SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Anarşizm

Konu: Vicdan, Doğrudan Eylem, Anarşi

Sayfa: [ 1 ]

17.09.2006 19:27:51

(Sözlük anlamıyla vicdan; insanı kendi davranışlarıyla ilgili bir yargıda bulunmaya iten güç, duygu.)

Bana göre; "anarşist ahlak"= vicdan.
İnsanın kendisi üzerinde, en etken, en hilesiz ( kendiliğinden ve kaçınılmaz) davrandığı yer. Olayların, değerlerin, durumların ve davranışların alt-üst edildiği, parçalandığı yüzleşme ve değişme an'ları...
Gündelik hayatta bizi tehdit eden kurumlardan ve kişilerden gelen - gelecek olan -"kötülüklerin"çirkinliklerin dışında, kendi "kötülüklerimiz"çirkinliklerimizle karşılaşmak. İçimizi kemiren (ancak vicdanımızın başedebileceği) içimizden bir yamyamla didişme hali...
Bugün; tüm uyum ve ıslah projeleri dahilinde, sistemli bir şekilde iliklerimize işlenen, içleri boşaltılmış, yasa niteliği taşıyan kavramlarla karşılaştırıldığında, bence anarşistler; ahlaksız, namussuz, yargısız, ölçüsüz, gelenek-göreneksiz ve saygısızdırlar...
Bu kavramların hepsi politiktir. Kişiye, duruma ve kuruma göre değişir. Anarşistlerin gürül gürül bir kaynaktan beslenen vicdanları olmalıdır.
Mülksüzlerin sahip oldukları tek şey vicdanlarıdır.
Üretim biçimlerinin ve toplumsal ilişkilerin ustaca üzerimize yıktığı, faturası oldukça ağır, farkında olmadan, sorgulamadan dahil olduğumuz olaylar oluyor...
Soykırımların, toplu katliamların, işkencelerin, savaşın ve açlığın kol gezdiği, sabıkalı dünyamızdan bir örnek: Yahudi soykırımı; Bu konuda yollarımız *Bauman ile aynı yere çıkıyor.
BÜYÜK İŞBÖLÜMÜ!
Dikkatlerimizi, modern teknik işbölümünün yarattığı atmosferde üretilen uygar dünyaya özgü kayıtsızlığa/vicdansızlığa çektiğimizde, görüyoruz ki; soykırımdan, Naziler kadar Almanya'da yaşayan sıradan insanlar da sorumludurlar.
Yahudi soykırımı; üretim ilişkilerinin, bürokrasinin, insanın yabancılaşmasının, akılcılığın, teknolojik olarak ileri seviyede örgütlenmiş bir uygarlığın en doğrudan sonucudur.
Soykırım için özel bir sistem gerçekleştirmeyen Naziler, aksine toplumun örgütlenme biçimi içinde, tüm devletlerde oluğu gibi yurttaşlarından yasalara uymalarını ve o güne dek rutinleşen işlerine devam etmelerini isterler.
tam da bu noktada kanımın  donduğunu hissediyorum. Bizler herhangi bir güne başlarken, sıradan işlerimizi yaparken, nelere hizmet ediyoruz acaba?
Faşizm ile radikal bir dönüşüm geçirmeyen Alman toplumu günlük yaşamına devam eder. İşçiler silah fabrikasında çalışır, memurlar devletin resmi işlerini yapar, mühendisler gaz odalarını planlar, makinistler tutsakları kamplara taşır, gardiyanlar onların kaçmasını engeller ve büyük çoğunluğu ile Alman halkı kendi bireysel eylemlerinin sonuçlarından "habersiz" ya da işleyişin rutinliğinden doğan kayıtsızlıkla, olayları izlemekle yetinir. Öyle ki; bir sağlık memuru elindeki "dezenfekte ilacı" ile dolu torbayı, içinde ne olduğunu bilmediği bazı odaların özel bölmelerine boşaltmakla sayısız insanın ölümüne yol açar.
6 milyon ölü!

devam...
Lütfen bu iş bölümünün tam tersini düşünün:
amacı soykırım vb. olmayan, insanların yetenekleri ve istekleri doğrultusunda, eşit, özgür, birarada ve bir başına olduğunu...

Yaptıkları ile kitle katliamı arasındaki nedensel ilişkiyi bulmakta zorlanan insanların bu hayret verici ahlaksal/vicdani körlüğün nasıl olabileceğini anlamak için, silah fabrikasında çalışan, yeni büyük siparişler sayesinde "fabrikalarının idamının durdurulmasına" sevinen ama Etiyopyalılar ile Eritrelilerin birbirine yaptığı toplu katliamlara gerçekten üzülen işçileri düşünmek veya "hammadde fiyatlarındaki düşüş" dünya çapında iyi bir haber olarak karşılanırken, Afrikalı çocukların açlıktan ölmesine aynı şekilde ve içtenlikle ağlamanın nasıl mümkün olabildiğini düşünmek yararlı olur.
Vicdan; sadece iç huzurumuz, bireysel rahatlığımız için değil, dışımızdaki canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için de önemlidir.
Vicdani karşılaşmaların giderek daha önemsiz bir ayrıntı haline geldiği günümüzde;  kişisel sorumluluktan kaçınmanın, kendi eylemiyle toplumsal eylem arasındaki bağı ortaya koymadan, sadece günlük pratiğin detaylarıyla düşünme, insanlardan bağımsız olduğu varsayılan bir sistemin işletilebilmesinin en kolay yolu haline gelir.
Tek bir atış yapmadan milyonlarca insanın ölümüne ortak oluveririz.!

Bana göre anarşistler, kendilerine "sunulanı" reddetmeyi, ortağı olmak istemedikleri olaylar karşısında, düşmanlarını tanıyarak ama onların yöntemlerine başvurmadan isyan etmeyi, bütün uyum ve ıslah dayatmalarına karşı durup, yanlarındakinin sesini boğmadan çığlık atabilmelidirler.

Anarşist ahlak/vicdan; dil ile düşüncenin, düşünce ile edimin eşitlenmesidir.

Günlük yaşamı giderek daha fazla etkileyen, felaket boyutlarında insani yıkımlarla sonuçlanan, dayatılmış yaşam anlayışı, doğrudan eylem pratiklerinin altını çizer...
Devam ediyorum...

Bugünkü biçimiyle, doğanın yok edilmesi, savaşlar nedeniyle kitlesel katliamların  planlanabilmesi anlamında değil, aynı zamanda her bireyin giderek daha fazla yabancılaşması, toplumsallığın hızlı bir biçimde çözülmesiyle de ilgilidir.
Doğrudan eylem; giderek zayıflayan, insan-insan ilişkilerine, insan-topluluk ilişkilerine ve insan-doğa ilişkilerine sahip çıkabilmenin, neredeyse tek olası yoludur.
"....gaspedilen kişisel gücün, yeniden etkinlik kazanması doğrultusunda belirleyici bir adım olan doğrudan eylem; dörtbir yana duyurulmuş ve özgür bir kent mitingidir..." bookchin

...kendimize ve birbirimize yaptığımız, yapılanlara seyirci kaldığımız, ortağı olduğumuz, aracı haline geldiğimiz tonlarca çirkinliğin hem öznesi hem de yüklemiyiz...
Dört elle sarıldığımız aklımız, vicdanımızın düşmanı haline gelmiştir.Devlete vergi ödememiz gerektiğini söyleyen aklımız, ödenen vergilerin silah yapımı, alımı ve kullanımı konusunda karar verenleri alkışlayan mantığımız, atılan bombalar sonucu insanların öldürülmesine onay veren aklımız ve mantığımızdır.

Vicdanımızdan yarattığımız koruyucu duvar, aklın egemenliğine karşıdır. Sağ kalmak, iyi yaşamak adına izleyici kaldığımız, hatta yaşamın içerisinde aynı eziyetleri çektiğimiz insanlarla bizleri karşı karşıya getiren, ortak insanlık duygularımızın yok olmasına neden olan akılsallık vicdanımızın üzerinde tepinmektedir.

İktidarın; statüleri, "en"leri ile süsleyerek üzerimize giydirdiği kirlilik, aşağılayarak "zirveye" taşıdığı İÇİMİZDEKİ GÜVENSİZdir. Teslim olmuş, itaat eden, yabancı, yalnız ve aşağılık güvensizdir.

Vicdan; çıplaklıktır. Karşılaştığımızda, önce,ürküten, üşüten, şaşırtan, bunaltan, korkutan, kışkırtan, ünlemli bir bakıştır.
Sonra; eşitlenmedir, yüksüzlüktür. Aslımız, inancımız ve duyarlılığımızdır.
Vicdanımız, bizim ahlakımız ve kişisel sorumluluğumuzdur. Bu kirlilikle uzlaşmak yerine, erdemi yani doğrudan eylemi-isyanı öğütler bize...
Doğrudan eylem kişisel bir eylemdir, sonuç alamasak da bizleri suç ortağı olmaktan kurtarır.

* bu konuda yazdıklarım daha önce bu konuda yazdığım yayınlanmış bir yazıdan bölümlerdir.


Sayfa: [ 1 ]