|
||
![]() Birarada Yaşam denge: ben şimdi bu konunun tartışılacağını duyunca niye birarada yaşamı neden savunmalıyız diye düşündüm. farkındalık ve bilinçle bunu savunmazsak ya da sebeplerimizi unutursak birarada yaşam ile ilgili çok yol katedeceğimizi sanmıyorum. Rahatsız olduğumuz noktalar neler? birbirimizden ve neden birarada yaşam önemli? yöntemi doğru belirlemek için bunları irdelemek lazım ben kendi gözlemimi söyleyeyim türkiye de iki baş problem var. türk olanlar ve olmayanlar arasında yaşanıyor ilki ikincisi de laikler ve islamcılar arasındaki kabulsüzlükler insanların yaşam alanları birbirinden kopuyor tahammül sınırları zorlanıyor böyle devam ederse ne olur toplum olarak nasıl bir zarar görürüz. mesela hep tartıştığımız türbanlının eğitim alanının engellenmesi ve çalışma alanının daraltılması ne üretir bu halin devamı ve gördükleri vebalı muamelesi eğitimsiz, hakkı çiğnendiği için kin dolu bir topluluk ya da farklı etnik kimliklerin farklılıklarını kabul etmezseniz ne olur kabul görmedikleri için kendi içlerine dönen ve amamçlarına ulaşmak için yeni yöntemler yeni ölümler üreten insanlar aslında çatışmaların hepsi kültürel beslenmemeizin farklılıkları sadece ama kökleri çok derin... ve öylesine hassas konularki gerekli özen gösterilmezse toplumu kolayca bölebilen ve çatıştırabilen konular ama şimdiye kadar kullanılan yöntemlerin fayda etmediği açık kan da döküldü defalarca ama kimse kimseyi tüketemedi ne dinsizin kökü kurudu ne de innaçlının ne de ülke sınırları değişti. yani geriye başka bişey kalmadı birarada yaşamayı seçmekten başka nasıl olacağına sonra gireceğim pratiği nasıl mümükün olur herhalde en çok onun üzerinde durmamız gerekecek. torq: evet dengenin girişi güzel oldu. ancak ben konuya soyut kavramlarla devam etmek, işin kaynağına inmek gerektiğini düşündüğüm için kavramları sorgulamayı düşünüyorum. her konuda olduğu gibi insan davranışlarını çözebilmek için doğaya ve onun yasalarına bakmak gerek. doğadaki canlıların bir arada yaşama zorunluluğu insanın doğayı taklit etmesi nedeniyle aynen yaşam biçimi olarak alınmıştır. Bir arada yaşama bir zorunluluk olmasaydı böyle bir sıkıntıya kesinlikle katlanmazdık. Ancak gereksinimler ve daha kolay bir yaşam için bir arada bulunma zorunluluğumuz var. Bir şey zorunluluk haline geldiğinde, aynı olmayanlar kendileri gibi olmayanları yanlarında istemediklerini gösterip onlara düşmanca davranabiliyorlar. Ancak bir topluluğun başka bir topluluğu düşman olarak görmesinin bazı ayırımları var. Bunlardan birincisi toplumdakilerin başka toplumları yoksayması ya da onları kendisi gibi görmemesi. Buradaki temel kavram da benim gibi değilsen hiç bir şey değilsin mantığıdır. Örnek vermek gerekirse, bir dinin ortaya çıkışında her peygamber oradaki insanlara ya benim dinimi kabul edersiniz ya da sizi öldürürüm der bu durumda öteki durumuna düşenler ölmemek için o dini kabul etmiş gibi görünürler ve içten içe bir kin ve düşmanlık beslemeye başlarlar. Çünkü kendilerine bir haksızlık yapılmıştır, bu haksızlığı başka bir deyişle adaleti sağlamak için kini büyütmek ve intikam almak gerekir. Bugün yaşanılan sünni şii(alevi) çatışmasının en önemli nedeni budur. İkinci ayırım kendisinde olmayanı başkasında görüp onu hakketmediği halde almaya çalışmaktır. Bir toplumun kendisinden daha iyi bir toplumun elindeki zenginlik, mal, kadın, vb. gibi zenginlikler için başkasını yok etmeye çalışması bu tip bir ayırımdır. Örneğin petrol bizim elimizde, güç başkasındaysa, bizim insanlarımızın ölmesinde hiç bir sakınca olmaz. Bir arada yaşamamıza gerek yoktur, gelirler ve bizi köle haline getirirler. Bu saptamaya göre devam etmek üzere son cümle olarak iki önemli kavramdan söz etmek gerekir; adaletsizlik ve kıskançlık Ruler of the Ruins: Gene genel bir giriş yapmak lazım bence, zaten hep böyle yapmaya alıştım ![]() Refah içinde ve birlikte yaşamayı hedef olarak gösteren hiç bir sistem yada ideoloji aslında bu hedefine ulaşamıyor, hepsinin yanlışlarını çelişkilerini ve bakış açısındaki sakatlıkları görüyoruz. Aslında insan üretimi her sistem başta dogayla çelişiyor, çünkü adaleti veya eşitligi yada en basit anlamıyla refahı savunmak çok basitçe güçlünün güçsüzü yemesiyle çelişiyor. Her sistemde sınıf ayrımı var çünkü hiç bir sistem hakları ve doganın nimetlerini eşit olarak dagıtmada yeterli degil, ki bu eşitligin saglanabilinmesi bile çogu için bir eşitsizlik.. Ezilen ve ezen, memnun olan ve olmayan hep olacak bu dünya düzeninde, Birlikte yaşamakla ilgili ilk sorun bence şu - insanların birlikte yaşamaya zorunlu olması, Yani birlikte yaşamak bir seçim degil dengenin dedigi gibi, bu bir zorunluluk Ve bu zorunlulugun bir seçimmiş gibi algılanabilmesi yani kabullenilebilinmesi için insanın toplumun genel haraket tarzını benimsemesi yani bireyselliginden kopabilmesi gerekiyor. Her toplumda farklı olanlar dışlanır. Gene en basit haliyle genel egilime uymak ilk bireyin menfaatinedir ki zaten aslı olan varolabilmektir, Ki birlikte yaşayabilmek birazda bu yüzden mümkünatını kaybediyor çünkü birlikte yaşayabilenler artık sadece aynı kalanlar oluyor. Aslında medeniyetin dogayla çeliştigi bir noktada entropinin yok sayılması. Dogada herhangi bir populasyonun yaşam grafigi hep aynıdır. Populasyon dogar, büyür, gelişir ve sonra yiyecek kaynaklarının sınırlı olmasından, sınırlı yaşama alanından vs vs yok olur yada ilk haline geri döner. Bizim sistemlerimiz ve birlikte yaşamaktan anladıgımız şeyde bunla çelişiyor. Populasyon büyüyor büyüyor ve birlikte yaşamak denen şey zorunluluk kazanırken gitgide anlamını yitiriyor. Birlikte yaşamak sadece şöyle mümkün bence -bir agaç gibi tek ve hür bir orman gibi kardeşçesine- diger türlü sadece işkence çekmektir yaşamak için çünkü bu zorunluluk varken agaçlar hiç bir zaman tek ve hür olamayacaktır kardeşlikte kalmaz böylece. deniz: ben olaya biraz geniş bakacağım. birarada yaşam kavramı birey ve diğerleri olarak yorumlanmalıdır. gerçi bu güncel olarak sadece siyasi boyutu ile değerlendirliyor. yani çeşitli etnik ve külütürel unsurların barış içinde yaşamaları ancak başta da değim gibi ben böyle bir sınırlandırmanın konuyu anlamaktan uzaklaştırcağını düşünüyorum. birarada yaşam aileden başlar. eğer ortak bir yaşamı paylaştığınız insanlar varsa, bu yaşam alanlarında diğerleri ile birarada yaşıyorsunuz demektir. bu yaşam alanlarının snırlarını genişlettiğimizde, mesela sizin okuduğunuz okuldaki sınıf arkadaşlarınız sizin için kabul edilen birarada yaşam bölgesi iken komşu sınıf öğrencileri ile birarada yaşamı reddebilrsiniz. burdan çıkaracağmız ipucu şu: insan bir sosyal varlık olarak gereksinim duyduğu kadarıyla birarada yaşam alanları yaratır. bu alanların sınırlarının ötesindekiler ise kendisi için düşman seçilerek veya ilgilenilmeyerek farklı politikalr üreitlir. mesela ırak halkı amerika için düşmanlık üreterek çıkar elde ettiği bir halktır. yani diğerlerinin olması bizim işimize gelir. düşmanların olmasının çok büyük faydaları vardır dolayısıyla çıkarlaırmız gereği birarada yaşam sınırları yaratır ve bunu kullnırız. güncel planda kürt-milliyetçi, dinci-laik vs. gibi karşıtlıkları irdelersek bu gurplar kendi birarada yaşam alanlarnı yaratıp artık rakiplere oynadıklarıiçin bunlar farklılıkları belirginleştirmek isterler az önce siteye attığım mesajlardan da görüleceği üzere radikal unsurlar hep birarada yaşam söylemlerine karşıdurular çünkü onları var eden kimlikleri bulanıklaşır ve diğerleri ortadan kalkytığı için varlık sebepleri ortada kalkar mesela prolterya ya dayanan devrimcilerin sermaye sınıfı ile birarada yaşam fikrine sıcak bakması beklenemz peki ne yapacağız. yani birarada yaşamı destekleyecekmiyiz ve neden ? denge: amaç fikirlerin belirginleşmesi ve ayakta tutulması mı ? daha huzurlu ve kardeşçe bir dünya mı ? birarad nasıl yaşanacak ? ödün mü vermemiz gerekiyor inandıklarımızdan ? somut istekler ve somut reddedişler var. şimdi laikler türban meğerse bir tehlike değilmiymiş mi diyecekler ya da türbanlılar türbanı mı çıkaracaklar. ya da sınırlar mı değişecek? tabi böyle olmayacak. sadece herkesin hayat tarzına sahip çıkabileceği bir ortam oluşturulacak hepberaber kimse kimseye karışmayacak. ve daha önemlisi dayatmayacak. birçok insanın yaşanan bunca olaydan sonra daha fazlasını istediğini düşünmüyorum. (yoksa saflık mı yapıyom acaba? neyse... ) pratiği nasıl olacak bunun. bence bu söylemler gündemde tutulmalı daha çok tartışılmalı. toplumuma hatırlatılmalı. birarada yaşamı savunmak savunulmalı diye düşünüyorum.Bu arada ÖDP nin bu meseleyi gündeme getirmesini siyasi rant olarak da ayrıca değerlendirebiliirz. (Dipnot devrimciler ÖDP ye Özür Dilerim Partisi diyolarmış. Özür Dilerim Devrim Yapamadım Partisi ) denizin attığı yazılarada çok hoş bi yaklaşım var. kürt halkının en büyük düşmanı olan türk faşistlerin bile türk-kürt kardeştir demektedirler yazıyodu. evet tabi ki istenilen kardeşlik bu değil. farklılıklarımızla birarada olmak zor pratiği dediğim gibi aynı mitingde konuşmacı olan Yıldız Ramazanoğlu (türbanlı gazeteci-yazar) birarada yaşamayı savunalım derken "Birarada yaşamak istiyoruz ama sizinle değil." diye karşı çıkışlar duymuştur. ya da barışarock ta gündem olan birarada yaşam söylemleri güzeldi belki ama orada farklı düşünen hatta farklı renk giyen hiçkimse yoktu neredeyse birkaç türbanlı için ne dediklerine ben şahit oldum. sonuç; bu birliktelik amasız, fakatsız düşünsel olarak kuaracakları bir imece ile gerçekleşebileceğini düşünüyorum. Ruler of the Ruins: Denizin dedigi gibi insanın kendi birlikte yaşam alanını yaratması ve aslında bu bir arada yaşam alanlarının zıtlıklarıyla kendilerini var etmesi önemli. Bu yaşam alanları zaten bireyin dogası geregi kendiliginden kurulup kurulup dagılıyor. Bu yaşadıgımız hayatın ve menfaatlerin bizi soktugu yol birazda, yani insan hayatının her alanında iş hayatında, okulunda tüm sosyalliginde gruplara bilerek yada bilmeden dahil oluyor. Birleşip birleşip parçalanıyor bu gruplara üyelikler menfaatler sonucu oluşuyor aslında, bu konuya deginmeyecegim ama bireyleride içinde oldugu gruplar tanımlıyor dünyamızda birazda. Neyse toptan birlikte yaşamın saglanamaması ve grupların birbirini var etmesi gene başta degindigim noktaya geliyor. Dünyada herkez zengin, memnun ve mutlu olamaz ve sınıflar zaten bu yüzden istemli yada istemsiz doguyor. Bu sadece bir fikir çatışması yada liderlerin siyasetçilerin kandırması degil, bu medeniyetin dogayla çelişmesi, hemde ne çelişme . Birlikte yaşamak bu yüzden sadece göreceli olabilir insanların bilinçlenmesi ve bireyleşebilmesi koşuluyla saglanacak göreceli bir memnuniyettir olası birlikte yaşam.. kiya: simdi birarada yasam deyince, ben destekliyorum tabi genelde ![]() aslinda konu epey boyutlu bir mevzu. zati sole basit bir sey de yok maalesef yasamda. sunu soylemek lazim ki, birarada yasam ile birarada olum arasindaki cizgi de epeyce incedir. yugoslavya ornegi bu konuda epeyce acili bir deneyim olusturuyor. yillarca soylenirdi, tito nasil basardi bu kadar birbirine dusman toplumlari birarada baris ve dostluk icinde yasatmayi diye. cok basit bir denklem aslinda, basit olunca da cok zor oluyor. bunun icin insanlari bir arada tutacak bir soylem gelistirmeniz gerekecek oyle bir soylem ki, birarada yasamasini istediklerinizin hepsini kapsayacak sonra bu soylem bir ideal boyutuna ulasacak sonra da gelsin birarada yasam, ama ya sonra. bu soylemin bir masal oldugu anlasildiginda da herkes daha bir nefretle birbirini bogazlayacak. o yuzden hicbir sey, birarada yasam soylemini ayakta tutamayacak bana gore. daha dogrusu, birarada yasamak icin bunun masaldan ote bir gercege baglamaniz lazim, ama bu gercegi bulmak kolay mi? torq: birinci turda yazdıklarımızın toplamı bir arada yaşamanın zorunluluğunu bilmemize karşın bunu nasıl başaracağımızdı bir arada yaşamanın iki önemli boyutu var. Birincisi kiyanın örneğinde olduğu gibi bir otoritenin baskıcı rejimi altında kendisini bir ölçüde ifade etme özgürlüğü bulunan ancak çok da hareket yeteneği bulunmayan ülke örnekleri buna başka örnekler de verilebilir, örneğin ırakta şiiler, sünniler, kürtler ve türklerin saddam, suriyede esat liderliğinde yaşanılanlar gibi baskıcı rejimlerde yaşayanlar, baskının ortadan kalmasıyla yıllarca içlerinde biriken ve söyleyemediklerini bir anda ortaya çıkarıp en yakın komşularını kesmeye başlıyorlar. Bosnadikilerin başına gelenleri böyle açıklayabiliriz, yine aynı şekilde Irak'takilerin birbirlerini öldürmeleri baskıcı olmayan rejimlerde yaşayanlar, başkalarıyla bir arada yaşamak için demokrasi diye bir şey icat etmişler. Bu rejimlerde herkes başkasının ne düşündüğünü, ne yapmak istediğini dinlemeyi ve O'nun varlığını tanımayı öğreniyor bu iş kolay olmuyor, bazen yüzyılları bulan bir evrim süreciyle sonunda kendisinin çok zıttı bir toplumu yok etmeyi düşünmeden ama belirli kurallara uyarak kabul aşamasına geliniyor. Burada en önemli kavram YOKSAYMA. Başkasının yok saydığınız ya da varlığını inkar etmeye başladığınızda, karşınızdaki varlığını kanıtlamak için şiddete başvuruyor ve kendisini feda ederek, öldürerek seni de yok etmeye başlıyor. Verilen mesaj: sen beni yok sayıyorsun ama yok saydığın kişi seni öldürüyor, nasıl oluyor bu ? Denge kürtlerle bir arada yaşama mitinginde kürt türk kardeşliğinden söz eden faşistlerden söz etti. aynı faşistler 20 yıl önce kürt diye bir şey yoktur, dağda yürüyen türklerin ayak sesidir diyorlardı. ne zaman ki 30 bin kişi öldü o zaman kürt diye bir şey vardır ama kardeştir söylemi ortaya çıktı. başörtülü insanlar için de aynı şey söz konusu, onların da varlığını bilmek, tanımak ve kabul etmeden hiç bir ilerleme kaydetmek söz konusu olamaz. Demokrasinin kurallarına uygulama alanı bulamazsanız, dağ kuralları devreye girer. Böylece yoksayılan herkes kendisini şiddet göstererek kabul ettirir. bir arada yaşamanın öncelikli kuralı bunu istemektir. eğer başkasıyla birlikte yaşamak istemiyorsanız, kendi hakimiyet alanınız olarak bir yeri seçip başkalarına YA SEV YA TERKET diyorsanız, karşınızdakinin fazla seçim hakkı yoktur. Yaşadığı yerleri savunmak ve ölmek dışında tek yapacağı ölürken birilerini de götürmektir. Her durumda aslolan bu isteği açık ve net bir şekilde ortaya koymak, başkalarını dönüştürmek yerine olduğu gibi kabul etmeye çalışmak, onunla aynı mekanda bulunmaktan rahatsız olmamaya çalışmaktır. deniz: ilk turda birarada yaşam alnlarından bahsetmiştim. genlede bu alanlar kişileirn ihtiyaçlarına ve imkanlarına göre belirlenir. bir arada yaşamı istemek için sebep olamlıdır. bir de modern yaşamın getirdiği zaruretler ve yaşam biçimlerinin insanları bireyselleşmeye yönlendimesinden bahsetmeliyiz. birarada yaşam alanlarım daralıyor. artık insanlara ihtiyaç duymadan yaşayabiliyorum. bunun sonucu olarak inanalarla bir arada olamk banasıkıntı vermekten başka bir şeye yaramıyor. o halde neden birarada yaşamak isteyeyim. ayrıa insanları birarada yaşayacaksınız diye zorlamakta bu işin felsefesine uymaz. ben birarada yaşamı destekelmekle birlikte insanlara lokal yaşam alanları yaratılması fikrien sıcak bakıyorum. bu evinizi başkaları ile paylaşmamay benzer. size özel şeylerin olmasını istersniz. bunu global planda değerlendirdiğinizde ortak coğrfyayı paylaştığınız insanlarla benzer özel şeylerinizin olmasını istersniz. zaten bu doğamızın bir sonucu olarak ülker ve sınırlar ortaya çıkmış her kültür kendi yaşam alnınında kendi özelini yaşayabilimiştir. böylelikle de külütürel zenginlikler yaratılmışıtır. eğer böyle olmasaydı dünya tek bir kültür üzerimne olurdu. yani özgünlükleri belirginleştirmek için belki de onları kendi lokalinde bırakmak gerekiyor. bu durumda yine başa mı dönceğiz. hayır. bir arada yaşamadan şunu anlıyacağız. birbirinieritmeden ve başkalarının sınırlarına girmeden yaşamayı öğreneceğiz. diğerlerinin valrığı bizim varlığımız demektir. diğerleri olmadan biz olamayaız. Gelelim dengenin dediklerine. doğru bir tespitle birarada yaşamın sıkıntılarından bahstetti. "birarada yaşalım ama senle değil" sloganı buna güzel bir örnek. evet kimsenin kimseyle yaşama zorunluluğu olmamalı. isteyen bireysel de dahil olmak üzere istediği yaşam formunu seçebilmeli. eğer siyasal otorite tüm kültürlere ve kimliklere eşit mesefede durursa ve herhangi bir ideolojiye sahip olmazsa bu sağlanabilir. aslında mevcut sıknıtılar daha çok devlet tarafından körüklenir.çünkü devlet kültürlere bir diğerine baskın olma imkanı yaratır. kürt kimliğine baskın olmaya çalışılması gibi. siyasi otorite bu tavrını değiştimedikçe kültürel çatışmanın önüne geçmek imaknasızlaşır. Ruler of the Ruins: Evet çok güzel yazdın ama bana eksik gelen nokta şu: bahsettigimiz gruplaşmalar sadece kültürel kimlikle alakalı degil atıyorum gs li olmak fbli olmak rockcı yada pop cu olmak bile bir gruplaşma örnegi. ki bunların hepsi birlikte yani grupların birbirine takındıgı tavır, birlikte yaşamayı olanaksız kılıyor çogu zaman. bence bu küçük gruplaşmalar başta dedigim gibi insanların teker teker menfaatlerine hizmet eder cinsten yada şöle diyeyim birey olamamışlar kendilerini gruba ait olarak birey hissediyor bundan dolayı da gruplaşmalar ve sıradanlaşmalar birbirini izliyor. Bu yüzden başta dedigim gibi ancak göreceli bir birarada yaşamdan bahsedebiliriz. Bunun nedeni devletten öte doga ve medeniyet arasındaki çelişkilerdir bence,başta dedigim gibi, yani kısaca insan dogası diyelim, devlet bunu yani gruplaşmaları başka şekillerde körükler mesela kültürel olarak sizlerinde dedigi gibi ama geriye kalan insanların birey olabilmeleriyle alakalıdır ki buda toplum içinde iktidar ve çogunluk için bir tehlikelidir çünkü toplum sıradanlaşmayı ve bireyligi kaybetmeyi çogu zaman zorunlu kılar yada dayatır. denge: ben de çözüme yönelik bişeyler yazıp bitereyim. şimdi eğer gerçekten birarada yaşamı savunuyorsak hepimize düşen vazifeler var. devlete düşen, topluma düşen ve bireysel olarak bize düşen vazifeler. şimdi yönetime düşen şu bence ezenle ezilenin koşullar değişmeden birarada yaşamaya devam etmesi savunabilir birşey değildir. önce haklı talepler karşılanmalıdır. aksi halde birarada yaşam sadece ütopya olur. topluma düşenlere gelince *çoğulculuğu benimsemek ve farklılıklara saygı duymayı öğrenmek. *hoşgörü ortamını bir boyun eğiş olarak değil, kendimize olan güvenimizin bir dışa vurumu olarak görmeye çalışmak *sık sık toplumun farklı kesimleriyle ortak yaşam alanlarında buluşmak, birbirimizi tanımamızı sağlayacak ortamları artırmak. bu anlamda ben sıfır felsefesinin gerçekten birarada yaşam için önemli bir katkı olduğunu da hatırlatmak istiyorum. bireysel olarak -ben bir anne olarak mesela- çocuklarımızı büyütürken farklılıklarımızın çok yüzeysel olduğunu ve fikirkerden önce "insan" ı sevebilmeyi öğretmetmeye çalışmak gibi erdemli duruşları öğretmek olabilir. kiya : once torq' un sozlerinden baslamak istiyorum. bana gore demokrasi tirnak icinde bir kavramdir. bugun demokratik gorunen ulkelerin hangisine bakarsaniz, bir yerleri somurerek o altyapiyi surdurduklerini gorebilirsiniz. eee, ben de asya nin afrika nin zenginligini ele gecirirsem kurtlerle birarada yasarim. iki bana, bir kurtlere, oyle degil mi? bir bile yeter bana gerekirse.. o zaman da birarada yasamak icin "somurgeci" olmak gerekliligi ortaya cikar. deniz in sozlerine de soyle bir itiraz olacak. insan toplumundaki farkliligi (ozgunlugu) yaratan devletler degildir. cografyadir bu farkliligi yaratan, bugun orta anadolu yasayisimizla ege yasantimiz, turkulerimiz bir mi? devletler olmadiginda, insan toplumunun tek kulturlu olacagi bir safsatadan baska bir sey degildir. (benbir arada yaşamın sağlanma şartlarından bahsetmiştim). ruler in sozlerine ise daha kapsamli bir acilim getirecegim: bizim zamanimizda yoktu, simdilerde beslenme cantasi veriyorlar cocuklara okula giderken. eger hergun bulgur pilavi koyarsaniz o cantaya, o cocuk siser, gelecegin seker hastasi olur. her gun meyve koyarsaniz, vitamin alir ama karni doymaz, okul kantininden abur cubura dadanir. insan toplumunun da temel sorunu budur, ne yazik ki beslenme cantamiza irkciligi koyuyorlar en bastan topluluk olmayi, yeri geldiginde kurt olmayi da. boyle olunca da herkes kendisini ifade edebilmenin yolunun "aidiyet" ten gectigini saniyor. aidiyet ise digerlerine karsi bir bicimlenise donusuyor, sonra, birarada yasamak zorlasiyor giderek. ulkemiz ozeline gelirsek, bu "birarada yasamak" kavrami son derece ikiyuzlu bir bicimde ortaya atiliyor bana kalirsa. simdi, koca karisini dovuyor, kazandiklarini kumarda harcayip sefil birakiyor ailesini, kadin bosanmak isteyince de "tamam bosanalim da, birarada yasamaya devam edelim" diyor. eh, pek guzel, yillar once neredeydin diye soruyorlar boyle olunca adama da, vatana, millete sorulamiyor iste. sonuc olarak, konu uzerine diyeceklerim: birarada yasamak zorunda degiliz. dahasi "birarada yasamak" birade sorunu degildir. birarada yasamak icin bunun bir altyapisi, (ekonomik, kulturel, demografik vs.) gereklidir. bir irade belki ortaya konulabilir, ancak gerekli altyapiyi hazirlamak epey bir zaman istemektedir ki, sanirim cografyanin bu zamana tahammulu yok! Sapiens: sınırlarını kim belirleyecek bu bir arada yaşmanın. tahammül eden hep benmi olacağım yani. birlikte yaşama durumunda birlikte yaşamı savunan var mı ? benden başka? bu birlikte yaşmanın sınırları belli mi hangi koşullarda birlikte yaşayacağız ? torq: bir arada yaşam bir zorunluluk değilse diye başlayan bir cümle kurduğumuzda her şey çok kolay oluyor gibi görünse de böyle bir durum hiç olmuyor aslında. örneğin türbanlılar bir yere, aleviler bir başka yere, kürtler bir başka yere doldurulsa, etraflarına surlar çevrilse böyle bir durum söz konusu olabilirdi ama hiç öyle olmuyor. Diyarbakırda doğup hiç türkçe bilmeyen biri İstanbul a gelip para sahibi oluyor ve kentleşiyor. Dilini, aidiyet duygusunu, dinini dönüştürerek modernleşiyor. Artık o eski adam olmaktan çıkmıştır ama istanbulda doğmuş biri gibi de değildir. yine aynı şekilde çok tutucu bir ailenin başörtülü kızı bir kente gelip orada başka bir çevrede kendisini değiştirip başını açabilir, dinsel dogmalardan kurtulabilir. bu durumda toplumun içindeki kavramların birbirine girmesi nedeniyle bir arada olma zorunluluğu doğar yani komşunuz sizin tam tersi yaşamı savunuyor ve sizinle aynı apartmanda yaşıyor olabilir. Bu durumda sitenin koşullarına uyarak birlikte yaşamayı öğrenmek zorunda kalırsınız. Demokrasilerin özelliği, kişilerin düşüncelerini açıklama fırsatı vermeleridir. Zaten başka da bir özelliği olduğu pek söylenemez ama bu çok önemlidir çünkü böylece karşımızdakini dinleme, sözünü kesmeden konuşma, düşman gördüğümüz kişiye empatiyle yaklaşma alışkanlığını ediniriz. Kaldı ki demokrasi (kiya sözüm sana) bir sömürüsüz düzen değildir. Zaten sömürünün olmadığı yerde insan da bitmiş demektir, her sistem ve düzende sömürü vardır, bir anlamda düzen de böyle çalışır ama bu başka bir tarşıtma konusunu oluşturuyor. Son olarak, demek istediğim, korkularımızla yüzleşmek, başkasının ne dediğini dinlemek, yoksaymadan, böcek gibi görmeden O'nu/Onları kabullenmek bir arada yaşamanın olmazsa olmazlarıdır. Önce bunları öğrenmeye çalışacağız, yok etmeye çalışırsak yok oluruz diye düşünerek kendimizi başkalarına öldürtmemeyi seçeceğiz. Ruler of the Ruins: Gruplaşmak birarada yaşamanın sonucudur, populasyon sadece kürtlerden, alevilerden vs oluşsa da bölünmeler başka nedenlerden şüphesiz olacaktır, garip olan gruplaşma degildir garip olan grupların birlikte yaşayamamasıdır, ki bizde bunu tartıştık.. deniz: ben devletin kültürleri faklılaştırma rolüolmasından bahsemtedim. devletin birarada yaşamı engellem ve oluşturma niteliğinden bahsettim. mesela denge ninde dediği gibi SIFIR da birarada yaşama örneği yaratmaya çalışıyoruz. bunu yaparken ortada mümkün olduğuınca bir otorite olmamasına dikkat ediyoruz. çünkü otorite olduğunda bir misyonu olur. talepleri ve çıkarları olur. devletin de benzer şekilde herekese yaşama imkanı yaratması ve bir birine üstünlük kurmasına engel olması gerekiyor. ezmeye çalışan bir taraf olduğunda olaya müdahil olması gerekiyor. buyüzden bir üst merci olmadan birarada yaşama şartlarını yaratmak tek taraflı olarak pek mümkün değildir. konuşamalarda geçtiği şekliyle biz istesek de istemesek de ortak coğrafyayı paylaştığmız insanlarla birarada yaşama alanlarımız oluyor. bu durumda ya çatışmayuı seçemeliyiz. yada birarada yaşama imkanları aramalıyız. bir üçüncü seçenek yoktur. bir arada yaşamanın zaruret olduğu durumlarda bunu becerebilme yetisini geliştirmemiz lazım. diğer taraftan bunu bize katacağı artıları da gözardı etmemeliyiz. |
||