|
||
| Türk Tarihine Sanatsal Olarak Sahip Çıkabilmek Türkiye'deki muhafazakar çevrelerde her zaman zengin Türk tarihinin ve Türk mitolojisinin muhtelif olaylarını "Holywood" misali görsel ve işitsel efektlerle tezyin edilmiş filmler halinde sinema perdelerine yansımış görme özlemi olagelmiştir. Bu özlemin yanında Türkiye'de tarih bilincine sahip sanatçıların da mevcut olmasına rağmen, Türk halkına sürekli olarak "Harem Suvare", "İstanbul Kanatlarımın Altında" misali milletin tarihi hafızasına aykırı ve milli vicdanı yaralayıcı filmler, sanat dehası ürünü tarihi film olarak sunulmaya çalışılmıştır. Türkiye'de sanat gailesi ile bu gayr-i millilik zaten zayıf olan Türk halkı ile sinema arasındaki bağları daha da zayıflatırken Batı'da milli motiflerle süslenmiş "Gladyatör", "Cesur Yürek" gibi filmler milyonları sinemalara celbetmektedir. Türk aydınlarının iki asırdır taklit etme hevesinde yarıştıkları Batı ile bu alanda aramızda bulunan tenakuzun yanında esas üzücü olan en güzel İstanbul'un fethi, Selahaddin Eyyubi, Cengiz Han filmlerinin Batılılar tarafından çevrilmiş olmasıdır. Yunan mitolojisinin her epizodu beyaz perdede yerini bulmuşken dünyanın en zengin mitolojilerinden biri olan Türk mitolojisinin tek bir hikayesi dahi sinemalarda yer alamamıştır. Bu vurdumduymazlık, yaşamın her alanında Türk varlığını görmezlikten gelmeye mütemayil Batılı ilim adamlarının ve bizdeki fotokopilerinin Türk mitolojisini yok saymalarına sebebiyet vermektedir. Türk tarihinin beyaz perdede yer almayışının zararları sadece esatirimizin yok sayılışı ile sınırlı değil tabii ki. Daha mühim olarak bu vurdumduymazlık milletimizin beynelmilel siyaset arenasında da önünü tıkamaktadır. Bugün İsrail Devleti'nin bütün mezalimine karşın dünya komuoyu tarafından nisbeten hoşgörüyle karşılanmasının sebebi hiç kuşkusuz yahudilerin tecrübe etmiş oldukları soykırımdır. Bu soykırımın dünyanın hafızasına işlenmesinde Batı sinema tarihinde yüzlerce misaline rastladığımız "Shindler'in Listesi" nevinden filmlerin büyük etkisi olmuştur. Keza bir musevi köyünün günlük yaşamını işleyen "Damdaki Kemancı" filmi ile yahudilerin Ruslar tarafından sürgün edilmesi ölümsüzleştirilmiştir. Yahudiler milli emellerine ulaşma yolunda sanat silahını bu kadar etkili bir şekilde kullanırken Türkiye'de tam tersi gelişmeler yaşanmaktadır. Doksanlı yılların sonlarında Refah Partili kültür bakanı, Karabağ'da Azerileri zalim ve Ermenileri mazlum gösteren "Siyah ve Beyaz" isimli Ermeni yapımı filme ödül verebilmektedir. Oysa Osmanlı sonrası Balkanlar'ında sadece Domuzcuyev çetelerinin gerçekleştirdiği vahşetleri veya Taşnakçılar'ın doğuda giriştiği iğrençlikleri anlatan filmler, en az "Shindler'in Listesi" kadar etkili olacağı gibi Türkiye'nin de siyasi olarak bu alanlarda hareket imkanını oldukça rahatlatacaktır. Meselenin düşündürücü olan bir diğer ciheti de çok etkili bir yahudi propagandası olan "Damdaki Kemancı" filminde hikaye edilen musevilerin büyük olasılıkla Kırımçak veya Karaim Türkleri oldukları gibi yine Rus sürgünleri sebebiyle neredeyse tamamen yok olan Kırım Tatarları'nın yürek parçalayan hikayesinin bırakın dünyada Türkiye'de dahi halkın kısm-ı azamı tarafından bilinmemesidir. "Arabistanlı Lawrence" filminin de benzer etkileri olmuştur. Bu filmle birkaç Arap kabilesinin sömürgeci güçlerle birleşerek halifeye karşı savaş vermeleri idealize edilip dünya halklarının hafızasına bir kahramanlık hikayesi olarak işlenmiştir. Beri taraftan belki Türk tarihinin en büyük trajedilerinden olup Balkanlar'dan Kafkasya'ya kadar türkülerimizde yer etmiş olan Yemen olayları Türk halkının dahi hafızasından silinmeye yüz tutmuştur. Bu meyanda Çin sinemasından da bahsetmekte fayda var. "Mulan" isimli çizgi filmin Türkiye'de sebep olduğu sansasyon hala hafızalarda tazedir. Abidevi Çin Seddi'nin hiç bir zaman Çin halkının vicdanından silinmesine izin vermeyeceği bir tarih bilincinin bu nevi ürünler vermesi gayet olağan karşılanmalıdır. Olağan olmayan Türkiye'de dahi bu filmi müdafaa eden bazı aklı evvellerin çıkmış olmasıdır. Çin sinemasının söz edilmesi gereken bir diğer yapımı da "Diz Çöken Kaplan, Gizli Ejderha" (Crouching Tiger, Hidden Dragon) isimli filmdir. Dört alanda Oskar Ödülü kazanan bu film, Çin Hanedanı döneminden kalan bir kılıç ve dövüş sanatları etrafında cereyan eden bir efsaneyi canlandırmaktadır. Hikayenin önemli kahramanlarından birisi filmin kötü kahramanı olan Mançuryalı bir vali kızının sevgilisi olan Kara Bulut lakaplı bir Türk oba reisidir. Oba halkının kıyafetlerinden Kırgız olduğu anlaşılan bu gencin, filmin bir sahnesinde Kürşad misali tek başına Çin başkentine baskın vermesi oldukça ilginçtir. Çince sözlü olan bu filmin bir sahnesinde bu gencin sevgilisine Türkçe şarkı söylemesi ve bozkırda geçen sahnelerinin kopuz eşliğinde verilmesinin filmi seyreden her Türk'ün kalp atışlarını hızlandıracağı şüphesizdir. Efsanenin kötü kahramanları olan ve bu film sayesinde dünya halklarının hafızasında yer eden bu Kırgız yiğidinin ve Mançuryalı vali kızının (ikisi de Altaylı) Türk dünya görüşüne göre beyaz perdeye yansımasının nasıl olmuş olacağını ben şahsen oldukça merak etmekteyim... GÖKÇE YÜKSELEN ABDURRAZAK |
||
|
||
| iyi de,sinema sadece solcuların tekelinde değil.gökçe kardeşin asıl kızması gerekenler politik sinema yapan kendi yandaşları olmalı..yada üstüne alınması gerekenler onlar olmalı.. | ||
|
||
| Yorum yapmadan önce yazının tümünü oku bence |
||
|
||
| okudum tabii..okumadan neden yorum yapayım | ||
|
||
iyi de,sinema sadece solcuların tekelinde değil.gökçe kardeşin asıl kızması gerekenler politik sinema yapan kendi yandaşları olmalı..yada üstüne alınması gerekenler onlar olmalı.. demekki tam okumamışsın Muygun arkadaş gerçekten haklı.neden dersen olayı hemen solculuk olayına çekmişsin.yazıda solculuktan bahsetmiyor.neden bizde kendi efsanelerimizi film haline getirmiyoruzda neden bunu batılılar bizim yerimize yapıyor?yahudilerin sinemayı propaganda aracı olarak kullandığını anlatıyor.yani kısacası tarihimize sanatsal kesimde sahip olamadığımızı başkalarının bunlara nasıl sahip çıkyığını anlatıyor...yazıda solculuk oyunu yok. |
||
|
||
| anlatalım efendim, yahudiler bir film çekecekleri vakit, devleti de bırakın, sırf yahudi cemaatlerinden bile milyon dolar toplarlar. avrupalılar, devlet düzeyinde sinema sektörünü subvanse ediyorlar. yalnız tarihi filmlere değil, her türlü prodüksiyona belirli seviyede destek olurlar. amerikalılar, zaten dev bir endüstri haline getirmişler olayı. hele de tarihsel prodüksiyonlar büyük ilgi görmesi beklendiği için kolaylıkla yapımcı bulabiliyor. peki ya sen sayın gökçe, sana fatih sultan mehmet'in hayatını çekeceğim desem, cebinden on lira çıkarıp verir misin? sana malazgirt zaferini anlatacağım desem, bana bir çay ısmarlar mısın? sana "tarihimizde şöyle ilginç bir olay buldum, filme çekeceğim" desem, gelip benimle malzeme taşır mısın? tarihi filmler, en yüksek maliyetli projelerdir. bir savaş sahnesini canlandırmak, binlerce "oyuncu" bulmanızı gerektirir. kostüm bile başlı başına bir araştırma ve imalat işidir. üstelik, tarihe saygısızlık etmeyecekseniz en üst düzeyde bir prodüksiyon ortaya koymak isteyeceksiniz, bunun maliyeti de en üst düzeyde olacaktır. daha da ötesi, böylesi bir prodüksiyonu filme çekecek teknik eleman malzemesini de, oynayacak oyuncuları da "yetiştirmiş" olmanız gerekir. adam gibi bir tonmaister bulmanın bile oldukça zor olduğu memleketimizde bu soru da bir "yüksek öğrenim" sorunu olarak durmaktadır. yok, kostümcüyü, dekoratörü, efektçiyi, kameramanı, senaristi, oyuncuyu vs. holivud'tan getirecekseniz bunun da maliyeti bellidir. hali hazırda inim inim inleyen türk sineması'nın devlet ya da kurum desteği olmadan böyle bir prodüksiyon ortaya koyması olanaksızdır. geçmişte de türk sineması, gerek kurumlar gerekse devlet düzleminde "destek"le değil, "köstek"le karşılaşmıştır. o zaman sayın gökçe'nin bu soruyu kendisine ve cumhuriyet yetkililerine sorması daha yerinde olacaktır. çin sineması, iran sineması bugünlere "ben tarihi film çekmeyi akıl edemedim, dur iki tane böyle film yapayım" diyerek gelmemiştir. hepsi de devlet düzeyinde başlayan bir destek ve eğitim sürecinin sonucudur. senin memleketin de böyle bir süreç başlatırsa, elbette birileri tarihini de filme alacaktır. |
||
|
||
anlatalım efendim, yahudiler bir film çekecekleri vakit, devleti de bırakın, sırf yahudi cemaatlerinden bile milyon dolar toplarlar. avrupalılar, devlet düzeyinde sinema sektörünü subvanse ediyorlar. yalnız tarihi filmlere değil, her türlü prodüksiyona belirli seviyede destek olurlar. amerikalılar, zaten dev bir endüstri haline getirmişler olayı. hele de tarihsel prodüksiyonlar büyük ilgi görmesi beklendiği için kolaylıkla yapımcı bulabiliyor. peki ya sen sayın gökçe, sana fatih sultan mehmet'in hayatını çekeceğim desem, cebinden on lira çıkarıp verir misin? sana malazgirt zaferini anlatacağım desem, bana bir çay ısmarlar mısın? sana "tarihimizde şöyle ilginç bir olay buldum, filme çekeceğim" desem, gelip benimle malzeme taşır mısın? tarihi filmler, en yüksek maliyetli projelerdir. bir savaş sahnesini canlandırmak, binlerce "oyuncu" bulmanızı gerektirir. kostüm bile başlı başına bir araştırma ve imalat işidir. üstelik, tarihe saygısızlık etmeyecekseniz en üst düzeyde bir prodüksiyon ortaya koymak isteyeceksiniz, bunun maliyeti de en üst düzeyde olacaktır. daha da ötesi, böylesi bir prodüksiyonu filme çekecek teknik eleman malzemesini de, oynayacak oyuncuları da "yetiştirmiş" olmanız gerekir. adam gibi bir tonmaister bulmanın bile oldukça zor olduğu memleketimizde bu soru da bir "yüksek öğrenim" sorunu olarak durmaktadır. yok, kostümcüyü, dekoratörü, efektçiyi, kameramanı, senaristi, oyuncuyu vs. holivud'tan getirecekseniz bunun da maliyeti bellidir. hali hazırda inim inim inleyen türk sineması'nın devlet ya da kurum desteği olmadan böyle bir prodüksiyon ortaya koyması olanaksızdır. geçmişte de türk sineması, gerek kurumlar gerekse devlet düzleminde "destek"le değil, "köstek"le karşılaşmıştır. o zaman sayın gökçe'nin bu soruyu kendisine ve cumhuriyet yetkililerine sorması daha yerinde olacaktır. çin sineması, iran sineması bugünlere "ben tarihi film çekmeyi akıl edemedim, dur iki tane böyle film yapayım" diyerek gelmemiştir. hepsi de devlet düzeyinde başlayan bir destek ve eğitim sürecinin sonucudur. senin memleketin de böyle bir süreç başlatırsa, elbette birileri tarihini de filme alacaktır. diğer konulardaki gibi sert bir şekilde atışmamak dileğiyle bende sana cevap vermek istiyorum.mum kokulu kadınlar,banyo,bay-e gibi sapıkça filmleri çekeceklerine kimseden yardım almadan dediğin fatih sultan mehmetin hayatıını çekmek daha kolay değilmidir sence?çünkü banyo filminde soyunan kadında mum kokulu kadınlarda göğüslerini sergileyen hande ataizide bahsettiğin binlerce kişilik savaş filmi kadrosunun maliyetine yakın para isterler.5 kadın fazla soydum dersin )
|
||
|
||
| şifo,kusura bakma ama saçmalamışsın..banyo filmi,bir tek apartmanda geçen,neredeyse sıfır prodüksiyonla çekilen çok ucuz bi filmdir,kiyanında yukarda bahsettiği gibi,neredeyse çekilmesi istenen o tarihi filmlerden birinin sadece figürasyonuna ödenecek paradan bile ucuza çekilmiştir not; bu arada ben o neden çekilmediği sorulan filmlerin çekilmesine de asla karşı değilim,hatta eli yüzü düzgün yazılmış,buram buram _eski tarihi türk filmleri gibi_ırkçılık kokmayanların yanındayım bile diyebilirim.. |
||
|
||
| susalım sayın son tango söylencekleri söyelsin onun dışında herkesin saçmladığı kanaatinde çünkü (vulevu pogo avek mua) du bist ayne son tango |
||
|
||
tango kadar kafana taş düşsün
|
||
|
||
abi beni de ekleyebilirsin düşecekler listesine
|
||
|
||
kafana asaf ve tango kadar taş düşsün
|
||
|
||
abi şimdi patronumun arkasından konuşmak gibi olmasın ama(oluyo bile) bence kiya' yı da ekleyebiliriz
|
||
|
||
sapiens,kafana,mahşerin 3 atlısı düşsün..tango,asaf,kiya..
|
||