|
*
http://www.radikal.com.tr/veriler/2006/04/23/barak.gif
Seçim barajı düşmeli: Egemenlik zedeleniyor
Altan Öymen
23/04/2006
Bugün 23 Nisan... Çocuk Bayramı... Tüm çocuklarımıza kutlu olsun. Bugün aynı zamanda da, ulusal egemenlik bayramı. Tüm ulusumuza kutlu olsun. Bu yazıda 'Ulusal Egemenlik'le ilgili bir soruna yeniden değineceğim. 'Yüzde 10'luk baraj' sorununa... Bu konuyu çok yazdım. Başkaları da yazdı. O 'baraj'ın, 'ulusal egemenlik' ilkesinin gerçekleşmesini önemli ölçüde zedelediği meydanda... 2002'deki genel seçimlerde, o 'baraj' yüzünden oyların yaklaşık yüzde 45'i boşa gitti. Üstelik, o boşa giden oyların bir bölümü, birçok halde seçmenin oy verdiği partinin tam tersine politikalar izleyen partilere gitti. Ayrıca: "Oy versem boşa gidecek" diye sandığa gitmemeyi yeğleyen birçok seçmen var. Bütün bunlar bir araya gelince, ortaya çıkan durum, ne demokrasinin mantığına uyuyor, ne de Anayasamızdaki 'temsilde adalet' ilkesine... Böyle bir 'demokratik seçim' nerede var?.. Girmek istediğimiz AB ülkelerinden hiçbirinde olmadığı, yukarıdaki tabloda görülüyor. Tabii, ülkeler arasında seçim sisteminin esası ve ayrıntıları açısından farklar var. İngiltere'de dar bölgeli çoğunluk sistemi, Fransa'da iki turlu sistem, Almanya'da -hem dar bölgeyi hem nisbi temsili içeren -ikili sistem gibi... Gerçi hepsinde zaman zaman 'temsilde adalet'e uygunluğu tartışılan sonuçlar çıkabiliyor. Ama, bunların hiçbirinde, yüzde 10'a kadar yükselen ve seçmenlerin yüzde 45'lik oyunu safdışı edebilen bir genel baraj yok. Tabloda görülüyor, bazısı baraja hiç gerek görmemiş. Bazısı yüzde 2'lik, yüzde 3'lük barajlarla yetinmiş. Bazısı yüzde 4'e, yüzde 5'e çıkmış. Ama o yüzde 4'lük, yüzde 5'lik ülkelerin bazısı da, onu başka şekillerde yumuşatmış. Özetle: Hiçbirinde, ne bizdeki kadar yüksek ve katı bir genel baraj var, ne de, yüzde 5'ten yüzde 10'a kadar yükselen bir oranda oy aldıkları halde, Meclis dışında kalan partiler var...
'Liderlerden niçin ses çıkmıyor?..' Bunları tekrar tekrar yazıyorum. Zaman zaman başkaları da yazıyor ve söylüyor. Ama benim hayret ettiğim şey şu: Bu sorunla en başta ilgilenmesi gereken parti liderlerinden bu konuda hiç ses çıkmıyor. Gazeteci arkadaşlarımız da, herhalde artık bıktılar. Liderlere bu konuda soru sormuyorlar. Ben merak ediyorum ne düşündüklerini... Bazı partiler, ülkemizin geçmiş siyasi hayatında önemli roller üstlendikleri, hükümetler kurdukları halde Meclis dışında kaldılar. Bazıları, o duruma gelecekte de düşebilirler... O partilerin liderlerinin bunu, hem kendi ilkelerini, yandaşlarını, hem de ülkenin demokratik ihtiyaçlarını göz önünde tutarak, dile getirmeleri gerekmez mi? Bu yüzde 10'luk 'baraj'ın indirilmesi gerektiğini belirtmeleri?.. Üstelik bu, bazı partilerimizin şu sırada izledikleri güncel politikaların da gereği. Örnek: Bazı partiler erken seçime gidilmesini istiyor. Gerekçeleri özetle şu: "Bu defaki Cumhurbaşkanlığı seçimi çok önemli bir seçimdir. Çünkü iktidardaki parti, Meclis'teki bugünkü orantısız ve adaletsiz gücüne dayanarak, devletin yapısını kendi partisel eğilimlerine göre değiştirme eğilimindedir. O gücü kullanarak, devletin en yüce mevkiini de bir kadrolaşma konusu yapıp, kendi safları içine alırsa, çok sakıncalı bir durum ortaya çıkar. Anayasa Mahkemesi ve diğer yargı organları dahil, devlet denetim mekanizmalarını kendi kontrolü altına alabilir. Bunun önüne geçilmesi, Cumhurbaşkanı seçiminden önce, erken seçim yapılmasıyla mümkündür." Bu görüşe hak verirsiniz, vermezsiniz... Ama bazı partiler bu yüzden erken seçim istiyorsa, onun muhtemel sonuçlarını da hesaplamalıdır.
Erken seçime gidilirse... Kamuoyu araştırmaları, iktidardaki partinin 2002'deki gücünü biraz kaybetmiş olsa bile, oylarının gene de yüzde 30'a yakın olacağını öne sürüyor. Öteki partiler arasında ise, gene anketlere göre henüz yüzde 20'lik oy düzeyine yaklaşmış olanı görünmüyor. Ne olacak? Ya bugünkü baraj sistemiyle, bugün yapılacak bir erken seçimde, 2002'deki genel seçim sonucunun bir benzeri çıkarsa? Gene, aldığı oy oranının çok üstünde bir oranla Meclis'e girip, istediği yasayı, 'virgülüne dokunulması'na bile izin vermeden- çıkarabilen ve Meclis içinde girdiği her seçimi kazanan bir parti olur bugünkü iktidar partisi... Tabii, Cumhurbaşkanı'nı seçerken de ne kimseyle uzlaşma arar, ne de kimseye danışır?.. Buna 'iktidar partisi'nin genel başkanı karar verir, ya kendini seçtirir, yada aynı amacı güdecek bir yakın arkadaşını... Yani, bugünkü durum, bir erken seçimle değişmez, bugünkü iktidarın oyu biraz düşse bile... Çünkü, yüzde 10 barajının altında kalacak partilerin oyları, gene onun hesabına yazılır... Onu, Anayasa'yı değiştirecek çoğunluğa ulaştırmasa bile, mutlak çoğunluğu kazanacak hale getirir. Üstelik artık, şunu da söylemesine imkân verir: "Ben milletin oyuyla güven tazeledim. Bana hangi gerekçeyle itiraz edebilirsiniz?.." 2002 seçimini bir kere daha hatırlayalım:
Eğer 'genel baraj' o seçimde, bugünkü gibi 'yüzde 10' kalmasaydı... AB'ye üye ve aday ülkelerdeki en yüksek oran olan yüzde 5'e indirilmiş olsaydı... Bugünkü Meclis'teki dengeler çok daha adaletli ve güven verici olmaz mıydı?
TESAV'a göre 550 üyeli Meclis'teki milletvekili sayıları şöyle olurdu:
AKP:266, CHP:117, DTP:53, DYP:44, MHP:34, GP:28, ANAP: 8
AKP, yüzde 34.4 oyla, şimdiki gibi yüzde 66 değil, yüzde 48.4 oranında milletvekili çıkarmış olurdu. Meclisteki oranı, aldığı oya göre gene yüksek olurdu ama, şimdiki kadar orantısız bir durum ortaya çıkmazdı. AKP, Bağımsızlar'la veya, Meclis'e girecek diğer partilerden biriyle anlaşıp, istikrarlı bir hükümet kurmayı gene başarırdı. Fakat, Cumhurbaşkanı'nı tek başına seçecek oyu olmazdı. Meclis içinde bir uzlaşma araması gerekirdi. Yani: Hem Meclis'in, seçmen iradesini büyük ölçüde yansıtan bir yapısı olurdu, hem de o 'istikrar'ın, hesapsız, adaletsiz, yanlış ve sakıncalı şekilde kullanılması ihtimali azalırdı. * * * O halde, bu 'yüzde 10' konusunu hâlâ görmezlikten gelmek neden? 'DTP Meclis'e girerse' kaygısına takılıp kalmaktan mı? Ama o girmesin diye 60 yıllık bir geleneğin partisi olan DYP de Meclis'e giremedi. Rahmetli Özal'ın Anavatan Partisi de... Meclis içinde, Meclis dışındaki durumundan çok daha sorumlu davranan MHP de giremedi?.. Onlar veya onlardan bazıları gene giremezlerse, iyi mi olacak? Kaldı ki, onlarla birlikte DTP de girse ne olacak?.. Adına ne derseniz deyin 'Güneydoğu sorunu' veya 'Kürt sorunu'nun bir çözüm yoluna sokulması, şimdikinden daha mı zor olacak? Hiç sanmıyoruz. Demokrasinin gücü, sorunların, sorumlular arasında konuşulabilmesinde ve onlara birlikte çözüm aranabilmesindedir. Denilebilir ki, efendim, onlar (HEP'liler), bir ara SHP'yle işbirliği halinde Meclis'e girmişlerdi. O deneme başarılı olamadı. Partileri kapatıldı. Milletvekilleri hapse girdi. Peki, bir deneme başarılı sonuç vermezse, bir daha hiç vermeyecek mi demektir? Eğer öyle düşünülseydi, bugünkü partilerin çoğunu Meclis dışında tutmanın yollarını aramak gerekirdi. CHP'den, DYP'ye, DSP'den, MHP'ye kadar hepsinin liderleri o şekilde bu şekilde hapis yatmışlardır. Partileri kapatılmış, sonunda ya eski isimleriyle, ya yenisiyle yeniden açılmıştır. Ya bugünün iktidar partisi AKP... Bu konudaki rekor hâlâ ona aittir. Onu denemeye hale devam ediyoruz. Demokraside başka çare var mı? Demokratik ilkeleri eğip bükmeksizin uygulamaktan başka?..
|