiniz; çalışmalarında başarılar diliyorum.
Aleviler için de bir şey söyleyeceğim. Bu konfederalizm özelikle Yezidiler ve Aleviler için önemlidir. Bu kesimler de güzel bir senteze ulaşabilirler.
Ben şimdi şöyle bir özetleme yapıyorum: Bizim Mustafa Kemal’in cumhuriyeti ile bir sorunumuz yok. Bu cumhuriyet J. J. Rousseau, Robespierre, Napolyon üzerinde birleşmiştir. Bu Mustafa Kemal’dir. J.J. Rousseau ideolojik, Robespierre politik, Napolyon askeridir. Mustafa Kemal bu yönleri almıştır. Onun cumhuriyeti Fransız modelidir. Onda yüzde 25’i demokrasi, yüzde 75’i devlettir. Devlet ve demokrasi iç içedir. Bunu ayrıştıramamıştır. O dönemki koşullar ancak buna izin veriyordu. Önemli tarihi bir adımdır, ama demokratik kuruluşa geçememiştir.
Günümüzde sorun cumhuriyeti kurmak değildir. Bu kurulmuştur. Ancak ulus-devletler 1950’lerde ömrünü doldurmuştur. ABD demokrasinin geliştiğinin farkındadır. Demokrasi ABD’nin dilindedir, ama özünde değildir. Bu konuda Kürdistan’ın rolünü çok iyi koydum. Türk halkını da demokratik konfederalizmi tartışmaya çağırıyorum.
Demokratik bir devlet için dört ilke söyleyeceğim. Birincisi, devlet reformu; ikincisi ulus reformu, ulus tanımını güncelleştirme; üçüncüsü, toplumda reform, yani demokrasi; dördüncüsü, yeni yurttaş tanımı. Dört büyük ilke, dört büyük reform. Bu manşet olabilir. İleride bunları açacağım.
Ulus için reformu söyleyeyim. Devlete dayalı ulus yerine, demokrasiye dayalı ulus modeli öneriyorum. Bütün etnik grupları kapsayan Türkiye ulusu kavramını tanımlamıştım zaten. Yalnız Türklere değil, dine ve ırka dayanmayan, insan haklarına dayanan bir ulus modeli. Bütün etnisiteleri, kültürleri bir arada toplayan bir demokratik ulus kavramı. Ben Kürtlerin milliyetçiliğine dayalı devletleşmeyi de yanlış buluyorum. Devletçi ulus yerine demokratik ulus çağrısı yapıyorum. Türkiye’de üç ulusçuluk çatışıyor. Devletçi ulusçular ile demokratik ulusçular arasında bir de dine bağlı ulusçular var. Türkiye’de din-milliyet karışımı AKP ulusçuluğu, yine Kızıl Elma ulusçuluğu, bir de bizim demokratik ulusçuluğumuz var. Demokratik ulus hareketi Türkiye’ye uygundur.
(Baskın Oran’ın da size benzer bir tanımı var.)
Evet biliyorum. Ama ben daha kapsamlı ele alıyorum. Bütün Türk aydınlarını çağırıyorum. Kürtleri de ilkel milliyetçiliğe değil, demokrasiye dayalı bir ulus olmaya çağırıyorum.
Demokrasi reformunu ise geçen hafta da açmıştım. Piramit tarzı, esnek bir örgütlenme. Üstte de bir koordine olur. Özgür vatandaşlık da şöyledir: Ne sultanlara kulluk, ne de ulus-devletçi ideolojilere kulluk. Böyle vatandaşlık olmaz. Batının bireyci yaklaşımı da doğru bir anlayış değil. Toplum aleyhine bireycilik de yanlıştır. Ne toplum aleyhine birey, ne de bireyin aleyhine toplum doğru değildir. Özgür yurttaş ikisinin ortasındadır, bir dengedir. Özgür yurttaş kültüre bağlıdır. Özgür yurttaş demokratik konfederalizm yurttaşıdır. Bu konuyu şimdilik kısa tutuyorum.
Başka bir şey var mı?
(Dışarıda genel olarak düşünüş biçiminiz tam olarak algılanamıyor.)
Benim düşünüş tarzım farklıdır. ‘Çokluk’ kitabında da bazı şeyler var. Ben Descartes, Newton gibi düşünmüyorum. Düşünüş tarzım kuantumik bir tarzdır. Kuantum düzeyi bir gerçek. Sanırım parçalı örgüt ile ilgili eleştiriler de var. Size atomu inceleyin derim. Biliyorsunuz, eskiden üç parçalı olarak biliniyordu, şimdi artık çok parçalı olduğu biliniyor. Doğanın temeli atomsa, atomda da bu çeşitlilik varsa, toplumda da bu olur. Dünyada on milyonun üzerinde canlı türü var. Özgürlüğün Ekolojisini yine okuyorum. Çokluk’un yazarları, yine Wallerstein , Bookchin, analiz okulundan Braudel, bunların düşüncelerini önemsiyorum. Benim düşüncem doğal diyalektik bir anlayıştır. Bu kuantum fiziğinden aldığım ilhamladır. Kuantum fiziğinin ana ölçülerinde düşünüyorum. Bilim okuyacaksınız. Başka çıkış yolu yok. İdeolojik yoğunluk zordur. Ben burada çok yoğunlaşıyorum.
Yine değer teorisinden bahsedeyim. Bir ana düşünün. Çocuğunu dokuz ay taşıyor, doğurup büyütüyor, karşılığında ise aldığı bir tokat. Fakat bu emeğinin karşılığı var mı? Ama bir işçi düşünün, bir saat çalışsa karşılığında ücretini alıyor. Ana emeğinden Marksist değer teorisini açacağım. Yeni bir değer teorisi. Ananın hakkı üzerinden değer teorisinin eleştirisine geçeceğim. Bir milyon yıldır insanlık çalışıyor. Avrupa 1500’li yıllardan sonra insanlığı ele geçirdi ve kullanıyor. Avrupa’da işçiye emeğinin karşılığını veriyor; ama bunu yaparken Avrupa dışındakileri korkunç sömürüyor. Bu söylediklerimin bilimsel, çok sağlam felsefi temelleri var. Dini incelemişim, teknolojiyi anlamışım. Wallerstein,Bookchin ve Braudel’i okusunlar.
Kitap ne getirdiniz?
(İmparatorluk kitabı ile Ulus-Devletin Çöküşü isimli yeni bir kitap getirdik.)
Şu kitapları getirebilirsiniz: Özgür Bir Toplumda Bilim. Daha Az Devlet, Daha Çok Toplum.
(Onu getirmiştik.)
Almadım. Diğer kitaplar: Vahşi Savaş, Tarihte Kent. Bunlar Ayrıntı yayınlarından, bunları getirebilirsiniz.
Mektupları alamıyorum, bu konuyla ilgilenirsiniz. Dem-Genç kendini hızla oluştursun. Sivil toplum kuruluşları yeni bir ruhla çokça kurulsun.
(Osman Baydemir’in üçüncü ses de muhatap alınsın diye hükümete bir çağrısı oldu.)
İyi. Tekrar belirtiyorum. Meşe Ağacını Koruma Derneğinden Dicle-Fırat derneğine kadar birçok dernek kurulur. Bunlarda DTH’ne katılır. DTH de tutarlı ve ciddi olsunlar. Aceleci olun demiyorum ama tarihi rollerini oynasınlar. Engelleyen olursa üstüne gideceğim.
Savunma güçlerinin mesajını aldım. Güç ilkel milliyetçilik temelinde gelişiyor. Dikkatli olsunlar. Benim belirttiğim bu analizler temelinde kendilerini geliştirirler, sayılarını artırırlar. Özellikle Bradost bölgesine önem verirler. Bu göç edenlerden, Maxmur’dakilerden oluşan Bradost’ta bir kent kurulur, Birleşmiş Milletlere de haber verilir. Yine Cilo dağı eteklerinde bir kentleşme olabilir.
Kadınlar da demokratik konfederalizm şeklindeki örgütlenmeyi gündemlerine alsınlar. Kadınlar için bir hayalim vardı: Güney’de Star, Kuzey’de Apollon kenti. Sonra açacağım, aslında bir iki şiir de yazmıştım. Zaman kalmadı.
Diyarbakır halkına, belediye başkanlarına selam. Kendinize dikkat edin.
(Pil ve gazete getirdik.)
Tamam, iyi günler."

deniz 20.03.2005 15:08:08
abicim apo da anarşist olcak bakın görürsünüz Tongue

22.03.2005 18:11:18




derin devleti anlayabilene helal... :wacko:

Uğur Mumcu eğer 24 Ocak 1993 günü öldürülmeseydi, üç gün sonra 12 Mart 1971 döneminin askeri savcısı Baki Tuğ ile randevusu vardı. İki gün önce, Baki Tuğ"un Meclis"teki odasında bir araya gelmişlerdi ve Tuğ"a, "Abdullah Öcalan"ın MİT"le ilişkilerini ortaya çıkardım" demişti.


Baki Tuğ o tarihte DYP Ankara Milletvekili ve Meclis Milli Savunma Komisyonu Başkanı"ydı. Mumcu"ya, "Bana bir hafta zaman ver. Dosyalarıma bakıp sana cevap vereyim" dedi.

Abdullah Öcalan ve PKK"yı konu alan geniş bir kitap çalışması yapan Mumcu"nun Baki Tuğ"a başvurmasının sebebi açıktı. 1972"de, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) 1. sınıf öğrencisi olan 22 yaşındaki Abdullah Öcalan, fakültede bildiri dağıtmak ve dersleri boykot etmek suçundan gözaltına alındığında Askeri Savcı Baki Tuğ"un önüne getirilmişti. Tuğ, soruşturmasını bitirdiğinde, boykotçu öğrenciler içinde en ağır cezayı Abdullah Öcalan ve iki arkadaşı için isterken, dava sırasında mahkemede görüş değiştirmişti ve Öcalan üç ay hapis cezası ile kurtulmuştu.

Mumcu"nun ölümü ile yarım kalan ve "Kürt Dosyası" ismi ile yayınlanan kitabı, işte bu olayla başlıyor. Son olarak eski milletvekili Abdülmelik Fırat"ın "Mezopotamya Sürgünü" ismiyle yayınlanan anıları Öcalan"ın öğrencilik yıllarını yeniden gündeme getirdi. Melik Fırat anılarında, gazeteci Avni Özgürel"in kendisine, "Öcalan öğrenci iken MİT"te ofis-boy"du" dediğini öne sürdü. Bunun üzerine Avni Özgürel, o tarihlerde Öcalan"ı MİT"in bir yan kuruluşu Fikir Ajansı"nda ofis-boy"luk, yani getir götür işleri yaparken gördüğünü söyledi.

Baki Tuğ ile Öcalan"ın işte bu yıllarını ve Uğur Mumcu"nun peşine düştüğü bilgileri konuştuk:

Uğur Mumcu ile üç gün sonra bir araya gelebilseydiniz ne konuşacaktınız?

Uğur Mumcu ile biz 12 Mart 1971 tarihinden 1980 yılına kadar bir mücadele içerisinde olduk. Her hafta hakkımızda bir yazı yazardı. 1987"yi takiben bir akşam yemeğinde, Sayın Hüsamettin Cindoruk benim oturacağım masaya onu da oturtmuş. O akşam uzun uzun sohbet ettik. Sayın Mumcu ile o akşam orada barıştık; dost, arkadaş olduk. Bir araya geldiğimiz zaman uzun uzun sohbet ederdik. Bir gün Sayın Mumcu telefon etti. Geldi, uzun uzun konuştuk, sonra öğlen yemeğine gittik. Yemek dönüşünde o, APO"nun MİT mensubu olup olmadığı konusunda benden yardım istedi. Ben de, şu anda bir şey söylemek şansına sahip değilim, arşivimde bu konularla ilgili bilgi varsa, sana gerçeği ifade ederim, dedim. Bir haftalık süre istedim. Nitekim araştırdım, hatta bir arkadaşımı görevlendirdim. Maalesef, Abdullah Öcalan"ın Milli İstihbarat Teşkilatı ile ilişkisi olduğuna dair herhangi bir bilgi elde edemedim. Belge de yok, bilgi de. Ancak bildiğimiz bir şey vardı, Abdullah Öcalan"ın kayınpederi Ali Yıldırım, Milli İstihbarat"ta çalışan bir görevliydi. Abdullah Öcalan, Ali Yıldırım"ın kızı Kesire ile evlenmişti. Bizde bulunan bilgi bu kadardı. Ben o konudaki bilgileri derledim, toparladım, ama Uğur Mumcu"nun ömrü vefa etmedi. Bana gelip gitmesinden iki gün sonra da öldürüldü. Ben de kendisini ziyaret edecektim.

Siz SBF öğrencileri hakkında bu davayı açarken, en ağır cezayı Öcalan ve iki arkadaşı için istiyorsunuz. Ama daha sonra görüş değiştiriyorsunuz. Uğur Mumcu, bu görüş değiştirmenizde herhangi bir yerden gelen bir bilgi veya belgenin etkili olup olmadığını merak etmiş.

Hadise şudur. Bir sabah Siyasal Bilgiler Fakültesi"nde boykot olmuş. Boykot, Mahir Çayan ve arkadaşlarıyla, Kızıldere olaylarıyla, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıyla ilgiliydi. Orada bildiri dağıtılmış. O bildiri nedeniyle 43 öğrenciyi Ankara Emniyeti ve Merkez Komutanlık toplamış, Sıkıyönetime getirmişti. Ben nöbetçi savcıydım. Çağırdılar gittim. 43 kişinin ifadelerini aldım. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı"nın, bir kısım öğretim üyeleri ve müstahdemlerin ifadelerine başvurdum. Ayrıca, bu 43 kişi hakkında hem SBF Dekanlığından, hem Milli İstihbarat Teşkilatı"ndan, hem Emniyet İsbtihbaratı"ndan bilgi istedim.

MİT"ten de istediniz.

İstedim. Çok kısa sürede dosyayı tamamladım. Çünkü suçsuz insanları içeride tutmanın hiçbir anlamı yok. Ben Sıkıyönetim devresinde çok güzel görev yaptım. Geceli gündüzlü çalıştım, kimseyi mağdur etmemek için her şeyimi zamanında tamamladım ve dosyayı sonuçlandırdım. 17 kişi hakkında takipsizlik kararı verdim. Arta kalan 26 kişi hakkında yeterli delliler olduğu için iddianamiyi yazdım, tutuklama talebinde bulundum, dosyayı mahkemeye tevdi ettim. Mahkeme 22 kişiyi tutukladı. Bunların içerisinde Abdullah Öcalan da vardı. Ama o Abdullah Öcalan"ın şimdiki Öcalan olacağını kimsenin düşünmesi mümkün değildir.

Ama en ağır cezayı Öcalan ve iki öğrenci için istemişsiniz.

Bir savcı iddianamesini, sanıklar hakkındaki ithamlara göre düzenler. Suç vasfı, propaganda yapmak (bildiri dağıtmak) ve Sıkıyönetim Kanunu"na aykırı hareketti. Hem Sıkıyönetim Kanunu"na muhalefetten, hem de Ceza Kanunu"nun 142. maddesinden (komünizm propagandası yapmak) davayı açtım. Ağırın manası odur. Mahkeme şahitleri çağırdı, dosyadaki delillerimizi okudu. Siyasal Bilgiler Fakültesi"nin görevlilerini dinledi. Olay, yani suçlama, 142"den aşağıya doğru indi. Yani komünizm propagandası yaptığı suçu sübuta ermedi. Bildiri dağıttığını tespit edemedik.

Ama siz iddianameyi yazarken bildiri dağıttığını tespit etmişsiniz.

Şahitler onu ifade ettiler. Fakat duruşmada görüş değiştirdiler. Yani bildiriyi Abdullah Öcalan"ın dağıttığına dair kimsenin beyanı çıkmadı. Çıkmayınca, savcının görevi suç vasfında değişiklik yapmaktır. Bildiri dağıtmış olmasından suçunun sübuta ermediğini, ancak boykota katıldığını mahkemeye arz ettik, bu suçtan Abdullah Öcalan ve diğer çocukların cezalandırılması talebinde bulunduk. Mahkeme de bunların hepsini mahkum etti. Cezaevinde yatıp ekim ayında tahliye edildiler. Abdullah Öcalan ve arkadaşları ile ilgili bana intikal eden dosyanın özünde, bu gelişme vardır. Başka birşey sözkonusu değildir. Abdullah Öcalan hakkında özel işlem yapma şansımız da yoktur. Eğer yanlış talepte bulunsaydık, herhalde mahkeme bu yanlış talep doğrultusunda karar vermezdi.

Görüşünüzü değiştirirken şu gerekçeye dayanmışsınız; Öcalan aleyhine ifade veren tanığın aslında Ramazan Özcan isimli bir öğrenciyi kastettiğini, ancak daktilo hatası ile Ramazan Özcan yerine Abdullah Özcan yazıldığını, Abdullah Özcan"ın da iddianameye Abdullah Öcalan olarak yanlışlıkla geçtiğini belirtiyorsunuz.

Orada bir daktilo hatası vardır. Katip yazarken Ramazan Özcan yerine Abdullah Özcan yazmıştır. İddianamede de Abdullah Öcalan olmuştur. Bu maddi hatadır. Ondan sonra da daktilo ile üzeri vurulmuştur (karalanmıştır). Bu maddi hata nedeniyle başka şeyler düşünmenin manası yoktur.

Ama mahkeme kararında Abdullah Öcalan için deniyor ki, "Boykotta büyük çabasının görüldüğü ve hatta grubun elebaşısı olduğu..."

Ama işte boykotta... Zaten sıkıyönetim Kanunu"na muhalefetten mahkum edilmiş.

Grubun elebaşısı olması neden dikkate alınmadı?

Alındı ve ona verilen ceza diğerlerine verilen cezadan bir buçuk misli fazla. Abdullah Öcalan"a artırımlı bir ceza verilmiştir.

Uğur Mumcu, "Abdullah Öcalan"ın MİT"le ilişkisini araştırıyorum" deyip size bunu sorduğunda şaşırdınız mı?

Şaşırmadım. Şunun için şaşırmadım. Sıkıyönetim Mahkemeleri istihbarat örgütleri ile içli dışlı çalışır. İçli dışlı çalışır ki, yanlış yapmasın. Onların bilgileri vardır, onları alır. Onlara bilgi aktarır. O ölçüler içerisinde objektif olarak hareket eder, delilleri ona göre değerlendirir.

Yani Öcalan"ın MİT"le nasıl bir ilişkisi olabilir ki anlamında şaşırdınız mı?

Yok. Olabilir. Olmayabilir de diyemezsiniz. Çünkü Milli İstihbarat Teşkilatı"nın görevi herkesten yararlanmaktır. O dönemde bir öğrenci olarak ondan da yararlanmak isteyebilirler. Bunda şaşıracak, yanlış düşünecek hiçbir şey yok. İstihbarat örgütlerinin herkesten yararlanma görevi var.

Peki Milli İstihbarat Teşkilatı"ndan bu öğrenciler hakkında gelen yazıda bir şey var mıydı?

Şu anda bir şey söylemem zor. Ama, şu olaya katılmıştır, şu olaya katılmamıştır, şu görüştedir... İstihbarat kaynaklarının verdiği bilgiler, bunlar.

Yani o öğrenci grubu içinde bunlardan birinin veya birkaçının MİT elemanı olduklarına dair bir bilgi yoktu...

Hayır, hiçbir şey yoktu o konuda. Kesinlikle yoktu.

Diyelim ki o dönem Abdullah Öcalan ile ilgili MİT"ten size böyle bir belge geldi, ne yapardınız?

Eğer, Abdullah Öcalan ile ilgili o tür bir yazı elimizde olsaydı, biz Abdullah Öcalan hakkında yine başka bir şey yapmazdık. Şunun için yapmazdık. Suç onunla müşterek olarak işlenmiştir. Mahkeme onu cezalandırır, cezaevinde yatar çıkardı. Onun dışında değişik bir uygulama yapamazdınız. Ha, ne zamana kadar öyle bir şey yaparsınız? Onlar savcı karşısına gelmeden, öyle bir şey varsa onu soruşturma dışı tutmak ilgili makamın görevidir. Ama savcı olarak size geldikten sonra siz aynı işlemi onun hakkında da yaparsınız.

Yani eğer Öcalan o tarihte MİT elemanı olsa idi sizin önünüze getirilmezdi?

Getirilmezdi. Niye getirilsin? Milli İstihbarat Teşkilatı istifade ettiği insanları getirir de sizin karşınıza oturtur mu? Ben size çok enteresan bir olay anlatayım. 12 Mart 1971 öncesi, bir öğretim üyesi arkadaşımızla İstanbul"a gittik. Mahir Kaynak, Tunca Toskay, bir akşam oturduk. 12 Mart arefesi. Sohbet ettik, yemek yedik. Bunlar bizim eski dostlarımız. Döndük, Ankara"ya geldik. 12 Mart 1971 muhtırası verildi. 12 Mart"ı müteakiben ben Ankara Sıkıyönetim"e savcı olarak tayin edildim. Dosyalar önüme geldi. Madanoğlu cuntası dosyası dahil. Soruşturmaları yaptım. Mahir Kaynak"ın ismi de dosyada geçiyor. Ama bizim Mahir Kaynak olduğunu bilmiyordum. Başka bir Mahir Kaynak da olabilir. Sıkıyönetime yazı yazdım. Şahit olarak dinlemek istediğimi ifade ettim. Sıkıyönetim de İstanbul Üniversitesi"ne yazıyı yazdı. Bir hafta sonraydı. Sabahleyin odama gittim. Baktım sandalyede Mahir Kaynak oturuyor. Bu bizim Mahir Kaynak. Allah Allah, işte orada şaşkına döndüm. Madanoğlu dosyasının bantlarının kaydını yapan, o konudaki bilgileri, raporları Milli İstihbarat Teşkilatı"na veren, üniversitede doçent olan bizim Mahir Kaynak. Orada şaşkınlığa uğradım.Mahir Kaynak"ın Milli İstihbarat Taşkilatı adına çalıştığını o gün öğrendim.

Kendisine nasıl muamele yaptınız?

Diğerlerine ne muamele yaptıysam aynısı... Tanık olarak geldi, dinledim. Çayını kahvesini ikram ettik. Bu raporlar size mi ait, bantları siz mi düzenlediniz? Bana aittir, ben düzenledim dedi. Aldık bilgilerimizi, kendisini gönderdik?

Diyorsunuz ki, "Bana o tarihte neden Öcalan"ı teşhis edemedin denilemez". Tamam, o tarihte Öcalan 22 yaşında bir üniversite öğrencisi. Ama ön plana çıktığı da anlaşılıyor.

Hayır, hayır. Kesin şekilde hayır. Boykotta elebaşı o kadar. Onun dışında geniş çaplı bir faaliyeti yok. Onu zaten tespit etseniz, daha başka şeylerle birleştirirdiniz. DEV-GENÇ"le, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu ile, TİKKO ile biraraya getirirdiniz. Maalesef olmadı.

Davada görüş değiştirmem tamamen hukuki sebeplerden kaynaklandı diyorsunuz?

O, savcının asli görevidir. Suç vasfında değişiklik denir bunun adına. Savcının görevlerinden birisi de esas hakkında mütalaa serdedeceği, talepte bulunacağı zaman, bir değerlendirme daha yapmaktır. Deliller bu olayı nereye getirmiştir? Oraya getirmişse, orada suç vasfında değişiklik yaparsınız. Ona göre talepte bulunursunuz. Savcının asli görevlerinden birisi de odur. Ben de onu yaptım.

Mumcu, o tarihlerde Öcalan"ın korunup kollandığı görüşüne erişirken bazı başka donelerden de hareket ediyor. Mesela uzunca bir süre SBF"deki kaydının silinmemesi, sekiz sene boyunca askerliğini tecil ettirebilmesi, bursunun kesilmemesi... O dönemde, Öcalan"ın bir koruma çemberine girmiş olabileceğini düşünüyor. Acaba bu koruyucu, Öcalan"ın kayınpederi olabilir mi?

Bilmediğim bir konuda bir şey söylersem yanlış olur. Ama, bu tür ihmaller sadece Öcalan"a has değil. Bu olaylara karışan binlerce insan için aynı ihmalkâr davranışlar gösterilmiş. Bursu kesilmemiş, askerlik konusu istenen ölçülerde takip edilmemiş. Sadece Abdullah Öcalan ile ilgili değil ki bu?

Bunlar tamamen ihmal diyorsunuz

Şu anda koruma çemberi olması için bir sebep yok.

Şu anda değil, o tarihte...

O tarihte koruma çemberi niye olsun? Sonra hangisini koruyacaklar? Türkiye"de öğrenci hareketleri büyümüş, bir iç savaşın şartlarını yaşıyorsunuz. Onların içerisinde hangisini koruma çemberi içine alacaksınız? Çok zor bir olay. O nedenle Abdullah Öcalan"ın o tarihte korunduğu kanaatini taşımıyorum. Ama ihmaller var. SBF"den kaydı silinmemiş, bursu kesilmemiş. Bu nedenlerle, Uğur Mumcu"nun öyle bir kanaati oldu.

Size böyle söyledi. Ben bu sebeplerle Öcalan"ın o tarihte MİT"le ilişkisi olduğunu düşünüyorum dedi...


Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 [ 9 ] 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20