|
||
| Mazin HASAN 30 Mayıs 2006 Irak’ın işgalinden sonra İran’ın bu ülkedeki rolü tartışılan konulardan biri haline geldi. Mevcut durumda İran’ı, Irak’ta ABD’den sonraki “ikinci işgal gücü” şeklinde nitelendirmek mümkündür. İran’ın Irak’ta oynadığı rolün anlaşılabilmesi için, İran’ın Irak’taki hedeflerini tespit etmek gerekir: Öncelikle İran, Irak’ı Şii dünyasının liderliğini üstlenme amacının ilk adımı olarak görmektedir. Irak, İran için doğal stratejik derinlik sayılmaktadır. Çünkü İran’a karşı mühtemel her türlü saldırı ya da rejimin değiştirilmesi girişimlerine karşı ilk savunma hattı konumundadır. Ayrıca İran, Irak’ı nükleer projesi çerçevesinde uluslararası pazarlıklarda baskı unsuru olarak kullanmayı hedeflemektedir. Bağdat’ın düşmesinden sonra İran’ın Irak politikasını, Iraklı Şiileri çevrelemek ve ABD ile işbirliği yapmak şeklinde iki eksende değerlendirmek mümkündür. İran, Iraklı Şiilerin önde gelen isim ve güçleri ile bunların rakibi diğer Şiileri de kontrol etmeye çalışmaktadır. İslami Devrim Yüksek Konseyi (İDYK), Muktada El-Sadır ve Dava Partisi gibi Iraklı Şiilerin etkili parti ve hareketleri İran ile yakın ilişki içindedir. İran, diğer küçük Şii güçleri de kendi kontrolüne almaya çalışarak, siyasi arenada herhangi bir Şii başarısından faydalanmaya çalışmaktadır. İkinci eksen, (ABD’nin yeşil ışığı doğrultusunda) İran istihbaratının Irak topraklarında varlık göstererek, stratejisinin gerçekleşmesini sağlamaktır. Yönetimin Iraklılara devredilmesinden sonra Irak devlet organlarında İran’ın etkisinin inkâr edilmesi mümkün değildir. Yoksullara yardım, gıda malzemesinin dağıtılması, kutsal mekanlara ziyaretlerin düzenlenmesi amacı altında 20’ye yakın istihbarat bürosunun bulunduğu sıkça dile getirilen bir olgudur. Irak istihbarat başkanı Muhammet El Şhwani, İran istihbaratının izin vermemesi nedeniyle güney illerinde Irak istihbaratına ait büro açmakta başarısız olduklarını bildirmiştir. Son günlerde El Şhwani, İran’ın yönettiği beş ruhsatsız radyonun Bağdat’ta yayın yaptığını dile getirmiştir. İşgalden sonra açılan El Feyha, El Furat ve El Enwar gibi bir çok tv kanalı ve gazete, İran tarafından finanse edilmektedir. İşgalden sonraki gelişmeler, İran’ın Irak’ın sosyal ve siyasal yaşamındaki rolünü ortaya koyan bir çok gösterge içermektedir. Geçici Irak hükümetindeki İran destekli İDYK’nin lideri El Hakim, İran-Irak Savaşı’ndan dolayı İran’a tazminat verilmesini istemiştir. Hükümetin kurulmasından hemen sonra söz konusu isteği kararlaştırılmıştır. İran, yaklaşık 100 milyar dolarlık tazminat talep etmektedir. Anayasanın hazırlanması sürecinde, İran destekli Şii gruplar, Irak’ta Fars etniğinin de bulunduğunun anayasaya yerleştirilmesine çalışmışlardır. Ancak bu talep, gördüğü şiddetli tepkiler nedeniyle sonuçsuz kalmıştır. Ayrıca, Şii bölgelerin inşa edilmesini isteyen gruplar, yine İran destekli Şiilerdir. Öte yandan, İran’da sığınmacı Iraklıların İranlı kadınlarla evlenmesinin yasaklanması, Iraklı mültecilerin çalışma izni alamaması ve mültecilerin emlak satın alma hakkının yasaklanması düşündürücü olaylardır. İran-ABD İşbirliği mi ? İran ile ABD ilişkileri takip edildiğinde iki ülkenin uzlaşmasının mümkün olmadığı bir görüntü ortaya çıkacaktır. Bu tespitin doğruluk payı olmasına rağmen, Irak konusunda İran-ABD işbirliğinden söz etmek mümkündür. Son yıllardaki İran-ABD işbirliğinin bir örneği Afganistan konusunda ortaya çıkmıştır. ABD, Irak rejimini devirerek, İran’ın bölgedeki en büyük rakibini bertaraf etmiştir. Irak rejiminin devrilmesi konusunda iki ülkenin çıkarları kesişmiştir. İran, ABD’nin Irak’ı işgal etme çabalarına destek vermek amacıyla Şii müttefiklerini örgütlemiştir. Irak’ın işgali sırasında yaklaşık 1.500 km.lik sınır serbest bırakılmış ve Irak, İran için açık bir alan haline gelmiştir. Irak Ordusu’nun yetkililerine göre, savaşın ilk günlerinde Şattul-Arap’taki Irak kuvvetleri ABD değil, İran kuvvetleri tarafından yok edilmiştir. İran’ın Irak’taki çıkarları ve bu doğrultudaki faaliyetleri gizlenen bir şey değildir. Buna rağmen, işgalin ilk dönemlerinde ABD’nin baskısı İran üzerine değil, daha ziyade Suriye’nin üzerinde yoğunlaşmıştır. Irak konusunda İran’ın ABD ile işbirliği stratejisini şu şekilde özetlemek mümkündür: ABD Irak’ı işgal etmesi nedeniyle zor duruma düştüğü takdirde, İran yanlısı ve İranlı Şiiler’e ihtiyacı artacaktır. İşgal nedeniyle Şiilerin ayaklanması gerçekleşirse, yine zor duruma düşecek olan ABD’nin çekilmesinden önce Irak’taki Şii nüfuzu yükselecektir. Öte yandan Irak konusunda ABD’nin İran ile işbirliği, ABD’ye, bölgedeki hedeflerine ulaşmasını sağlamak için bir köprü olmaktadır. ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesi çerçevesinde mezhep ayrımı üzerine politika izlediği görülmektedir. Irak’ta cereyan eden olaylar bunun en bariz göstergesidir. Bölge ülkelerinin içinde çatlakların gerçekleştirilmesi, ABD’nin bölge ülkeleri ile ilgili planlarını kolaylaştıracaktır. Suudi Arabistan, Kuveyt, Ürdün ve diğer Körfez ülkelerinin endişeleri bundan kaynaklanmaktadır. ABD’nin, bu amacına ulaşabilmek için Şii İran’ı köprü olarak kullanmayı seçtiği söylenebilir. ABD’nin, nükleer projesi dışında İran’a baskı uygulamadığı görülmektedir. ABD, İran rejimine muhalefet yapan Halkın Mücahitleri Örgütü’ne olumsuz tavır gösterirken, Irak’taki İran uzantısı sayılabilecek bazı Şii güçlerle ittifak içindedir. ABD’nin, kendisiyle yakın ilişkilere sahip Birleşik Arap Emirlikleri ile İran arasındaki üç ada anlaşmazlığı konusundaki sessizliği de dikkat çekicidir. Sonuç olarak İran Dışişleri Bakanı’nın Irak ziyareti (26 Mayıs 2006) dikkatleri çeken bir olaya sahne oldu. Sünni Tevafuk Cephesi’nin başkanı El Duleymi, Dışişleri Bakanı ile yaptığı basın toplantısında, bakanın ziyareti nedeniyle kendilerine (Sünnilere) bir hediyenin verilmesini ve dolayısıyla 1000 Iraklı tutuklunun serbest bırakılmasını istedi. Bu noktada, İranlı bakanın Irak’ın içişi olan bu konu ile ilişkisinin ne olduğu sorusu akla gelmektedir. El Duleymi, Irak hükümetinin kararlarının İran’ın elinde olduğunu ima etmek istemiş olabilir mi? http://www.avsam.org/tr/yazigoster.asp?ID=1020&kat1=30&kat2= |
||